Okyanusta Kaybolmak

Seyahatname-i Bahr-i Muhit / Türk Denizcilerinin Amerika Seferi, Mühendis Faik, haz. N. Ahmet Özalp, Kitabevi, İstanbul, 2006.          

Seyahatnameler yapıldığı zamana, yolculuğa, gidilen yerlere ilişkin bilgiler aktarması nedeniyle önemlidir. Deniz seyahatnamelerimiz deyince ilk akla gelen, daha çok bir kılavuz kitap niteliğinde olsa da Akdeniz ile Adalar Denizi’nin bütün sahillerini ve adaların bütün limanlarını, iskelelerini  en ince detaylarına dek anlatan, Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sidir (Denizler Kitabı / padişaha sunumu 1526 ). Denizde başlayıp karada yıllar süren meşakkatli bir yolculuğu anlatan Seydi Ali Reis’in Mir’atü’l Memalik (Ülkelerin Aynası /1557) isimli kitabı Osmanlı döneminin önemli seyahat eserlerindendir. Günümüzde tekrar basılan deniz seyahatnamelerinden örnekler verecek olursak; yurtiçinde yapılan gezilerden Ahmed Midhat’ın Seyyadane Bir Cevelan’ını (Beykoz’dan İzmit Körfezi’ne Bir Av Gezisi / 1893 / İletişim Yayınları, 2001); talep üzerine padişahın Cava Müslümanlarına gönderdiği din alimlerinden Ebubekir Efendi’nin öğrencisi Ömer Lütfi’nin  İstanbul’dan Ümit Burnu’na kadar vapur yolculuğunu anlattığı Ümit Burnu Seyahatnamesi’ni (1875 / Yüz Yıl Önce Güney Afrika, Kitabevi, 2006); ve bir gemi subayı olan Mühendis Faik’in Seyahatname-i Bahr-i Muhit’ini (1868 / Türk Denizcilerin İlk Amerika Seferi, Kitabevi, 2006 ) sayabiliriz.

Okyanus Seyahatnamesi

Seyahatname-i Bahr-i Muhit ( bahr-i muhit:okyanus/ Okyanus Seyahatnamesi ) 1865’te görevlendirildikleri Basra’ya gitmek üzere yola çıkan ve okyanusta kaybolan iki Osmanlı savaş gemisinin başından geçenleri anlatıyor. Cebelitarık’tan çıkıp Afrika sahillerini izleyerek Ümit Burnu yoluyla Basra’ya gitmek üzere denize açılan iki Osmanlı korveti rotalarından saparak binlerce mil ötedeki Brezilya’ya, Rio de Janerio’ya varırlar. İstanbul’dan Basra’ya varmaları ise 14 ay sürer. Yazarın seyir, varış limanları, ülkeler, insanlarla  ilgili ilginç gözlemleri nedeniyle önemli bir kitap Seyahatname-i Bahr-i Muhit.  Denizciler için daha da önemlisi seyrin anlatımının tarihi belge niteliğinde olması.

