|

Teknede Bayrak

Denizde Milli Bayrak Terminolojisi ve Kullanılması

Teoman Arsay

Tekneler bayrakları ile tanınırlar. Bayrak ulusal simgedir, saygı ister, sevgi ister. Bayrağın kullanma yöntemlerini doğru bilmek, doğru uygulamak ve uygulatmak gerekir.

Konumuzun, esas itibariyle amatör denizcilerin kullandıkları teknelerle ilgili olması nedeniyle, yazıda Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’ndeki tanımlamaya da sadık kalınarak, askeri gemiler hariç gemi yerine tekne tanımı kullanılmış, yasal düzenlemeler yanında konunun teamül haline gelmiş uygulamaları da öne çıkarılmaya özen gösterilmiştir.

Bayrağın kullanılması ile ilgili diğer konular/ayrıntılar için (örneğin örtülebileceği yerler, yasaklar, cezalar, standartlar, bayrak töreni, katlanması, özel bayraklar…) bayrak mevzuatına başvurulmalıdır.

BAYRAK MEVZUATI

Bayrağın denizde kullanımı ile ilgili hususlar “Türk Bayrağı Kanunu” (Resmî Gazete, 24 Eylül 1983) ve “Türk Bayrağı Tüzüğü”nde (Resmî Gazete, 17 Mart 1985) açıklanmıştır.

Kullanılamayacak duruma gelmiş Türk bayraklarının nasıl yok edileceği de ayrı bir yönetmelikte (Resmî Gazete, 08.06.2001) gösterilmiştir.[1]

Denizde Milli (Ulusal) Bayrağın adı BAYRAK’tır, Sancak değildir. Sancak, atlas benzeri parlak bir kumaştan imal edilmiş, çevresinde püskülleri olan, üzerinde ait olduğu birliğin numarası veya amblemi de bulunan ve genellikle törenler ve diğer özel günlerde taşınan bir Milli Bayraktır.

DENİZDE BAYRAK ÇEKME

Bayrak mevzuatının amatör denizcileri ilgilendiren kısımları aşağıda özetlenmiştir. Bunlara göre;

● Bayrak gerçek ve tüzel kişilerin deniz vasıtalarına çekilir.

● Bayrağın büyüklüğü çekileceği deniz taşıtının büyüklüğüne uygun boyutta olacaktır (yaklaşık bayrak ebadı için bkz:”Bayrağın Büyüklüğü” maddesi).  Şiddetli rüzgârlı ve yağmurlu günlerde daha küçük boyutta bayrak çekilebilir.

● Bayrak, genelde ağaçtan (madenden de olabilir) yapılmış, en sert havalarda dahi bükülmeyecek ve kırılmayacak sağlamlıkta bir direğe çekilir. Bu direğin boyu, çekilecek bayrağın eninin en az iki katı olmalıdır.

● Bayrak, deniz araçlarının, limanda, varsa arka direklerine, seyirde, denizcilikteki usullere göre, bayrak çekilmesi gereken direklerine bağlı gize veya direğe, yelkenli teknelerin randa yelkeninin çördek yakalarına konulur. Bu giz veya direğin eğimi en çok 45 derece olabilir.

● Bayrak saat 08.00’de, günün bu saatte ağarmadığı hallerde gün ağardığında çekilir, gün batımında indirilir.

● Deniz araçlarına her gün bayrak çekilir.

● Limanda, demirli veya seyir halinde bulunan büyük ve küçük her çeşit deniz araçlarıyla Devlet işlerinde kullanılan makinesiz deniz araçlarına her gün bayrak çekilir.

● Seyir halinde bulunan tekneler, geceleri bayraklarını çekili bırakabilirler.

Liman, göl ve nehirlerde çalışan 18 tonilatodan küçük yatve salapuryalara, çamur, çöp dubası vb. teknelere bayrak çekilemez.

● Flandra, boyu eninin 18 katı olan bayraktır. Bu bayraklar, savaş gemileri ile yardımcı gemilerde, tanıtma işareti olmak üzere, yalnız denizde kullanılır.

 ● Eskimiş, solmuş, yırtılmış ve kullanılmayacak duruma gelmiş bayraklar, yok edilmek üzere kaymakamlık/valilik (yurtdışında elçilik) eliyle toplanıp imha edilir.

Görüldüğü gibi Kanun ve Tüzük, yatlarda bayrağın nasıl taşınacağına dair pek fazla bir şey söylememekte, genelde işi denizcilikteki teamüllere bırakırken 18 gros tondan küçük teknelerde, liman, göl ve nehirlerde çalışmaları şartına bağlı olarak dahi olsa, taşınmasını kısıtlamaktadır. Genel olarak yelkenli tekneler için ise sadece bir maddede konuya değinilmektedir. Bu bağlamda yelkenli teknelerden bahsederken de sadece randa yelkenli tekneler için örnek verilmiştir. Örneğin markoni yelkenli bir teknede randa yelken olmadığı gibi çördek yakası da yoktur.

