Denizcilik Terimlerinin Kullanımı

Ustam Rüzgâr… Ya Çevirmenim?

Ustam Rüzgâr, Richard Bode, çev. Suğra Öncü, Galata Yayıncılık, 2003.

Ustam Rüzgâr ele aldığı temayı hayatın tüm alanına yaymaya çalışan, onun rehberliğini esas aldığımızda, izlediğimizde hayatta ne kadar başarılı olabileceğimizi anlatan kişisel gelişim kitaplarından biri. Galata Yayıncılık’tan çıkan kitabı Suğra Öncü çevirmiş. Orijinal adı ‘ilk işin küçük bir sandalda kürek çekmeyi öğrenmek olsun’ olan ve on üç dile çevrilen kitap, denizcilikle ilgili teması nedeniyle yurdumuzda özellikle  amatör denizciler  arasında oldukça ilgi görmüş bir otobiyografik eser. Richard Bode rüzgâr, tekne , insan ilişkisinden yola çıkarak, doğaya ve aerodinamik kurallarına sadık kalırsak, uyum gösterirsek nasıl başarılı olabileceğimizin, tekneyi (hayatımızı) nasıl yönlendirebileceğimizin öyküsünü anlatıyor. Yelken dergilerinde “denizle ve hayatla ilgili olan herkesin ilgisini çekecek bir eser” (Can Tokman, Yelken Dünyası, Ekim 2003), denizcilik sitelerinde,  “her denizcinin mutlaka, her insanın da denizciyi, yelkenciyi anlayabilmesi için okuması gereken bir kitap Ustam Rüzgâr”(Ahmet Davran, DSTİ, Kasım 2003) diye övgüyle söz edilen kitabın yazarı  Richard Bode iletmek istediği hayat felsefesini ilk gençliğinde öğrendiği denizcilik ve yelkencilik deneyimleri aracılığıyla okura aktarıyor. Doğal olarak ve sıklıkla denizcilik, yelkencilik  terimleri kullanan Bode, vermek istediği detayları, vurguları, nüansları bu dille anlatıyor. Dolayısıyla anlatımda denizcilik dili ve terimleri önem kazanıyor. Ancak çevirmenin denizcilikten ve özel olarak yelken seyrinden anlamaması, konuya vakıf ol(a)maması  yüzünden ciddi yanlışlarla dolu çeviride bu ayrıntılar kaybolup gidiyor. Yazarın kullandığı bir ana , bir ön yelkeni olan tek direkli tekne çeviri boyunca başkalaşıma uğrayarak kimi zaman çift direkli, kimi zaman dört köşe ön yelkenli, kimi zaman seren armalı, kimi zaman civadralı (bastonlu), kimi zaman filikalı olabiliyor. Kitapta denizciliğe ilişkin en sıradan kullanımlar bile yanlış çevrilmiş. Örneğin teknelerin altına sürülen zehirli boyaya “kir tutmayan boya” denmiş. Ayrıca çevirmen ya da editörce okuyucuyu aydınlatmak için yapılan aşağıda örneklerini verdiğim dipnot açıklamalarının birçoğu terimi anlaşılır kılmaktan ziyade çevirinin vehametini arttırıyor, konuyu iyice anlamsızlaştırıyor. Oysa bu açıklamalar olmaksızın  metnin –özellikle detaylarının, esprilerinin- anlaşılması güç. Tıpkı yabancı bir dilin sözlüğü gibi denizcilerin de sözlükleri vardır. Denizcilikte, özellikle de yelkencilikte tarif edilerek yaptırılacak bir işe zaman olmaması nedeniyle terimler  işin yapılması için gerekli süreyi azaltmayı ve anlaşılmayı amaçlar. Terimler anlaşılmaz, dert anlatamaz hale gelirse iş de yapılamaz.

Bu yazı sadece çevirideki denizcilik terimlerinin eleştirisi ile sınırlı, Bode’nin aktarmak istediği hayat deneyimlerinin ve denizcilik terimleri dışındaki çevirinin eleştirisini içermiyor.

