|

Çocukların Beyni Çöplük Değil

Bürokrasinin kamu kaynaklarını heba eden ama hiçbir zaman alabora olmayan zihniyetine güzel bir örnek olan Küçük Denizcinin El Kitabı. Kitapçık 2007’de 600.000 basılıp okullara ve denizcilikle ilgili kulüplere dağıtıldı. Kapakta  Denizcilik Müsteşarlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, arka kapakta ise bunlarla birlikte Milli Eğitim Bakanlığı, Deniz Ticaret Odası, İDO, Denizciler Dayanışma Derneği, TURMEPA, Dak-Sar, Denizce amblemi var ama arka kapaktakiler muhtemelen dağıtım ağını genişletmek için eklenmiş/gönüllü katılmış kurumlar.

Yetmedi, 2016’da WİM/West İstanbul Marina “sosyal sorumluluk projemiz hakkında bilgi” notuyla bölge okullarındaki 245 bin çocuğa aynı kitapçığın (birkaç yeni amblem ilavesiyle…) İlçe Milli Eğitim ve Kaymakamlık oluruyla bastırılıp dağıtılacağını duyurdu ve dağıttı. Motor Boat dergisi de WİM’in dağıttığı bu kitapçığı dergi eki olarak okuyucularına verdi…

İzmir DTO/Deniz Ticaret Odası da bu kitapçığın benzeri (“içerik” olarak da benzeri, bol çaparizli) 34 sayfalık “Ben Denizciyim” kitapçığını bastı. Gazete haberlerine göre üstelik bu kitapçık TED İzmir Koleji ile İzmir DTO arasında imzalanan bir protokolle  “Denizci Öğrenci Yetiştirme Projesi (DÖYEP) kapsamında  çocuklara rehber kitapçık olarak dağıtıldı. Hürriyet Ege, haberi “Denizci Nesil Geliyor” başlığıyla vermişti (Hürriyet Ege, 17 Eylül 2017).

İskenderun Ticaret Odası’nın çocuklar için hazırladığı Boyama Kitabı‘nın (2017) künyesi yok, çizeri, hazırlayanı kim belli değil,  çizimler özensiz/kötü. Belli ki  içeriği  düşünüp/tartışıp/konuşmak için zaman harcanmamış. Üstelik boyama kitaplarının çocuklar için zararlı olduğunu söyleyen uzmanlar/araştırmalar varken Boyama Kitabı 75 bin basılıp/dağıtılmış.

Çocukların beyni çöplük değil, nasıl beslerken dikkat edilmesi gerekiyorsa, bir şey hazırlarken de asgari titizlik/özen gösterilmeli. 

(Ekim 2021)


Buyurun İşte Kara! 

Adı Küçük Denizcinin El Kitabı. İlk sayfalardaki Ulaştırma Bakanı İsmet Yılmaz imzalı yazı kitapçığın amaç ve kapsamını açıklıyor: “Elinizdeki bu kitapçık, Türk denizcilik kültürünün sevgili gençlerimize aktarılması için atılmış bir adımdır.” 1 Temmuz kutlamaları çerçevesinde hazırlanan kitapçığa göz atınca “herhalde baskıda bir hata oldu kitapçığa başka formalar karıştı” diye düşünmeden edemiyor insan. Bakanın yazısının ardından gelen İstanbul Büyükşehir Belediyesi imzalı iki sayfalık yazıyı da katarsak kitapçıkta konuyla ilgili ve derdini anlatabilen, düzgün yazılmış  başka yazı yok gibi.

Denizcilik kültürüyle ilgili ilk ve neredeyse tek yazı (s.19) “Denizde Nezaket” başlığını taşıyor  ama 10 maddelik metnin kimi maddeleri şaka gibi: “Çatışmayı Önleme Kurallarına uymak” (Çatışmayı Önleme Tüzüğü kasdediliyor !), “İşaretlere dikkat etmek” (ne işareti?), “Yasak bölgelere kesinlikle girmemek”(?) çocuklara nezaket kuralı olarak sıralanıyor ve önemli bir nezaket kuralı daha ekleniyor: “Haritadan (deniz haritalarından) bilgi almaya özen göstermeli ve önem vermelisiniz.”

