2019 Deniz Kitapları Örnekleri

denizciler@yahoogroups.com grubunda yayımladığım senenin deniz kitapları örnekleri…


İlk baskısı 2019’da yapılan, ilgi alanımıza girebilecek kitaplardan ulaşabildiklerimin alfabetik bir listesini gönderiyorum. Kitapların künyesini aktardım, çoğuna da kısa notlar, tanıtım/eleştiri yazıları yazdım, bazı sorunlara/dertlere değinebilmek için “Çocuk” ve “Eğitim” kitaplarını ayrı başlık altında topladım. Bilgi ve uygun atmosfer olmadan kültür nefes alamaz, keyifle kitap okunabilecek/seyir yapılabilecek “barışa da şans verilen” sağlıklı, huzurlu günler dileğiyle, deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun… selamlar ve sevgiler…

sezar atmaca

Akdeniz’de Savaş, Osmanlı-İspanya Mücadelesi, 1560-1574, Hüseyin Serdar Tabakoğlu, Kronik Yay. (350 sayfa).

Kitap “…okuyucuyu denizlerin iki büyük imparatorluğunun donanmaları arasında seyre çıkartan bir kılavuz gibi…”  “Kadırgalar” bölümü (sayfa 131-175) hayli ayrıntılı (günlük hayat, iaşe, donanım vs.) ve bilgilendirici. Deniz tarihi meraklılarına.

Anadolu Halk Takvimi, Kocakarı Soğuklarından Zemheriye, Ergün Veren, DK Yay. (304 sayfa).

Tarım toplumları hayatlarını mevsimlere göre düzenler. Engin Veren de Anadolu’da kullanılan tarımsal kökenli günleri derlemiş. Saatli Maarif Takvimi’nden 12 sayfa alıntı yapılması, denizcilik kaynaklarındaki tartışmalar/bilgiler (ör. Mustafa Pultar, Rod Heikell ) yanında bu konuda yazılmış bazı önemli kitapların (ör. Ege Takvimi, Takvim Kitabı…) kaynak olarak kullanılmaması/bilinmemesi, sistematik olmadığı için tekrara düşülmesi gibi zaafları var kitabın. Adıma iki kez referans verilmiş ama Amatör Denizci Elkitabı (ADEK) bu konuda birinci el bir kaynak değil ne yazık ki. Konunun meraklılarına şu kitabı da edinmelerini öneririm: Takvim Kitabı, Emine Gürsoy Naskalı-Burcu Yanıklar, Kitabevi Yay. 2017, (392 sayfa).

Bir Dalgıcın Gözünden Boğazın Altındaki İstanbul, Hakan Kabasakal, Heyamola Yayınları (280 sayfa).

İstanbul’un denizlerini, sualtı yaşamını, derin ve karanlık suların altındaki İstanbul’un görünmeyen yüzünü ve orada yaşayanları anlatıyor sualtı âşığı Hakan Kabasakal. “Anlatırken araya kendi öyküm, acı-tatlı anılarım da karıştı” diyor. Bizlere rağmen hâlâ yaşamaya direnen sualtı canlılarının günümüzdeki hali/hikâyesi de denebilir.

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin Sonu, T. Oğuz Alpözen (78 sayfa)Eski Testi Doktorunun Anıları, T. Oğuz Alpözen, Zero Books/Ege Yay. (378 sayfa).

İki kitap karton kutuda birlikte satılıyor. Anılar, Türkiye’nin ilk sualtı arkeologu Turgut Oğuz Alpözen’in sualtı kadar renkli yaşam öyküsü ve yıkık Bodrum kalesini dünyanın en büyük Sualtı Arkeoloji Müzesi’ne dönüştürmesinin hikâyesi (ilk baskısı 2008).

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin Sonu, kapatılıp 18 ayda doğa ve tarih katliamına maruz bırakılarak açılan müzenin hazin hikâyesi. Yaşayan canlı bir müzenin “Türk müzecilik tarihinde görülmemiş bir yüksek ödenekle” 18 ayda ne hale getirildiğinin öyküsü. Mevcut kültür politikalarının nelere kadir olduğunu gösteren acı bir örnek. Yazar “Bu doğa ve tarih katliamını yapanlar hakkında suç duyurusunda bulunun. Yargı önünde hesap vermelerini sağlayın.” diyor. Sayfalarımızda bir katkı göremiyoruz ama hiç olmazsa kitabı satın alarak çağrıya sessiz kalmayalım derim.

Bunu Herkes Bilir, Emrah Sefa Gürkan, Kronik Yay. (276 sayfa).