Terimlerin Kullanımı

Terimlerin kullanımında kitap boyunca yanlışlıkların yanı sıra özensizlik ve tutarsızlık da hakim.Yanlış kullanılan bir terim sayfalar sonra doğru olarak kullanılabildiği gibi birçok yerde de tersi söz konusu.Yani doğru kullanılan bir terim ilerleyen sayfalarda yanlış kullanılabiliyor. Aynı terim farklı farklı çevrilebiliyor.Örneğin 57. sayfaya kadar birçok kez  kaptan köşkü olarak çevrilen havuzluk (cockpit) bu sayfadan sonra doğru bir şekilde üstelik de dipnotla açıklanarak kullanılmış. Oysa kaptan köşkü, kitapta sözü edilen üç kişi tarafından karaya çekilebilen küçük teknelerde değil gemilerde olur.Doğrusu tek direkli yelkenli (slop/slup veya şalupa) olan “sloop” karşılığı olarak “yelkenli”, “kotra”, “tekne”, “gemi”, “tek direkli yelkenli” kullanılmış. Üç kişinin karaya çekebildiği bir tekneye gemi denmesi yadırgatıcı. Bir başka örnek de yeke:Dümeni daha doğrusu dümen palasını/yelpazeyi kontrol etmeye yarayan, dümene takılan kol veya çubuk olan yeke kitabın başında ve birçok yerde dümen olarak çevrilerek böyle bir kitap için çok önemli olan bir fark yok sayılmış. Dümen palasının yeke veya dümen dolabı (dümen simidi) ile kontrol edilmesi oldukça farklıdır. Yekeli dümen çok hassastır, dümen düzeltmelerine bire bir cevap verdiği gibi dümen palasındaki zorlamalar hemen hissedilir. Yekeyle  dolap dümen karıştırılınca yazarın kitap boyunca kimi zaman  bu hassasiyete yaptığı göndermeler anlamını yitiriyor. Daha da ötesi dümen palasını kontrol eden yekenin boyunun kısaltılmasının anlatıldığı bölüm   “dümenimi tam ortadan ikiye ayırdı” diye çevrilince metin de anlamsızlaşıyor. Dümeni parçalanmış bir tekne seyre devam edebiliyor ! Veya “hava yekesi” (weather helm) gibi absürt bir terim türetilebiliyor.

Vurguların Kaybolması

Yukarıdaki örnekte olduğu gibi yanlış çevrilen birçok terim verilmek istenen ince detayları, vurguları da  yok ediyor.Örneğin dokuzuncu bölümün başlığı “köre düşmek”(s.64). “Be calmed” karşılığı olarak verilmiş. Kelimenin denizcilikteki tam karşılığı “kapatmada”, yani teknenin birçok nedenden dolayı rüzgârsız kalması. Zaten bu  bölümde sayfalarca  teknenin rüzgârsız kalması anlatılıyor. Rüzgârsız kalırsanız doğal olarak hareket edebilmek için rüzgârı beklemeniz gerekir. Oysa bir denizcilik terimi olan köre düşmek’te ( in irons) rüzgârı beklemeniz gerekmez. Yelkenli bir teknenin manevra sırasında ( ör.tramola)  rüzgârsız bölgeyi (ölü bölge) geçemeyip manevrasını tamamlayamaması “köre düşmek”tir. Yani hatanız sonucu geçici bir rüzgâr “körlüğü” söz konusudur. Rüzgârı beklemezsiniz, karşı bir manevrayla hatanızı giderir ve seyre devam edersiniz.

Kimi dipnotları da açıklamaktan çok espri hakkındaki bilinemezleri  daha da arttırıyor. Örneğin “…Ben delikanlıyken bir denizcinin bir başkasına takacağı en küçültücü ad sayılan ‘iskandilci’ oluşu bile değildi” (s.141) cümlesindeki iskandilci (plumber) için verilen açıklama şöyle: “Denizin derinliğini ölçen alete  iskandil denir. Buna bağlı bir argo sıfat (e.n.)”. Neden küçültücü, argo bir sıfat olduğu hakkında ise açıklama yapılmamış. Elektronik derinlik ölçme sistemleri gelişmeden önce derinlik ölçmek için iskandil kullanıldığında iskandilin ucundaki kurşun ağırlığa(plumb) sürülen don yağı sayesinde demirleme için önemli olan dip yapısı anlaşılmaya çalışılırdı. Bu işle uğraşan gemici de  don yağı sürülmüş kurşuna yapışan her türlü  malzemeye bakarak, elleyerek kaptana bilgi aktarırdı. Kelimenin küçültücü bir sıfat olarak kullanımı muhtemelen yapılan işin pisliğiyle, değersizliğiyle ilgili.