Kes-Yapıştır Yöntemiyle Kitapçık Üretimi

Bu tuhaf  ifadeleri bir yerden hatırladığımı fark ediyorum. Kitapçıkta, yapılan işe ve okura saygının bir göstergesi olan künye yok, kimin hazırladığı yazmıyor. Ancak kapakta Denizcilik Müsteşarlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (kapağa göre esas sorumlu bu iki kurum), arka kapakta ise bunlarla birlikte Milli Eğitim Bakanlığı, Deniz Ticaret Odası, İDO, Denizciler Dayanışma Derneği, TURMEPA, Dak-Sar, Denizce internet sitesinin amblemi var.  Biraz araştırınca kitapçıktaki metinlerin Denizciler Dayanışma Derneği’nin (DDD) hazırladığı bazı broşürlerden (ör. Denizi Öğrenmek İstiyorum 1-2, Deniz… En Güzel Arkadaşınız) aynen ya da kısmen alındığını görüyorum. Örneğin “Denizde Nezaket” başlıklı yazı DDD’nin 10-13 yaşındaki çocuklar için hazırlandığını belirttiği Denizi Öğrenmek İstiyorum 2  broşürünün 10. sayfasından aynen alınmış.

Küçük Denizcinin El Kitabı’ndaki  diğer yazılara ve çizimlere bakınca kitapçığın neredeyse % 90’ının DDD’nin broşürlerinden kes yapıştır yöntemiyle hazırlandığı açıkça görülüyor. Metinlerin benzerliğine birkaç örnek vermek gerekirse: Kitapçık sayfa 6, 7 / Denizi Öğrenmek İstiyorum 2, s.14, 7; Kitapçık sayfa 11,12, 13 / Denizi Öğrenmek İstiyorum 1, s. 4, 5, 6, 7, 11; Kitapçık s.9 / Deniz… En Güzel Arkadaşınız s. 22.

Yüzme Bilmek Şart!

Küçük Denizcinin El Kitabı’nın bir kitapçığın nasıl hazırlanmaması gerektiği konusunda temel bir başvuru kaynağı olacağı kesin. Hazırlanan kitapçığın bakanın önsözünün aksine deniz kültürüyle de bir ilgisi yok. Denizcilikle ilgili kimi kurallar ve teknik bilgiler çocuklara mı, yetişkinlere mi  hitap ettiği belli olmadan eklektik bir biçimde aktarılmış. Pedagojik olarak bakıldığında çoğunlukla yasaklardan, acil durumlardan, emniyet tedbirlerinden, ne yapılması değil ne yapılmaması gerektiğinden söz eden bir kitapçığın denizciliğe katkısının hayli zayıf olacağı açık. Ör. “Yüzmesini Biliyor musunuz” başlığı altında büyük harflerle de vurgu yapılarak akla ziyan şu satırlar yer alıyor: (s. 7) “Denizde herhangi bir tip tekne ile gezmeye çıkacak herkesin yüzme bilmesi veya en azından bu eksikliği giderecek önlemler alması ŞARTTIR.” (Suya girmeyeceksem niye yüzme bileyim diye sormak, ya da bir kitabı Türkçe’ye de çevrilen, dünyanın ünlü yelkencilerinden Dennis Connor’ın yüzme bilmediğini hatırlatmak anlamlı mı bilmiyorum…) “Yüzmeye Giderken” başlığının alt başlığı “Tehlikeyi Belirlemelisiniz”… Bunu da nasıl yapacak 10-13 yaşındaki çocuklar: “Kıyı-plajı kontrol etmeli”, “Ne zaman suya gireceğinizi dikkate almalı.”

Birbiriyle İlgisiz Yazılar

Zaten ifade bozuklukları ile dolu metinler konu bütünlüğü olmadan art arda sıralanınca ortaya saçma sapan, mantık hatalarıyla dolu bir kitapçık çıkıyor. Örneğin birçok yerde başlıkla metin uyuşmuyor: “Yüzmesini Biliyor musunuz” başlığı altında birden denizde canlı kalma eğitimine geçiliyor (s. 7).“Teknelerin Belli Başlı Kısımları Başlığı” yanlış (s. 13), metin  teknenin kısımlarından değil yönlerden söz ediyor. Aynı sayfada metinde seyir fenerleri anlatılıyor ama başlıkla ilgisi yok. Özel teknelere kaptan değil amatör denizci belgesi olan bir reis yeterliyken “Her Tekneye Bir Kaptan” başlığı metinle uyuşmuyor.(s. 16) Sayfa 18’de “Bağların Şekli” başlığı yanlış yerde. Sörften söz ederken “yardım gelene kadar tekneden ayrılmamalı”(s. 25) deniyor.