Denizcilik tarihi ile ilgili katkılarından da  bildiğimiz yazar “tarihteki yanlış sorulara doğru cevaplar” ararken “Osmanlılar neden Amerika’ya gitmedi?”, “neden tüm kaşifler batıdan çıkar?” ya da “İstanbul’un fethi ve etrafında dönen efsaneler” gibi başlıklarla ya da “Osmanlı gemileri okyanus sularına uygun mudur?” gibi alt başlıklarla deryaya da el atıyor. Zevkle okunan bilgilendirici ve düşündürücü bir kitap. Bir de not: Yazar, “Fatih gemileri karadan yürüttü mü?” yazısında karadan yürütmenin Dolmabahçe-Harbiye yoluyla olduğu düşüncesine katıldığını yazmış… Oysa  Fatihin Donanması ve Deniz Savaşları VL.Mirmiroğlu (İstanbul Belediyesi, 1946) kitabında uzun uzun anlatılan/tartışılan Tophane-Kumbaracı Yokuşu… Asmalımescit, Tepebaşı rotasının daha uygun olduğunu düşünürüm.

●ÇOCUK KİTAPLARI…

Her sene denizcilikle de ilişkilendirilebilecek birçok kitap yayımlanıyor, ama bu kitaplarda “denizcilik dili” ne yazık ki pek/yeterince kullanılmıyor, bu nedenle kitaplar “tuzsuz” oluyor… Denizcilik, yani “deniz/tekne/insan ilişkisi” edebi olarak da geliştirilmelidir. Çünkü ancak bir bağlam içinde öğretilir/öğrenilirse çocukların kelime dağarcığı gelişebilir, kullanılan kelimeler/terimler kalıcı olabilir. Çocuk kitaplarını bu gözle de değerlendirmek gerekir derim.  Bu konuda yayımlanmış birçok kitap var ama iyi hazırlanmış iki örnekle yetineceğim.

Denize Dönüş, Arzu Tülümen, Doğan Egmont, (128 sayfa).

İlginç de bir not: Kitabın kapak resmi ve vinyetini Sadun Abi’nin torunu Dilara Polat çizmiş.

→Aheste, Gariplikler Adası, Itır Arda, resimleyen: Zeynep Özatalay, Tudem (96 sayfa).

Teknesiyle sürüklenen bir denizci…

Deniz Tutkusu, efsaneler, şiirler, denizciler ve kıyıdakiler, Sargun Ali Tont, DKM, 2019, (96 sayfa).

Ülkemizin ilk sivil oşinografı Sargut Tont mesleki ve deniz tutkusundan “deniz sevgisinin kültürel ve ekolojik boyutları”na uzanıyor. Kitabın başlığı Tont Hocamızın yıllar önce yazdığı bir makalenin de başlığıydı ki Denizcinin Günlüğü 2006’da (ADF Yay. 2005) ilk makale olarak kullanmıştım. Kitaplarını merakla okuduğum, çok da sevdiğim bir yazardır.

Dünyanın Çehresini Değiştiren Seyahatler, Peter Aughton, çev. Deniz  Berktay, İş Bankası Yay. (büyük boy, 368 sayfa).

Dünya çevresindeki keşiflerle/seyahatlerle ilgili muadil kitaplar var ama her birinden farklı şeyler öğrenmek mümkün. Ör.”…Latin yelkeni sayesinde gemiler kare yelkenli gemilerin beş tramolayla yapabildiklerini üç tramolayla yapabiliyordu. Bu durum Ümit Burnu gibi bir yerde, rüzgâra karşı yol alınabilmesini mümkün kılmıştı.” İlk gemicilerden başlayarak bir dünya tarihi denebilir, çerçeve yazıları da çok faydalı.

Ege’yi Gör ve Yaşa, Melih Uslu, Mona Kitap, (242 sayfa).

Karayla denizin iç içe geçtiği atlaya-zıplaya güzel bir Ege rehberi.

●EĞİTİM KİTAPLARI…

Son 25 yılda “genel denizcilik eğitimi” temelinde yayımlanmış dördü çeviri, 27 kitap var. Çeviriler dışındaki kitapların 16’sının yazarı çoğu gemiadamlığı da yapmış profesyonel denizciler. Amatör denizciler tarafından yazılmış/hazırlanmış bir ilk kitap olan ADEK/Amatör Denizci Elkitabı (ADF Yay. ilk baskı 2005) sonrası amatör denizciler tarafından da kitaplar yazılmaya başlandı. Özellikle camiamız içinden yazılmış kitapların mevcut kitapları tekrara düşmeden, profesyonel-amatör ayrımını zenginleştirerek “dil/anlatım, yeni bilgiler, çizimlerde/resimlerde özgünlük, kullanılan kaynaklar” gibi özellikleriyle öne çıkarak niceliğe değil, niteliğe katkı yapması, kaynak değeri olması beklenir.

Yeri gelmişken belirteyim Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı (UAB), ADEK’ten “izinsiz ve alıntı sınırlarını aşan” kullanımlarda bulunmayı alışkanlık haline getirince açtığım 2 davayı yıllar sonra kazandım. Mülkiyet hakkı değil ama “fikir ve edep hakkını” kovalamak adına açtığım bu davaların ve intihalin (aşırmanın) hikâyesini de örnek olsun diye bir ara yazmak istiyorum.

Amatör ve Deniz, Turgay Noyan, Naviga Yay. (152 sayfa).