Çevirmen anlayamadığı kimi yerleri de çevirmeden bırakmış, atlamış ya da uydurmuş. Örneğin orijinal metnin 113. sayfasında  yazar perde ipini kullanarak nasıl  izbarço bağı yaptığını anlatıyor. Ama Türkçe metinde (s. 97) böyle bir ifade olmadığı gibi devamındaki sancak bağı (sheet bend) ile ilgili cümle  de çevrilmemiş. Aynı bölümde “nine anlamında, beceriksizce yapılan gevşek düğüm” olarak açıklanan “granny” sonraki sayfalarda da çevrilmeden “granny” olarak kullanılmış. Doğrusu “kocakarı bağı”dır ve dipnotun aksine gevşek değil yapıldığında çözülmesi hayli zor bir bağdır.

Dipnot Yanlışlarına Örnekler

Dipnot açıklamalarındaki yanlışlıklara birkaç örnek verecek olursak: “Ahşap Seren:Ana direğe takılı haç şeklinde sırık”(s.57 ).Doğrusu seren değil bumba (boom) ve haçla filan da ilgisi yok.Ama çevirmen 62.sayfada boom’u doğru olarak bumba diye çevirmiş ve bir de doğru dipnot eklemiş: “Yelkenin alt kısmının bağlandığı kalın sırık”. “Ayıbacağı Açavelası:Teknenin başından ileri uzanan ve üzerine küçük yelken gerilen sırığın iki yanındaki çubuklar”(s.61). Açıklama denizcilik literatürüne şüphesiz yeni bir katkı ama terimle bir ilgisi yok! Kitapta geçen ayıbacağı açavelası (gönderi):rüzgârı arkadan alarak yapılan pupa seyrinde floku(n  ıskotasını/ön yelkeni) anayelkenin tersine doğru açmak için kullanılan kısa çubuk, gönder  olarak açıklanabilirdi.

 Metinde  tek direkli bir tekneden söz edilmesine rağmen “Giz Donanımı: Arka direğinde ek kare yelkeni açmak için bulunulan çubuk”(s.104) olarak açıklanmış. 

“Tek direkli bir ana bir ön yelkeni olan tekne” (s.104) olarak çevrilen, oysa iki ön yelkeni olan kotranın metinle bir ilgisi yok . Metinde sloop’tan yani tek direkli ve bir ön yelkeni olan yelkenliden söz ediliyor.

Temel Terimlerdeki Tutarsızlıklar

Kitap boyunca yelken seyrinin en temel manevraları tramola ve kavança  çok sık kullanılmalarına rağmen çeviride neredeyse bu terimler yok sayılmış, çok sınırlı yerde bu karşılıklarla kullanılmış. Önemli bir yanlış da kimi yerlerde  tramola atmak(etmek) (to tack/ kısaca tramola) ile orsalamanın aynı anlamda kullanılmış olması. Örneğin (I teach them to bring the bow or stern acroos the face of the wind:to tack or jibe./ I tacked, jibed…) “ rüzgâra karşı teknenin başını ya da kıçını çevirmeyi, tramola ve kavançayı öğretiyorum”. “Tramola attım, kavança attım…” yerine “teknenin başını ya da kıçını rüzgâra ters yöne çevirmeyi, orsalamayı öğretiyorum.” “tekneyi orsaladım, kavanço ettim” denilmiş (sayfa 12). Tramola etmek yelkenli bir teknenin rüzgârüstüne doğru manevra yaparak rüzgârı kullandığı tarafı (kontra) değiştirmesidir. Ya da yelkenlinin rüzgâr yönü nedeniyle doğrudan varılamayan bir yere  ulaşabilmek amacıyla rüzgârı bir sancaktan (sağ ) bir iskeleden (sol) kullanarak rüzgârüstüne doğru zikzaklı seyir (volta) yapmasıdır. Orsalamak ise yelkenli teknenin biraz daha rüzgâra doğru dönmesini, dönebilmesini ifade eder. Tramola bir manevra değişikliği iken orsalamak trimde yapılan bir düzeltmedir. Tramolada yelkenli tekne manevra sırasında rüzgârüstüne doğru doksan derece dönüp yelkenlerini ve bumbasını diğer kontraya (tarafa) geçirirken, orsalayan tekne birkaç dereceden başlayarak rüzgârüstüne doğru yapılan dümen müdahaleleriyle rotada kalmayı sürdürür. Yeri gelmişken orsayla ilgili bir yanlış çeviriyi daha vurgulamak gerek.  Dümenin  rüzgârüstüne çekmesini anlatan ve denizcilikteki tam karşılığı “orsaya çekme” (weather helm) olan terim yukarıda da söz ettiğim gibi “hava yekesi” diye çevrilmiş.