Öylesine cümleler var ki nereden çıktığı ya da niye böyle dendiği belirsiz. Herhalde kesip yapıştırırken parçaları düşmüş.“Güneydoğu rüzgarının ismine de keşişleme diyoruz. Akılda kolay kalsın diye keşişlerin gittiği yer diye düşünebilirsiniz.” diye yazıyor (s.10) ama niye böyle düşüneceğimiz hakkında en ufak bir ipucu yok. Oysa yaşayan keşişlerden dolayı Uludağ’ın eski adı Keşiş Dağı ve buradan esen rüzgar da keşişleme diye biliniyor.

Yelkenciliği öven satırlardaki abartı dozu metni felsefi değil traji-komik hale getiriyor (Bu iki sayfa da -s.21-22- Yelken Federasyonu’nun (TYF) internet sitesinin, optimist sayfasından olduğu gibi alınmış!).: “Bir yelkenci bir birim zamanda diğer sporculara göre ortalama 300 kat daha fazla karar üretir.” “Özverilidir. Defalarca dünya şampiyonu olur ve bu uğurda devam edemediği okulunu da başarıyla bitirir.” “Belirleyicidir. Tüm bu beceri ve erdemleriyle toplumun değerlerini belirler!..”

Tekne  Boyu Yanlışlar

Küçük Denizcinin El Kitabı denizcilikle ilgili (tüzük, terim, bilgi…) birçok konuda ciddi yanlışlar içeriyor.

Karmaşık ve özellikle benzer anlamlar içeren terimlerin farklarının çocuklara doğru öğretilmesi gerekir. Pruva/Pupa’ya baş/kıç değil (s.13) bunların ötesinde ufuk yönündeki alan demek daha doğrudur.

Aynı sayfada fark yokmuşçasına söz edilen boyu 7 metreden az kürekli/yelkenli ve motorlu teknelerin taşıyacağı fenerlerde Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’ne göre ( madde 23/25)

farklılıklar vardır.

Salma omurgalı diye tanıtılan teknenin (salma omurga sabit olur)  çizimine bakıldığında (s.15) teknenin salmasının sürme salmalı olduğu görünüyor.

 Bağların önem ve öğrenme sırasından vazgeçtik, verilen bilgilerin, çizimlerin çoğu yanlış.

Anele bağı ile balıkçı bağı aynı değildir, farkları vardır. Anele bağı başlığı altında  gösterilen şekil balıkçı bağıyken, yanlış bir şekilde çifte kazık bağı olarak gösterilen çizim anele bağıdır.

Çifte kazık bağının şekli resimlerin alındığı DDD broşürlerinde doğruyken kitapçığa yanlış şekil konmuş (s.18). Daha temel bağlar dururken neye göre bu bağlar tercih edilmiş belli değil.

Seyir tiplerini gösteren şekilde (s.23) hız eğrileri ile en hızlı tekne seyrinin apaz seyri olduğu gösterilmiş. Oysa rüzgarın kemerenin biraz gerisinden geldiği geniş apaza kayan seyir en hızlı seyirdir. Aynı yerde belirtilen seyir açıları ise nereden tutsanız elinizde kalacak derecelerde. Örneğin 60-75 derece dar apaz olarak gösterilmiş. Bu duruma göre 59 derece orsa ya da 76 derece apaz açıları olabilir ki bu bilgilerle bütün yelkencilik kitaplarının yeniden yazılması gerekir.

Resmi adı Rüzgar Sörfü (Windsurf) olan bir sınıf için kullanılanYelken Sörfü başlığı doğru değil.(s.25) 

Kaptan-ı Derya ile bilimadamları söyleşisiyle kurgulanan deniz milinin öyküsü “kaş yapayım derken göz çıkaran” cinsten. Diyalog konuyu iyice anlaşılmaz hale getiriyor. Bir meridyenin bir dakikalık yayının uzunluğuna eşit olan bir denizmili, boylam boyu esas alınarak (dünya çevresiyle yaklaşık aynı değerlerde olsa da) hesaplanmaz.