Kitabı yayına hazırlayan  N.Ahmet Özalp, gemilerin fırtına nedeniyle yollarını kaybettiklerini yazıyor: “19 Mayıs’ta   yakalandıkları fırtına nedeniyle yollarını yitirirler. Artık rotalarını belirleyen fırtına ve okyanusun dalgalarıdır. On yedi gün süren bu belirsiz gidiş, daha doğrusu sürükleniş, onları Brezilya sahillerine getirir.”  Bu yolculuğa katılan ve daha sonra Müslümanlığı öğretmek için Brezilya’da firar eden Bağdatlı Abdurrahman Efendi de anılarında (Brezilya’da İlk Müslümanlar/Brezilya Seyahatnamesi, Kitabevi, 2006) “…yolculuğumuz sırasında karşılaştığımız muhalif rüzgarlar, bizi isteğimiz dışında Güney Amerika kıyılarına, Brezilya’nın başkenti sahillerine sürükledi.” diyor. Oysa daha  sonraki günlerde verilen iki bilgi korvetlerin fırtınadan sonra bile hala rotada olduklarını gösteriyor: Dört gün süren bu fırtınadan sonra 25 Mayıs’ta  Ekvatoru geçerken verilen boylam derecesi (21 derece 28 dakika batı) ve bir gün sonra görülen Kalküta’dan gelip İngiltere’ye giden İngiliz Natural şirketinin gemisi bu tarihlerde korvetlerin hala çok batıya kaymadıkları ve yaklaşık rotalarında olduklarını kanıtlıyor. Zaten basit navigasyon bilgisiyle  bile -yakıtı bitmediği, yelken donanımı çalıştığı sürece- makinesi ve yelkeni olan bir geminin değil ancak bir salın ya da kendini koyvermiş bir teknenin rotasına bu kadar aykırı düşeceği, süreklenebileceği söylenebilir. Mevkii bilindiği sürece, makineli ve yelkenli bir gemi üzerinde fırtınanın sadece geciktirici etkisi vardır. Fırtınayı atlatmak için rota değiştirerek fırtına bölgesinden uzaklaşmak ya da kitapta birkaç kez anlatıldığı gibi “orsa alabanda eğlenmek” mümkündür. Tekrar rotaya girebilmek için mevkiin bilinmesi ve pusulanın şaşmaması gerekir. Korvetler açıkdenizde, mevkilerini ancak  enlem ve boylam yardımıyla tayin edebilirlerdi. Makineyle 9-10 knot sürat yapabilen, yelken donanımı da olan, 53 metre boyundaki korvetlerin, Atlantik Okyanusu’nun ortasındaki Ascension Adası esas alındığında  rotalarından yaklaşık 2000 mil  sapması,  mevkilerini doğru saptayamadıklarını gösteriyor. Nedeni çoğunlukla kıyı seyri yapan bir bahriyenin açık denizdeki zaafı olabilir mi? Peki açık denizde veya görüşün yeterli olmadığı durumlarda  nerede hata yapılır, enlem ve boylam (teknenin mevkii)  nasıl saptanırdı?

 Açık Denizde En Önemli Problem: Boylam Hesabı

Tübitak yayınlarından çıkan Boylam denizcilik ve navigasyon tarihinin dört yüzyıl (15.-18. yüzyıl) süren en zorlu bilimsel problemini çözme yolundaki çabalar yanında,  boylam hesabının yapılamaması ya da yanlış yapılması nedeniyle denizcilerin ödediği bedelleri anlatıyor.  

“…enlem ve boylam arasındaki gerçek değişmez fark şurada yatar: Sıfır derece enlem pareleli doğa yasalarınca sabitlenmişken, sıfır derece boylam meridyeni kum saatinin tanecikleri gibi yer değiştirir. Bu fark enlemi bulmayı çocuk oyuncağı kılarken, boylamın özellikle denizde belirlenmesini bir açmaza dönüştürür. Hem de insanlık tarihinin büyük bir bölümünde, en bilge uslara meydan okumuş türden bir açmaza.

“İşinin ehli her denizci, günün uzunluğuna, Güneş’in ve bilinen rehber yıldızların ufuktan yüksekliğine bakarak kolaylıkla hangi enlemde olduğunu kestirebilir. Kristof Kolomb, 1492 yılında yaptığı yolculukta ‘paralel üzerinde yol alırken’  Atlas Okyanusu’nda düz bir yol izlemişti; önüne Amerika kıtaları çıkmasaydı, bu teknikle kuşkusuz Hint Adaları’na ulaşacaktı.

“Boylam meridyenlerinin ölçümüyse zaman kavramına bağımlıdır. Denizde üzerinde bulunulan boylamı öğrenebilmek için, o anda gemide ve bir de yola çıkılan limanda ya da boylamı bilinen başka bir yerde saatin kaç olduğunu bilmek gerekir. Söz konusu iki farklı noktada saatin kaç olduğunu bilen denizci, aradaki saat farkını coğrafi ayrım mesafesine dönüştürebilir. Dünya 360 derecelik bir tam dönüşünü 24 saatte tamamladığından, bir saat…15 dereceye karşılık gelir. Dolayısıyla başlangıç noktasıyla gemi arasındaki her bir saatlik fark… kat edilmiş 15 derecelik, yani bir boylamlık yolu ifade eder. Denizci, her gün denizde gemisinin saatini güneş tam tepeye ulaştığı zaman yerel öğle saatine göre ayarlayıp, ayrıldığı yerin saatiyle karşılaştırdığında, bu ikisi arasındaki her bir saatlik fark, 15 derecelik bir boylam farkına dönüşür.”

