Deniz Otobüsü İskelesinde Hamaset Tarihi

Birkaç yıl önce milliyetçi hamasetin, şovenizmin sokaklara döküldüğü sıralarda internet sitelerinde ve çoğunlukla da   denizcilikle ilgili internet sitelerinde (ör. 2006’da  DSTİ / yelkenciler lokali / tekne / denizciler /gerçek tekneciler  yahoo gruplarında …)  sık sık “Dünyayı dize getiren Türk denizciliğinin” gücünün önemli belgesi olarak sunulan bir metin dolaşmaya başladı.

 “Hey gidi günler…” başlığıyla  “İnanılacak gibi değil, değil mi ? Ama inanın 200 yıl önce biz buyduk…” diyen metin 1795 yılında Cezayir Dayısıyla ABD arasında imzalanan anlaşmayı, ABD’yi dize getiren ve dolayısıyla denizcilik tarihimizin büyük bir başarısı olarak sunuyordu. Gerçeklikle ilgisi olmayan hamaset dolu bu tür metinler internet sitelerinde dolaşırken mekan değiştirip  allanıp pullanarak İstanbul Bakırköy deniz otobüsleri bekleme salonunda (İDO / Bakırköy) sabit bir teşhir mekânına kavuştu. “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar” başlıklı panoların %85’inde internet sitelerinde dolaşan Cezayir-ABD anlaşması yer alıyordu.

İDO / Bakırköy bekleme salonunda “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar” başlığıyla yer alan 4 büyük pano  hakkında Denizcinin Günlüğü 2009’da şunları yazmıştım:

“İstanbul Bakırköy Deniz Otobüsü İskelesi’nde yer alan Osmanlı denizciliğini övme amacıyla hazırlanmış ‘Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar’ başlığı altındaki 4 pano ne yazık ki koca bir imparatorluk bahriyesine, deniz ticaretine merkez olmuş şehrin tarihine, kültürüne yakışmıyor. ‘Deniz İstanbul’una övgü ve sahip çıkma’ Mağribi korsanların (savaşların…) bilgileri hayli tartışmalı, klişeleşmiş hikâyelerine sığınmaktan geçmez. İçeriğinden habersiz, Türk Ansiklopedisi’nden alınan (1977) hayli derinliksiz bilgilerin hiçbir kaynakla karşılaştırmadan olduğu gibi aktarılması olsa olsa internet sitelerinde rastlanan türden sığ bir propagandanın / milliyetçiliğin ürünü olabilir. Panoların % 85’ini kapsayan Cezayir-ABD anlaşması örneklenirse: Cezayir korsanlarının ABD gemilerini yağmalaması nedeniyle 1795’te imzalanan anlaşmanın ‘Amerika tarihinde yabancı dille imzalanan tek anlaşma olduğu; bu belgenin yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul eden tek Amerikan vesikası olduğu; ve Amerikan donanmasının nüvesinin Türk korsanlarının zorlamasıyla atılmış olduğu’ gibi  ‘lakırdıların’ ayrıntılı ve gerçek hikayesi (örneğin ABD’nin daha önce Fas’la, 1786’da anlaştığı bilgisi…) için, ABD belgeleriyle yapılmış bir akademik araştırmaya bakılabilir: ‘Mine Erol, Amerika’nın Cezayir ile Olan İlişkileri 1785-1816’,  ( İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, 1979).”

Türk Ansiklopedisi’nde Denizcilik Tarihi

Panolarda yer alan denizcilik tarihi ve ABD-Cezayir anlaşması ile ilgili metinlerin tek bir kaynağı var: Türk Ansiklopedisi. Milli Eğitim Bakanlığı’nca 41 yılda (1943-1984) yayımlanabilen ve genellikle milliyetçi tarihçilerin (hatta Nihal Atsız, Fethi  Tevetoğlu, Buğra  Sofuoğlu vb. gibi ırkçıların da) yazarları arasında bulunduğu Türk Ansiklopedisi  “kültürel, siyasal, bilimsel gelişmelere kapalı kalması nedeniyle bütünlük ve tutarlılığını kısmen yitirdiği” için de eleştirilmişti. Türk Ansiklopedisi’nden panolara aktarılan maddelerin yazarı ise milliyetçi tarihçi Yılmaz  Öztuna. Panolardaki metinler incelendiğinde ansiklopedi hakkındaki eleştirilerin Öztuna’nın bu metinleri için hayli iyimser kaldığı söylenebilir.  

