Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-1946)

Hasan Altınörs


Sunuş: Bir Sahafiye Belge / Sezar Atmaca

Samsunda Deniz Faaliyeti” İstanbul’da Sahaflarda bulduğum, 1945-46 eğitim yılında hazırlanmış her sayfası öğrenciler tarafından resmedilmiş bir öğrenci ödevi. Ödev,  15 yaşındaki Samsun Lisesi öğrencisi Hasan Altınörs imzalı ama girişteki “…resimler öğretmenimiz Hasan Kavruk’un teşviki ve gayretleriyle bizim çalışmalarımızın mahsülleri” açıklamasına bakılırsa çizimlerde birden çok öğrencinin katkısı var.*

Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.

Samsun’un tüm sahilinin dolgu liman yapılmadan (liman 1953’e kadar açık demir yeriydi) yani şehrin denizle doğal ilişkisinin hâlâ sürdüğü/korunduğu (bir Samsunlu olarak deniz kenarındaki kumsaldan/çay bahçesinden ayağımızı denize sokabildiğimiz…) dönemi aktarması, alargadaki teknelerden “çapar”larla yüklerin taşınması ya da tomrukların atılması vb. gibi o dönemin özelliklerini anlatması/resmetmesi açısından belgesel bir tadı da var ödevin.

Metinde imla/yazım hataları varsa da ödevin güzelliğine gölge düşürmediği gibi o dönem bunlara çok önem verilmediğini de gösteriyor. Ödevin sonunda yer alan “Fihrist”te resimlerle ilgili açıklamalar var ki bunları resimlerin altına da ekledim. 

Günümüzde “deniz temalı” çocuk kitaplarında, yarışmaları kazanan öykülerde “denizcilik/denizcilik dili” ne yazık ki yeterince kullanılmıyor, bu nedenle yayınlar “tatsız/tuzsuz” oluyor. Bu örnek ödevdeki gibi deniz/denizcilik bir bağlam içinde öğrenilip/öğretilirse denizciliğin, yani “deniz/tekne/insan ilişkisi”nin geliştirilebilmesinin yolu da açılır. Resimlerle de renklendirilmiş bu gibi değerli anlatıların içeriği itibariyle günümüz yayınlarına/yarışmalarına da örnek olmasını dileyelim.**


*Resim öğretmeni Hasan Kavruk (1918-2007) ansiklopedilerde “Çağdaş Türk resim sanatında lirik soyutlamacı anlayışın öncülerinden olan ressam, modern figüratif akımın en ısrarlı icracı ve takipçilerinden” biri olarak yer alan, 1966’da yılın ressamı da seçilmiş değerli/önemli bir sanatçı. Yazının sonuna “Türk Plastik Sanatçıları Ansiklopedik Sözlük“te yer alan sanatçıyla ilgili maddeyi ekledim. Ayrıca Vikipedi’de Hasan Kavruk‘la ilgili ayrıntılı bir madde de var.

** Çocuk kitaplarında denizcilik dili, kurumların/kuruluşların denizcilikle ilgili yayın/yarışma vb. kültürel faaliyetlerinin değerlendirilmesi için bkz. Amatör-Sportif Denizciliğin Sorunları; Amatör Sportif Denizcilik İçin Yayın Yayıncılık Önerileri.  


Kapak: Samsun’a portakal getiren yelkenliler ve motorlar

Kitapçığın künyesi: yazarı Hasan Altınörs; öğretmeni Hasan Kavruk.

Vapurlardan Gümrük İskelesi’ne gelen mallar bu küçük vinçle yukarıya çekilir.
Büyük motorlar sahile kayıklar vasıtası ile çekilirler.

Küçük balıkçı motorları iskelelere kadar gelerek satış yaparlar, motorlar keresteleri açıktan denize salarlar.
Balıkçılar küçük yelkenli gemileriyle şehre çeşitli balıklar getirirler.
Burada limanın bir kısmı gözükmektedir.
Türk Plastik Sanatçıları Ansiklopedik Sözlük, Kaya Özsezgin, YKY, 1994.