15 derecelik bu boylamlar kat edilen yolu da gösterir ve  Ekvatorda, bir derece boylam 60 deniz miline eşittir. Kısacası boylamı hesaplayabilmek için önkoşul  iki farklı yerde aynı anda saatin kaç olduğunu bilebilmektir. O dönemin sarkaçlı saatleri yalpalama, sıcaklık ve basınç farkı gibi nedenlerle denizde bir türlü istenen sonucu vermiyordu. Günümüz saatleriyle sıradan hale gelen bu işlemler insanoğlunu yüzlerce yıl uğraştırmıştı.

“Boylamı belirleyecek pratik bir yöntem olmaması nedeniyle, Keşif Çağı’nın en iyi kaptanları bile ellerindeki, zamanın en iyi deniz haritalarına ve pusulalarına rağmen yollarını kaybettiler.  Vasco de Gama’dan Vasco Nunez de Balboa’ya, Macellan’dan Sir Francis Drake’e kadar hepsi gittikleri yere kontrolleri dışında, iyi talihe ya da Tanrıı’nın lütfuna atfedilen güçler sayesinde vardılar.”  

Yüzlerce vakada gemilerin boylamlarının bilinmeyişi, gemilerin çok kısa sürede yok olmasına neden olur. Ekim 1707’de İngiltere’ye dönen 20 gemilik İngiliz filosunda hem enlem hem de boylam yanlış hesaplanınca  4 gemi kayalıklara çarpar ve 1647 kişi ölür (seyir sırasında rotanın yanlış olduğunu söyleyen bir denizci donanma kuralları gereğince bozgunculuktan asılır! ). İngiliz Meclisi 1714 Boylam Yasası’nda “uygulanabilir, kullanışlı” bir boylam belirleme yöntemi karşılığında bugünkü değeriyle birkaç milyon dolarlık bir ödül vaat eder ve önerileri yıllarca değerlendirecek bir Boylam Kurulu kurulur.

Bütün bu bilgiler yanında boylamı ölçmek için önerilen okyanusa demir atmak, sempati tozu gibi birbirinden ilginç birçok ayrıntı,  kronometrelerin, zamanölçerlerin kusursuz çizimleri, resimleri, denizde zamanı kesin olarak bilmeye yarayan taşınabilir bir saat (kronometre) yapan John Harrison’un (ölümü 1776) bu yolda kırk yıl süren çabası Boylam’ı bir macera romanı gibi okutuyor.

Boylam’dan Bahr-i Muhit’e

 Boylamın tarihi iki Osmanlı korvetinin seyrini navigasyon açısından değerlendirmemizin de ipuçlarını veriyor.

 Bahr-i Muhit’te Ümit Burnu’nda gemilerin her gün öğle vakti rasathanenin bildirdiği doğru saate göre boylam saatlerini düzelttikleri, yani saatlerinin hatasını gidermeye çalıştıkları bilgisi var. Günümüzde gemilerde özel kutusunda saklanan gözlem anı’nın saptanmasını sağlayan kronometrelerin bile hatasının sabit olması gerekir. Hatası değişken olan ve günlük 6 saniyeden fazla hata yapan kronometrelerle yapılan gözlemler hatalı sonuçlar verir. Korvetlerin boylam hesabı için ne tür bir kronometre kullandığını, kronometreyi kaç saatte bir kurduğunu, kronometre hatasını nasıl hesapladıklarını bilmiyoruz ama bu bilgiler korvetlerin saatinin fırtına nedeniyle şaşmasının mümkün olduğunu düşündürtüyor.   