Panoların girişinde yer alan bilgiler (panoların %15’i) hamaset meraklılarını hayli sevindirecek, tarihle, denizcilik tarihiyle ilgilenenleri ise acı acı güldürecek bilgilerle dolu. Diğer tarihi kaynaklarla karşılaştırılarak okunduğunda sayılamayacak kadar çok yanlış olduğu için birkaç örnekle yetineyim.

1) Kaynaklarda Antikçağdan beri çeşitli amaçlarla çok daha büyük gemiler yapıldığı, Ör. 1419’da Fransa’da Bayonne’de yapılan bir savaş gemisinin boyunun 57 metre olduğu bilinirken Öztuna, 1488’de İstanbul’da inşa edilen (54 m. boyunda / 21 m. eninde olduğunu yazıyor…) bir baştarda için “Dünya tarihinde o zamana dek bu büyüklükte bir gemi asla yapılmamıştı.” diye yazabiliyor.  Bu geminin Matrakçı’dan aktarılan çizimleri İdris Bostan’ın Osmanlı Gemileri kitabında en/boy belirtilmeden yer alıyor.

2)Öztuna “1830’da 2. Mahmud’un Navarin faciasından hemen sonra 2 yıl içinde yaptırdığı ve kendisini yetiştiren 3. Selim’in adını verdiği Selimiye kalyonu… yeryüzünün en iyi harp gemilerinden biri.” olduğunu iddia ediyor. Oysa mimarının Brun olduğu Selimiye kalyonu 3. Selim’in kendi adına yaptırdığı bir kalyondu ve 22 Şubat 1797’de denize indirilmiş, 1812’de tersanede havuza alınarak tamir edilmişti.

Yalınkat bir gaza anlayışının etkisindeki milliyetçi tarihçilik denizcilikte başarı hikâyesi olarak çoğu zaman “Türklere maledilmiş korsan hikayeleri” anlatır. Tıpkı panolarda yer alan Murat Reis metinleri gibi. Oysa karşılaştırmalı okumalar yapıldığında hikâyeler çok farklılaşır. Ör. Saleli korsanların en ünlüsü Cezayir’i de zaman zaman üs edinen (“Cezayir ile Atlas Okyanusu kıyısında yer alan Sale arasındaki en büyük fark, ilkindeki verginin İstanbul’a gitmesi, ikincisinde ise Sale’de kalmasıdır…”) Murat Reis (Murat John Barber, Kaptan John olarak da bilinen asıl adıyla Hollandalı Jan Janz) bunlardan biridir.

Cezayir- ABD Anlaşması

1795’te Cezayir dayısıyla-ABD arasında yapılan anlaşmanın “Türk denizciliğinin altın sayfalarından” biri olduğunu iddia etmek ancak yapay ve denizcilik tarihinden habersiz bir tarihsel söylemin, hamaset ve propagandanın ürünü olabilir.

18. yüzyılın sonlarına doğru Amerika’nın Avrupa’yla ticareti oldukça gelişmişti ve iki kıta arasında binlerce gemi seferi yapılıyordu. ABD bayraklı 80-100 gemi Akdeniz limanlarına girip çıkıyor ve Amerika ticaretini aksaksız yürütmeye çalışıyordu. O yıllarda 22 ila 44 topu bulunan 8 savaş gemisi ile korsanlıkla geçinen Cezayir filosu, 21 kişilik mürettebatı olan ABD ticaret gemilerini ele geçirmeye başlar. 1795’e kadar 11 ticaret gemisi Cezayir korsanlarının eline düşen ABD anlaşma yoluyla konuyu çözmeye çalışır ve Cezayir ile 1812’ye dek sürecek bir barış anlaşması imzalar. (Barış anlaşmasının 1818’e kadar yani 23 yıl sürdüğü iddiası  panolardaki birçok bilgi gibi  yanlış. Ör. anlaşmadaki Cezayir altını Türk altını (!) olmuş ve ödenen fidyenin birimi ve miktarı yanlış vb.).

Birliğini sağlayan ve yayılmacılığını sürdüren ABD, İngiltere ile olan savaşı sona erince Şubat 1815’te Cezayir’e (Osmanlılara değil!) savaş açar ve donanma göndererek ünlü korsan Hamid Reis’i öldürüp, yeni bir anlaşmayla sorunu kendi lehine çözer.

