Deniz Otobüsü İskelesinde Hamaset Tarihi

Birkaç yıl önce milliyetçi hamasetin, şovenizmin sokaklara döküldüğü sıralarda internet sitelerinde ve çoğunlukla da   denizcilikle ilgili internet sitelerinde (ör. 2006’da  DSTİ / yelkenciler lokali / tekne / denizciler /gerçek tekneciler  yahoo gruplarında …)  sık sık “Dünyayı dize getiren Türk denizciliğinin” gücünün önemli belgesi olarak sunulan bir metin dolaşmaya başladı.

 “Hey gidi günler…” başlığıyla  “İnanılacak gibi değil, değil mi ? Ama inanın 200 yıl önce biz buyduk…” diyen metin 1795 yılında Cezayir Dayısıyla ABD arasında imzalanan anlaşmayı, ABD’yi dize getiren ve dolayısıyla denizcilik tarihimizin büyük bir başarısı olarak sunuyordu. Gerçeklikle ilgisi olmayan hamaset dolu bu tür metinler internet sitelerinde dolaşırken mekan değiştirip  allanıp pullanarak İstanbul Bakırköy deniz otobüsleri bekleme salonunda (İDO / Bakırköy) sabit bir teşhir mekânına kavuştu. “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar” başlıklı panoların %85’inde internet sitelerinde dolaşan Cezayir-ABD anlaşması yer alıyordu.

İDO / Bakırköy bekleme salonunda “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar” başlığıyla yer alan 4 büyük pano  hakkında Denizcinin Günlüğü 2009’da şunları yazmıştım:

“İstanbul Bakırköy Deniz Otobüsü İskelesi’nde yer alan Osmanlı denizciliğini övme amacıyla hazırlanmış ‘Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar’ başlığı altındaki 4 pano ne yazık ki koca bir imparatorluk bahriyesine, deniz ticaretine merkez olmuş şehrin tarihine, kültürüne yakışmıyor. ‘Deniz İstanbul’una övgü ve sahip çıkma’ Mağribi korsanların (savaşların…) bilgileri hayli tartışmalı, klişeleşmiş hikâyelerine sığınmaktan geçmez. İçeriğinden habersiz, Türk Ansiklopedisi’nden alınan (1977) hayli derinliksiz bilgilerin hiçbir kaynakla karşılaştırmadan olduğu gibi aktarılması olsa olsa internet sitelerinde rastlanan türden sığ bir propagandanın / milliyetçiliğin ürünü olabilir. Panoların % 85’ini kapsayan Cezayir-ABD anlaşması örneklenirse: Cezayir korsanlarının ABD gemilerini yağmalaması nedeniyle 1795’te imzalanan anlaşmanın ‘Amerika tarihinde yabancı dille imzalanan tek anlaşma olduğu; bu belgenin yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul eden tek Amerikan vesikası olduğu; ve Amerikan donanmasının nüvesinin Türk korsanlarının zorlamasıyla atılmış olduğu’ gibi  ‘lakırdıların’ ayrıntılı ve gerçek hikayesi (örneğin ABD’nin daha önce Fas’la, 1786’da anlaştığı bilgisi…) için, ABD belgeleriyle yapılmış bir akademik araştırmaya bakılabilir: ‘Mine Erol, Amerika’nın Cezayir ile Olan İlişkileri 1785-1816’,  ( İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, 1979).”

Türk Ansiklopedisi’nde Denizcilik Tarihi

Panolarda yer alan denizcilik tarihi ve ABD-Cezayir anlaşması ile ilgili metinlerin tek bir kaynağı var: Türk Ansiklopedisi. Milli Eğitim Bakanlığı’nca 41 yılda (1943-1984) yayımlanabilen ve genellikle milliyetçi tarihçilerin (hatta Nihal Atsız, Fethi  Tevetoğlu, Buğra  Sofuoğlu vb. gibi ırkçıların da) yazarları arasında bulunduğu Türk Ansiklopedisi  “kültürel, siyasal, bilimsel gelişmelere kapalı kalması nedeniyle bütünlük ve tutarlılığını kısmen yitirdiği” için de eleştirilmişti. Türk Ansiklopedisi’nden panolara aktarılan maddelerin yazarı ise milliyetçi tarihçi Yılmaz  Öztuna. Panolardaki metinler incelendiğinde ansiklopedi hakkındaki eleştirilerin Öztuna’nın bu metinleri için hayli iyimser kaldığı söylenebilir.  