Çevirmen kavanço için  de çok açıklayıcı(!) bir dipnot düşmüş: “Yelkeni oradan   oraya geçirmek”. Çok eski metinler hariç yaygın kullanımı kavanço değil kavança’dır. Kavança manevra olarak tramolanın tersi yani teknenin rüzgâraltına doğru dönmek için yaptığı manevradır. Kavança  yerine “geri dönüp…”(s.21) “durmadan rüzgârı arkasına alıp dönerek”(s.55), “serenin yerini değiştirince” (s.57), “rüzgârla gitmek”(s.58), “yön değiştiren yelken”(s.63), “kavanço yapıp”(s.74), “rüzgâraltına dönme manevrası”(s.116), “rüzgâraltına dönmek”(s.120) gibi farklı farklı çeviriler yapılmış. Sayfa 62’deki dipnotta boca etmek karşılığı  olarak “rüzgârı arkaya alıp dönmek” dense de dipnottaki açıklamanın karşılığı boci (boca) tramola, yani kavançanın daha eski kullanımı:orsa tramola etmek, boca tramola etmek…gibi. Oysa metinde ayıbacağı gönderi (önyelkeni yana açmak için kullanılan çubuk) kullanılarak yapılan seyirde dümendeki küçük oynamaların sonuçları anlatılıyor. Ama ne metin içindeki çeviri ne de açıklaması doğru. İstenmeyen kavança yerine “yanlışlıkla kavanço”(s.57), “kazayla yelkenin yer değiştirmesi” kullanılmış. Yukarıda da belirttiğim gibi tramola orsalamak  yerine kullanıldığı gibi tramolalarla ilerlemek yerine “yelkenlerin götürdüğü yönde ilerleyerek”(s.28), “çaprazlama ilerledim”(s.76), tramola ettim yerine “önce rüzgâra karşı sonra rüzgârı yandan alacak biçimde yön değiştirdim” (s.74) kullanılmış. Sayfa 121’de dipnottaki açıklama aslında volta seyri (tramolalarla zikzaklı ilerlemek) karşılığı ama orsa seyrinin açıklaması olarak verilmiş. Tramola manevrasının komutu olan (ready about, hard a lee) “alesta tramola, tramola (veya orsa alabanda) yerine “ hazır ol, dümen rüzgâr altına” denilmiş. (s.125 , 139). Şüphesiz bu ve benzeri bilinmeyen birçok terimin de kısa birer dipnotla açıklanması denizciliğin  ruhuna daha uygun düşerdi.

 Kitap boyunca böylesine keyfi ve hatalı kullanılan tramola ve kavança terimlerinin, iki manevra arasındaki farkın anlatıldığı bir paragrafta  (s.146) doğru kullanılması özensizliğin işareti değil mi? Ya da acaba kitabın kimi bölümlerini başka birisi mi çevirdi sorusunu akla getiriyor.

Hatalı ve Yanlış Çeviri Örnekleri

Kitaptaki hatalı, yanlış çeviriler defalarca tekrarlandığı için teker teker vermek yerine sayfa numarasız örnekleri aktarmak yeter sanırım. Doğru kullanımlarıyla birlikte hatalı ve yanlış çevirileri örnekleyecek olursak (doğru kullanımları italik):