Britanya’nın navigasyonun en önemli problemini çözüp, kronometrenin gücü sayesinde okyanuslarda üstünlüğü ele geçirdiği bile söylenirken, 19. yüzyılda okyanusta yaklaşık 2000 millik hata yapan  iki Osmanlı korvetinin  bu sürede Keşifler Çağı kaptanları gibi yol aldıkları söylenebilir.

Denizcilik açısından Mühendis Faik’in anlattığı ilginç bir anı da ekvator geçilirken tüm gemi personelinin ekvatoru göreceğiz diye güvertede beklemesi: “Garip olan şu ki, personelimizden bazıları bu kavramsal çizgiyi gerçekten göreceğini sanarak palasarte ve bordadan iki saat denizin yüzünü gözetlediler.”

Bahr-i Muhit’te  yelken ve armayla ilgili birçok denizcilik terimi geçiyor. Bunlar için konan açıklayıcı dipnotları hayli karışık, yetersiz, hatta kimi zaman yanlış. Örnekler verecek olursak “ babafingo serenleri abure, çubukları arya olundu, serenler pıraysa edildi …” cümlesi için dört dipnot konmuş, birleşik terimler  ayrı kelimelermiş gibi ele alınarak gereksiz karışıklık yaratılmış. Bu örnekte açıklanması gereken terim arya değil (açıklaması da yetersiz) “arya çubuk’tur (çubuğun aşağı indirilmesi).“Babafingo serenleri abure” için de aynı şey yapılmış ve abure için “bu sözcüğün aslına ve anlamına ulaşılamadı” denmiş. Denizci sözlüklerine “albura” olarak geçen terim (Ör. Gemici Dili,  L. Gürçay,) sereni yatay vaziyetten dikey vaziyete çevirmek anlamına gelir ve babafingo gibi yatay serenler genellikle albura edilerek aşağı indirilir ve yukarı çıkarılır. Kimi açıklamalar tekrar edilmiş (ör. kerte), kimi açıklamalarda ise bilmeyen için yeni açıklama gerektiren terimler kullanılmış (ör. selviçe). Metinde yelken indirildiği halde dipnotta yelken basılı gibi açıklama yapılmış (ör. dipnot 21). Kimi dipnot açıklamaları ise eksik, örneğin pruva geminin ön kısmına  değil, ön tarafından ileri kısmına denir ( pupa da düzeltilmeli ); mayıstra grandide en alttaki yelkendir vb.  Volta ile yol almak “çeşitli nedenlerle farklı rotalar üzerinde yol almak” değil, rüzgarı rotaya uygun kullanabilmek için zikzaklı yol almaktır.

Kitabı yayına hazırlayan N. Ahmet Özalp sunuş yazısında 138 yıl sonra yapılabilen “ikinci basımında ‘Türk Denizcilerinin İlk Amerika Seferi’ biçiminde bir alt başlık eklemeyi uygun bulduk” diyor ama  bu başlık keyfi bir biçimde kapakta kitabın ismi gibi öne çıkarılmış ve  orijinal ismi alt başlık olmuş. Oysa  kaynaklara göre kitabın hiç söz edilmeyen  orijinal ismi “Seyahatname-i Bahr-ı Muhit. Ümid Burnu Tarikiyle İstanbul-Basra Seyahati”dir. ( Mekteb-i Bahriye-i Şahane Matbaası, 81 sayfa, taşbaskı, 1868)

Dileğim bu güzel seyahatnamenin  yeni baskılarında söz konusu eksikliklerin giderilmesi, hatta mümkünse bu yazıya koyduğum korvetlerin özellikleri, mesafe cetveli, uğranılan limanları gösteren harita gibi bilgilerin yeni baskılara eklenmesidir. Kapağa  Bursa ve İzmir korvetleriyle hiçbir ilgisi olmayan  bir gemi yerine bu korvetlerin eşi olan ve Osmanlı Donanması kitabında resmi bulunan üç direkli Sinop korvetini koymak veya kitaba uygun bir kapak yapmak da yayıncının okuyuculara borcudur herhalde.