Kitap “eğitim kitabı” olarak sunulmuş ama çok çaparizi var. Yerimiz kadar “örnekler” vereyim: Çizimde hatalar, çizim-metin uyuşmazlığı, yanlış çizim/adlandırma, mevzuatta ya da referans kitaplarda değişmiş ya da yürürlükten kalkmış tanımların kullanımı, hatalı metin vb. söz konusu (ör. s. 15,16, 25, 35, 36, 40, 73).

Kitapta sayfalarca birebir/doğrudan, çizim ve metin alıntısı var ama hiçbir yerde belirtilmemiş, kaynak gösterilmemiş (ör. s. 68’deki metin ve çizimler alıntı). Böyle bir durumda kaynakçaya kitap adı yazmak yetmez, sayfa sayfa çizim kaynaklarını gösteren bir listenin kitabın başına veya sonuna eklenmesi, metin alıntılarının metinde veya dipnotlarla gösterilmesi gerekirdi. Fırtına (halk) takvimi var ama Bofor çizelgesi ya da  “fırtına nedir?” anlatılmamış, birkaç yerde “kerte” kullanılmış ama açıklaması yok.  “Filiz ıstralyası” ve  “çapanın kökeni” hakkındaki açıklamalar yanlış, bu tür konularda Andreas Tietze’nin sözlüklerine başvurmakta fayda var!.

Bazılarında açıklama olsa da çok İngilizce terim/kelime kullanılmış. Büyük puntolarla yazılmış, tekerleme/özdeyiş denebilecek sözlerin “Denizci Atasözü” olduğu iddia edilebilir mi? Yazarın “Meteoroloji ile ilgili olanların en ünlüsü” dediği sözlerin ( ay ayakta kaptan yatakta…) açıklamaları da doğru değil. Bu özdeyişi Ahmet Rasim Barkınay (1930) “Hilalin karneyni (iki boynuzu) yukarıya müteveccih (yönelmiş) olduğu zaman: Ay ayakta…” diye açıklar.

Kitapta “Manevra Taktikleri” gibi derli-toplu görünen, “Aklınızda Bulunsun”/“Tekne Batıran Hatalar” gibi hayli faydalı bölümler de var.

Düzeltiler normal sınırlarda ama birkaç yerdeki Türkçe (kullanım) hatalarının

(ör. s. 33, öngörü), kötü hazırlanmış Kaynakça’nın (ör. yazar-kitap adı eksik) da düzeltilmesi gerekir.

●Denizcilik ve Yelkencilik, Fuat Fahir Okan, İmleç Kitap (190 sayfa).

Yelken Dünyası dergisindeki yazılarından da (1986-94) hatırladığımız kaptan Fuat Okan’ın eğitim verdiği denizcilik meslek lisesi ve İYK yelkencilik kursları için hazırladığı eğitim kitabı.  Profesyonel denizciler (gemiadamları)  gözüyle/diliyle yazılmış, amatör denizcilerin de faydalanabileceği bölümleri olan geleneksel denizcilik kitaplarının rafına koyabiliriz. 

Yazarın Sunuş’ta verdiği bazı bilgiler doğru değil: Türkçe yelkencilik kitaplarının hepsi çeviri değil. Eskileri de var ama yakın tarihli bir örnek verebilirim: Laser ve Ötesi, genç yelkencinin elkitabı, Alp Alpagut-Orkun Soyer, ADF Yay. 2011. Ayrıca Osmanlıca Kamus-u Bahri bir “çeviri” derlemesidir.

Erkek Denizinde Kadın Gemiler, Tayfun Timoçin, Geoturka, (328 sayfa).

Haritacı ve Kaşif, Piri Reis ve Kristof Kolomb’dan Gizli Kalmış Bir Akdeniz HikâyesiGülşah Çeliker, A7 Yay. (176 sayfa).

Havadan Sudan, Doğru Bilinen Yanlışlar, Mikdat Kadıoğlu, Tekin Yay. (254 sayfa).

Denizcilikte de “önce hava tahmini…” diyoruz, Mikdat hocamız da doğru bilinen yanlışları anlatıyor. Meteoroloji bilgilerimizi düzeltmek ve zenginleştirmek için bir başucu kitabı.

Kırmızı Mavi Kova, Tolga Ekrem Pamir, Naviga Yay. (232 sayfa).

Yıllardıraçık deniz solo yelken yarışçısı olmak için çalışan, zorlu yelken yarışlarında boy gösteren Tolga Pamir’in dişiyle tırnağıyla kat ettiği yolların/seyirlerin etkileyici hikâyesi. Buralara yükselebilmek için onca emek, çaba ve aşılan engellerin ardından “onun için hikâye daha bitmedi, hatta yeni başlıyor…” Açık denizi, solo yarışları, kişisel başarıları merak edenlere…

Mavi Yolculuk Rehberi, Gökova’dan Kekova’ya Türkiye Kıyıları ve 12 Adalar, Ali Boratav, Denizler Kitabevi (sert kapak, büyük boy, 532 sayfa).