 “Orsaya çekme” “hava yekesi”; “yelkenleri basmak” “yelkenleri kaldırmak”; “teknenin oynaklığı” “teknenin devrilivermesi”; “tek direkli yelkenli” “tek yelkenli bir tekne”; “bumba” “seren”; “salma omurga” “tam omurga”; “sürme salma” “salma omurga”; “vernikli güverte” “açık renk güverte”; “gövde” “yan taraf”; “simetrik balon” “üçgen büyük yarış yelkeni”; “rota tutturmak” “yol tutturmak”; “havuzluk”  “kaptan köşkü”; “ön yelken” “trinketa”; “yeke” “dümen/sopa”; “farş tahtaları” “yer tahtaları”; “ıstralya” “destek”; “gönder” “sırık”;  “miyar güverte” “kaptan köprüsü”; “çatışma rotasında” “çarpışma yönünde”; “küpeşte” “filika küpeştesi”; “ağaç tapa” “tahta tıpa”; “kaplama tahtası” “döşemelik tahta veya kalas”; “demir almak/vira demir” “demiri yukarı çekmek”; “geniş apaz seyri” “apaz seyri”; “voltalar” “bağlar”; “karaya oturmuş” “dibe saplanmış”; “topuk” “kum”; “tekne” “gemi”; “direğin yerini değiştirmek” “direği kaldırmak”; “zehirli boya” “kir tutmayan boya” “denizci tekne” “denize dayanıklı tekne”; “direk eğimi” “direğin dikeye açısı”; “teknenin rotada gezmesi” “teknenin yalpalaması”; “iskotaları boşla(laşka)” “yelkeni dışarı bırak”; “iskotaları kasmak(lava)” “yelken halatını çekebildiği kadar çekmek”; “dingi/patalya” “kayık/sandal”; “Latin arma” “üç köşeli yelken”; “start hattı” “başlangıç çizgisi”; “üçgen rota” “üçgen biçimindeki yarış alanı”; “hasar tespiti” “zarar saptaması”; “dalgalara baş verecek” “dalgalara baş taraftan vuracak”;  olarak çevrilmiş.

 Anlaşılması daha zor terim ve deyimlerle örnekleri çoğaltmak mümkün: örneğin buz gemisi olarak çevrilen “iceboat”(s.15) bir gemi değil, göl, deniz vb. donmuş zeminlerde yelken yapabilen trimaran (üç gövdeli tekne) benzeri  bir yelkenli tekne türü ya da “Latin armalı” olarak çevrilmesi gerekirken  “üç köşeli yelkenli” olarak çevrilen dohalar (s.84) dört köşeli Latin yelken de taşıyabilir. “Çelik destek” olarak çevrilen “ıstralya” (stay) tekneye çakılmaz (s.58) dönger vb. araçlarla mapa, landa gibi tekneye sabitlenmiş parçalara bağlanır, gerilir ve ayarlanır.

Böylesine bir metnin konuya hakim olmadan, ya da uzmanlardan yardım almadan sözlük yardımıyla çevrilmesi zor. Hataların asgari olabilmesi için her şeyden önce biraz denizcilik, yelkencilik bilgisi gerekiyor. Arka kapak yazısındaki “Amerika’da çok satan bu kitabı birkaç kez okumak isteyebilir, her okuyuşta kendinizi sayfalarının derinliklerine daha fazla dalmış bulabilirsiniz” iddiası “olayın denizde geçtiği” böyle bir çeviri karşısında alabora oluyor. Dileğimiz yeni baskılarda metnin elden geçirilmesi ve okurların aradığı kelimeyi kolayca bulabilmesi için   açıklamaların  sayfa altlarına dipnot olarak değil de kitabın başına veya sonuna sözlük olarak konması.

  • Ustam Rüzgâr, Richard Bode, çev. Suğra Öncü, Galata Yayıncılık, İstanbul Temmuz 2003, 1. baskı, 168 sayfa.
  • first you have to row a little boat, Richard Bode, Warner Boks, New York, Haziran 1995, 1.baskı, 210 sayfa.

(Cumhuriyet Kitap Eki / 5 Ağustos 2004 sayı:755)

Similar Posts

  • |

    Gökova Rehberi Hakkında

    Sevgili Deniz Boro’yla Vira Demir hakkında konuşurken, Naviga dergisinin Vira Demir’den alıntılarla hazırladığı ve dergi eki olarak verdiği (2017) Gökova Rehberi’ne bakıp değerlendirme sözü vermiştim, yazı onun e-postası (21 Ağustos 2017).

    (…)

    Naviga dergisi eki olarak verilen Gökova Rehberi‘ne genel olarak baktım ve kabaca gördüklerimi/önerilerimi şöyle sıralayabilirim:

    ●Sadun abinin kullanımları/yazdıkları zorunluluk olmadıkça, keyfi olarak değiştirilmemeli. Örneğin Açıklamalar bölümünde (s.7) Vira Demir’de “çapa” olan terim “çıpa” diye değiştirilmiş ki yanlış hatırlamıyorsam Sadun abi diğer kitaplarında da çapa diye kullandı.