Teknelere şenlik, ders çıkarmamız beklenen bir öykü de “Fırsatlar mı Doğrular mı” başlığını taşıyor.(s. 29) Kaptan-ı Derya diyaloğu gibi bu öykünün de yazarı belli değil. Ama gölde levrek (!) tutan yazarın dipnotu insanı merakta bırakıyor…: “Bu olay tam otuz dört yıl önce oldu. Bugün o çocuk ülkenin ünlü mimarlarındandır. Babasının küçük evi hala o adadadır…”

Penguenlerin güney kutbunda yaşadıkları belirtiliyor (s.27), oysa güney kutbu, güney yarıkürede yaşayan (Yeni Zelanda dahil) penguenlerin yaşadıkları yerlerden sadece biri.

İşaret sancakları tablosu  sayfası ise tam bir felaket. Hiçbir renk doğru değil. Örneğin mavilerin yerini bordo almış. Bu tabloyu kullanarak işaretleri anlamanız neredeyse imkansız. Çoğu işaretlerin Türkçe karşılıkları eksik ya da yetersiz, kimi kelime karşılıkları yanlış. Bunların tam karşılıkları Deniz Kuvvetleri Komutanlığı yayınlarında var, oradan aktarmak zor bir iş değil ama kitaplar pek sevilmiyor anlaşılan. Örneğin On Dilde Denizcilik Terimleri, Webb-Manton, İletişim Yayınları / A’dan Z’ye Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü, Dear-Kemp, Kropi Yayınları / Deniz Terimleri Sözlüğü, Gürdeniz, DKK Yayınları, gibi binlerce kelimelik sözlükler dururken, daha geniş bilgi için sadece kitabın arka kapağında ismi ve web adresi bulunan, birkaç yüz kelimelik bir sözlüğü olan internet sitesinin adresinin (s.14) verilmesi nasıl bir nesnelliktir?

“Kaynak Kuruluşlar” başlığı altında sıralanan ve telefonları ve web siteleri belirtilen 10 kuruluş arasında (s. 30) Türmepa (doğrusu Turmepa!), Denizciler Dayanışma Derneği, Dak-Sar, Denizce e-dergisi yer alabiliyorken Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü (www.coastalsafety.gov.tr) , Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi (www.shodb.gov.tr) ,  Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV/ www.tudav.org )  sıralamaya dahi girememiş!

Türkçe Çaparizleri

“Fark edilebilmenin en önemli özelliği sizin soğukkanlılığınız olacaktır.” (s.7); “Eğer varsa kurtarma cihazınızı kullanabilirsiniz.” (s.9); “Su altı yapısı değişen teknenin suya direnci artar.” (s. 12) ; “Çılgın bir tekne kullanıcısı olmamalısınız.” (s.19); “Teknenizi beraberinizdeki en yeni/en acemi kişinin niteliklerine göre kullanmaya özen göstermelisiniz.” (s.19) gibi kendi başına bir anlam ifade etmeyen cümleler ya da “balık yuvası kurulması”; “su üstünde sağlıkla kalabilmek”; “sorunsuz solumaya çalışmak”; “kıymetli komşularımız… Alpler, Apeninler”; “gezi yapmak”, “açıklara uzaklaşmak”, “rüzgâraltı=rüzgârın erişemediği bölge”; “makinalarım geri çalışıyor” gibi sakatlanmış kullanımlar kitapçıkta bol bol var.

‘Çordek’, ‘İstrelya’, ‘Korula’, ‘bordo’gibi denizcilikle ilgili yanlış yazılmış kelimeler ya da çözümdür yerine ‘özümdür’, teknik yerine ‘eknik’, karşılaşınca yerine ‘karılaşınca’ gibi gözden kaçmış yazımlar kitapçığın en masum hataları. Başlıklarda onlarca kez  soru sorulmasına rağmen (ör. Tekne Nedir, Rüzgar Nedir…) bir kez bile soru işareti kullanılmamış. (Yazıdaki örnekleri de aynı şekilde aktardım.)

Bitişik yazılması gerekirken ayrı yazılan bilim adamı, el kitabı, su altı gibi kelimelerden biri özensizliği cezalandırmış adeta: “yelkenci…alçak gönüllüdür.”(s.21)

Kitapçıktaki diğer bölümleri de örneğin deniz canlıları, tekne nedir, teknede denge, tekne tipleri… tarayarak yazı başından beri anlatmaya çalıştığım örnekleri artırmak mümkün.