Yasaların ortak tanımı göz önüne alındığında, kürekle yürütülen sandallar gibi küçük sürat botlarının da bayrak taşımalarının zorunlu olmayacağı anlaşılır. Ancak Bağlama Kütüğü Yönetmeliği, 12. maddesine göre kütüğe kayıtlı gemi, deniz ve içsu araçları -boyuna bakmaksızın- Türk bayrağı çekmek zorundadır.

Hal böyle olunca, bizler için Kanun ve Tüzük hükümlerine ters düşmemek şartı ile denizcilikteki teamüllerin nelerden ibaret olduğunu bilmek, eğer denizciliği hakikaten severek yani amatörce  Latincede amare, sevmek anlamına gelir- yapıyorsak, bu teamüllere uymak, usulleri uygulamak yolu kendiliğinden açılmaktadır.

Ötedenberi denizcilikte, yatçılıkta ve yat etiketinde öncülük etmiş İngiltere’deki uygulamalara bakarak bu usulleri tanımak ve kabullenmek yerinde bir davranış olacaktır.[2] Yabancı yayınlarından faydalanarak bu konuyu ilk ele alan iki kitapçığı da bu vesileyle anmak gerekir: Yacht Bayrakları, Faruk Birgen, İstanbul Matbaası, 1960. Yacht Bayrakları, Ahmet Muhittin Öney, 1973.

Faruk Birgen, 1960. Ahmet Muhittin Öney 1973.

Yatlarda Bayrak Taşınması

Yatlarda bayrak, teknenin kıç tarafında, omurga hattı üzerinde, aynaya en yakın yerde, ahşaptan yapılmış özel gönderinde -bayrak direği- taşınır. Bu gönder teknenin güvertesine hatta küpeştesine bağlı olur ve en çok 45 derece eğimle durur. Eskilere, yelkenli tekneler dönemine ait bu uygulama, dayanağını o devirlerde subayların yaşam, kullanım ve komuta yerlerinin teknelerin kıç tarafında, kıç üstünde veya kıç kasara üzerinde yerleşik olmasından almaktadır. Teknenin yönetim yeri kıç tarafı olduğuna göre, bayrağın da bu en itibarlı bölgede bulunması elbette en doğru davranıştır.

Bir teknenin ait olduğu ülkenin bayrağı diğer bütün bayraklara göre en onurlusu, değerlisi ve önemlisi olduğuna göre de teknenin en itibarlı yerinde taşınması gerekmektedir. Bayraklar önem derecelerine göre sıralandıklarında ikinci ve üçüncü önemli yerlerin de belirlenmesi gerekecektir. Bunlar da sırası ile ana veya ön direk sancak gurcatası (gurcetası) ana veya ön direk iskele gurcatası olarak belirlenmişlerdir.

Yelkenli bir yatta birden fazla direk bulunması ve tramolada yelken aktarılırken, arka direk bumbasının göndere çarpma tehlikesinin bulunması halinde, bayrak kıç direğin şapkasında, yani tepesinde (veya ilave edilecek bir gizde) taşınır. Limanda, bumbanın aktarılması gerekmediği için, bumba bir tarafa kaçık tutularak, bayrak gönderi yatın kıç üstünde, omurga hattı üzerine yerleştirilir, yani bu tip tekneler limandayken, bayrağın kıçtaki asıl yerine (gönderine) çekilmesi esastır.

Teknelerde bazen bayrak gönderi omurga hattının sancak tarafında da bulunabilir. Bu gibi hallerde gönder, hiçbir zaman iskele tarafta bulunmamalıdır. Böyle durumlara özel teknelerde, hatta askeri gemilerde de rastlamak mümkündür. Kıç üstünde bayrak gönderinin bulunacağı yerde, örneğin kablo makarası veya silah veya başka türden teçhizatın bulunması halinde, bayrak sancak tarafa kaçık olarak taşınabilir.

Gönder daima güverte ile doğrudan bağlantılı olmalı, güverteye, hatta küpeşteye basmalı, tekneye ait bir parça olmalıdır. Bayrak gönderi, matafora, kıç vardavela başı (pulpit) veya dümenin tepesine -asma dümenlerde- takılmaz. Motoryatlarda bayrak gönderi, rollbar tabir edilen, kamaranın üzerinden dolaşan ve üstüne anten, projektör gibi aksamın bağlandığı, kuşak üzerinde de bulunmamalıdır (Şekil A-B). Bayrak gönderi bir yatın aynasına da takılmamalıdır. Bir anlamda Bayrak, tekneye aittir, üzerindeki yaşam mahallerine değil.

Seyirde Bayrak

Seyir halinde bulunan teknelerle, demirli, şamandırada, rıhtımda bağlı tekneler ve diğer deniz araçlarında her gün bayrak çekilir.