Editörlüğünü yapmaktan keyif aldığım, çok emek verilmiş, Ali Boratav’ın yıllarca yazarak/dolaşarak altyapısını hazırladığı farklı bir rehber kitap. Mavi yolculuk koylarında ve 12 Adalar’da 450 küçük koy ve mola yerinin tarihi, doğası, insanları, çevre ve kültürel özellikleri, lezzet ve mutfakları, coğrafi ve iklimsel özellikleri ve denizlerinin sırları… Noktasal konumları gösteren haritalar. Dijital haritalardan denizcilerin yararlanabileceği detay planlar…

Ocean Solitaire, Haldun Karagöz, kendi yayını (241 sayfa).

Basılısını görmedim/bulamadım, DADD sitesinden pdf dosyasını indirerek okudum.  Edward Abbey’in Desert Solitaire (Issız Çöl?) kitabını okudum “hayatım değişti” diyen kalp cerrahı Haldun Karagöz teknesi Amanin (Amel 54) ile yaptığı yolculukları anlatıyor. Az fotoğraf, sade bir dil ve akıcı bir anlatım. “Seyahatlerim sırasında pek fotoğraf çekmem. Çünkü yanından bir balina kuyruğu çıktığı zaman fotoğraf makinesine uzanırsan, kaçar gider o an. Ben fotoğrafları kafama çekerim. Sonradan gözümü kapadığımda gördüğüm inanılmaz sahneler hep kafamda.” Yelkenden sürekli gergin bir sinema perdesinde film seyretmek… okyanusta balık tutma düzeneği ve incelikleri… “Denizde mutluyum ben, dokunmayın” deyip karayı pek anlatmıyor, tarih vermiyor… iyi de ediyor… Gezgin kitapları böyle de yazılabilir diyor sanki…

19. Yüzyılda Donanmalar, Doğu Akdeniz’de Güç Mücadelesi, Fatih Erbaş, İş Bankası, (214 sayfa).

“Coğrafyaya ve tarihe denizden bir bakış.”

Osmanlı İmparatorluğu, Garp Ocakları ile ABD Arasındaki Deniz Antlaşmaları, Yılmaz Dalkanat, İş Bankası Kültür Yay. (366 sayfa).

Tunus, Cezayir ve Trablusgap eyaletlerinin oluşturduğu Garp Ocakları ile ABD arasında yapılan yedi Barış ve Dostluk anlaşması ve Osmanlı İmparatorluğu ile ilişkileri…

Osmanlı Deniz Ticareti, İdris Bostan, Küre Yay. (248 sayfa).

Osmanlı denizciliğinin yeterince araştırılmamış bir yönüne önemli bir katkı İdris Bostan hocamızın kitabı. Karadeniz, Akdeniz ve Kızıldeniz’deki ticareti inceleyen kitap bu ticarette kullanılan teknelere de değiniyor.

Osmanlı Sularında Balık Avcılığı, Şenay Ö. Gümüş, Kitap Yay. (152 sayfa).

Dalyanlardan volilere, avlanma araçlarından balık satışına Osmanlılarda balıkçılık faaliyetleri.

Piri Reis’in Gemileri, Rönesans Sanatına Meydan Okuma, Okay Sütçüoğlu, Ötüken (büyük boy, sert kapak 146 sayfa).

Yazarın rönesansla ilgili tartışmalı iddiasını bir kenara koyacak olursak ufuk açıcı bir kitap. Bugüne dek minyatürlerde farkına varılmayan tekne ayrıntılarını büyüterek çizip detayları gözler önüne seriyor Sütçüoğlu. Hem Kitab-ı Bahriye’ye hem de denizcilik tarihimize değer katıyor. Nitekim, Emrah  Safa Gürkan, Önsöz’de “Osmanlı Bahriye Tarihinde Çığır Açacak Bir Tetkik” değerlendirmesinde bulunmuş. Kadırga, karaka (barça), karavela, mavna, karamürsel, filika… gibi birçok teknenin limanda, alargada, seyir halinde küçücük (birkaç santimlik) ayrıntılarının “büyük kitabı” Piri Reis’in Gemileri.

Yazar neden kitaplarıyla minyatür sanatını/tarihini günümüze taşıyanlardan Metin And’a hiç başvurmamış merak ederim. İki de not: Sayfa 36’da yer alan resimdeki “Kemal”in  Piri Reis’in amcası “Kemal Reis” olmadığını söyleyen kaynaklar da var. Sayfa 112-120 arasında kullanılan iskele-sancak kontra terimlerinin çoğu ters kullanılmış.

Prens Adaları Sualtı Dünyasının Mucizeleri, Volkan Narcı, Adalı Yay. (büyük boy, 96 sayfa).

İstanbul’da Adalar’ın sualtı ve suüstü zenginliğini ve fauna çeşitliliğini renkli fotoğraflarla, haritalarla, kıyısından koyuna, taşına dek ortaya koyan muhteşem bir çalışma. Başta hayalet ağların temizlenmesi, yok olma tehlikesi altındaki mercanların taşınması gibi projelerden tanıdığımız yazar Volkan Narcı olmak üzere katkıda bulunan herkesin emeğine sağlık. Kitapta bu projelerle ilgili bilgi de var.

Soğuk Kıyılar, Kutup Toprağı Svalbard Çevresinde Seyir, Ömer Bozkurt, Denizler Kitabevi, (228sayfa).

Severek editörlüğünü yaptığım ve okuduğum kitaplardan. Kutuplara Türk bilim insanları seferleri de başladı ama güneyden sonra kuzeyi de yazan Ömer Bozkurt buralara yıllar önce gitti, gezdi ve yazdı… http://www.omerbozkurt.com/blog/ adresinden Bozkurt’un diğer seyirleri/eserleri ile de ilgili bilgi edinebilirsiniz.

Gezgin yazarlarımız bir pay çıkarır mı bilinmez ama Enis Batur, Ömer Bozkurt’un Soğuk Kıyılar kitabının “özgünlüğünden söz ederken” yolculuk yazınına da bir eleştiri yöneltiyor: “Alışveriş haritasına, tumturaklı yemek mönülerine, çılgınca (!) eğlenme ritüellerine yer tanımayan bir keşif ve gözlem seyir defteri.” (Kafa dergisi Temmuz 2019)

Son Voli, Serserilik Zor Zanaat, Vecdi Çıracıoğlu, İletişim Yay. (172 sayfa).Kitaptaki “Deniz Güzeldir” hikâyesini kaç kere okudum, ya da “her şey boş” anlamındaki balıkçı deyimi “havagazı Saim, su borusu İbrahim”i kaç arkadaşıma yazdım geçen yıl hatırlamıyorum (demek ki çok boş işlerle de uğraşıyoruz!). Boğazdaki balıkçıları yakından tanıyan/gözlemleyen Çıracıoğlu, onların denizden, zor yaşam şartlarından gelen felsefesini, bilgeliğini anlatarak “deniz edebiyatına” katkılarını sürdürüyor. Kitabını da “kaybolan denizlere, denizcilere, balıklara… bilge serserilere, Coşkun Akyüz’e…” (Rumelihisarı’nın güleryüzlü balıkçılarından Çoşkun…) adamış…

Struma, Vicdanları Sorgulatan Hikâye, Aaron Nommaz, Destek Yay. (270 sayfa).

İstanbul açıklarında 769 yolcu ve 10 mürettebatla 72 gün bekletildikten sonra motorsuz olduğu halde römorkörle Karadeniz açıklarına çekilerek ölüme terk edilen ve 24 Şubat 1942’de torpillenerek batırılan Struma dramının  romanı. Faciadan sadece bir kişi kurtulmuştu.

Tarih Denizinde Bozcaada, H. Can Yücel, Mendirek (120 sayfa).

Bozcaada’dan Marmara Adası’na tarih denizinde bir yolculuk. Adalar, denizciler, tekneler… Sayfalarında genç yaşta kaybettiğimiz arkadaşımız Habib Atınç’ın ve teknesi Aşina’nın izleri de var.

●TÜDAV YAYINLARI…

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı’nın 2019 Faaliyet Raporu TÜDAV sitesinden indirilebilir.

Ulusal Yetki Alanları Dışında Kalan Açık Denizlerin Korunması ve Yönetilmesi, ed. Nesrin Algan, Onur Gönülal (126 sayfa).

Eğitmenler İçin Dalış Sağlığı, ed. Şamil Aktaş (264 sayfa).

Ücra Adalar Atlası, Judith Schalansky, çev. Ömer Bozkurt, Kırmızı Kedi Yay. (orta boy, sert kapak, 144 sayfa).

Denizcilik kütüphanemize Ömer Bozkurt’tan değerli bir katkı daha. Ömer Bozkurt’un seçip/önerdiği kitap, ıssız adalara, uzak köşelere götürecek, bir sayfa harita ve bir sayfa metin eşliğinde 50 ücra adayı anlatıyor. Adaların kısa/önemli hikâyeleri eşliğinde dünyanın ıssız köşelerine gezinti.

Yük Gemisinde Bir Yolcu, Nur Dolay, Elpis Yay. (273 sayfa). “Avrupa’dan Güney Amerika’ya dev bir yük gemisinde 50 gün süren yolculuğun hikâyesi. Afrika ve Brezilya sahilleri, Atlantik geçişi, küresel ticaretin çarpık ilişkileri, gemilerde çalışanların yaşamı, limanlardaki çevre kirliliği, deniz taşımacılığının geleceği, aynı zamanda düşsel bir yolculuk ve büyük bir deniz sevgisi…”

●Yayımlandığından haberdar olduğum ancak göremediğim/edinemediğim birkaç kitap daha var. Deniz Müzesi, Osmanlı denizcilik mirasını günümüze aktaracak yayınlar değil de güncel konularla ilgili yayınları sürdürüyor; Cihat Yaycı’nın kitapları (Münhasır Ekonomik Bölge, Libya…, …) dışında yayımlanmış yeni kitap var mı bilmiyorum, yazan olursa sevinirim.

Derinlerdeki Portreler, Mehmet Bezdan, TINA (Türkiye Sualtı Arkeolojisi) Vakfı (480 sayfa, sert kapak, DVD’li).

Aşmam Gereken Okyanuslar Var, Gülin Bozkurt, Destek Yay. (288 sayfa).

(denizciler@yahoogroups.com ve www.turksail.com, 14 Mart 2020)

Similar Posts

  • Eski Denizcilik (Ahmet Rasim Barkınay’ın) Kitaplarının “İçi Zedelenmiş/Boşaltılmış” Yeni Baskıları

    Osmanlı ya da Cumhuriyet Bahriyesinin yayını olan ve denizcilik kültürünün/literatürünün sürekliliğini sağlayacak eski kaynak kitapların Deniz Kuvvetleri Yayınları arasında yer almaması kurumun yayın politikası açısından düşündürücüdür.
    Basılması gereken kitaplardan da örnekler vererek bu eksikliği birçok kez yazmıştım. Söz konusu yazılardan birinde Ahmet Rasim Barkınay’ın kılavuz kitaplarını da basılması gereken eserler arasında saymıştım.
    Denizcilik alanına ilgisini duymadığımız/bilmediğimiz bir yayınevinin (Dorlion Yayınları) Ahmet Rasim Barkınay’ın üçü kılavuz kitabı (Karadeniz, Akdeniz ve Ege), toplam beş eserini birbiri peşisıra yayımladığını öğrenince kitapları edindim. Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni yazıyla basılmış bu beş kitap sadeleştirilerek günümüze ulaştırılmış, ancak, eski ve yeni (sadeleştirilmiş) baskılar karşılaştırıldığında yayıncının Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun sağladığı bir haktan bir an önce faydalanarak yol alma/ilk olma, terlemeden kazanma hevesi dışında bir niyeti/gayreti olmadığını gördüm.
    “Deniz haritacılığımızın öncüsü bir deniz subayı” olan Barkınay Cumhuriyet döneminin başlarında kaleme aldığı “hâlâ aşılamamış” kıyı kılavuzları hazırladığı için Prof. Dr. Mustafa Pultar “ona Cumhuriyet’in Pîrî Reisi’i” unvanını verirsek hiç abartmış olmayız” der.
    Bu kısa bilgiyi vermemin nedeni Dorlion Yayınları’nın Ahmet Rasim Barkınay hakkında kitaplarda tek kelime yazmamış olmasıdır.
    Basılan kitapların durumunu gösterebilmek için önce beş kitaptaki (Karadeniz Sevahili, 1930; Akdeniz Kılavuzu, 1945; Ege Denizi ve Edremit Körfezi Deniz Kılavuzu, 1939; Denizcilere Faydalı Bilgiler, 1939; Gemicilik Sözlüğü -Ufak Gemicilik Lügatı, 1947-) ortak noktaları vurgulayıp sonra da tek tek eski baskılarına bakarak bazı örneklerle yeni baskıları değerlendirelim.
    Yazı boyunca vereceğim örnekler, yapılan ekleme, çıkarma, atlama, uydurma ve değişiklikler kitaplardaki “sadeleştirmenin niteliği ve özeni hakkında” yeterli bir fikir veriyor, bu nedenle karşılaştırmaları kitapların ilk 10-15 sayfasını esas alarak yaptım, fazlasına gerek duymadım.

    Belki “zaten baskıları yoktu, üstelik de sadeleştirilmiş, hiç yoktan iyidir” diyen de çıkabilir, ancak, kitapların düzgün bir yayıncı ciddiyetinden uzak, keyfi müdahalelerle “içi boşaltılmış” yeni hallerini bir “yayıncılık hizmeti” saymak mümkün değildir.

    Bu tür kitapları günümüze aktarabilmek geçmişe ve geleceğe olan sorumluluğumuzdur ama bunun için hayli emek, çaba, bilgi ve iyi niyet gerekiyor, yoksa özensiz, üstten bakan bir el değdirmeyle terlemeden kazanacak bir “ürün” çıkarmak işin kolayı. Orijinal metinleri olduğu gibi basmak ya da dijital hallerinin erişilebilir hale getirilmesi de bir çözüm ama değerli olan bu eserlerin yazar biyografili, açıklamalı gerekirse notlamalı, derkenârlı çeviriyazılarını/sadeleştirmelerini hazırlayabilmek (bunun güzel bir örneği de var: Adalar Denizi Kılavuzu (1926) çeviriyazı, Prof. Dr. Mustafa Pultar).

    Dileriz Barkınay’ın kitaplarının başına gelenler benzeri diğer denizcilik kitaplarının başına gelmez, çünkü denizcilik geçmişimizi tanıma ve bilmenin kazandıracağı bilgi birikimine ihtiyacımız var.

  • |

    Setur Marinaları Seyir Defteri’nin Hali

    Setur Marinaları’nın müşterilerine dağıtmak üzere hazırladığı “Setur Marinas Seyir Defteri” ile Teoman abinin (Arsay) teknesi “Mat” ta karşılaştım (Haziran 2017). “Bir göz atsana” demişti ama onun da ilk izlenimleri hayli olumsuzdu. Gözden geçirip aşağıdaki e-postayı Teoman abiye yazdım. Sonrasında onun girişimiyle Seyir Defterini hazırlayan marina ilgilisi ile Mat’ta görüştük, “hazırlık sürecini” konuştuk. Bu görüşme çerçevesinde Jurnal (Seyir Defteri) Hazırlanması İçin Öneriler başlıklı ikinci yazıyı görüştüğümüz marina ilgilisine gönderdim. Ancak sonraki yıllarda da Setur Marinas Seyir Defteri’nin dağıtımının sürdüğünü biliyorum (herhalde stoklar bitinceye dek dağıtımı sürdürüldü).

    İkinci yazıdaki jurnal önerileri, bizim denizlerimize göre hazırlanacak “düzgün/denizci” bir jurnal için taslak olarak da düşünülebilir.

  • Kuralını Bilmeyen Oynayamaz!

    Olimpiyatlar için hazırlanmış kitabın yelken ve rüzgar sörfü bölümlerinin eleştirisi.

    Denizcilik kadar, denizcilik yazınına da meraktan, içinde deniz geçen her kitaba bakmaya, beğenirsem almaya çalışırım. NTV yayını Spor Kitabı’nı da içindeki su sporlarına ve özellikle yelkene göz atmak için aldım. Öncelikle belirtmeliyim ki 200’den fazla spor dalı hakkında bilmemiz gereken her şeyi anlatma iddiasındaki, 448 sayfalık hayli hacimli ve faydalı kitapla ilgili eleştirilerim öncelikle yelken ve rüzgar sörfü ile ilgili toplam 12 sayfalık 2 bölümü kapsıyor.

  • “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” Serisi Hakkında

    Eski denizcilik dergilerde yer alan yazılar, yayımlandıkları dönemin nabzını tutan, geçmişte olan-biteni anlamak/aktarmak/anlamlandırmak için önemli başvuru kaynaklardır. Diğer yandan dergi dizinleri, ilk defa ele alınıyormuşçasına, hatta beyaz bir sayfaya yazılıyormuşçasına geçmişten bihaber yazılan yazılara, geçmişte ele alınan konuları hatırlatmaya/göstermeye de aracı olur.

    “Yazılı kaynaklarımız oldukça sınırlı olduğu için ne yazık ki önceki kuşakların denizcilikle ilgili öykülerini/hikâyelerini, bilgilerini bil(e)miyoruz, araştırmıyoruz dolayısıyla geleceğe aktaramıyoruz.” (…) “Amatör-sportif denizciliğin yeterince araştırılmış/yazılmış bir tarihi yok…. Anı/biyografi kitapları, özellikle eski/yeni denizcilik dergilerinde yer alan konuyu zenginleştirecek makaleler başta olmak üzere bu sporun tarihini zenginleştirecek birçok kaynağın günümüze kazandırılması gerekiyor.” “Dergi Yazıları Dizini (1935-2000)” oluşturulması bu yöndeki çalışmaları besleyecek önemli kaynaklardan biri olabilir.” diye daha önce yazmıştım. (Ekim 2020 / Amatör-Sportif Denizcilik İçin Yayın-Yayıncılık Önerileri ).

    Amatör-sportif denizcilikle ilgili dergiler ne yazık ki eskiden beri dizin yayımlamıyor. Uzun yıllar önce, 2000’li yılların başında bir denizcilik dergisine yılsonlarında özet de olsa bir dizin hazırlayıp dergi eki veya ayrı bir sayı olarak yayımlanmasını önerdiğimde, dergiler arası rekabet gerekçesiyle “başka dergiler bu bilgilerden faydalanacağı için” dizin yayımlamayı düşünmedikleri cevabını almıştım.

    Bu yazıyla başlayacak “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” serisinde “amatör-sportif denizciliği merkeze alarak” seçtiğim denizcilik dergilerinin veya denizcilik dergileri hakkında yayımlanmış dizinlerin/yazıların, açık kaynakların aktarılmasına çalışacağım. Dolayısıyla yazı/dizin serisi yayımlanmış tüm denizcilik veya denizcilikle ilgili dergileri kapsamıyor. Yoksa Şirket-i Hayriye’nin yolcu sayısını artırmak için çıkardığı Boğaziçi mecmuası (Ekim 1936-Mart 1938), ya da Denizcilik Bankası’nın dergisi Denizin Sesi (Mayıs 1975- …. ) gibi bir dönem yayımlanmış kurumsal dergiler veya başkaları da var. Türkiye’de yayımlanmış dergilerle ilgili az sayıdaki bibliyografyalarda denizcilikle ilgili birçok dergi yer almıyor ne yazık ki. Denizcilik dergilerinin tarihini anlatacak, dönemi, yayıncısı (ör. kurum yayınları), ilgi alanı (ör. balıkçılık, yatçılık, profesyonel denizcilik vb.) ve benzeri kriterlere göre sınıflandıracak ayrıntılı biyografilere de ihtiyaç var.
    Halen yayımlanan denizcilik dergilerinin de kendi dizinlerini (hatta yazar ve konulara göre ayrıntılı dizinlerini) yayımlayarak deryada yer almasını dileyelim.

  • |

    Sadun ve Oda Boro’nun Anısına…

    Kısmet iki yıl on ay süren dünya seyahatinin sonuna gelmiş, karasularımıza yaklaşmaktadır. Kısmet’in 15 Haziran 1968’de İstanbul’da olacağı neredeyse bir ay öncesinden açıklanır. Çünkü o güne dek seyahate mali yönden hiçbir katkısı olmayan devlet erkânı kendini göstermiş, işi “resmiyete” dökerek hazırladıkları karşılama törenlerinin programına göre seyir yapılmasını istemiştir.
    Sonraki günlerde Sadun Boro’nun “… artık hareket serbestliğimiz elimizden alınmış oldu.” dediği bu program uygulanır. Aslında çok farklı derecelerde de olsa kamuoyunun ilgi gösterdiği bazı bireysel ya da kolektif başarıların resmî makamlarca “araçsallaştırılması” evrensel bir olaydır.

    Sadun Boro “her ânı ömrümüz boyunca hiçbir zaman hatıralarımızdan silinmeyecek bambaşka bir hayal âleminde yaşadık” dediği son on günün hikâyesini Pupa Yelken’de ayrıntılarıyla anlatır.
    Boroların “hareket serbestliği” ellerinden alınmamış olsaydı karşılama törenleri/ziyaretler resmikabul/resmigeçit havasında değil de daha şenlikli mi olurdu ya da kamarada kapalı kalan Miço kutlamalara katılabilir miydi bilinmez ama zaten tahmin edilemeyen bir kalabalık neticesi askeri-mülki erkânın başrolde olduğu “ne protokol kalmıştı, ne de program…”

    Sadun Boro, “Pupa Yelken’i kaleme almamın esas gayesi gençlerimize, dünyanın en güzel kıyılarına sahip olan yurdumuzun insanlarına denizi sevdirmek, onlara engin ufuklara yelken açmayı özendirmek, teşvik etmekti.” der.
    Bu nedenle, herhangi bir şan-şöhret arayışı olmadan, tutku, açık deniz tutkusu, kendine güven ve özgürlük arayışı peşinde bir hayale yelken açan bu insanların Pupa Yelken’de yansıttığı ruhu/havayı hatırlatıp günümüze taşıyacak tarzda kitaptan alıntılarla hazırlanmış metinlerin ve onlarla ilgili değerli makalelerin MEB müfredatına/okullara sokulması için çaba gösterilmelidir.

    Yazıya serpiştirdiğim İstanbul’daki törenlerden kareler içeren 16×28 cm. ebadındaki siyah-beyaz on dört fotoğrafı 4 Şubat 2018’de İstanbul Müzayede’nin müzayedesinden satın almıştım.
    Fotoğrafları, 15 Haziran 1968’in bir yıldönümünde, 15 Haziran 2024’te, Sadun ve Oda Boro’nun anısına, bu serüveni kalbinde hisseden, takip eden, bu karşılamaya yakın ya da şahit olabilmek için o çoşkulu kalabalığa katılanlar adına paylaşmak istedim.

  • Alp Alpagut Türkiye’de Kalsa Ne Olurdu…?

    Alp Alpagut, uluslararası düzeyde pek çok başarıları bulunan ve Olimpiyat’ta (Atlanta 1996) ve Akdeniz Oyunları’nda (1997) ülkemizi Laser sınıfında temsil etmiş bir sporcu. 2001’den beri yurtdışında antrenörlük yapıyor, 2004’ten beri de İtalya’da yaşıyor, olimpiyatlara sporcular hazırlıyor. Çalıştırdığı sporcuların olimpiyat kotası alma başarıları göstermesi geçtiğimiz yıl ona İtalya Laser Milli Takımı Antrenörlüğü kapısını açtı. Yılda 250 gün denizde İtalyan Laser milli takımına koçluk yapıyor, fırsat bulursa da yarışıyor. Örneğin 2009 ve 2012’de İtalya masterlar şampiyonluğunu kazanmıştı. Gerekli ve yeterli antrenmanları yapa(a)madan katıldığı 4-11 Ekim 2014’te Güney Fransa Hyeres’de yapılan Laser Masterlar Dünya Şampiyonası’nda grubunda 3. oldu (sonuçlar için şu siteye bakılabilir: http://lasermasters.coych.org/results/).

    Eylül ayında İspanya/Santander’de yapılan, tüm olimpik sınıfların katıldığı ve ülke olimpiyat kotalarının yarısının belli olduğu Dünya Şampiyonası’nda Alp Alpagut’un çalıştırdığı İtalyan Laser Milli Takımı’ndan 3 sporcu ilk 25’e girerek olimpiyat kotası aldı. Türkiye bu yarışlarda hiçbir sınıfta olimpiyat kotası alamadı. (Santander’de yaklaşık 20 bin kişinin katıldığı muhteşem organizasyonun açılış töreni ve laser sınıfı yarışları için şu videolara da bakılabilir. http://www.youtube.com/watch?v=L7NrpazIbxghttp://www.youtube.com/watch?v=X9Ey4ovBODM )