Denizcilik Kültürü: Önce Kürek

Küçük Denizcinin El Kitabı’nın  bir konsepti bulunmadığı için önce kürek çekmenin, sonra yelkenciliğin öğretilmesi gerektiğini; denizciliğin ve yarışçılığın ayrı ayrı alanlar olduğunu; çocukların önce denizciliği öğrenmelerinin önemli olduğunu ve ancak bunlarla denizcilik kültürünün yükselebileceği basamaklardan söz edilebileceğini tartışmak da mümkün olamıyor.

Ne anlattığı, kime anlattığı belli olmayan, muğlak ifadelerle, imla hatalarıyla, mantık hatalarıyla, yanlış bilgilerle, tekrarlarla dolu, itinasız, özensiz kes-yapıştır yöntemiyle hazırlanmış Küçük Denizcinin El Kitabı, ne yazık ki 600.000 basılıp okullara ve denizcilikle ilgili kulüplere dağıtılmış, dağıtılıyor, dağıtılacak. Böylesine bir kitapçık başka bir sürü şeyin adımı olabilir ama “denizcilik kültürünün gençlerimize aktarılması için atılmış bir adım” olamaz. Biz yaptık oldu mantığıyla işin sadece niceliğiyle  ilgilenildiği için gerçekten yazık.

Bu kadar kurum (üstelik de kapaktaki alt başlık olan  “denizci millet, denizci ülke” şiarıyla!) bir araya geldiğinde emek verilmiş, özenilmiş, itinalı bir eser bekliyor insan. Zaten orijinali hayli yetersiz örneklerden kes-yapıştır yöntemiyle kitapçık hazırlamak nasıl bir aklın, nasıl bir organizasyonun ürünüdür, insan merak ediyor.

Böylesine  kötü örnekler (ki giderek de artıyor…) denizciliğe olan ilginin, zenginleşmesine, yaygınlaşmasına,  kalıcı olmasına değil, kalibresi düşük bir denizciliğe doğru yol alınmasına neden oluyor. Geçtiğimiz yılbaşında okuyucularına 24 sayfalık yanlışlarla dolu bir masa takvimi hediye eden bir denizcilik dergimiz olayın üstünü kapatmaya, bir yazarı aracılığıyla sağa sola çamur atmaya çalışmış ama okuyucusuna takvimdeki yanlışları gösteren bir düzelti cetveli bile vermemişti.  Eğer yeterli donanımınız, özgüveniniz varsa yapılan yanlışları gidermek için gerekli çabayı gösterirsiniz. İlgili kurumlardan gecikmeksizin beklenen de budur. Ya da “denizi bitirip”  teknesini karaya oturtan acemi kaptanın dediği gibi ( M. Akif):

…..

Yok canım, der hacı kaptan biriken yolculara,

Su tükenmiş, haberim yok,

Buyurun işte kara!

(Radikal , 26 Ağustos 2007-kısa- / Yacht Türkiye, Ekim 2007 –tamamı-)

Similar Posts

  • Son Emir : “Batırın”

    II. Dünya Savaşı’nda Nazilerin Sovyet donanmasına üstünlük kurmak için kara ve nehir yoluyla binlerce kilometre taşıyarak Baltık Denizi’nden Karadeniz’e getirdiği denizaltılardan üçünün Türkiye sahillerinde mürettebatı tarafından batırılıp, karaya çıkan denizaltı personelinin yakalanması/enterne edilmesi ve yıllar sonra ikisi bulunan batık U-Boot’ların çarpıcı hikâyesi.

    Yıllar geçmesine rağmen kara ve deniz sınırlarımızda gelişen ve ülkemizde devam eden bu ilginç olaylar zinciri, zamanında haber olarak gazetelerde kısmen yer alsa da uzun yıllar yöresel anlatı/söylenti olarak kalır, kamuoyu gündemine gelmediği için ayrıntıları da bilinmez. Bu nedenle konuyla ilgili “kamuoyuna yansıyan” ve farklı okumalar/bilgiler için başvurulabilecek kapsamlı yazıların/haberlerin kronolojisini çevirmen Âli San’la birlikte yazdığımız “Farklı Okumalar İçin Notlar” başlıklı bir giriş yazısıyla kitaba ekledik (s.7-10).

    Sınırlarımıza dayanan II. Dünya Savaşı’nın az bilinen yönlerine/günlerine ışık tutan, ülkemizin o zamanki durumundan kesitler sunan önemli bir kaynak kitap Son Emir: Batırın.