Seyirde ve özellikle açık denizde bayrağın gönderinde taşınması mecburiyeti yoktur. Bayrak teknenin milliyetinin tanıtılmasının gerektiği hallerde gönderine basılır. Ancak, bir ülkenin karasularında seyredilirken bayrağın gündüz saatleri içinde devamlı taşınması gerektiğinden, geceleri de taşınması, uzaktan projektörle aydınlatıldığı takdirde görülebilmesi için, önerilirdi. Bayrağın açık denizde devamlı taşınmamasının eskilere dayanan iki sebebi olsa gerek; Birincisi, bayrağı lüzumsuz yere yıpratmamak, ikincisi ise, teknenin milliyetini tanıtacak bir karşı tarafın bulunmayışıdır. Nitekim eskiden tekneler bayraklarını limanlara girip çıkarken ve denizde karşılaştıkları zaman basarlar ve dost veya düşman olup olmadıklarını belirtirlerdi. Günümüzde, seyir halindeki gemilerin bayraklarını geceleri de çekili bırakabilecekleri ise artık Tüzük hükmü haline gelmiştir.

Limanda Bayrak Çekme/İndirme

Limanda ise; bayrağın gönderinde, kıçta, yani gerek yata gelenlerin gerekse yatı sahilden veya başka teknelerden görenlerin, gözleri hizasına yakın taşınması esastır.

Bayrak, sabahları saat 8.00’de göndere çekilir, akşamları gün batımında indirilir. Eğer uzun yaz günlerinde gün batımı saat 21.00’den sonraya kalıyorsa bayrak, en geç saat 21.00’de indirilir. Bayrak çekilirken ve indirilirken tören yapılır. Usül açısından, limanda, sırası ile, varsa donanmaya ait bir askeri filonun komutan gemisinin, filo olmayıp tek bir askeri gemi varsa onun bayrak seremonisine uyulur. Bunlardan hiçbirisinin bulunmaması halinde, her yat seremoniyi kendisi uygular. Bayrak seremonisi süresince yatta bulunanların kılık kıyafetlerinin günün şartlarına uygun fakat temiz ve tertipli olması, herkesin bulunduğu yerde yüzünü bayrak yönüne çevirerek saygı duruşunda bulunması gerekir. Ne yazık ki günümüzde bu seremoni artık hemen hiç uygulanmıyor.

Nezaket Bayrağı (Courtesy Flag)

Yatın, misafiri olduğu ülkenin bayrağı, ana direğin sancak alt gurcatasında taşınır. Motoryatlarda bu bayrak rollbar üzerindeki gönderinde veya varsa ön direk sancak gurcatasında taşınır. Misafiri olunan ülke bayrağının taşınması kanuni bir zorunluluk değildir ve nitekim ismi “courtesy flag -nezaket bayrağı” olarak bilinmektedir. Ancak, nezaket bayrağı taşınması denizde yerleşmiş ve ötedenberi devam edegelen bir görenektir. Milli değerleri açısından hiçbir ülke, bir yabancı ülke bayrağının kendi Bayrağından daha yüksek bir mevkide (yerde) taşınmasını hoş karşılamadığı için ve hatta bazı ülke limanlarında uygulama bu yönden ısrarla kontrol edildiği için, yatın Milli Bayrağının özellikle limanda güverte üzerinde, kıçtaki gönderinde, yani her zamanki ve asıl itibarlı yerinde, misafiri olunan ülke bayrağının ise daha yüksek, ancak ikinci derece itibarlı bir yerde, ana direk sancak alt gurcatasında taşınması usul haline gelmiştir. Bu bayrak bir nezaket ifadesi olarak taşındığı için uygulamaya devam edilmesi yerinde bir davranıştır. Sadece limanda değil, bir ülkenin karasularında seyrederken de o ülkenin Bayrağını ana direk sancak alt gurcatasında taşımak, aynı asil düşünceye dayanmakta, kendi bayrağı ile o ülke selamlanmaktadır.

Teknede Bulunanların Uyruğu İçin Bayrak

Sancak gurcatadaki bayrak karasularında bulunulan ülkenin bayrağı (Nezaket Bayrağı) iken iskele gurcatadaki bayrak teknede bulunanların uyruğunu gösterir ki bu bayraklar birden çok da olabilir.

Karantina Bayrağı

Karantina bayrağı (Q Bayrağı) da ana direk sancak gurcatasında taşınır. Sarı renkli bu bayrağın iki anlamı vardır: a) Sularınızda bir limanınıza uğramadan seyrediyorum (transit), teknemde bulaşıcı hastalık yoktur, serbest geçiş hakkı istiyorum/kullanıyorum, b) Limanınıza geldim, teknemde bulaşıcı hastalık yoktur, giriş işlemlerime başlanmasını istiyorum/bekliyorum.

Bir ülkenin karasularından transit geçiş tamamlanınca, karantina bayrağı indirilir. Bazı ülkelerin görevlileri kendi sularından transit geçen teknelerin karantina bayrağı ile birlikte kendi ülkelerinin de bayraklarının taşınmasını isteyebilmektedirler.