Similar Posts

  • Deniz Otobüsü İskelesinde Hamaset Tarihi

    İDO / Bakırköy bekleme salonunda “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar” başlığıyla yer alan 4 büyük pano hakkında Denizcinin Günlüğü 2009’da şunları yazmıştım:

    “İstanbul Bakırköy Deniz Otobüsü İskelesi’nde yer alan Osmanlı denizciliğini övme amacıyla hazırlanmış ‘Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar’ başlığı altındaki 4 pano ne yazık ki koca bir imparatorluk bahriyesine, deniz ticaretine merkez olmuş şehrin tarihine, kültürüne yakışmıyor. ‘Deniz İstanbul’una övgü ve sahip çıkma’ Mağribi korsanların (savaşların…) bilgileri hayli tartışmalı, klişeleşmiş hikâyelerine sığınmaktan geçmez. İçeriğinden habersiz, Türk Ansiklopedisi’nden alınan (1977) hayli derinliksiz bilgilerin hiçbir kaynakla karşılaştırmadan olduğu gibi aktarılması olsa olsa internet sitelerinde rastlanan türden sığ bir propagandanın / milliyetçiliğin ürünü olabilir. Panoların % 85’ini kapsayan Cezayir-ABD anlaşması örneklenirse: Cezayir korsanlarının ABD gemilerini yağmalaması nedeniyle 1795’te imzalanan anlaşmanın ‘Amerika tarihinde yabancı dille imzalanan tek anlaşma olduğu; bu belgenin yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul eden tek Amerikan vesikası olduğu; ve Amerikan donanmasının nüvesinin Türk korsanlarının zorlamasıyla atılmış olduğu’ gibi ‘lakırdıların’ ayrıntılı ve gerçek hikayesi (örneğin ABD’nin daha önce Fas’la, 1786’da anlaştığı bilgisi…) için, ABD belgeleriyle yapılmış bir akademik araştırmaya bakılabilir: ‘Mine Erol, Amerika’nın Cezayir ile Olan İlişkileri 1785-1816’, ( İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, 1979).”

  • Denizcilik Terimlerinden Argoya Geçen Söz Varlığı

    “Denizci argosu, denizcilik dili gibi ağırlıkla denizcilikle uğraşanların kullandığı, kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerden oluşan özel bir dildir. Hulki Aktunç, Büyük Argo Sözlüğü’nde denizcilik argosunun bir ‘alan argosu’ olduğunu belirtir ve alan argosunu özetle ‘yaşama ortam ve biçimleri birbirine yakın kişilerce yaratılıp benimsenmiş sözcükler, deyimler bütünü; bu sözcükler bütününe dayalı konuşma biçimi’ olarak tanımlar ve ekler: ‘Kimi alan argoları, azınlık dillerine ve çevre dillerine özel bir yakınlık gösterir: Örneğin denizci argosu ile İtalyancanın, Lingua Franca’nın ilişkileri gibi… Alan argoları, özel ilişki içinde bulundukları dillerden alınan sözcük ve deyimleri genel argoya taşır.’”
    Denizcilikte ve özellikle deniz ticaretinde yaşanan ekonomik-teknolojik gelişmeler nedeniyle çektirme, kabasorta veya randa armalı brik, brigantin gibi yelkenli teknelerin bu dilin taşıyıcısı denizcilerle birlikte giderek denizlerden çekilmesi, daha çok bu tekneler zamanında kullanılan denizci argosunun kitap sayfalarında kalmasına yol açmıştır.