Panoların girişinde yer alan bilgiler (panoların %15’i) hamaset meraklılarını hayli sevindirecek, tarihle, denizcilik tarihiyle ilgilenenleri ise acı acı güldürecek bilgilerle dolu. Diğer tarihi kaynaklarla karşılaştırılarak okunduğunda sayılamayacak kadar çok yanlış olduğu için birkaç örnekle yetineyim.

1) Kaynaklarda Antikçağdan beri çeşitli amaçlarla çok daha büyük gemiler yapıldığı, Ör. 1419’da Fransa’da Bayonne’de yapılan bir savaş gemisinin boyunun 57 metre olduğu bilinirken Öztuna, 1488’de İstanbul’da inşa edilen (54 m. boyunda / 21 m. eninde olduğunu yazıyor…) bir baştarda için “Dünya tarihinde o zamana dek bu büyüklükte bir gemi asla yapılmamıştı.” diye yazabiliyor.  Bu geminin Matrakçı’dan aktarılan çizimleri İdris Bostan’ın Osmanlı Gemileri kitabında en/boy belirtilmeden yer alıyor.

2)Öztuna “1830’da 2. Mahmud’un Navarin faciasından hemen sonra 2 yıl içinde yaptırdığı ve kendisini yetiştiren 3. Selim’in adını verdiği Selimiye kalyonu… yeryüzünün en iyi harp gemilerinden biri.” olduğunu iddia ediyor. Oysa mimarının Brun olduğu Selimiye kalyonu 3. Selim’in kendi adına yaptırdığı bir kalyondu ve 22 Şubat 1797’de denize indirilmiş, 1812’de tersanede havuza alınarak tamir edilmişti.

Yalınkat bir gaza anlayışının etkisindeki milliyetçi tarihçilik denizcilikte başarı hikâyesi olarak çoğu zaman “Türklere maledilmiş korsan hikayeleri” anlatır. Tıpkı panolarda yer alan Murat Reis metinleri gibi. Oysa karşılaştırmalı okumalar yapıldığında hikâyeler çok farklılaşır. Ör. Saleli korsanların en ünlüsü Cezayir’i de zaman zaman üs edinen (“Cezayir ile Atlas Okyanusu kıyısında yer alan Sale arasındaki en büyük fark, ilkindeki verginin İstanbul’a gitmesi, ikincisinde ise Sale’de kalmasıdır…”) Murat Reis (Murat John Barber, Kaptan John olarak da bilinen asıl adıyla Hollandalı Jan Janz) bunlardan biridir.

Cezayir- ABD Anlaşması

1795’te Cezayir dayısıyla-ABD arasında yapılan anlaşmanın “Türk denizciliğinin altın sayfalarından” biri olduğunu iddia etmek ancak yapay ve denizcilik tarihinden habersiz bir tarihsel söylemin, hamaset ve propagandanın ürünü olabilir.