Bursa ve İzmir korvetlerinin uğradığı limanlar

( 12 Eylül 1865 – 14 Kasım1866 )

12 Eylül 1865 : İstanbul’dan avara

13 Eylül-15: Gelibolu

16 Eylül: Sakız Adası

21 Eylül-1 Ekim: Malta

  8 Ekim-13 Ekim: Cezayir

16-29 Ekim: Cebelitarık

30 Ekim1865-30 Nisan 1866: Kadis (Cadiz)İspanya

  5 Mayıs-8 Mayıs: Tezife (Tenerife)Kanarya Adaları

14 Mayıs-16 Mayıs: Sen Vinsan (Vicente/Cabo Verde /Yeşil Burun Adaları)

25 Mayıs: Ekvator geçişi (21 derece 28 dakika Batı)

26 Mayıs: Kalküta’dan gelen İngiliz gemisiyle karşılaşma

  3 Haziran: Amerikan bandıralı gemiyle karşılaşma

  7 Haziran- 1 Ağustos: Rio de Janerio

23 Ağustos-14 Eylül: Ümit Burnu

  4 Ekim-15 Ekim: Mauritus Adası

28 Ekim: Korvetler birbirini kaybeder

  7 Kasım: Maskat (Bursa korveti)

 …Kasım: Bombay (İzmir korveti)

12 Kasım: Buşehr /Ferata Adası

13 Kasım: Fav/Şattülarap

14 Kasım: Basra

Bursa ve İzmir korvetlerinin özellikleri

(Ölçüler eş sınıf Sinop korvetinin ölçülerine göredir)

Tip: Uskurlu Korvet

Sipariş: 1857(İngiltere)

Hizmete Giriş:1859

Deplasman: 780 ton

Boyutları: boy: 53.2 metre

                  en: 9.3 metre

                 derinlik: 4.5 metre

Gövde: Ahşap/bakır kaplama

Makine/yakıt: Buharlı- 120 ton kömür

Hız: 9-10 Knot

Mürettebat: 150

Hizmet Dışı: İzmir, 1879

                      Bursa,1899

(Kaynak: Osmanlı Donanması, Bernd Langensıepen&Ahmet Güleryüz, Denizler, İst 2000)( www.geocities.com/turk_navy )

Okyanusta mesafeler (yaklaşık)

Cebelitarik-Cape Town: 5750 mil

Cadiz-Kanarya  Adaları: 700 mil

Kanarya- Sen Vincent(Cabo Verde): 870 mil

Cabo Verde –Batı Afrika : 200 mil

Rio – Cape Town :3270 mil

(Kaynak: World Cruising Routes, Jimmy Cornell, Adlard Coles, 1987)

————————————–

Boylam, Dava Sobel-William J.H.Andrewes, çev. Miyase Göktepeli, Tübitak Popüler Bilim Kitapları, Ankara 2004.

Türk Denizcilerinin Amerika Seferi/Seyahatname-i Bahr-i Muhit, Mühendis Faik, haz. N. Ahmet Özalp, Kitabevi, İstanbul, 2006.

——————————————–

(Yacht Türkiye, Ekim 2006, sayı:8 )

Similar Posts

  • Eski Denizcilik (Ahmet Rasim Barkınay’ın) Kitaplarının “İçi Zedelenmiş/Boşaltılmış” Yeni Baskıları