  • | |

    Kitâb-ı Bahriyye’nin Üçüncü Versiyonu “Seyyid Nuh’un Deniz Kitâbı” Hakkında

    Pîrî Reis’in (1470-1553) Bahriye’si (Kitâb-ı Bahriyye) özellikle haritalarıyla birçok Osmanlı coğrafya eserine kaynaklık etmiş, model oluşturmuştur.

    İlk versiyonu (telifi) 1521, ikinci versiyonu ise 1526’da kayda geçen Bahriye’nin günümüzde bilinen 44 kopyasının 16’sı yurtdışında bulunuyor. 2013’te yapılan bir Sotheby’s müzayedesinde 1718 tarihli 121 haritalı Bahriye yazmasının 325.500 sterline satıldığı biliniyor.

    Akdeniz ve Ege kıyılarının atlası niteliğindeki Bahriye’de denizcilikle ilgili demir yerleri, sığlıklar, yerleşim yerleri gibi bilgiler yanında sınırlar, sosyal hayat, coğrafya, bitki örtüsü, su ve benzeri kaynaklar hakkında da birçok farklı bilgi yer alır. Anlatımı Gelibolu’da başlayıp-biten Bahriye kopyalarının bazısında sadece metin (şiir/düzyazı), bir bölümünde hem metin hem de harita vardır. Şiir (nazım) kısımlarını Seyyid Murâdî’nin hazırladığı yazmaların ilk versiyonlarında en fazla 134 harita yer alırken, kapsamı daha geliştirilmiş ikinci versiyonlarında (örneğin Ayasofya yazmasında) 223 harita yer alır.

    Orijinali bulunamayan bu yazma eserin bilinen en eski nüsha tarihi ise 1544. Gemi reisleri veya ilgili (mevki sahibi) kişiler için kopya edilerek çoğaltılan Bahriye nüshalarına bu kopyalamalarda Pîrî Reis’in çizmediği yerler de eklenmiştir.

    Bunlardan biri de üçüncü versiyon Bahriye kopyası sayılan, Seyyid Nuh adında bir denizcinin düzenlediği  Deniz Kitâbı’dır. Seyyid Nuh’un bu kitabına ilk kez F. Babinger, Imago Mundi XI’deki (Leiden 1955, s. 180-182) “Seyyid Nuh and his Turkish Sailing Handbook” makalesinde değinmiştir. 1648-1650 yılları arasında kaleme alındığı tahmin edilen bu eserin bilinen tek nüshası Bologna’daki üniversite kütüphanesinde Luigi Ferdinando Marsigli’nin Arapça-Türkçe-Farsça yazmalar bulunduran “Şark Eserleri Koleksiyonu’nda (Biblioteca Universitaria di Bologna, Manoscritti Arabi) yer almaktadır. F. Babinger’in belirttiği gibi bu elyazması “türünün tek örneğidir ve başka hiçbir yerde saptanamamıştır.”
    Elyazması 1966’da tıpkıbasım olarak Der See-Atlas des Sejjid Nûh (Seyyid Nuh’un Deniz Atlası) adıyla yayımlanmıştır.

  • |

    İstanbul Boğazı Rejimi Tarihi Üzerine…

    TÜDAV/Türk Deniz Araştırmaları Vakfı, Japonya’da dışişleri bakanlığı ve başbakanlık görevlerinde de bulunmuş Dr. Hitoshi Ashida’nın “İstanbul Boğazı Ulaşım Rejimi Tarihi Üzerinde Araştırma” isimli eserini Japonca’dan Türkçeye kazandırdı.

    Türkiye ile Japonya arasındaki diplomatik ilişkiler 1924 yılında resmen tesis edilip, ertesi yıl karşılıklı olarak büyükelçilikler açılınca Dr. Hitoshi Ashida  da Türkiye’de  göreve başlamış. Ashida, kariyerinin erken dönemlerinde Sovyetler Birliği’nde diplomat olarak bulunduğu sırada Türk boğazlarına ilgi duymuş. 1925-1929 yılları arasında Türkiye’de Japonya Büyükelçiliğinde başkatip (birinci sekreter) olarak görev yaptığı dönemde “İstanbul Boğazı Ulaşım Rejimi Tarihi Üzerinde Araştırma” isimli çalışmasıyla doktor unvanını almış ve bu eser 1930’da Tokyo’da Japonca olarak yayımlanmış. Ashida, 1947’de Japonya dışişleri bakanlığı ve 1948’de başbakanlık görevlerinde de bulunmuş.