    Yine aynı sayfada yer alan “Fenerlerin son durumu ve koordinatları, yeni konan ve değiştirilen fenerler ‘Askeri Deniz Yasak Sahalar’ ve ‘Dalışa Yasak Sahalar’ SHOD tarafından kontrol edilmiştir.” ifadesi hatalı/sakıncalı bir ifade ve Vira Demir’deki cümleyle ilgisi yok. Özel bir kitaba SHOD böyle bir hizmet vermez/veremez ve böyle bir sorumluluk almaz/alamaz. Bu kitabı yazanlara/hazırlayanlara düşer ki Vira Demir’deki cümle de bunu (hangi kaynakların esas alındığını) anlatır.

    ….

  • Son Emir : “Batırın”

    II. Dünya Savaşı’nda Nazilerin Sovyet donanmasına üstünlük kurmak için kara ve nehir yoluyla binlerce kilometre taşıyarak Baltık Denizi’nden Karadeniz’e getirdiği denizaltılardan üçünün Türkiye sahillerinde mürettebatı tarafından batırılıp, karaya çıkan denizaltı personelinin yakalanması/enterne edilmesi ve yıllar sonra ikisi bulunan batık U-Boot’ların çarpıcı hikâyesi.

    Yıllar geçmesine rağmen kara ve deniz sınırlarımızda gelişen ve ülkemizde devam eden bu ilginç olaylar zinciri, zamanında haber olarak gazetelerde kısmen yer alsa da uzun yıllar yöresel anlatı/söylenti olarak kalır, kamuoyu gündemine gelmediği için ayrıntıları da bilinmez. Bu nedenle konuyla ilgili “kamuoyuna yansıyan” ve farklı okumalar/bilgiler için başvurulabilecek kapsamlı yazıların/haberlerin kronolojisini çevirmen Âli San’la birlikte yazdığımız “Farklı Okumalar İçin Notlar” başlıklı bir giriş yazısıyla kitaba ekledik (s.7-10).

    Sınırlarımıza dayanan II. Dünya Savaşı’nın az bilinen yönlerine/günlerine ışık tutan, ülkemizin o zamanki durumundan kesitler sunan önemli bir kaynak kitap Son Emir: Batırın.

  • 2017 Deniz Kitapları Örnekleri

    İlk baskısı 2017’de yapılan ilgi alanımıza girebilecek denize bulaşmış kitaplardan bakabildiklerimin/okuyabildiklerimin bir listesi var aşağıda. Kitapları konularına göre tasnif etmedim, genel bir durum değerlendirmesi de (ör. neden hiç teknik kitap yok…) yapmadım; yerine fazla ayrıntı (fiyat/sayfa vb.) vermeden notlar/kısa tanıtım/eleştiri yazıları yazdım. Geçtiğimiz yıl basılmış bilinen başka kitaplar varsa bunların da eklenmesi/bilinmesi iyi olur.

    “Savaş olunca ilk ölen gerçektir” ve “ne iyi bir savaş vardır, ne de kötü bir barış” (R. Kipling /B. Franklin). Keyifle kitap okunabilecek/seyir yapılabilecek günler dileğiyle…