    Osmanlı ya da Cumhuriyet Bahriyesinin yayını olan ve denizcilik kültürünün/literatürünün sürekliliğini sağlayacak eski kaynak kitapların Deniz Kuvvetleri Yayınları arasında yer almaması kurumun yayın politikası açısından düşündürücüdür.
    Basılması gereken kitaplardan da örnekler vererek bu eksikliği birçok kez yazmıştım. Söz konusu yazılardan birinde Ahmet Rasim Barkınay’ın kılavuz kitaplarını da basılması gereken eserler arasında saymıştım.
    Denizcilik alanına ilgisini duymadığımız/bilmediğimiz bir yayınevinin (Dorlion Yayınları) Ahmet Rasim Barkınay’ın üçü kılavuz kitabı (Karadeniz, Akdeniz ve Ege), toplam beş eserini birbiri peşisıra yayımladığını öğrenince kitapları edindim. Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni yazıyla basılmış bu beş kitap sadeleştirilerek günümüze ulaştırılmış, ancak, eski ve yeni (sadeleştirilmiş) baskılar karşılaştırıldığında yayıncının Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun sağladığı bir haktan bir an önce faydalanarak yol alma/ilk olma, terlemeden kazanma hevesi dışında bir niyeti/gayreti olmadığını gördüm.
    “Deniz haritacılığımızın öncüsü bir deniz subayı” olan Barkınay Cumhuriyet döneminin başlarında kaleme aldığı “hâlâ aşılamamış” kıyı kılavuzları hazırladığı için Prof. Dr. Mustafa Pultar “ona Cumhuriyet’in Pîrî Reisi’i” unvanını verirsek hiç abartmış olmayız” der.
    Bu kısa bilgiyi vermemin nedeni Dorlion Yayınları’nın Ahmet Rasim Barkınay hakkında kitaplarda tek kelime yazmamış olmasıdır.
    Basılan kitapların durumunu gösterebilmek için önce beş kitaptaki (Karadeniz Sevahili, 1930; Akdeniz Kılavuzu, 1945; Ege Denizi ve Edremit Körfezi Deniz Kılavuzu, 1939; Denizcilere Faydalı Bilgiler, 1939; Gemicilik Sözlüğü -Ufak Gemicilik Lügatı, 1947-) ortak noktaları vurgulayıp sonra da tek tek eski baskılarına bakarak bazı örneklerle yeni baskıları değerlendirelim.
    Yazı boyunca vereceğim örnekler, yapılan ekleme, çıkarma, atlama, uydurma ve değişiklikler kitaplardaki “sadeleştirmenin niteliği ve özeni hakkında” yeterli bir fikir veriyor, bu nedenle karşılaştırmaları kitapların ilk 10-15 sayfasını esas alarak yaptım, fazlasına gerek duymadım.

    Belki “zaten baskıları yoktu, üstelik de sadeleştirilmiş, hiç yoktan iyidir” diyen de çıkabilir, ancak, kitapların düzgün bir yayıncı ciddiyetinden uzak, keyfi müdahalelerle “içi boşaltılmış” yeni hallerini bir “yayıncılık hizmeti” saymak mümkün değildir.

    Bu tür kitapları günümüze aktarabilmek geçmişe ve geleceğe olan sorumluluğumuzdur ama bunun için hayli emek, çaba, bilgi ve iyi niyet gerekiyor, yoksa özensiz, üstten bakan bir el değdirmeyle terlemeden kazanacak bir “ürün” çıkarmak işin kolayı. Orijinal metinleri olduğu gibi basmak ya da dijital hallerinin erişilebilir hale getirilmesi de bir çözüm ama değerli olan bu eserlerin yazar biyografili, açıklamalı gerekirse notlamalı, derkenârlı çeviriyazılarını/sadeleştirmelerini hazırlayabilmek (bunun güzel bir örneği de var: Adalar Denizi Kılavuzu (1926) çeviriyazı, Prof. Dr. Mustafa Pultar).

    Dileriz Barkınay’ın kitaplarının başına gelenler benzeri diğer denizcilik kitaplarının başına gelmez, çünkü denizcilik geçmişimizi tanıma ve bilmenin kazandıracağı bilgi birikimine ihtiyacımız var.

  • Daha Çok Özen… Daha Çok Dikkat !!!