    Türk-Japon diplomatik ilişkilerinin 100. yılı dolayısıyla TÜDAV tarafından 2024’te Chieko Adachi çevirisiyle Türkçeye kazandırılan bu eser, 1930’a kadar Türk boğazlarının tarihsel gelişimini ve uluslararası önemini inceleyen kapsamlı bir çalışma.

    İstanbul ve Çanakkale Boğazları, tarih boyunca jeopolitik bir düğüm noktası olarak görülmüş; askeri ve ticari açıdan kritik bir geçiş hattı olmuştur. Ashida, 1930’a dek ele aldığı Boğazlar rejimini yalnızca Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından değil, Süveyş, Panama vb. örneklerle küresel deniz hukukunun gelişimi bağlamında da ele alıyor, tarihsel ve hukuki bir çerçeve sunuyor.
    ….
    Kitap, İstanbul Boğazı’nın tarihsel ve hukuki boyutlarını derinlemesine ele alarak, akademik ve diplomatik bir bakış sunuyor. Özellikle deniz hukuku, uluslararası ilişkiler ve Türkiye’nin jeopolitik konumu üzerine çalışanlar için öngörüleri günümüze dek uzanan değerli bir kaynak “İstanbul Boğazı Ulaşım Rejimi Tarihi Üzerinde Araştırma”.

  • Kuralını Bilmeyen Oynayamaz!

    Olimpiyatlar için hazırlanmış kitabın yelken ve rüzgar sörfü bölümlerinin eleştirisi.

    Denizcilik kadar, denizcilik yazınına da meraktan, içinde deniz geçen her kitaba bakmaya, beğenirsem almaya çalışırım. NTV yayını Spor Kitabı’nı da içindeki su sporlarına ve özellikle yelkene göz atmak için aldım. Öncelikle belirtmeliyim ki 200’den fazla spor dalı hakkında bilmemiz gereken her şeyi anlatma iddiasındaki, 448 sayfalık hayli hacimli ve faydalı kitapla ilgili eleştirilerim öncelikle yelken ve rüzgar sörfü ile ilgili toplam 12 sayfalık 2 bölümü kapsıyor.

  • | |

    ADES /Amatör Denizci Eğitim Sistemi’nin Dünü ve Bugünü…

    ADES, denizcilik bürokrasisinin amatör-sportif denizcilik hakkındaki bilgisini/tasavvurunu, duyarsızlığını, hesap vermeme ve denetimsizlikten kaynaklanan donanımsız özgüvenini, alabora olan zihniyetini, heder edilen kamu kaynaklarını gösteren baştan sona ibretlik bir hikâyedir. Hikâye uzun ama önce bir özetini yapıp sonra da unutulmasın ve kayda geçsin diye Denizcilik Müsteşarlığı’na, UDHB ve UAB/Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na yaptığım başvuruları/şikâyetleri ve verilen cevapları “ADES YAZILARI / YAZIŞMALARI” dosyasında sıraladım. Yazdıklarımı karalamak, ADES’i haklı gösterebilmek için ilgili bürokratların düştüğü seviyeyi gösteren konuşmalar da bu dosyada yer alıyor.

    Aslında karaya oturmuş fantezileri uğruna “kamu kaynaklarını heder eden” bürokrasinin iddialarındaki, dilekçelere verdikleri cevaplardaki, nobran/ üstten konuşan/hesap vermez/denetlenemez (ve artık cevap bile vermez…) dil, ülkemiz hakkında anlamak isteyenlere çok şey söylüyor…

  • Ölüme Götüren Çapa mı?

    Balık tutmak için 7 metrelik bir tekneyle Florida’dan Meksika Körfezi’ne açılan, hepsi de sporcu dört genç arkadaşın hikâyesi “4’te 1”. Basit bir hata sonucu alabora olan teknedeki 4 denizciden üçü hipotermi sonrası hayatını kaybeder. Kurtarılan arkadaşları zor olan bir şeyi yapar ve dört arkadaşın yaşadıklarını dile getiren bir kitap yazar. Sıradan hataların/eksikliklerin/bilgilerin denizde insan hayatına malolabileceğini göstermesi, hipotermi sürecini birebir anlatması, hataları sıralaması/sorgulaması nedeniyle hayli öğretici ve bilgilendirici bir kitap “4’te 1”. “Sadece bir hayatta kalma hikâyesi değil, dostluğa, azme ve cesarete dair de bir hikâye.”