Bir ülke limanında giriş işlemleri tamamlanınca, karantina bayrağı indirilir ve yerine (ana direk sancak gurcata), misafiri olunan ülkenin bayrağı çekilir.

Acil durum veya başka teknelerle haberleşme hali dışında, Karantina bayrağı ve misafir olunan ülke bayrağından başka hiçbir bayrak, fors veya flama seyirde gurcatalardan herhangi birisinde taşınmaz.

Tekne Sahibi ve Kulüp Forsu/Flaması

Tekne sahibinin, varsa özel forsu/flaması sadece limanda ve kendisi teknedeyken ana direk sancak gurcatasında taşınır. Bu gurcatada, misafir olunan ülkenin bayrağı çekiliyse, tekne sahibinin forsu iskele gurcatada ve sadece limandayken taşınır. Tekne sahibinin forsu sadece iki durumu anlatır: a) Fors çekilmişse “teknedeyim”, b) Fors mezestre ise (yarıya kadar çekilmişse) “teknedeyim, rahatsız edilmek istemiyorum”.

Yatların kulüp forsları seyirde ve limanda anadirek başındaki özel gönderinde gece ve gündüz taşınırlar.

Yarışlarda Bayrak

Genel bir uygulama (teamül) olarak ve kimi istisnalarla, yarışan teknelerde ulusal bayrak taşınmaz; yarış kurallarının belirlediği yerlerde sınıf bayrakları taşınır. Ne var ki, yarışın başka ülkelerin sularından geçmesi veya bir başka ülke limanında son bulması halinde, o ülke sularında, karantina bayrağıyla birlikte ulusal bayrağın taşınması gerekeceği doğaldır.

Bayrakla Selamlama ve Yas

Selamlama noktasına gelmeden önce bayrak yavaş yavaş mezestre edilir (yarıya indirilir), geçtikten sonra toka edilir. Savaş gemilerinin selamlanması eski bir denizci geleneği olarak günümüzde varlığını sürdürürken, Çanakkale Boğazı geçişinde Çanakkale Şehitler Abidesi bordalandığında bayrak selamı verilmesi  önemli bir denizci/denizcilik adetidir.

Türk Bayrağı, Cumhurbaşkanınca ilan edilecek günlerde ve 10 Kasım’da yas alameti olarak yarıya çekilir.

Bayrak Büyüklüğü

Teknenin taşıyacağı bayrağın büyüklüğü konusunda bir standart yoksa da bayrağın tekne boyuyla orantılı olması beklenir. Örnek olarak teamüle dayalı bayrak uzunluk ölçüsü verilebilir. Buna göre bayrak boyu, tekne boyunun her 30 santimetresine (yaklaşık 1 foot/ayak/kadem) 2,5 santimetre (yaklaşık bir inç/pus) olarak seçilir. Örneğin boyu 15 metre olan bir teknenin taşıyacağı bayrağın uzunluğu 1,25 metre olacaktır. Şu kadar ki sert havalarda veya yüksek süratli teknelerde daha küçük boy bayrak da taşınabilir.

Türk Bayrağı standart ölçüleri “uzunluk = genişlik x 1,5” olarak saptanmıştır. Boy kademeleri üretimde 50 santimetre ve katları şeklindedir. Buna göre bayrak boyları örneğin 75, 150, 225, 300 santimetre olacaktır. Bu bağlamda yukarıdaki paragrafta 1,25 metre olarak hesaplanmış bayrak yerine 1,50 metre boyunda bir bayrak taşınması gerekecektir.

Bayrak Taşımada Teamül ve Usuller

Yukarıda belirtildiği gibi ülkemizde Bayrak Kanunu ve bu kanuna bağlı olarak çıkarılmış bulunan Tüzük ile konunun sadece esasları belirlenmiş, her ikisinde de yatlarda Bayrağın nasıl taşınacağı hiç ele alınmamıştır. Sadece bir maddede “yelkenli gemilerde (teknelerde) bayrak randa yelkenin çördek yakasında taşınır” (çördek yakası: bu yelkenin sereninin pupaya bakan ucu) ifadesi yer almakta, diğer bir maddede de denizde teamüle göre hareket edileceği belirtilmektedir. Günümüzde, hatta kanun ve tüzüğün çıkarıldıkları yıllarda dahi, randa yelkenin iyice tarihe karışmakta olduğu bir devirde, sadece bu ifade ile yetinmek ve diğer arma türlerini gözardı etmek anlamsız kalmaktadır. Bu itibarla da denizde bayrağın taşınması gerçekten yılların alışkanlıklarına (teamüle) göre olmak, ancak mantıktan da uzaklaşmamak zorundadır. Yatçılıktaki nezaket kuralları da diyebileceğimiz yat etiketi mevzuat ve denizcilik geleneklerinin bir birleşimidir.