Şüphesiz ayrıntıya girildiğinde ABD-İngiltere-Fransa ilişkileri (örneğin İngiltere’nin ABD gemilerini vurması için Cezayir’i teşvik etmesi), Cezayir dayısı-Osmanlı ilişkileri ( o dönemde Cezayir dayılarının sürekli yeniçeriler tarafından öldürülmesi, korsanlığın şaşalı devrini geride bırakıp yasaklanmaya başladığı ve hoş görülmediği bir dönemde Cezayir’in ana geçim kaynağının korsanlık olması, hatta 1816’da Osmanlı gemilerini bile yağmalaması…) gibi birçok karşılaştırmalı veriye bakıldığında, panolarda ileri sürülen “İş bu belge Osmanlının gerileme devri denilen senelerde dahi dünya devletleri arasında hangi mevkide olduğunun bariz bir göstergesidir.” iddiasının tarihi gerçeklerle ilgisi olmadığı daha da belirginleştirilebilir.

2010 Avrupa Kültür Başkenti !

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olarak ilan edilen İstanbul’un tarih ve kültür  zenginliğini gözler önüne seren  “Kültür Başkenti İstanbul”, “Havadan İstanbul”, “İstanbul Keşfetmek İçin Bak” gibi birçok İngilizce/Türkçe kitap yayımlarken diğer taraftan belediyenin diğer bir kuruluşu “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar”  başlığı altında tarih anlatısı ne yazık ki koca bir imparatorluk bahriyesine, deniz ticaretine merkez olmuş şehrin tarihine, kültürüne yakışmayan hamaset dolu metinleri sergileyebiliyor.

Kullanılan kaynaklar panoları hazırlayanların tarih anlayışı, bilgisi hakkında bir fikir verse de önemli olan kimin hangi bilgi, iddia, öngörü ve yetkiyle kamuya açık bir yerde ve kurumunun kaynaklarını kullanarak milliyetçi hamasetten öteye gitmeyen böylesi panoları astırdığı, astırabildiğidir.

Dileriz İstanbul 2010’da Avrupa kültür başkenti olmaya hazırlanırken kültür değil “hamaset başkentine” yakışan bu panoların yerini denizcilik tarihini, deniz İstanbul’unu, şehrin bu alandaki tarih ve kültür zenginliğini gözler önüne seren panolar alır.

Özet kaynakça:

* Osmanlılar ve Deniz, İdris Bostan Küre Yay. 2007.

* Kapdan Paşa, Adolphus Slade, çev. Osman Öndeş, Boğaziçi Yay. 1973.

* “Deniz Otobüsü İskelesinde Tarih Fukaralığı” Denizcinin Günlüğü 2009, Sezar Atmaca, ADF Yay. 2008.

* Türk Ansiklopedisi, Cilt 26, MEB, 1977.

* The Sailing Ship, Romola ve R.C. Anderson, Dover Pub. 2003.

* Korsan Ütopyaları, Peter L. Wilson, Aykırı Yay. 2005.

* Tarihte 70 Büyük Yolculuk, Robin Hanbury Tenision, çev. Nurettin Elhüseyni, Oğlak 2007.

* Tarih Lenk, Hakan Erdem, Doğan Kitap, 2009.

* Geçmişiniz İtinayla Temizlenir, Cemil Koçak, İletişim Yayınları, 2009.

(Yazının kısa bir sürümü şurada yayımlandı: “Deniz Otobüsü İskelesinde Tarih Fukaralığı” Denizcinin Günlüğü 2009, Sezar Atmaca, ADF Yay. 2008.)

Similar Posts

  • 16. Yüzyıldan Günümüze Yeşilova (Sömbeki) Körfezi Kıyılarında Yer Adlarının Değişimi ve Tarihi Yerler

    “Her harita bir hikâye anlatır” denir. Biz de yıllardır ikâmet ettiğimiz Söğüt’te, sularında dolaştığımız, gün batımlarına-doğumlarına eşlik ettiğimiz Yeşilova (Sömbeki) Körfezi kıyılarındaki yerlerin eski-yeni adlarının peşinde, hikâyenin içine dümen tutalım istedik.

    Yeşilova Körfezi’nin Osmanlı döneminden beri adı Sömbeki Körfezi’dir. Körfez adını, 1522’den 1912’ye kadar Osmanlı hakimiyetindeki, Cezair-i Bahri Sefid vilayetine bağlı, merkezi Simi (Symi) olan Sömbeki Adası’ndan alır ki adı eski kaynaklarda Sönbeki-Zömbeki olarak da geçer.