    Dr. Öğretim Üyesi Zahide Parlar’ın yirmi sekiz sayfalık araştırma makalesi denizcilik terimlerinde argonun izini süren ve bu konuda bizlere derli-toplu bir değerlendirme sunan değerli bir çalışma. Misalli Büyük Türkçe Sözlük ile Büyük Argo Sözlüğü’nü (Hulki Aktunç) denizcilik terimleri bakımından tarayan yazar, “Giriş” yazısında makalesinin amacını şöyle özetlemiş: “…argoda kullanılan denizcilik terimlerini derlemek ve denizcilik terimlerinin argoya nasıl yansıdığının ve argoda nasıl bir kavram alanına sahip olduğunu” tesbit etmek.
    Bu değerli makalenin denizciningunlugu.org’da yayımlanmasına izin verdikleri için sayın Dr. Öğr. Üyesi Zahide Parlar ve AVRASYA Uluslararası Araştırmalar Dergisi’ne teşekkürlerimizle…

  • |

    Sadun ve Oda Boro’nun Anısına…

    Kısmet iki yıl on ay süren dünya seyahatinin sonuna gelmiş, karasularımıza yaklaşmaktadır. Kısmet’in 15 Haziran 1968’de İstanbul’da olacağı neredeyse bir ay öncesinden açıklanır. Çünkü o güne dek seyahate mali yönden hiçbir katkısı olmayan devlet erkânı kendini göstermiş, işi “resmiyete” dökerek hazırladıkları karşılama törenlerinin programına göre seyir yapılmasını istemiştir.
    Sonraki günlerde Sadun Boro’nun “… artık hareket serbestliğimiz elimizden alınmış oldu.” dediği bu program uygulanır. Aslında çok farklı derecelerde de olsa kamuoyunun ilgi gösterdiği bazı bireysel ya da kolektif başarıların resmî makamlarca “araçsallaştırılması” evrensel bir olaydır.

    Sadun Boro “her ânı ömrümüz boyunca hiçbir zaman hatıralarımızdan silinmeyecek bambaşka bir hayal âleminde yaşadık” dediği son on günün hikâyesini Pupa Yelken’de ayrıntılarıyla anlatır.
    Boroların “hareket serbestliği” ellerinden alınmamış olsaydı karşılama törenleri/ziyaretler resmikabul/resmigeçit havasında değil de daha şenlikli mi olurdu ya da kamarada kapalı kalan Miço kutlamalara katılabilir miydi bilinmez ama zaten tahmin edilemeyen bir kalabalık neticesi askeri-mülki erkânın başrolde olduğu “ne protokol kalmıştı, ne de program…”

    Sadun Boro, “Pupa Yelken’i kaleme almamın esas gayesi gençlerimize, dünyanın en güzel kıyılarına sahip olan yurdumuzun insanlarına denizi sevdirmek, onlara engin ufuklara yelken açmayı özendirmek, teşvik etmekti.” der.
    Bu nedenle, herhangi bir şan-şöhret arayışı olmadan, tutku, açık deniz tutkusu, kendine güven ve özgürlük arayışı peşinde bir hayale yelken açan bu insanların Pupa Yelken’de yansıttığı ruhu/havayı hatırlatıp günümüze taşıyacak tarzda kitaptan alıntılarla hazırlanmış metinlerin ve onlarla ilgili değerli makalelerin MEB müfredatına/okullara sokulması için çaba gösterilmelidir.

    Yazıya serpiştirdiğim İstanbul’daki törenlerden kareler içeren 16×28 cm. ebadındaki siyah-beyaz on dört fotoğrafı 4 Şubat 2018’de İstanbul Müzayede’nin müzayedesinden satın almıştım.
    Fotoğrafları, 15 Haziran 1968’in bir yıldönümünde, 15 Haziran 2024’te, Sadun ve Oda Boro’nun anısına, bu serüveni kalbinde hisseden, takip eden, bu karşılamaya yakın ya da şahit olabilmek için o çoşkulu kalabalığa katılanlar adına paylaşmak istedim.