Aşağıda şekillerle ifade edilenler yerleşmiş teamüle ve usullere göre kaleme alınmışlardır. Tekne;

● Randa armalı ise, seyirde bayrak arka direk yelkeninin çördek yakasında, yani randa gizinin en uç noktasında taşınır, şu kadar ki tekne tek direkli veya uskuna ise bu direk ana direk olacak (Şekil 1-2), üç direkli veya keç veya yawl (Şekil 3-4-5) ise bu direk mizana direği olacaktır. Ancak eğer yelken bumbası Bayrak gönderi ile çatışmıyorsa, bayrak kıçta, ortada yani omurga veya pruva hattında, güverte üzerinde, küpeşteye bağlı en çok 40-45 derece eğimli bir gönderde,

● Bermuda armalı ise, seyirde bayrak bütün teknelerde olduğu gibi mümkünse kıçta, ortada, omurga hattında, güverte üzerinde, küpeşteye bağlı en çok 40-45 derece eğimli bir gönderde,

Bermuda armalı tek direk veya uskuna veya ikiden fazla direği olup da arka direği en az diğer direkler boyunda veya onlardan uzun (Şekil 6-7-8) ise ve bumbanın boyutu dolayısı ile gönderin kıç üstünde bulunmasına imkân yoksa, seyirde bayrak arka yelken güngörmez yakasının 2/3 yüksekliğinde,

Bermuda armalı yawl, keç veya iki direkten fazla direği olup da arka direği ana direğinden kısa (Şekil 9-10-11) ise, seyirde bayrak mizana direğinin tepesindeki bir gönderde taşınacaktır.

Özellikle modern yatların anten ormanına dönen direk şapkalarında bayrağın dalgalanmasına antenlerin mâni olmaması için özen gösterilecek, bayrak direk şapkasını aşan veya arkaya doğru uzayan bir giz veya gönderde antenlerden uzak tutulacaktır.

Eğer gönderin kıçta ortada, yani omurga hattında ve güverte üzerinde, küpeşteye bağlı olarak yerleştirilmesine imkân yoksa gönder, aynı bölgede sancak tarafa kaydırılabilir, iskeleye kaydırılamaz.

Milli Bayrağın gönder yerine, denizcilik adetlerinden nasibini alamamış, salt turistik yatçılığın bir ürünü olan ve özellikle tek direkli birçok yatta görüldüğü şekilde, kıç  istralyada veya birden fazla direkli yatlarda arka direk ve hatta bazen de ana direk  gurcatalarından birisinde taşınması ise sadece yanlış değil aynı zamanda ayıptır.

● Motoryatlarda, eğer üzerinde gizi olan bir arka direk varsa, bayrak seyir esnasında bu gizin ucunda da taşınabilir (Şekil C). Denizde Milli Bayrak, hiçbir zaman bir direğin gurcatalarından herhangi birisinde taşınmaz. Bir teknenin karada bulunduğu süre içinde de Milli Bayrak taşınmaz. Tekne kızağa bindirilip yüzer halini terk ettikten itibaren, tekrar kızaktan kurtulup yüzer hale gelinceye kadar tekne sayılmaz ve bayrak taşımaz.

Tekrar belirtelim ki yukarıda sayılan ve kısmen de yılların alışkanlıklarına uygun hususların uygulanmasında Türk Bayrağı Kanunu ve Türk Bayrağı Tüzüğü hükümleri saklıdır.

Ülkelerin uygulamaları farklı olabilir, ör. bayrak gönderinin kıçta iskele tarafında bulunması, sahibi teknede olmayınca iskele gurcataya lacivert flama çekilmesi vb. uygulamaları görürseniz şaşırmayın…

(Teoman Arsay, Kasım 2022)


[1] Eskimiş, Solmuş, Yırtılmış ve Kullanılamayacak Duruma Gelmiş Bayrakların Yok Edilmesi Usul ve Esaslarını Gösterir Yönetmelik (Resmî Gazete, 08.06.2001).

[2] Örnek olarak şu iki yayını verebiliriz: Reeds Maritime Flag Handbook, ed. Miranda Delmar-Morgan,Thomas Reed Pub., 2006; ve RYA Flag Etiquette and Visual Signals 2008.


Similar Posts

  • |

    Fırtına Nerede?

    Hangi deniz, hangi rüzgâr, hangi “haber” buluşturur bizi?

    Denizdeki her olay denizi, denizciliği tanımak, tanıtmak için bir fırsattır ama bunun gerçekleşmesi konuya yaklaşıma ve eklenecek bilgilere bağlıdır.

    2006’da yaşanmış bir kaza dolayısıyla haberlerin ele alınışını, bilginin kaybolmasını, magazinleştirilmesini ve gittikçe kaybolan amatör ruhu ele alan bir değerlendirme…

    Birçok göstergeye bakarak ülkemizde denizciliğe olan ilginin, denize açılan insan ve tekne sayısının giderek arttığı söylenebilirse de genel olarak bu artışın denizcilik kültürünü incelttiğini, ona yeni “değerler” kattığını söylemek oldukça zor.

    Denizciliğin daha dar alanlardan çıkıp giderek yaygınlaşmasından söz edeceksek canlı, ufku açık, her bindiği teknenin şarkısını söylemeyen kendi değerleri ve kimliği billurlaşmış amatör ruhlu bir denizcilik kültürü için mevcut veya oluşmaya başlayan kimi değerleri sorgulamamız, bu alandaki olumlu mirasa sahip çıkmamız gerekir. Çok sayıda parametreden (tekne, eğitim, kurum, yayın -kitap, dergi, gazete-, sporcu, yarış, sponsor vb.) farklı örnekler vermek mümkün ama çok daha sıradan birkaç örnekle konuya gireyim.

    Tekne sayısı arttıkça usturmaçalarını üzüm salkımı gibi sarkıtarak seyreden tekne sayısının artması; liman içinde VHF telsizlerinin 1 watt değil de 25 watt çıkış gücünde kullanılarak herkesin rahatsız edilmesi sıradan bilgilerin bile “içselleştirilemediğini” gösteren örnekler. Bir değerin oluşabilmesi, kalıcılaşması için sadece bilgiye sahip olmak yetmiyor, o bilginin “içselleştirilmesi” de gerekiyor. Doğaldır ki bu alandaki gelişmeler denizdeki yağmurla, fırtınayla gelip yerleşmiyor, ülkenin kültüründeki olumlu ve olumsuz (zaafları, eksiklikleri…) yönleri, gelişmeleri bünyesinde taşıyor, yansıtıyor. Ayrıca denizcilik adına yapılan her şey iyidir gibi ilkesiz, ölçüsüz bir anlayışın yaygınlığı da bunu pekiştiriyor. Örneğin “Türkiye Yelken Açtı” başlığıyla gazetemiz (Milliyet Pazar, 4 Haziran) 2 tam sayfa haber yapıyor ama muhabir yaptığı röportajların yönlendirmesiyle (!) amatör denizci belgesiyle “şilep” kullanılabileceğini yazıyor.

    Denizcilik alanındaki gelişmeleri, tartışmaları her açıdan değerlendirmek, eleştirmek, denizciliğin ufkunu açacak yerel ve evrensel kuralların, değerlerin, referansların belirginleştirilmesini, sindirilmesini sağladığı gibi amatör bir ruhu kaybetmeden filizlenmekte olan denizcilik dilinin, kimliğinin ve sonucunda kültürünün sınırlarını çizebilir.

  • “Amatör Denizciler” Değil “Uzak Yol Denizcileri” Anıtı

    İstanbul Kalamış’ta “Sadun-Oda Boro ve Amatör Denizciler Anıtı” adıyla Mayıs 2011’de açılan, araçsal bir zihniyetin ürünü olan anıt Boroların sembolik anlamlarını sıradanlaştırdığı gibi, tartışmalı yönleriyle de (anıtın adı, yeri, temsil gücü, yer alanların seçim kıstasları…) amatör denizciliğe bir değer kat(a)mıyor ne yazık ki. Konunun ayrıntıları aşağıdaki yazılarda.

    “Sembollerin Kaybı ve Amatör Denizciler Anıtı” ve devamındaki yazılar bir anlamda amatör denizciliğimizde değişen/gelişen değerlerin halini sorgulayan yazılar olarak da okunabilir. Yazı yayımlandıktan sonra verilen yanıtlara/sorulara cevaplar “Kısmet’in Yekesi” yazısında yer alıyor.

    Üçüncü yazı dünyayı dolaşan ama ne hikmetse Kalamış’taki anıtta ismi yer almayan Ayfer Er’in durumunu, anıtta yer almanın kıstaslarını sorguluyor. Anıtın “Bilgi Akışı ve Arşiv Çalışması”nı yapan Turgay Noyan “Dünyayı dolaşan kadın denizcimiz diye Sabah gazetesinde/Naviga dergisinde haber yaptığı halde Ayfer Er’e anıtta yer vermemiş… “Dünyayı dolaşan kadın denizcimiz Ayfer Er…” yazısından sonra, ne Turgay Noyan bir açıklama yaptı, ne de “anıtseverler” bir sorumluluk duydu. Bugüne kadar da değişen bir şey olmadı.

    Yazılarda ileri sürdüğüm birçok nedenden dolayı hiç olmazsa anıtın adının “uzak yol denizcileri anıtı” diye değiştirilmesini de önermiştim. Artık anıttaki rölyeflere “profesyonel denizciler” de eklendiği için adı değiştirilmese de anıtın “Uzak Yol Denizcileri Anıtı” olarak anılması daha doğru olur.

    Sadun Abi anıtla ilgili daha sonra şunları yazdı:

    “…Meğer bizim heykel yapılıyormuş! Turgay Noyan’ı aradım ve ‘ne haltlar karıştırıyorsunuz anlat bakalım’ deyince artık olan oldu deyip, tüm hikâyeyi anlattı. Zaten heykel bitmek üzereymiş, Mayısta açılacakmış bile. Şaşırdım, bir tuhaf oldum. Ömür boyu bu tip olaylardan her zaman kaçındım, kesinlikle onaylamadım… Diğer taraftan bir kurt içimi kemiriyor: Hakikaten böyle bir anıta layık mıydık, fazla mı abartıldı? Bu da bana bir eziklik hissi veriyor, önünden geçmeye sıkılıyorum.”

    (Sadun Boro, Bir Misyon Bir Ömür, Naviga, Ağustos 2011)

  • | |

    MAT’IN ATLANTİK GEZİSİ

    MAT’ın uzun seyirlerinden biri olan, 16 Eylül 2002’de başlayan Atlantik gezisi Teoman Arsay’ın kaleminden Yelken Dünyası dergisinde “MAT Yatının Atlantik Seferi” üst başlığıyla bölümler halinde yayımlanmıştı (2002-2003). Dokuz ay süren 12 892 millik Atlantik gezisinin fotoğraflarını, çizimlerini ve metni elden geçirerek tek bölüm halinde “MAT Yatının Atlantik Gezisi” başlığıyla Şubat-Mart 2022’de yayımlamıştık.

    Bu metni ve resimleri, sevgili Nilgün Gündüz’le elden geçirip, bazı eklemelerle Mat’ın 2002 Atlantik Gezisi başlığı ile kitap haline getirdik. Kitabın “sayfa çevirmeli” sürümüne sayfadaki adresten ulaşabilirsiniz. Teoman abinin seyir notlarına/gözlemlerine toplumsal gidişatımız/geçmişimiz ve amatör denizcilik üzerine düşünceleri de eşlik ediyor. Keyifli okumalar…

    “Sayfa çevirmeli” yeni sürümünün özellikleri ve erişim adresi sayfada yer alıyor.
    Ayrıca bakınız: Erişime Açık Kaynaklar

  • |

    Anonim Denizcilik Sözlüğü (pdf) ve Hikâyesi

    Anonim Denizcilik Sözlüğü’nün hikâyesi 2010 yılında ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu yayınlarına editörlük yaparken ADF başkanı Teoman Arsay’ın “değerlendirme yapmam için” PVC kaplı, halkalı klasöre yerleştirilmiş bir sözlük çalışması dosyasını vermesiyle başlar. Dosyayı rahmetli bir gemiadamının akrabaları Deniz ve İçsular Düzenleme Genel Müdürü Özkan Poyraz’a, o da Ocak 2010’da ADF başkanına vermişti.
    Dosyadaki sözlük çalışması 30 yıl önce, Ağustos 1980’de iyi bir elyazısıyla aydınger kâğıdına Rapido kalemle yazılmaya/çizilmeye başlanmış, T harfine kadar tamamlanmış, 340 sayfalık, her satırındaki el emeği ile farklı bir denizcilik sözlüğü çalışmasıydı. Dosyada yazarla ilgili herhangi bir bilgi olmadığı gibi dosyayı iletenler yazar hakkında herhangi bir bilgi vermemiş, bir irtibat adresi de bırakmamıştı.
    İnceledikten sonra yazarı belirsiz bu sözlüğün “aydınger kâğıda yazılmış orijinal haliyle basılmasını” öneren kısa bir rapor hazırlayarak ADF’ye sundum ve bu çerçevede Mustafa Pultar hocamızın da katkısıyla araştırmaya başladık. (…) Yazar hakkında bir bilgi edinilememesi, 30 yıl sonra da olsa ansiklopedi ve internette yayımlanmış yazarı/kaynağı belirsiz kimi sözlüklerdeki madde benzerliği nedeniyle yayımlanmasından vazgeçildi (Şubat 2011).
    (…)
    Kopyası elimin altında olan ve zaman zaman da faydalandığım bu çalışmanın orijinal dosyasını geçtiğimiz yıl Teoman abi (Arsay) bana verince çalışmayı kitap haline getirip pdf formatında sitede yayımlamayı önerdim.

    Mustafa Pultar hocamızın hazırladığı U, Ü, V, Y, Z maddeleri yazarın yazısına yakın bir puntoyla dizildi ve yazarın çalışma notlarıyla birlikte sözlüğe eklendi. Kitap olabilmesi için yaklaşık 40 yılın yorgunluğu ve ince aydınger kullanılması nedeniyle özelliğini yitirmiş, kırık, dalgalanmış sayfalar temizlenip tarandı, orijinal ölçülerine sadık kalındı, madde başlıkları kırmızı yapıldı, yazar harf başlıklarını düzenli olarak kullanmadığı için sayfa kenarlarına harf bantları (A, B, C…) eklendi. Sözlüğün hikâyesi sunuş yazısı oldu, kitaptaki çizimlerden ön/arka kapak hazırlandı ve her harfinde/çiziminde el emeği, göz nuru olan, klavyenin imkânlarını değil kalemle yazmanın güzelliğini hatırlatan sıradışı görsellikteki elyazması bu sözlük ortaya çıktı.

    Yazarının yaklaşık dört yılda hazırladığı, Teoman Arsay abimizin ve Mustafa Pultar hocamızın katkılarıyla 40 yıl sonra gecikmeyle de olsa sizlere ulaşan bu sözlük, onca emeğine, çabasına karşılık tamamlayamadan deryaya veda eden isimsiz yazarının anısına tüm isimsiz denizcilere/gemiadamlarına adandı.

    Deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun.

    Sezar Atmaca

    NOT: Sözlük birkaç saniye içinde açılır. Sayfa sonundaki İndir’e basarak sözlüğü indirebilirsiniz.

  • |

    Setur Marinaları Seyir Defteri’nin Hali

    Setur Marinaları’nın müşterilerine dağıtmak üzere hazırladığı “Setur Marinas Seyir Defteri” ile Teoman abinin (Arsay) teknesi “Mat” ta karşılaştım (Haziran 2017). “Bir göz atsana” demişti ama onun da ilk izlenimleri hayli olumsuzdu. Gözden geçirip aşağıdaki e-postayı Teoman abiye yazdım. Sonrasında onun girişimiyle Seyir Defterini hazırlayan marina ilgilisi ile Mat’ta görüştük, “hazırlık sürecini” konuştuk. Bu görüşme çerçevesinde Jurnal (Seyir Defteri) Hazırlanması İçin Öneriler başlıklı ikinci yazıyı görüştüğümüz marina ilgilisine gönderdim. Ancak sonraki yıllarda da Setur Marinas Seyir Defteri’nin dağıtımının sürdüğünü biliyorum (herhalde stoklar bitinceye dek dağıtımı sürdürüldü).

    İkinci yazıdaki jurnal önerileri, bizim denizlerimize göre hazırlanacak “düzgün/denizci” bir jurnal için taslak olarak da düşünülebilir.

  • |

    İskenderiye Limanı’na Kırlangıçtan Bakmak

    Sosyoloji ve kamu yönetimi alanındaki akademi serüvenini sona erdirdikten sonra coğrafya, doğabilim ve yolculuk yazınına yönelen Ömer Bozkurt hocayı denizciler daha çok bu alandaki yazına katkılarıyla ve “gezginlik yer küreyi, doğayı sevmektir” diyen yönüyle tanırlar/bilirler.

    Şileple, yük/posta/araştırma gemileriyle, kabasorta armalı yelkenliyle yaptığı en ücra köşelere dek uzanan yolculukları hakkındaki yazıları/kitapları/çevirileri, çektiği fotoğraflar Türkçedeki en özgün örneklerdendir.

    Bozkurt, konforun, rahatın değil, gerçek bir deniz/denizci ortamında yapılan gemi yolculuklarının peşindedir. Gemiyle yolculuğun tarihsel gelişimini/değişimini anlattığı “Gemiyle Yolculuk” yazısında şileple yolculuğun farkını vurgular:  “… deniz yolculuğu artık çoğunlukla deniz eğlence gezisine dönüşmüştür. Deniz gezisi için değil de, bir yerden bir yere gitmek ve bunu mümkün olduğunca gerçek bir deniz ve denizci ortamında yapmak için günümüzde tek yol şileple yolculuk gibi görünüyor.”

    Enis Batur, Ömer Bozkurt’un Kutup Toprağı Svalbard’ayaptığı yolculuğu anlattığı Soğuk Kıyıları kitabını “konforlu gezmen izlenimleri peşindeki okuru en hafifinden dürtükleyecek içeriği ve üslubuyla” Türkçedeki en özgün örneklerden biri olarak değerlendirir: “Alışveriş haritasına, tumturaklı yemek mönülerine, çılgınca(!) eğlenme ritüellerine yer tanımayan bir keşif gözlem seyir defteri.”

    Yolculuk yaptığı gemilerdeki hayatı komuta merkezinden, köprüden izleyerek, mürettebatın günlük yaşamından, profesyonel denizcilerin dünyasından değerli kesitler aktarır, en ücra köşelerde çektiği fotoğrafları sunar bize. Çevirilerine adeta kitabı zenginleştiren kapsamlı ve mükemmel sunuşlar yazar.

    Ömer Bozkurt hocanın denizcilikle ilgili yazdığı ve çevirdiği kitapları yazı sonuna ekledim ama diğer kitapları, kitap incelemeleri, yolculuk yazıları, klasik müzik tutkusu, fotoğrafları, fotoğraf sergileri -ki kitaplarındaki/makalelerindeki fotoğrafları kendisi çeker- akademik kariyeri hakkında bilgi edinmek isteyenler yazarın kişisel sitesini (www.omerbozkurt.com) ziyaret edebilir.

    Yaklaşık 10 yıl önce, 2016’da gemiyle yaptığı bir Doğu Akdeniz yolculuğundan tadımlık bir bölüm. Katkısı için değerli dostumuz Ömer Bozkurt hocaya teşekkürlerimizle.