  • |

    Çocukların Beyni Çöplük Değil

    Bürokrasinin kamu kaynaklarını heba eden ama hiçbir zaman alabora olmayan zihniyetine güzel bir örnek olan Küçük Denizcinin El Kitabı. Kitapçık 2007’de 600.000 basılıp okullara ve denizcilikle ilgili kulüplere dağıtıldı. Kapakta Denizcilik Müsteşarlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, arka kapakta ise bunlarla birlikte Milli Eğitim Bakanlığı, Deniz Ticaret Odası, İDO, Denizciler Dayanışma Derneği, TURMEPA, Dak-Sar, Denizce amblemi var ama arka kapaktakiler muhtemelen dağıtım ağını genişletmek için eklenmiş/gönüllü katılmış kurumlar. 2016’da WİM/West İstanbul Marina “sosyal sorumluluk projemiz hakkında bilgi” notuyla bölge okullarında aynı kitapçığın İlçe Milli Eğitim ve Kaymakamlık oluruyla bastırılıp dağıtılacağını duyurdu ve dağıttı. Motor Boat dergisi de WİM’in dağıttığı bu kitapçığı dergi eki olarak okuyucularına verdi…
    İzmir DTO/Deniz Ticaret Odası da bu kitapçığın benzeri 34 sayfalık “Ben Denizciyim” kitapçığını bastı. Gazete haberlerine göre üstelik bu kitapçık TED İzmir Koleji ile İzmir DTO arasında imzalanan bir protokolle “Denizci Öğrenci Yetiştirme Projesi (DÖYEP) kapsamında çocuklara rehber kitapçık olarak dağıtıldı.
    İskenderun Ticaret Odası’nın çocuklar için hazırladığı Boyama Kitabı‘nın (2017) künyesi yok, çizeri, hazırlayanı kim belli değil, çizimler özensiz/kötü. Belli ki içeriği düşünüp/tartışıp/konuşmak için zaman harcanmamış.
    Çocukların beyni çöplük değil, nasıl beslerken dikkat edilmesi gerekiyorsa, bir şey hazırlarken de asgari titizlik/özen gösterilmeli.

  • Bahriye Yayınları ve Türk Denizcilik Tarihi (I-II)

    Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde uzun yıllardır yayımlanan ve son yıllarda sayıları giderek artan kitapların, –Hücumbotlar / Türk Donanmasının Mayın Harbi gibi mesleki ağırlıklı olanlar değerlendirme dışı tutularak- “genel bir değerlendirmesini” yapmak istediğimizde; “belirlenmemiş/oturmamış bir yayın politikasının doğurduğu dağınıklık, kitapların çoğunun yeni bilgiler ve belgeler içermemesi, araştırmadan çok derleme veya Deniz Kuvvetleri bünyesinde daha önce yayımlanmış kitaplardaki bilgilerin tekrarına dayanması; ilgili literatürün takip edilmediği izlenimi nedeniyle akademik yönden yetersizliği; sayfa düzeni/baskı kalitesi vb. görsel eksiklikler” ilk olarak gözümüze çarpanlardır. Örneğin denizcilik tarihi için hayli önemli temel kitapların ( Hızır Hayrettin Reis’in, Seydi Ali Reis’in, Piri Reis’in, Katip Çelebi’nin kitapları -gözden geçirilmeyi bekleyen farklı nüshaları- ve Kamus-u Bahri vb…) hiçbirinin bu yayınlar içinde çıkmaması yayın politikası açısından düşündürücü. Seydi Ali Reis’in 16. yüzyılda yazdığı, kimi bölümleri 19. yüzyılda İngilizce Almanca ve İtalyancaya çevrilen ancak hâlâ Türkçeye kazandırılmamış Hint denizlerinin kılavuz kitabı Muhit basılmayı bekliyor… Dünyadaki sayılı örneklerden biri olan Deniz Müzesi’ndeki kadırga hakkında yayımlanmış ciddi hiçbir araştırma yok, Müze kataloğunun kaynakçasında Osmanlı gemileri hakkında yapılmış en ciddi çalışma yer almıyor… vb.

  • ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu’nun Hatalarla Dolu “Yeni” Kitabı…

    ADF’nin yayımladığı Yelkencinin Cep Kitabı’ndaki yanlışları görünce “Amatör Denizci Elkitabı’ndan
    başlayarak kitaplarının oluşmasına ve gelişmesine hayli emek/katkı verdiğim
    ADF Yayınları’nın böylesine sorunlu bir kitap yayımlamasına üzüldüm.” diye başlayan aşağıdaki yazıyı 5 Temmuz 2021’de ADF yetkililerine e-posta ile gönderdim. Yazıda kitabın elden geçirilmesini dileyerek gördüğüm yanlışları/hataları örneklerle açıklamaya çalıştım.

    E-postama herhangi bir cevap alamadım. Ancak Mart 2022’de yapılan ADF Olağan Genel Kurul toplantısı “Faaliyet Raporu”nda 3000 adet basılan “Yelkencinin Cep Kitabı”na “İlginin çok olduğu” kitabın 2. baskısının da yakında yapılacağı bilgisi yer alıyordu (https://www.adf.org.tr/amator-denizcilik-federasyonu-yonetim-kurulu/). Dilerim kitap bu haliyle tekrar basılmaz.