    Sömbeki Körfezi adı 1980’lerde Yeşilova Körfezi olarak değiştirildi. İmroz Adası’nın 1970’de Gökçeada olması ya da 1980’lere kadar kullanılan Sömbeki Körfezi’nin Yeşilova Körfezi olarak değiştirilmesi gibi Pîrî Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden, yani 16. yüzyıldan beri kullanılan kimi yer adlarının neden değiştirildiğini anlamak zor. Değerli tarihçimiz, Şeyh-ûl Müverrihin (tarihçilerin şeyhi) Halil İnalcık Osmanlıdan gelen Türkçe kökenli yer adlarını kasdederek “yer adlarının değiştirilmesi tarihe ihanettir” der.

    Sömbeki’nin anlamı: Sömbeki Adası eskiden beri süngerciliği/dalgıçlığı ve tekne yapımcılığı ile ünlüdür. Sömbeki adının kökenini, ada menşeli olduğu ileri sürülen ve sünger avcılığında kullanılan sömbeki denilen tekne tipine ya da bir Selçuklu komutanına bağlayan metinler/sözlükler varsa da birinci el kaynaklar bu iddiaları desteklemez.

    Şebek ya da Osmanlıcasıyla Sönbeki; (sünbeki/sümbeki/sumbaki) adıyla da bilinen yelken ve kürekle yürütülen, üç direğinde Latin yelkeni bulunan Berberi korsanların kullandığı hayli hızlı ve zarif bir teknedir. Lingua Franca bu tekne ile Sömbeki Adası arasında kurulan ilişkinin kronolojik olarak sorunlu olduğunu belirtir. Bir başka değerli kaynak da bu bilgiyi destekler ve teknelerin mucidinin 16. yüzyılda Berberi sahillerinde dolanan ünlü Osmanlı korsanı Uluc Ali olduğunu ileri sürer.
    ….

  • Kartal Römorkörünün Bitmeyen Hikâyesi ve Cevap Bekleyen Sorular

    Konunun ayrıntıları yazıda ama tanıtım için hikâyenin ilk bölümünü “Kartal’ı Kurtarma Platformu” başkanı Cem Gürdeniz’in kaleminden özetleyelim:
    “… 2016 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün, İstanbul’un işgal edildiği 13 Kasım 1918 tarihinde, güvertesinde: ‘Geldikleri Gibi Giderler!’ diyerek Kurtuluş Savaşı’nın ilk işaretini verdiği Hollanda yapımı 108 yaşındaki Kartal istimbotu tesadüfen gemi Kurtarmacı Arif Ertik ve gazeteci Gökhan Karakaş tarafından bulundu. -Cem Gürdeniz’in- başkanlığında ve kaptan Levent Akson’un teknik yönetimi altında oluşan gönüllü bir grup sayesinde restorasyona geçildi ve 13 Kasım 2018 tarihinde anıt gemi yapılmak üzere Deniz Kuvvetleri’ne teslim edildi.”

    Kartal’ın o yıldan (2018’den) beri D.K.K. Pendik Tersanesi’nde bekletildiği biliniyor. Deniz Kuvvetleri envanterine kaydolduğu söylenen teknenin neden sergilenmediği ya da Beşiktaş’ta yapılacağı ileri sürülen “… İBB tarafından yapılacak anıt alanı projesinin” neden gerçekleşmediği hakkında bugüne dek (Haziran 2024) herhangi bir “resmi” açıklama yapılmadı.