  • |

    DENİZ KÜLTÜRÜ VE AMATÖR SPORTİF DENİZCİLİK

    “Deniz Kültürü ve Amatör-Sportif Denizcilik” başlıklı yazı, “İskeleye Yanaşan Denizler, Gemiler, Denizciler (derleyenler Orhan Berent, Murat Koraltürk, İletişim Yayınları 2013) kitabında yer almıştı.
    Son iki yılda deniz kültürü, görgüsü, örf adeti, nezaketi ile ilgili, ancak kavramları/tanımları/konuları/kaynakları/önerileri daha çok yazarlarının “işi-mesleği”(askeri ve ticari bahriye) temelinde ele alınmış, profesyonel denizcilerin bakışını göstermesi açısından önemsediğim iki kitap yayımlanınca İletişim Yayınları’ndan izin alarak bu makaleyi de yayımlamak istedim.
    Fazlaca araştırmadan-sorgulamadan, bol alıntıyla yazılmış, bir kitabın kısa/hızlı değerlendirilmesi için gereken dizin, kaynakça gibi verilerden yoksun bu iki kitabın değerlendirilmesi ayrı bir konu ki “Yeni Bir Amatör Sportif Denizcilik Anlayışı İçin” dosyası yazılarında yeri geldikçe değineceğim.

  • |

    Denize Su Taşımak

    Naviga dergisinde üç ay boyunca (Mayıs, Haziran, Temmuz 2005) yayımlanan Yücel Köyağasıoğlu’nun, “Tekne Tipleri” yazı dizisinde verilen kimi bilgilerin, referans olarak gösterilen kaynaklarla dahi uyuşmaz ve özellikle eski kaynaklarla dahi çelişirken, kesin hüküm içeren bir dil kullanmanın sakıncalarını gözler önüne sererek daha açık uçlu tartışmalara zemin oluşturmak amacı ve düşüncesiyle yazılmıştı “Denize Su Taşımak”. “Yoruma açık, tartışmaya açık, yanlış bildiğimiz ya da kullandığımız konuları ve terimleri ortaya döküp, sağırlar diyaloğuna çevirmeden tartışabilirsek, denizcilik kültürünün zenginleşmesine bir nebze de olsa katkımız olur umarım.” dileğiyle de bitirmiştim yazıyı. Gerek Köyağasıoğlu’nun soru/sorunlara değinmeyen, cevap bile sayılamayacak yazısı gerekse cevabımı ötelemeye çalışan derginin olumsuz tavrı nedeniyle tartışmayı sürdürmedim.
    (Not: Görsellerini ilettiğim fotoğrafların altyazıları Naviga dergisinde yanlış basılmıştır. Ekim 2005 sayısında yer alan Naviga’daki yazının ilk sayfasındaki çizim gulet değil, “velena yelkenli sefine”, üçüncü sayfadaki ise gulettir.)

  • |

    HIZIR (BARBAROS) HAYREDDİN PAŞA’NIN VAKFİYENAMESİ VE VASİYETNAMESİ

    Yıllar önce bir sahaf mezatından edindiğim “Hızır (Barbaros) Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’ni yayına hazırlamak için epey uğraşmış ama süreç uzayınca bir kenara koymuştum. Karantina günlerinde yeniden ele almak mümkün oldu. (…) Epeyce dipnot var, umarım yayında sorun olmaz. Metnin başlıkları şöyle:

    (I). BİR SAHAFİYE BELGESİNİN HİKÂYESİ

    (II). VAKFİYENAME VE ÇAPARİZLER/DÜĞÜMLER

    (III). VAKFİYENAME’DEKİ GELİR KAYNAKLARI VE HARCAMA KALEMLERİ

    (IV). SAHAFİYE BELGESİ: ÇEVRİYAZI HIZIR HAYREDDİN PAŞA’NIN VAKFİYENAMESİ

    Metin, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’nin Osmanlıca harflerden Latince harflere tam metin olarak çevirisini, yani çevriyazısını (transkripsiyonu) da içeriyor. Dolayısıyla çevriyazı da olsa Barbaros Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’nin “tamamının” ilk (+dijital) yayını. Şüphesiz araştırarak/sorarak bilgi edinmeye çalışsam da (sorularıma verdikleri cevaplar için İdris Bostan hocama ve Murat Koraltürk’e teşekkür ederim) yazıda çıkabilecek hataların/netameli bilgilerin sorumluluğu bana aittir. Dilerim tarihe, Barbaros Hayreddin Paşa’ya meraklı olanların işine yarar.