18. yüzyılın sonlarına doğru Amerika’nın Avrupa’yla ticareti oldukça gelişmişti ve iki kıta arasında binlerce gemi seferi yapılıyordu. ABD bayraklı 80-100 gemi Akdeniz limanlarına girip çıkıyor ve Amerika ticaretini aksaksız yürütmeye çalışıyordu. O yıllarda 22 ila 44 topu bulunan 8 savaş gemisi ile korsanlıkla geçinen Cezayir filosu, 21 kişilik mürettebatı olan ABD ticaret gemilerini ele geçirmeye başlar. 1795’e kadar 11 ticaret gemisi Cezayir korsanlarının eline düşen ABD anlaşma yoluyla konuyu çözmeye çalışır ve Cezayir ile 1812’ye dek sürecek bir barış anlaşması imzalar. (Barış anlaşmasının 1818’e kadar yani 23 yıl sürdüğü iddiası  panolardaki birçok bilgi gibi  yanlış. Ör. anlaşmadaki Cezayir altını Türk altını (!) olmuş ve ödenen fidyenin birimi ve miktarı yanlış vb.).

Birliğini sağlayan ve yayılmacılığını sürdüren ABD, İngiltere ile olan savaşı sona erince Şubat 1815’te Cezayir’e (Osmanlılara değil!) savaş açar ve donanma göndererek ünlü korsan Hamid Reis’i öldürüp, yeni bir anlaşmayla sorunu kendi lehine çözer.

Şüphesiz ayrıntıya girildiğinde ABD-İngiltere-Fransa ilişkileri (örneğin İngiltere’nin ABD gemilerini vurması için Cezayir’i teşvik etmesi), Cezayir dayısı-Osmanlı ilişkileri ( o dönemde Cezayir dayılarının sürekli yeniçeriler tarafından öldürülmesi, korsanlığın şaşalı devrini geride bırakıp yasaklanmaya başladığı ve hoş görülmediği bir dönemde Cezayir’in ana geçim kaynağının korsanlık olması, hatta 1816’da Osmanlı gemilerini bile yağmalaması…) gibi birçok karşılaştırmalı veriye bakıldığında, panolarda ileri sürülen “İş bu belge Osmanlının gerileme devri denilen senelerde dahi dünya devletleri arasında hangi mevkide olduğunun bariz bir göstergesidir.” iddiasının tarihi gerçeklerle ilgisi olmadığı daha da belirginleştirilebilir.

2010 Avrupa Kültür Başkenti !

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olarak ilan edilen İstanbul’un tarih ve kültür  zenginliğini gözler önüne seren  “Kültür Başkenti İstanbul”, “Havadan İstanbul”, “İstanbul Keşfetmek İçin Bak” gibi birçok İngilizce/Türkçe kitap yayımlarken diğer taraftan belediyenin diğer bir kuruluşu “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar”  başlığı altında tarih anlatısı ne yazık ki koca bir imparatorluk bahriyesine, deniz ticaretine merkez olmuş şehrin tarihine, kültürüne yakışmayan hamaset dolu metinleri sergileyebiliyor.

Kullanılan kaynaklar panoları hazırlayanların tarih anlayışı, bilgisi hakkında bir fikir verse de önemli olan kimin hangi bilgi, iddia, öngörü ve yetkiyle kamuya açık bir yerde ve kurumunun kaynaklarını kullanarak milliyetçi hamasetten öteye gitmeyen böylesi panoları astırdığı, astırabildiğidir.

Dileriz İstanbul 2010’da Avrupa kültür başkenti olmaya hazırlanırken kültür değil “hamaset başkentine” yakışan bu panoların yerini denizcilik tarihini, deniz İstanbul’unu, şehrin bu alandaki tarih ve kültür zenginliğini gözler önüne seren panolar alır.

Özet kaynakça:

* Osmanlılar ve Deniz, İdris Bostan Küre Yay. 2007.

* Kapdan Paşa, Adolphus Slade, çev. Osman Öndeş, Boğaziçi Yay. 1973.

* “Deniz Otobüsü İskelesinde Tarih Fukaralığı” Denizcinin Günlüğü 2009, Sezar Atmaca, ADF Yay. 2008.

* Türk Ansiklopedisi, Cilt 26, MEB, 1977.

* The Sailing Ship, Romola ve R.C. Anderson, Dover Pub. 2003.

* Korsan Ütopyaları, Peter L. Wilson, Aykırı Yay. 2005.

* Tarihte 70 Büyük Yolculuk, Robin Hanbury Tenision, çev. Nurettin Elhüseyni, Oğlak 2007.

* Tarih Lenk, Hakan Erdem, Doğan Kitap, 2009.

* Geçmişiniz İtinayla Temizlenir, Cemil Koçak, İletişim Yayınları, 2009.

(Yazının kısa bir sürümü şurada yayımlandı: “Deniz Otobüsü İskelesinde Tarih Fukaralığı” Denizcinin Günlüğü 2009, Sezar Atmaca, ADF Yay. 2008.)

Similar Posts

  • |

    Klasik Tekne Tutkunu M. Cem Gür’ün Anısına…

    Klasik tekne tutkunu M. Cem Gür, çok değerli bir kitap ve yaptığı güzel/klasik tekneler, klasik teknelerle ilgili yazılar bırakarak 17 Nisan 2021’de ayrıldı aramızdan. M. Cem Gür ile hiç tanışmadım ama yaptığı tekneler ve yazıları hakkında bilgim vardı. “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras” kitabının ilanını görünce almış, kitabı elden geçirdikten sonra da bir arkadaşımdan Cem’in e-posta adresini isteyip 13 Şubat 2021’de “tebrik ve teşekkür” başlıklı “Yaptığınız tekneleri gördükçe sizi hayırla yadetmiş ve konuyla ilgili yazılarınızın (ki haberleşme dışında pek internet ve mecralarını kullanmadığım için hayli geç de fark ettim) geliştirilerek kitap olmasını istemiş/dilemiş biri olarak…” diye başlayan bir e-posta göndermiştim.
    15 Şubat 2021’de “Kendi adıma, karınca kararınca, ulusal deniz kültürüne bir tuğla koyabildim ise ancak onur duyarım.” diye biten zarif bir cevap almıştım M. Cem Gür’den.
    Hastalığından ve ölümünden geç haberdar oldum, benim için hayli gecikmiş ve yarıda kalmış, trajik bir tanışma/yazışma/ayrılma oldu ne yazık ki… Tek tesellim kitabı hakkındaki düşüncelerimi kendisine iletebilmiş olmam.
    M. Cem Gür’ün “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras” kitabının etkileyici bir tarafı da ülkemizde 2000’li yıllarda güncel/dinamik olan ancak çabuk silikleşen amatör denizcilik (ruhu) için önemli bir kaynak olmasıydı. Amatör denizciliğin araçları/dünyadaki örnekleri, bizdeki gidişatı hakkında değerli ipuçlarıyla doluydu “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras”. Kitabın sonuna eklediği ve çevirisini kendisinin yaptığı “Sakin Seyir Manifestosu” bunca yıldır yaptığı/yapmaya/anlatmaya çalıştığı şeylerin belki de bir özeti, adeta ideal bir amatör denizcilik manifestosu gibiydi. Dilerim denizcilik sitelerinde yer alan diğer yazıları bir araya getirilerek tasnif edilir/paylaşıma açılır, kitap olabilecek haldeyse yayımlanması sağlanır.
    M. Cem Gür kitabında hükümetin/Et ve Balık Kurumu’nun talebiyle FAO (BM Gıda ve Tarım Örgütü) tarafından bölgesel şartlara uygun tekne tasarımları hazırlaması/önermesi için 1957’de Türkiye’ye gönderilen ve ülkemizde on ay kalarak “Report To The Government Of Turkey On Fishing Boats” (Türkiye Hükümetine Balıkçı Tekneleri Hakkında Rapor) başlıklı balıkçı tekneleri envanteri ve raporu hazırlayan dünya çapında bir tasarımcıdan da söz eder: Howard Irving Chapelle.
    Henüz Türkçeye çevrilmemiş olan 105 sayfalık bu raporun ekinde yer alan 24 tekneyle ilgili 44 çizimi klasik tekne tutkunu M. Cem Gür’ün anısına ekte yayımlıyorum.
    M. Cem Gür’ün “Kaybolan Miras” diye adlandırdığı teknelerden de örnekler içeren bu çizimler yok olmuş ya da nadir örnekleri kalmış bir mirası da gözler önüne seriyor.

  • Deniz Seyahati (1944-1945)

    Sunuş : “…kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum” / Sezar Atmaca

    Daha önce (Kasım 2022’de) yayımladığımız Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-46) yazısının sunuşunda  bu sahafiye belgeden de söz etmiştik:

    “Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.”

    Sevgili arkadaşımız Murat Koraltürk’e bu sahafiye belgeyi bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz.

    Kapakla birlikte 8 suluboya renkli çizimin yer aldığı bu ödevi, Silifke’de lise son sınıf öğrencisi olan, 18 yaşındaki Kâmil Doğruöz hazırlamış. Kalın karton kapaklı, 21×14.5 santim ebadında, tel halkalı, sayfa aralarına pelur kâğıt sayfa eklenmiş, her sayfasında bir tekne çizimi olan özenli bir ödev Deniz Seyahati (1944-45). Samsun’da Deniz Faaliyeti’nde olduğu gibi bu metinde de epey imla/yazım hataları varsa da ödevin güzelliğine gölge düşürmediği gibi o dönem bunlara çok önem verilmediğini de gösteriyor. Resim altındaki açıklamalar metinle karıştığı için, yeşil çizgiyle resim altyazısı ile metni ayırdım.

    Kâmil Doğruöz’ün ailesinin yaşadığı Gilindire o dönemde  yerlilerin Kelindir dediği Gülnar kazasının merkezi. İlçeye adını veren Gülnar, şimdiki adı Aydıncık olan Gilindire/Kelenderis kasabası.

    Bayram tatilinde ailesini görmek için Silifke’den Gilindire’ye gelen Kâmil Doğruöz, dönüşte kızkardeşini de yanına alarak Akbaba motoru ile Taşucu’na oradan da arabayla Silifke’ye gitmek üzere 1 Aralık 1944’te (bir kanunievvel) “deniz seyahati”ne başlar. Yelken açan teknenin sereni kırılır, tamir edilir, hava sertleşince tekrar kırılır, motor çalışmaz, fırtınayla baş edilmeye çalışılır. Akbaba, Tekin ve Aygır tekneleri aynı yolun yolcusudur. Uğranılan, sığınılan limanlar, koylar, arızalanan/yedeklenen tekne, yelken tamiri, makine tamiri, balık avı, kıçtan kara, gece yelken seyri… Bir hafta süren, yaklaşık 35-40 millik maceralı bir deniz yolculuğunu anlatan kısa bir ödev metni “Deniz Seyahati”.

    Seyirde karşılaşılan sorunlarla uğraşılırken kız kardeşine cesaret vermeye çalışan Kâmil Doğruöz selametle karaya ulaşınca doğal olarak kışın yapılan bu seyre ihtiyatla yaklaşmış:

    “ Bu seyahatimde heyecanlı dakikalar ve tehlikeler atlatmakla cesaretimin artması ile beraber kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum.”

    Deniz Seyahati’nin, rotasını bölgenin SHOD haritasının ilgili parçasında göstermeye çalıştım:

  • |

    Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…

    “Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…” üst başlığıyla yer alacak dosyadaki yazılarda, baskın denizcilik algısını, anlayışını sorgulayacak, kimi eski dergi/gazete sayfalarında kalmış, kimi yakın tarihli, kimi yeni yazılmış ya da yazılacak:
    ● amatör/sportif denizciliğin ne olduğunu gösteren, hatırlatan, vurgulayan, açıklayan…
    ● olan-biteni amatör/sportif denizciliğin süzgecinden geçiren,
    ● amatör/sportif denizciliğin sorunları ve değişen/gelişen yüzü kadar nelerin kaybolduğunu da dert edinen…
    ● kültürü pozitif anlamda kullanan, “kültürsüzlük”ten değil, denizcilik kültürünün canlı olmayışından söz eden, bunun nedenlerini araştıran,
    ● denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan;
    yazılara öncelikle yer verilecek.
    Şimdilik eski kaynaklardan aktarmayı düşündüğüm yazılmış veya taslakları hazır yeni yazıların başlıklarını/konularını kabaca şöyle sıralayabilirim (alfabetik):

  • Hızır (Barbaros) Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi ve Vasiyetnamesi

    Yıllar önce bir sahaf mezatından edindiğim “Hızır (Barbaros) Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’ni yayına hazırlamak için epey uğraşmış ama süreç uzayınca bir kenara koymuştum. Karantina günlerinde yeniden ele almak mümkün oldu. (…) Epeyce dipnot var, umarım yayında sorun olmaz. Metnin başlıkları şöyle:

    (I). BİR SAHAFİYE BELGESİNİN HİKÂYESİ

    (II). VAKFİYENAME VE ÇAPARİZLER/DÜĞÜMLER

    (III). VAKFİYENAME’DEKİ GELİR KAYNAKLARI VE HARCAMA KALEMLERİ

    (IV). SAHAFİYE BELGESİ: ÇEVRİYAZI HIZIR HAYREDDİN PAŞA’NIN VAKFİYENAMESİ

    Metin, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’nin Osmanlıca harflerden Latince harflere tam metin olarak çevirisini, yani çevriyazısını (transkripsiyonu) da içeriyor. Dolayısıyla çevriyazı da olsa Barbaros Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’nin “tamamının” ilk (+dijital) yayını. Şüphesiz araştırarak/sorarak bilgi edinmeye çalışsam da (sorularıma verdikleri cevaplar için İdris Bostan hocama ve Murat Koraltürk’e teşekkür ederim) yazıda çıkabilecek hataların/netameli bilgilerin sorumluluğu bana aittir. Dilerim tarihe, Barbaros Hayreddin Paşa’ya meraklı olanların işine yarar.

  • Deniz Kültürü ve Amatör-Sportif Denizcilik

    “Deniz Kültürü ve Amatör-Sportif Denizcilik” başlıklı yazı, “İskeleye Yanaşan Denizler, Gemiler, Denizciler (derleyenler Orhan Berent, Murat Koraltürk, İletişim Yayınları 2013) kitabında yer almıştı.
    Son iki yılda deniz kültürü, görgüsü, örf adeti, nezaketi ile ilgili, ancak kavramları/tanımları/konuları/kaynakları/önerileri daha çok yazarlarının “işi-mesleği”(askeri ve ticari bahriye) temelinde ele alınmış, profesyonel denizcilerin bakışını göstermesi açısından önemsediğim iki kitap yayımlanınca İletişim Yayınları’ndan izin alarak bu makaleyi de yayımlamak istedim.
    Fazlaca araştırmadan-sorgulamadan, bol alıntıyla yazılmış, bir kitabın kısa/hızlı değerlendirilmesi için gereken dizin, kaynakça gibi verilerden yoksun bu iki kitabın değerlendirilmesi ayrı bir konu ki “Yeni Bir Amatör Sportif Denizcilik Anlayışı İçin” dosyası yazılarında yeri geldikçe değineceğim.

  • Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-1946)

    Sunuş: Bir Sahafiye Belge / Sezar Atmaca
    “Samsunda Deniz Faaliyeti” İstanbul’da Sahaflarda bulduğum, 1945-46 eğitim yılında hazırlanmış her sayfası öğrenciler tarafından resmedilmiş bir öğrenci ödevi. Ödev,  15 yaşındaki Samsun Lisesi öğrencisi Hasan Altınörs imzalı ama girişteki “…resimler öğretmenimiz Hasan Kavruk’un teşviki ve gayretleriyle bizim çalışmalarımızın mahsülleri” açıklamasına bakılırsa çizimlerde birden çok öğrencinin katkısı var.*

    Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.