    “Kartal’ı Kurtarma Platformu” üyelerinden Kaptan Adil Tuğcu’dan aktarılan bilgilere göre deniz tarihi araştırmacısı Osman Öndeş’in iddialarının Kartal’ın “makus talihinde ciddi bir payı” vardır.
    Osman Öndeş “Kartal İsimli Römorkör Nasıl Kahraman Yapıldı?” başlıklı yazısında Kartal’la ilgili bilgilerin doğru olmadığı, ayrıca Atatürk’ün işgal kuvvetlerinin değil, “Askeri Sevkiyat’ın” bir teknesine bindiği, Kartal’la kurulmak istenen Atatürk bağlantısının uydurma, yapılanların da “skandal” olduğunu ileri sürer.
    Adil Tuğcu, Öndeş’in Cumhurbaşkanı, DKK ve İBB Başkanlığına da ilettiği bu iddialarının doğru olmadığını, Öndeş’in yanlış yere baktığını, Kartal römorkörünün Bureau Veritas 1914 Year Book kayıtlarında yer aldığını söyler (belgesi henüz açıklanmadı) ve ekler: “Öndeş böyle bir hataya nasıl düştü bilmiyoruz.” Ancak Tuğcu, Öndeş’in, Atatürk’ün Kartal’la değil, yaveri Cevat Abbas’ın anılarında yazdığı gibi Askeri Sevkiyat’ın bir teknesine binerek Haydarpaşa’dan karşıya geçtiği iddiasına cevap vermez.

    Kaynak olarak açıklanan, ancak yakın tarihte yazılan ve konuya ilişkin bilinen alıntılarla sınırlı kitapların da “kaynak değeri” hayli sorunlu/tartışmalı. “Kaynak değeri” olabilecek başka kitap, makale, belge var mıdır araştırılması gerekir.

    Bu polemiğin sonlandırılması adına römorkörü envanterine aldığı belirtilen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın, bu süreci baştan beri yürüten Kartal’ı Kurtarma Platformu (Kartal İstimbotu Platformu) ilgililerinin, ya da sergilemeye yanaşmayan Belediyelerin yaklaşık altı senedir akıbetini bekleyen Kartal römorkörü hakkında kamuoyuna ve bu girişime kumbarasıyla/emekli maaşıyla destek veren onca insana resmi bir açıklama borcu ve sorumluluğu var.

  • 1 Temmuz Amatör Denizcilerin Bayramı mı?

    “Amatör denizciliğin gelişiminin önemli göstergelerinden biri her alanda –kurum, mevzuat, dil, yayın, temsilciler, kişiler vb.- gemiadamlarıyla olan farkı ifade edebilecek hale gelebilmektir. Teknenin tanımından, arama kurtarmaya dek amatörlerle ilgili akla gelebilecek her türlü mevzuattaki tanımın gemi adamları/ticaret gemiciliği üzerinden yapılması şüphesiz tesadüf değil. Gemiadamlarının gölgesinden kurtulup onlarla eşit bir konuma gelebilmek, eşit statüde konuşabilmek için çaba yine amatör denizcilere düşüyor. Ama farkın yaratılabilmesi onlardan uzak durmak, onlara ilişkin her şeyi reddetmek demek değil. Tam tersi onları tanımak (örneğin askeri cenahı biliriz de 1848’de Sakız’da denizcilik eğitimi veren sivil Mehmet Çelebi’yi duymamışızdır…) anlamak ve kendimizi, derdimizi anlatabilmek önemli.Olanları sindirerek, sorgulayarak, dirsek temasında bu farkı yaratmak, yaratabilmek gerek. Amatör denizciliğe ilişkin derdimizi anlatacak projeler geliştirmek, kurallar, kurumlar oluşturmak bu farkın yaratılması ve kendimiz olabilmek için zorunlu da.”

  • |

    Amatör, Amatör Olarak Kalmalıdır…

    Yıllar önce yazılmış ( 2002), amatör/profesyonel denizciliğin farkını ve sınırlarını çarpıcı bir biçimde vurgulayan bu yazının asıl önemli yanı, 42 kez Ümit Burnu’nu geçmiş, dünya denizlerinde  yaklaşık 800 bin mil yol yapmış tecrübeli bir profesyonel denizci (gemiadamı) tarafından yazılmış olması. Yazar Haluk Bilgi makalesinde hepimizin komodoru Teoman Arsay’ın o günkü çabalarını takdir ederken, amatör denizcilere “musallat ettirilen” kimi olumsuzluklara değinip, amatör denizci belgesi (ADB) sınavlarının ve denizcilik dergilerinin rotası hakkında da değerli eleştirilerde/saptamalarda bulunuyor.

    Yazının yayımlandığı yılın sonunda kurulan (Aralık 2002) ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu, Sedat Altunay ve özellikle Teoman Arsay başkanlığı sırasında, bazılarını yazarın da söz ettiği olumsuzlukları gidermek/çözmek için epey yol alsa da 2015 sonrasında bu çabalar da sönümlendi.  

    UAB ve TYF yetkililerinin denizcilik konusunda herkesten fazla bilgiye, öngörüye sahip olması beklenirken önce “Bir Milyon Amatör Denizci” projesi ve devamında yeni “Sınav/Eğitim/Vesayet” sistemi gibi uygulamalarla bunun böyle olmadığını gösterdi. 30 yıl önce yazılmaya niyetlenilmiş ama yaklaşık 21 yıl önce yazılmış/basılmış bu yazı UAB ve TYF yetkilileri, hatta denizcilik dergisi editörleri için fazla bir şey ifade etmese de “Yeni Bir Amatör-Sportif Denizcilik Anlayışı İçin” dosyası açısından eleştirileri/gözlemleri basıldığı günkü kadar önemli/değerli bir makale.

  • Yakınımızdaki Uzak Denizler

    Tersane-i Amire’nin yerine  “Bu tarihi mekânda –bütün denizci dünya devletlerinde olduğu gibi- bir Tersane ve Deniz Müzesinin kurulması” önerisinin karşılık bulması üzerine bir değerlendirme yazısıydı “Yakınımızdaki Uzak Denizler” (Radikal 2, 5 Temmuz 2009).

    Belediye Başkanı’nın “Haliç Tersanesi’nin deniz müzesi olacağını İstanbullulara müjdelemesi”… rüzgârın drise ettiğinin bir göstergesi sayılabilir mi? diye ihtiyatla/iyi niyetle değerlendirmişim gelişmeleri ama sonra rüzgâr bambaşka bir yöne drise etti: Rantsal dönüşüm…

    Haliç Tersaneleri (Tersane-i Amire)  -ki aslında Camialtı, Taşkızak ve Haliç Tersanesi olarak üç tersanedir- geçtiğimiz yıl 565. yaşını kutladı. Ancak Camialtı ve Taşkızak Tersaneleri 2013 yılında açılan bir ihale ile Haliçport Projesi (Şubat 2019’dan sonra Tersane İstanbul Projesi…) ile elden gitti. İki büyük kızak ve üç kuru havuzun yer aldığı Haliç Tersanesi’nde ise halen İBB/ Şehir Hatları’nın gemi bakım ve onarım faaliyetleri sürüyor.

    Haliç Tersanesi’nin kamu yararı yaklaşımıyla korunabileceğine inanan “Haliç Dayanışması” rantsal dönüşüme karşı mücadele ediyor. Haliç Dayanışması’na katkı ve Haliç Tersaneleri’nde yaşananlar hakkında bilgi için aşağıdaki linklerden faydalanılabilir:

    Web: http://www.halicdayanismasi.org/

    Blog: https://halicdayanismasi.blogspot.com/

    Email: halicdayanismasi@gmail.com

  • Dünden Bugüne Atlantik Şiiri

    “Dünden Bugüne Atlantik Şiiri” başlıklı e-posta amatör/sportif denizciliğin gündeme gelmeyen-tartışıl(a)mayan önemli sorunlarından birisi olan “sponsor/pazarlama/reklam/gizli reklam/haber/bilgi” ilişkisine dikkat çekmek için, “Medyatik Cazibe” başlıklı ikinci e-posta ise ilk yazı hakkındaki bir eleştiriye cevap olarak yazılmıştı.

    Yazılanlar kişilerle veya seyirle değil bir “meseleyle” ilgili. Bir seyri medyatik cazibesi olan bir olay/reklam haline getirebilmek için yapılanlardan ör. haberdeki bilginin kayboluşundan, gerçeklerin göz ardı edilmesinden söz ediyorum. Yoksa her türlü riski ve zorluğu barındıran 2700 millik bir açık deniz seyri şüphesiz ki kolay değildir. 16 yaşındaki genç denizcimizi bu girişimi ve başarısı için kutlamak gerekir.

    ARC rallisi (Atlantic Rally for Crusiers) başka ralliler de düzenleyen World Cruising Club’ın Atlantik geçişini özendirmek ve popüler hale getirmek için yıllardır sürdürdüğü bir organizasyondur. Organizasyonun istediği koşulları yerine getiren ve katılım bedelini ödeyen her tekne veya şahıs bu ralliye katılabilir. Örneğin 2010’da katılan 233 teknenin 19’u yarış/IRC Racing sınıfında yarışmaktadır. Ülkemizde de bu yolla Atlantik’i geçen birçok tekne ve kişi var. Ayrıntılı bilgi için www.worldcruising.com bakılabilir.