    Üç Kitabın Düzeltileri…
    Emek verdiğim kitaplarla ilgili gördüğüm/duyduğum veya bildirilen düzeltileri/itirazları not alır,
    değerlendirir, kazara yeniden basılırsa düzeltmeye çalışırım (…)
    “Eleştiri olmazsa ilerleme olmayacağına inandığım için bir ‘fener ışığı’ olması umuduyla yıllardır
    okuduğum yayınlarda, görebildiğim hataları ya yazara/çevirmene/yayıncısına ilettim ya da
    yayımlayarak okuyucularla paylaşmaya çalıştım.”
    Bu üç kitap da benimle ilgili olduğu için “iğneyi kendime batırma” zamanı…

  • Sığ Sularda İki Denizcilik Kitabı

    Denizcilik eğitimi konusunda denizcilik kütüphanemizin eksiği çok. Yayımlanan kitapların var olan kitap sayısını arttırmaktan öte bir anlamının olması, eksiklikleri gidermesi, verdiği bilgilerle denizcilik terminolojisini geliştirmesi, eski yayınlarda görülen hatalı terimleri ve kullanımları elden geçirmesi, düzeltmesi, örnek olması, kısacası denizcilik kütüphanemizi zenginleştirmesi beklenir. Çeviri kitaplarda kitap seçimi, çeviri dili ve terminoloji bilgisi gibi kıstaslar nedeniyle bu konudaki beklentiler daha da büyür. Denizcilik kütüphanemize kazandırılan iki çeviri kitap (Her Yönüyle Yelken Kitabı ve Resimlerle Navigasyon)ne yazık ki söz konusu beklentileri karşılamaktan hayli uzak.

  • 2017 Deniz Kitapları Örnekleri

    İlk baskısı 2017’de yapılan ilgi alanımıza girebilecek denize bulaşmış kitaplardan bakabildiklerimin/okuyabildiklerimin bir listesi var aşağıda. Kitapları konularına göre tasnif etmedim, genel bir durum değerlendirmesi de (ör. neden hiç teknik kitap yok…) yapmadım; yerine fazla ayrıntı (fiyat/sayfa vb.) vermeden notlar/kısa tanıtım/eleştiri yazıları yazdım. Geçtiğimiz yıl basılmış bilinen başka kitaplar varsa bunların da eklenmesi/bilinmesi iyi olur.

    “Savaş olunca ilk ölen gerçektir” ve “ne iyi bir savaş vardır, ne de kötü bir barış” (R. Kipling /B. Franklin). Keyifle kitap okunabilecek/seyir yapılabilecek günler dileğiyle…

  • |

    Setur Marinaları Seyir Defteri’nin Hali

    Setur Marinaları’nın müşterilerine dağıtmak üzere hazırladığı “Setur Marinas Seyir Defteri” ile Teoman abinin (Arsay) teknesi “Mat” ta karşılaştım (Haziran 2017). “Bir göz atsana” demişti ama onun da ilk izlenimleri hayli olumsuzdu. Gözden geçirip aşağıdaki e-postayı Teoman abiye yazdım. Sonrasında onun girişimiyle Seyir Defterini hazırlayan marina ilgilisi ile Mat’ta görüştük, “hazırlık sürecini” konuştuk. Bu görüşme çerçevesinde Jurnal (Seyir Defteri) Hazırlanması İçin Öneriler başlıklı ikinci yazıyı görüştüğümüz marina ilgilisine gönderdim. Ancak sonraki yıllarda da Setur Marinas Seyir Defteri’nin dağıtımının sürdüğünü biliyorum (herhalde stoklar bitinceye dek dağıtımı sürdürüldü).

    İkinci yazıdaki jurnal önerileri, bizim denizlerimize göre hazırlanacak “düzgün/denizci” bir jurnal için taslak olarak da düşünülebilir.

  • 2019 Deniz Kitapları Örnekleri

    İlk baskısı 2019’da yapılan, ilgi alanımıza girebilecek kitaplardan ulaşabildiklerimin alfabetik bir listesi.
    Kitapların künyesini aktardım, çoğuna da kısa notlar, tanıtım/eleştiri yazıları yazdım, bazı sorunlara/dertlere değinebilmek için “Çocuk” ve “Eğitim” kitaplarını ayrı başlık altında topladım. Bilgi ve uygun atmosfer olmadan kültür nefes alamaz, keyifle kitap okunabilecek/seyir yapılabilecek “barışa da şans verilen” sağlıklı, huzurlu günler dileğiyle, deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun…