|

Sadun ve Oda Boro’nun Anısına…

Sezar Atmaca

Denizcilik Alfabesi, Sezar Atmaca, İletişim Yay. 2017

“1960’ların ikinci yarısında Sadun ve Oda Boro’nun (ve Kanarya Adaları’nda aralarına katılan Miço’nun) 10.5 metrelik Kısmet’le yaptıkları ve Pupa Yelken kitabı ile ölümsüzleşen dünya turu serüveni (1965-68) ülke çapında büyük ilgi gördü, yankılandı ve denizseverler için sembol haline geldi. Borolar’ın dünya turunu gerçekleştirdiği yıllarda dünya turu yapan tekne sayısı onlarla ifade ediliyordu. Günümüz imkânlarıyla karşılaştırıldığında seyir hayli zorlayıcıydı, tehlikelerle/belirsizliklerle doluydu. Elektronik seyir aletleri yoktu, sadece pusula, sekstant ve kâğıt harita vardı, haberleşme kısıtlıydı. Ancak Borolar’ın kısıtlı imkânlarla gerçekleştirdikleri seyahat sadece bir denizcilik başarısı değildi, seyir boyunca Hürriyet gazetesinde de yayımlanan anıları kapalı bir toplumun gözünü ‘dünyaya açtı’. Necati Zincirkıran ‘Barbaros Hayreddin Paşa’dan sonra hiçbir Türk denizcisi Sadun Boro kadar sevilmedi ve tanınmadı’ der.”

Hiçbir yardımı dokunmayan müesseseler…

1952’deki ilk Atlantik geçişi sonrası uçakla yurda dönerken Atlantik Okyanusu üzerinde Ayyıldız bayraklı “kendi kotramla bu sulara döneceğim” diyen Sadun Boro, dünya turu yapabilecek bir tekne yapımı için o yıllarda Beden Terbiyesi, Denizbank ve gazetelere başvursa da hiçbir cevap alamaz. Sadun Boro, Pupa Yelken’de seyahatin mali yönünü açıklıkla anlatır: Hürriyet gazetesinin kısıtlı da olsa yazı karşılığı madden desteklemeyi kabul ettiğini söyler “…seyahatimiz boyunca yegâne gelirimiz yazı yazmak suretiyle temin ettiğimiz para idi.” “Hükümet, Beden Terbiyesi, Resmi veya hususi müesseselerin hiçbir yardımı dokunmamıştır.”  

Dolmabahçe’ye doğru

Bir sohbetimizde (10 Ocak 2007, Çarşamba) Hürriyet gazetesinin üç senede verdiği paranın fazlasını seyahat adına düzenlenen bir gecelik balo için harcadığını söylemiş ve hayıflanarak eklemişti: “Çekoslavak malı öylesine kötü ve açısı dar boktan bir makinem vardı ki adam gibi bir fotoğraf makinesi almam mümkün olsaydı bugüne çok iyi bir arşiv bırakabilirdim.”  

Aslında Pupa Yelken’de “Para bitmiş, artık satılacak bir şeyimiz kalmamıştı. Benim eski kotra, Oda’nın çeyizleri, evdeki eşyalar, ne var ne yok çoktan satılmıştı. Hatta 13 yıllık emekli maaşımı bile yakıp, geri almıştım…” diye yaşadıkları maddi güçlükleri yazan Sadun Boro, kısıtlı imkânlarla yaptıklarını sıradan bir şey gibi anlatsa da bu konuda ikilinin yaptıkları/yapamadıkları, çabaları, emekleri, ayrı bir takdiri, başlığı ve değerlendirmeyi hak ediyor.

“Hareket serbestliğimiz elimizden alınmış oldu”

Kısmet’in 15 Haziran 1968’de İstanbul’da olacağı neredeyse bir ay öncesinden açıklanır. Çünkü o güne dek seyahate mali yönden hiçbir katkısı olmayan devlet erkânı kendini göstermiş işi “resmiyete” dökerek hazırladıkları karşılama törenlerinin programına göre seyir yapılmasını istemiştir.

Hürriyet gazetesinde üç yıl boyunca kimi zaman birinci sayfadan, kimi zaman tam sayfa yayımlanan Sadun Boro yazıları ve usta gazeteci Necati Zincirkıran’ın yönlendirdiği ilgili haberler büyük bir ilgi uyandırmış, gazetenin tirajı zaman zaman bir milyonu aşmıştır.

Ülkemizde alanında bir ilk olan bu seyahatin gördüğü büyük ilgiye, sevgiye ve yarattığı heyecana devlet de kayıtsız kalamamış, gazetenin de işbirliğiyle son aşamada olaya el koyarak resmikabullü, resmigeçitli, Osmanlı denizcilerine göndermeli bir program hazırlanmıştır.

Aslında çok farklı derecelerde de olsa kamuoyunun ilgi gösterdiği bazı bireysel ya da kolektif başarıların resmî makamlarca “araçsallaştırılması” evrensel bir olaydır.

Kısmet, 17 Mayıs 1968 Cuma günü karasularımıza girer: “O günü Fethiye’ye doğru sahillerimizi doya doya seyrederek yol aldık. Kendi limanlarımıza uğramadan Çanakkale’ye çıkmamız bildirildiğinden, maalesef bir yere uğrayamadık.” diye anlatır Pupa Yelken’de Sadun Boro… Ancak 23 Mayıs’ta Rodos’tan ayrılıp Datça sahillerini takip ederken vatan hasreti ağır basar pek de hoşnut olmadıkları “bildirimi” ihlal ederler: “Artık sabrımız tükendi. Yıllardır hasretini çektiğimiz toprakları görüp de erişememenin işkencesine daha fazla tahammül edemeyerek geceyi geçireceğimiz İstanköy’e gitmekten vazgeçtik ve Datça’nın nihayetinde bulunan Deveburnu’nun altındaki sakin koyda, kendi karasularımızda funda demir ettik…”

28 Mayıs akşamı vardıkları Midilli’de bir hafta kalmak zorundadırlar, çünkü “Çanakkale’ye 10 Haziran Pazartesi günü gelmemiz kararlaştırılıp bize bildirildiği için mecburen Midilli’de bir hafta oyalanmak zorunda kaldık.” Bu zaman zarfında da Kısmet baştan aşağı boyanır ve gelin gibi süslenerek törenlere hazırlanır.

“5 Haziran Çarşamba. Bugün saat 11’de Babakale önlerinde Donanmamıza mensup gemilerle randevumuz var.” “…tam Babakale önlerinde şanlı Donanmamıza mensup dört refakat gemisi Kısmet’i ve onun garip yolcularını karşılayıp aralarına aldı.” Kısmet sancak gemisi Koçhisar’a aborda olup, Cumhurbaşkanı ve Deniz Kuvvetleri Komutanının gönderdiği iltifatkâr mesajları alır. “Ayrıca Komodor, Kısmet İstanbul’a varana kadar on gün, bu dört geminin bize refakat edeceğini bildirdi”. …“Üstelik bir de koca dosya verdi bize: Kısmet’in önce Çanakkale, sonra 15 Haziran Cumartesi günü İstanbul’da karşılanma törenlerinin programları…” “…bütün ısrarlarımıza rağmen kararlarından vazgeçirmek mümkün olmadı.” “Hayatımız boyunca böyle protokol ve merasimlerden daima uzak kalmaya çalıştık.” diye yazar Sadun Boro, İstanbul’dan sessiz sedasız ayrıldıklarını “Arzumuz gene aynı sessizlikle dönmek, ayrıldığımız Caddebostan’a gene kimsenin haberi olmadan, hatta bir gece yarısı gelip demirlemekti. Ama artık hareket serbestliğimiz elimizden alınmış oldu.” der ve ekler: “Hem saati ve dakikası ile öyle bir program hazırlanmış ki kalın dosyayı okurken dahi bu kadar zahmete katlanıldığı için sıkıldık, mahcup olduk…”

Refâkat filotillası ve pike yapan jetler eşliğinde Bozcaada limanına demir atıp, iki gün burada kalır Kısmet. 9 Haziran’da Çanakkale Morto Koyu’nda büyük bir törenle karşılanır, Sadun Boro annesi ve akrabalarıyla yıllar sonra hasret giderir. Çanakkale’de üstü açık bir jiple, annesi ön koltukta şehrin ana caddelerinde candan bir sevgi seli ile selamlanıp dolaşırlar, sonrasında Orduevi’nde ağırlanırlar.

“Her sahil kasabası, köyü önünden geçerken motorlar, sandallar Kısmet’i karşılayıp etrafını sarıyor, kendi sularından uzaklaşırken onu bir sonraki köyden gelenlere teslim ediyor… Kemer’de, Avşa’da, Ereğli’de birer gece kaldıktan sonra Cuma akşamı, ertesi gün İstanbul’daki programa uyabilmek için 15 mil mesafedeki Ambarlı’da demirledik.” diye anlatan Sadun Boro protokole uymak adına “Bir yandan da son zamanlarda hâd safhaya çıkan ülser sancılarından iki büklüm…” kıvranmaktadır.

İstanbul resmigeçidi

15 Haziran 1968’de Yeşilköy açıklarında Donanmaya mensup iki avcı botu ve bu tarihi ana şahit olmak, yakın olmak isteyen, irili-ufaklı yüzlerce tekne, su fiskiyeleri, düdükler, sahilden sallanan mendiller, en candan sevgi tezahürleri ile karşılanan Kısmet 10:45 sıralarında Selimiye açıklarından geçerken Sarayburnu ve Selimiye Kışlası’ndan top atışları yapılır ve küçük bir Boğaz turundan sonra 11:30’da Dolmabahçe rıhtımı önünde demirler.

Karada da denizdeki gibi mahşeri bir kalabalık vardır, bir ara yağan kuvvetli yağmur bile dağıtamaz bu kalabalığı. Gazeteler tören detaylarını günler öncesinden bangır bangır verince Dolmabahçe rıhtımı kalabalıktan adım atılamaz hale gelir. Bu nedenle Borolar rıhtımdan yola kadar olan 40 metrelik mesafeyi, birkaç kez bayılma tehlikesi geçirip, iki kez de tekneye döndükten sonra aşabilirler. Bu durumu Milliyet “Borolar İstanbul’da Dünya turundan fazla yoruldu” manşetiyle okuyucularına aktarır.

Sadun ve Oda Boro kendilerine tahsis edilen 34 AK 971 plakalı bir Cadillac ile Beşiktaş-Karaköy- Bankalar Caddesi-Tünel-İstiklâl Caddesi yoluyla, “kalyoncuya benzetilmeye çalışılmış, bağrıaçık, takma palabıyıklı iki denizci” eşliğinde çoşkulu kalabalığı aşmaya çalışarak önce Taksim’deki Cumhuriyet Anıtı’na ve sonra Beşiktaş’taki Barbaros Anıtı’na Kısmet adına hazırlatılmış çelenkleri koyarak Dolmabahçe rıhtımına döner ve Kısmet’le Fenerbahçe koyuna giderler.  

Sadun Boro “her ânı ömrümüz boyunca hiçbir zaman hatıralarımızdan silinmeyecek bambaşka bir hayal âleminde yaşadık” dediği son on günün hikâyesini Pupa Yelken’de ayrıntılarıyla anlatır.

Boroların “hareket serbestliği” ellerinden alınmamış olsaydı karşılama törenleri/ziyaretler resmikabul/resmigeçit havasında değil de daha şenlikli mi olurdu ya da kamarada kapalı kalan Miço kutlamalara katılabilir miydi bilinmez ama zaten tahmin edilemeyen bir kalabalık neticesi askeri-mülki erkânın başrolde olduğu “ne protokol kalmış, ne de program…”

Barbaros Türbesi anı defterini imzalarken

MEB müfredatında Pupa Yelken

Sadun Boro, Hürriyet’te seyahati anlatan yazıları ve Pupa Yelken için şu değerlendirmeyi yapar: “Genci, ihtiyarı, şehirlisinden Anadolu’nun en ücra yerlerindeki hiç deniz görmemiş insanlara kadar herkes çok büyük ilgi ile, kendi içlerinden çıkmış iki kişinin bu yolculuğunu adım adım izledi.

Bu neşriyatın en önemli yanı ise, denizle hiçbir ilgisi olmayan insanlarımıza denizcilik tohumlarını aşılamış olmasıdır. Zaten Pupa Yelken’i kaleme almamın esas gayesi gençlerimize, dünyanın en güzel kıyılarına sahip olan yurdumuzun insanlarına denizi sevdirmek, onlara engin ufuklara yelken açmayı özendirmek, teşvik etmekti.”

Bu nedenle, herhangi bir şan-şöhret arayışı olmadan, tutku, açık deniz tutkusu, kendine güven ve özgürlük arayışı peşinde bir hayale yelken açan bu insanların Pupa Yelken’de yansıttığı ruhu/havayı hatırlatıp günümüze taşıyacak “Bu Seyahate Neden Çıktım, Kısmet’in Yapımı, Yol Hazırlığı, Vatana Dönüş, Çok Şükür İstanbul” ve devamındaki bölümlerden ders müfredatına girebilecek tarzda alıntılarla hazırlanmış özendiren/merak uyandıran, okuma parçalarının, ya da “Gökova’nın Mecnunu” (Mustafa Pultar, Denizi Yazanlar | Mustafa Pultar | Boro) gibi değerli makalelerin MEB müfredatına/okullara sokulması için çaba gösterilmelidir. “Bir Milyon Amatör Denizci” projesi gibi sudan projeler peşinde koşmak yerine amatör denizciliği gerçekten özendirecek projelere ihtiyacımız var. 

Müzayededen çıkan fotoğraflar

Yazıya serpiştirdiğim İstanbul’daki törenlerden kareler içeren on dört fotoğrafı 4 Şubat 2018’de İstanbul Müzayede’nin müzayedesinden satın almıştım. Siyah-beyaz ve 16×28 cm. ebadındaki bu fotoğrafları kimin çektiğine ilişkin Müzayede açıklamalarında ya da fotoğrafların üzerinde herhangi bir bilgi yoktu. Hürriyet gazetesindeki tören haberleri Haber Ajansı Ekibi ve Çetin Şencan imzalı olduğu için bunlardan biri olabilir, ama ayrıntısını araştıramadım.

Fotoğrafları, 15 Haziran 1968’in bir yıldönümünde, 15 Haziran 2024’te, Sadun ve Oda Boro’nun anısına, bu serüveni kalbinde hisseden, takip eden, bu karşılamaya yakın ya da şahit olabilmek için o çoşkulu kalabalığa katılanlar adına paylaşmak istedim.

Notlar: Pupa Yelken’den yapılan alıntılar, 2. Baskı, Denizler Kitabevi 2003 nüshasından (çoğunlukla s. 367-383 arası). İlk baskıda arka sayfalarda yer alan ilanların yerine 2. Baskıya “yolculukla ilgili gazetelerde çıkan haber ve röportajlar”  eklenmiş. “Gökova’nın Mecnunu” yazısı Mustafa Pultar’ın “Denizin Dili Denizin Yazısı, ADF Yay. 2010 kitabında da yer alır.

Bağlantılı yazı bkz: Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin

İmzalı kartpostal albümü (Hürriyet-Ajans Türk /5 sayfa)
İlk gün kartpostalı (ilk gün zarfı da var)

Similar Posts

  • |

    DENİZ BALIKLARI SÖZLÜĞÜ

    Deniz Balıkları Sözlüğü, Türkiye’nin dört ayrı denizinde yaşayan balıkların adlarını sistemli biçimde derleyen az sayıdaki derlemeden biri.

    Bu konudaki öncü çalışmaları bütünleyerek ve güncelleyerek, Türkiye sularında yaşadığı kayda geçmiş 512 balık türünü, bilimsel adları başta olmak üzere pek çok dildeki karşılığıyla sunmaya çalıştım. Balık adlarının kökeni Farsçadan Rumcaya, Katalancadan Romancaya, İspanyolcadan Rusçaya iki düzineye yakın dilden geliyor.

    Basılı olarak İşKültür (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) tarafından yayımlanmış olan kitap için yayınevi ile yaptığımız sözleşme uyarınca Deniz Balıkları Sözlüğü’nü deniz dili ve bilimi ile ilgilenen herkesin serbest kullanımına açtım. Bu dijital sözlükte herhangi bir sözcük, terim ya da deyimle arama yapabilirsiniz. İndirmek için ve kullanma yöntemine ilişkin ayrıntılı bilgi için burayı tıklayın. Kullandıktan sonra referans olarak belirtirseniz başkalarına da duyurmuş ve onların da yararlanmasını sağlamış olursunuz.

  • Deniz Seyahati (1944-1945)

    Sunuş : “…kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum” / Sezar Atmaca

    Daha önce (Kasım 2022’de) yayımladığımız Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-46) yazısının sunuşunda  bu sahafiye belgeden de söz etmiştik:

    “Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.”

    Sevgili arkadaşımız Murat Koraltürk’e bu sahafiye belgeyi bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz.

    Kapakla birlikte 8 suluboya renkli çizimin yer aldığı bu ödevi, Silifke’de lise son sınıf öğrencisi olan, 18 yaşındaki Kâmil Doğruöz hazırlamış. Kalın karton kapaklı, 21×14.5 santim ebadında, tel halkalı, sayfa aralarına pelur kâğıt sayfa eklenmiş, her sayfasında bir tekne çizimi olan özenli bir ödev Deniz Seyahati (1944-45). Samsun’da Deniz Faaliyeti’nde olduğu gibi bu metinde de epey imla/yazım hataları varsa da ödevin güzelliğine gölge düşürmediği gibi o dönem bunlara çok önem verilmediğini de gösteriyor. Resim altındaki açıklamalar metinle karıştığı için, yeşil çizgiyle resim altyazısı ile metni ayırdım.

    Kâmil Doğruöz’ün ailesinin yaşadığı Gilindire o dönemde  yerlilerin Kelindir dediği Gülnar kazasının merkezi. İlçeye adını veren Gülnar, şimdiki adı Aydıncık olan Gilindire/Kelenderis kasabası.

    Bayram tatilinde ailesini görmek için Silifke’den Gilindire’ye gelen Kâmil Doğruöz, dönüşte kızkardeşini de yanına alarak Akbaba motoru ile Taşucu’na oradan da arabayla Silifke’ye gitmek üzere 1 Aralık 1944’te (bir kanunievvel) “deniz seyahati”ne başlar. Yelken açan teknenin sereni kırılır, tamir edilir, hava sertleşince tekrar kırılır, motor çalışmaz, fırtınayla baş edilmeye çalışılır. Akbaba, Tekin ve Aygır tekneleri aynı yolun yolcusudur. Uğranılan, sığınılan limanlar, koylar, arızalanan/yedeklenen tekne, yelken tamiri, makine tamiri, balık avı, kıçtan kara, gece yelken seyri… Bir hafta süren, yaklaşık 35-40 millik maceralı bir deniz yolculuğunu anlatan kısa bir ödev metni “Deniz Seyahati”.

    Seyirde karşılaşılan sorunlarla uğraşılırken kız kardeşine cesaret vermeye çalışan Kâmil Doğruöz selametle karaya ulaşınca doğal olarak kışın yapılan bu seyre ihtiyatla yaklaşmış:

    “ Bu seyahatimde heyecanlı dakikalar ve tehlikeler atlatmakla cesaretimin artması ile beraber kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum.”

    Deniz Seyahati’nin, rotasını bölgenin SHOD haritasının ilgili parçasında göstermeye çalıştım:

  • Denizcilik Terimlerinin Kullanımı

    Ustam Rüzgâr ele aldığı temayı hayatın tüm alanına yaymaya çalışan, onun rehberliğini esas aldığımızda, izlediğimizde hayatta ne kadar başarılı olabileceğimizi anlatan kişisel gelişim kitaplarından biri. Galata Yayıncılık’tan çıkan kitabı Suğra Öncü çevirmiş. Orijinal adı ‘ilk işin küçük bir sandalda kürek çekmeyi öğrenmek olsun’ olan veon üç dile çevrilen kitap, denizcilikle ilgili teması nedeniyle yurdumuzda özellikle amatör denizciler arasında oldukça ilgi görmüş bir otobiyografik eser. Richard Bode rüzgâr, tekne , insan ilişkisinden yola çıkarak, doğaya ve aerodinamik kurallarına sadık kalırsak, uyum gösterirsek nasıl başarılı olabileceğimizin, tekneyi (hayatımızı) nasıl yönlendirebileceğimizin öyküsünü anlatıyor. Yelken dergilerinde “denizle ve hayatla ilgili olan herkesin ilgisini çekecek bir eser” (Can Tokman, Yelken Dünyası, Ekim 2003), denizcilik sitelerinde, “her denizcinin mutlaka, her insanın da denizciyi, yelkenciyi anlayabilmesi için okuması gereken bir kitap Ustam Rüzgâr”(Ahmet Davran, DSTİ, Kasım 2003) diye övgüyle söz edilen kitabın yazarı Richard Bode iletmek istediği hayat felsefesini ilk gençliğinde öğrendiği denizcilik ve yelkencilik deneyimleri aracılığıyla okura aktarıyor. Doğal olarak ve sıklıkla denizcilik, yelkencilik terimleri kullanan Bode, vermek istediği detayları, vurguları, nüansları bu dille anlatıyor. Dolayısıyla anlatımda denizcilik dili ve terimleri önem kazanıyor. Ancak çevirmenin denizcilikten ve özel olarak yelken seyrinden anlamaması, konuya vakıf ol(a)maması yüzünden ciddi yanlışlarla dolu çeviride bu ayrıntılar kaybolup gidiyor.

  • |

    AMATÖR SPORTİF DENİZCİLİĞİN SORUNLARI

    Marmara Üniversitesi VIII. Türk Deniz Ticareti Sempozyumu’na sunulan bu bildiri amatör/sportif denizcilikle ilgili yeni rotalar çizip, yol göstermek için değil, ülkemizdeki “deniz-tekne-insan” ilişkisini farklı bir çerçeveye oturtabilecek doğru düzgün bir “harita oluşturabilmek” amacıyla kaleme alınmıştır. Çünkü rota çizebilmek için, “navigasyon bilgisi” yanında öncelikle güncel ve doğru bir “harita” gerekir.
    Denizle olan ilişkimiz daha çok bakmak/izlemek, yolculuk keyfi üzerine kurulmuş, oldukça duygusal ve dolaylı bir ilişkidir. “Üç tarafımız denizle çevrili ama denize sırtımızı dönmüşüz” diye başlayan eleştiriler denize olan tutkuyu anlamaktan/anlatmaktan uzaktır. Çünkü bu algı “denizle ilgili” (denizel) olanla, “denizcilikle ilgili” (denizsel) olanın farkını yok sayar. Oysa yeterince ilgimiz/ilişkimiz olmayan deniz değil, denizcilik, yani“deniz-tekne-insan ilişkisi”dir. Yazı bunun nedenlerini/niçinlerini de gösterebilen bir harita oluşturabilme amacındadır. Günümüzde denize açılmanın, denizle yaşamanın sevildiği, “deniz-tekne-insan” ilişkisinin geliştiği ülkeler genellikle tarihinden gelen, denizaşırı gelişmiş bir deniz ticareti sayesinde “denizden yararlanma” oranı yüksek ülkelerdir. …
    Amatör/sportif denizci, herhangi bir maddi kazanç amacı taşımaksızın, sevgisi, hevesi, merakı, eğlencesi, sporu, hobisi için “denizi kullanan” kimsedir. Günümüzde “deniz-tekne-insan” ilişkisinin, bu çerçevede geliştiği, denizciliğin “yalın (saf) ve bireysel kaynağı”nın amatör-sportif denizcilik olduğu, hatta doğru dürüst bir amatör/sportif denizcilik olmadan profesyonel denizciliğin de yeterince beslenemeyeceği/gelişemeyeceği söylenebilir.
    Dünyada amatör/sportif denizciliğin geliştiği ülkeler, profesyonel denizci/amatör denizci, gemiadamı/amatör denizci… gibi ayrımların netleştiği/yerli yerine oturduğu ve bu sayede kurum, mevzuat, dil, yayın, temsilci, vb. olarak amatörlüğün özerkleştiği ve bağımsızlaştığı ülkelerdir.
    Ülkemizdeki duruma bakıldığında “denizde çalışan/denizi kullanan” ayrımının belirginleşmediği, özellikle bahriye ve ticaret denizciliğinin “iş-meslek” temelli denizcilik algısının kendi mesleki faaliyet alanları dışında da “denizcilik bizden sorulur” anlayışıyla hegemonyasını sürdürdüğü görülür. Bu zihniyetin beslenmesinde amatör/sportif denizciliğin de yeterli katkısı var şüphesiz.

  • |

    BÜYÜK DENİZ SÖZLÜĞÜ: DENİZLÜK

    Mustafa Pultar hocamızın izniyle…

    Büyük Deniz Sözlüğü DENİZLÜK, Mustafa Pultar, İş Bankası Kültür Yay. 2022.

    Kitabın erişim adresi ve aşağıdaki bilgiler https://www.pultar.org/ adresinden alınmıştır.

    Deniz kültürümüzün önde gelen yazarlarından Ömer Bozkurt, Yeni Deniz Mecmuası’ndaki yazısında şöyle diyor: “Nisan (2022) ayında yayımlanan Büyük Deniz Sözlüğü: Denizlük … uzun süreli bir çabanın … sabırın eseri …  hiç şüphesiz Türk deniz kültürüne dev bir katkıdır.”

    Denizlük, aslında Türkçe’de çeşitli sözlükler ve diğer kaynaklarda görülen, denize ilişkin sözcüklerin derlenerek işlenmesidir. Uzun yıllar boyunca çok sayıda kaynaktan derlediğim sözcük, terim ve deyimlerin açıklamalarını, etimolojilerini ve İngilizce karşılıklarını biraz ayrıntılandırdım, eksik olarak gördüğüm bilgileri tamamlamaya çalıştım.

    Basılı olarak İşKültür (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) tarafından yayımlanmış olan kitap hem mecâzî hem de lafzî anlamda biraz ağır, 887 sayfa. Ancak, İşKültür ile yaptığımız sözleşme uyarınca Denizlük’ü deniz konularıyla ilgilenen herkesin serbest kullanımına açtım. Bu dijital sözlükte herhangi bir Türkçe ya da İngilizce sözcük, terim ya da deyimle arama yapabilirsiniz.

    Güle güle kullanın, umarım işinize yarar. Kullandıktan sonra referans olarak belirtirseniz başkalarına da duyurmuş ve onların da yararlanmasını sağlamış olursunuz.

  • |

    Amatör-Sportif Denizcilik İçin Yayın-Yayıncılık Önerileri

    Kitap denizine açılmak

    Amatör-sportif denizcilik literatürüne, 20 yılı aşkın bir sürede, emek verdiğim/katkıda bulunduğum sayısı 50’ye ulaşan kitapların ve uğraşının deneyimiyle denize açılarak yazılan ekteki yazı, yayın/yayıncılık için neler yapılabilirin rotası hakkında bir harita çizmeye çalışırken, güzergâhtaki kayalıklara, sığlıklara, yosun tutmuş/kekamoz bağlamış ilerlemeye engel nedenlere de değiniyor, eleştiriyor, önerilerde bulunuyor. Kitaplara/denize ilgi duyan herkesle paylaşmanız dileğiyle, deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun.