|

İskenderiye Limanı’na Kırlangıçtan Bakmak

Ömer Bozkurt


Sunuş : “Gezginlik Yer Küreyi, Doğayı Sevmektir”/ Sezar Atmaca

Sosyoloji ve kamu yönetimi alanındaki akademi serüvenini sona erdirdikten sonra coğrafya, doğabilim ve yolculuk yazınına yönelen Ömer Bozkurt hocayı denizciler daha çok bu alandaki yazına katkılarıyla ve “gezginlik yer küreyi, doğayı sevmektir” diyen yönüyle tanırlar/bilirler.

Şileple, yük/posta/araştırma gemileriyle, kabasorta armalı yelkenliyle yaptığı en ücra köşelere dek uzanan yolculukları hakkındaki yazıları/kitapları/çevirileri, çektiği fotoğraflar Türkçedeki en özgün örneklerdendir.

Bozkurt, konforun, rahatın değil, gerçek bir deniz/denizci ortamında yapılan gemi yolculuklarının peşindedir. Gemiyle yolculuğun tarihsel gelişimini/değişimini anlattığı “Gemiyle Yolculuk”[1] yazısında şileple yolculuğun farkını vurgular:  “… deniz yolculuğu artık çoğunlukla deniz eğlence gezisine dönüşmüştür. Deniz gezisi için değil de, bir yerden bir yere gitmek ve bunu mümkün olduğunca gerçek bir deniz ve denizci ortamında yapmak için günümüzde tek yol şileple yolculuk gibi görünüyor.”

Enis Batur,[2] Ömer Bozkurt’un Kutup Toprağı Svalbard’ayaptığı yolculuğu anlattığı Soğuk Kıyıları kitabını “konforlu gezmen izlenimleri peşindeki okuru en hafifinden dürtükleyecek içeriği ve üslubuyla” Türkçedeki en özgün örneklerden biri olarak değerlendirir: “Alışveriş haritasına, tumturaklı yemek mönülerine, çılgınca(!) eğlenme ritüellerine yer tanımayan bir keşif gözlem seyir defteri.”

Yolculuk yaptığı gemilerdeki hayatı komuta merkezinden, köprüden izleyerek, mürettebatın günlük yaşamından, profesyonel denizcilerin dünyasından değerli kesitler aktarır, en ücra köşelerde çektiği fotoğrafları sunar bize. Çevirilerine adeta kitabı zenginleştiren kapsamlı ve mükemmel sunuşlar yazar.

Ömer Bozkurt hocanın denizcilikle ilgili yazdığı ve çevirdiği kitapları yazı sonuna ekledim ama diğer kitapları, kitap incelemeleri, yolculuk yazıları, klasik müzik tutkusu, fotoğrafları, fotoğraf sergileri -ki kitaplarındaki/makalelerindeki fotoğrafları kendisi çeker- akademik kariyeri hakkında bilgi edinmek isteyenler yazarın kişisel sitesini (www.omerbozkurt.com) ziyaret edebilir.

Katkısı için değerli dostumuz Ömer Bozkurt hocaya teşekkürlerimizle, yaklaşık 10 yıl önce, 2016’da gemiyle yaptığı bir Doğu Akdeniz yolculuğundan tadımlık bir bölüm.

YAZDIĞI KİTAPLAR: Her Yere Uzak Topraklar, Okyanusbilim Gemisiyle Kerguelen Adalarına Yolculuk (2004); İzlanda Yolcusu (2007); Güverte Güncesi, Şilepte Bir Yolcu (2018); Soğuk Kıyılar, Kutup Toprağı Svalbard Çevresinde Seyir (2019)

ÇEVİRİ KİTAPLARI: Claude Lévi-Strauss,  Hüzünlü Dönenceler (1994);  Jean-Paul Kauffmann, Kerguelen Adalarındaki Kemer (1997);  Kenneth White,  Mavi Yol (2009); Antoine de Bougainville, Dünyanın Çevresinde Yolculuk (2009); Montaigne, Yol Günlüğü (2012); Joseph Conrad, Denizden Yansıyan- Anılar ve İzlenimler (2018); Judith Schalansky, Ücra Adalar Atlası, (2019); Charles Darwin, Majestelerinin Gemisi Beagle Günlüğü (2022) 


[1] Ömer Bozkurt, “Gemiyle Yolculuk”,  [Orhan Berent- Murat Koraltürk (der.) İskeleye Yanaşan… Denizler, Gemiler, Denizciler, İletişim Yayınları, İstanbul, 2013 içinde, s. 197-217.]

[2] “Enis Batur’un Kütüphanesinden”, Kafa dergisi, sayı 57, Mayıs 2019..


İskenderiye Limanı’na Kırlangıçtan Bakmak

Ömer Bozkurt

Gerek gemi sayısı gerekse bütün caydırıcı yönetsel düzenlemelere rağmen, Türk bayrağı altında işlettiği gemi sayısı bakımından en önde gelen bir gemicilik şirketinin konuğu olarak, hayli genç M/V S*** gemisiyle, ağustosun son günlerinden birinin sabahında, zabitanın “Alex” kısaltılmış adıyla andıkları İskenderiye’ye yaklaşıyorduk.

Gemiyle İskenderiye’ye kuzeyden yaklaşırken önce açık denizin ortasında demirlemiş gibi duran gemiler görülür.  Bu gemiler hiçbir yerdedir.  Çünkü arka planda bir kıyı görünmez, sadece ufuk vardır. Sonra, biraz daha yaklaşınca güney yönünde uzakta belli belirsiz bir çizgi belirginleşir: İskenderiye kenti. Bir alüvyon ovası niteliğindeki Nil Deltası’nda yükseltiler çok önemsizdir. Uzaktan fark edilmez. Arka plânda dağlar, yarlar görülmez. Yükseltiler ancak insan yapısı binalardır. Artık tarihi İskenderiye Feneri de yoktur. Başka fenerler vardır gerçi, ama gündüz ışıkları görülmez. Gemi hayli sığ sularda belirlenmiş bir rotada, altı mil kadar beride gemiye çıkan yaklaşma kılavuzunun gözetiminde demirleme alanına yönelir.

Bu sırada Süvari Bey, liman yetkilileriyle radyo telefonla konuşmaktadır. Görüşmesi bittiğinde: “Galiba alargada demirde beklememiz gerekmeyecek, doğrudan rıhtıma yanaşacağız” der.

Hava güneşli ve pussuzdur. Gökyüzünde tek tük beyaz kümülüsler deniz fotoğrafları için pek değerli dekoru yeterince sağlamaktan uzaktır. S***, MSC’nin bir gemisinin dümen suyunda, mendirekle korunan limana doğru ağır yolla ilerlemektedir. Limana yaklaşıldığında bu kez liman kılavuzu gemiye çıkar.  Çevrede demirdeki gemilerin arasından mendirek ağzına doğru yaklaşılır. O arada yolcu, dökme yük gemisi M/V King Baton Rouge’u, ardından Tayvanlı Evergreen şirketinin dev boyutlu M/V Ever Charming’ini, sonra Mısır donanmasına ait Oliver Hazard Perry sınıfı bir fırkateyni ve başka birçok gemiyi fotoğraflayarak S***’nın limana yaklaşmasını izlemektedir. Gemi limanın girişinde sanki tarihi bir yapıdan taşınmış gibi duran bir taş sütun üzerine kondurulmuş feneri aşar ve limanın doğu kesimine yönelir.

* * *

İskenderiye limanın doğu bölümünün kuzey kesimi bir deniz üssüydü. Bu bölümde kimi rıhtım ve iskelelere bağlı, kimi kıçtan kara etmiş birçok askeri gemi görünüyordu. Bunlar arasında bir tanesi etkileyici kitlesiyle öne çıkıyordu. Bu gemi, Fransa’da Rusya için inşa edilmiş, içlerinde 300’den fazla Rus denizcinin gemiyi teslim almazdan önce aylarca çalıştığı ve eğitim gördüğü, fakat sonrasında, Kırım’ın Rusya tarafından tartışmalı ilhakı nedeniyle Fransa’nın, ciddi bir tazminat ödeme pahasına (hatırımda yanlış kalmadıysa dokuz yüz elli milyon avro) Rusya’ya satmaktan vazgeçtiği, Mistral sınıfı iki helikopter gemisinden 1010 borda sayılı olanıydı. İleri teknoloji ürünü bu görkemli modern gemi, çevresinde bulunan ve İkinci Dünya Savaşı döneminin çizgilerini taşıyan birkaç başka askeri gemi arasında mağrur ve eziciydi.   O arada kılavuz kaptan gururla bu gemiyi göstererek Mısır donanmasının bunlardan iki tanesine sahip olduğunu anlatıyordu.

İskenderiye Limanı’nın Kuzeydoğu kesimi, arka planda bir tankerin ardında Mistral tipi gemi 

Arapça adını saptayamadığım 1010 borda numaralı Mistral sınıfı geminin bağlı olduğu iskelenin öbür tarafındaysa 19. Yüzyıl sonlarının çizgilerini taşıyan çok güzel bir yat bağlanmıştı. Kıç aynasında kabartma süsler bulunan, üç direkli, beyaz bordalı ve sarı bacalı, cıvadralı, Mısır Krallığı’nın mirası ve herhalde denizlerde halâ seyre çıkabilen en eskilerinden biri bu gemiyi ve daha başkalarını en uygun açıları yakalamaya çalışarak  fotoğrafladım. Hidiv İsmail Paşa tarafından İngiltere’de 1863’te (kimi kaynaklara göre 1865’te) inşa ettirilen ve defalarca önemli tadilatlar geçirdikten o arada sonraki hidivlere ve Kral Faruk’a hizmet ettikten sonra şu anda askeri eğitim gemisi olarak kullanılan gemi, gücü temsil eden Mistral’in yanında zarafetin temsilcisiydi. Eski adıyla El Mahrusa şimdiki adıyla El Hurraya (Hürriyet) yatından sonra bağlanacağımız rıhtıma yaklaşırken başüstüne gidip rıhtıma bağlanma işlemlerini izledim. İkinci zabitin nezaretinde ve güverte lostromosunun emri altında, baş postasını hassas bir işi yaparken gözlemlemeye çalıştım. Bu işlemde en güzel fotoğrafı, her zaman el incesini rıhtımdaki çımacıya atan gemici verir.

El Hurraya yatı

Yük kutularının altındaki sancak dış geçidinden binaya dönerken rıhtımdan beni izleyen beyaz üniformalı birini fark ettim. Adamın ısrarla bakışı üzerine elimle selam verdim. Adam elimdeki fotoğraf makinesini işaret ederek birtakım hareketler yaptı. Aldırış etmedim. Yemekhaneye gidip kuru fasulye-pilavımı yemeğe başladım: o gün Pazardı. Türk gemilerinde Pazar günlerinin öğle yemeği menüsü değişmez.  O arada makinemdeki Mistral fotoğraflarıyla içinde askeri gemilerin görüldüğü sekiz on kareyi, her ihtimali göz önüne alarak sildim.

S***’nın ana güvertesinde iskele tarafında yük kutularının altındaki geçitte vasattan baş tarafa bakış

Biraz sonra birinci zabit yemekhaneye gelip, “Polis sizi ve çektiğiniz fotoğrafları görmek istiyor” dedi. Tahminim doğru çıkmıştı, aldığım önlemden memnun, güvenle peki dedim ve kıç kasara güvertesindeki ofise çıktık. Süvari ve çarkçılar hariç geminin zabitanı ve güverte stajyerleri oradaydı. Rıhtımda gördüğüm polis ve bir de sivil giyimli bir başka Mısırlı vardı. Önce polisin sonra sivilin elini sıktım selamlaştık. O arada acente temsilcisi olduğunu tahmin ettiğim sivil bana “Mısır’a hoş geldiniz” diyordu. Birinci zabit fotoğraf makinemi aldı ve içindeki resimleri göstermeye başladı. Polisin parmağıyla işaret edip bir şeyler söylediği kareleri siliyordu. Sonunda sanırım beş altı kare daha silindi. Ondan sonra Birinci zabit polisi ofisin dışına aldı. Sanıyorum “ilgisine teşekkür” amacıyla birkaç karton sigara hediye etti. Olay kapandı.

Tekrar yemeğe döndüm ve Süvari Bey’e: “Korkarım benim bu dikkatsizliğim size fazladan birkaç karton daha sigaraya mal oldu” dedim. “Bu uğrak sırasında vermek zorunda kaldığımız sigaranın toplamını düşünecek olursak, o miktar kabil-i ihmaldir” deyip nazik biçimde gülümsedi.      

Sonrasında bu limana yıllardan beri gelip giden Birinci Zabit’le konuştuk. Son zamanlarda Mısır limanlarında Türk bayraklı gemilere hayli ters davranıldığına işaret etti. “Oysa dedi Suriye Savaşı’ndan önce el üstünde tutulurduk. Kime rastlasak R. T. Erdoğan’ın ne müthiş biri olduğunu söylerdi.  Bize de çok dostça davranılırdı.  Zaman ve koşullar hızla değişiyor.”  Birinci Zabit’in sözünü ettiği koşullar, Mısır’da yapılan askeri darbe sonunda gerginleşen Türkiye-Mısır ilişkilerine yollamaydı. Zaten aynı gün, PSC (liman devleti denetimi) görevlileri gelip gemide bir yığın eksik buldular. Sonra rüşvetlerini alıp gittiler.

Ertesi gün sabahında S***’nın yüklemesinin bütün gün süreceği ve ancak akşam saat 21 gibi rıhtımdan ayrılabileceği anlaşılınca, gemiden çıkıp yeni yapılan İskenderiye Kütüphanesi’ni ve ona pek uzak olmayan bir noktadaki Ulusal Müze’yi ve bir de yerini öğrenebilirsem Sidi Beşr, Türk Şehitleri Anıtı’nı görmek istedim. Birinci zabitin bütün çabalarına karşın karaya çıkma izni vermediler. Geçerli pasaportu olan ve iki ülke arasındaki anlaşma uyarınca vizeden muaf olan bir yolcuya yapılan muamele açıkça hukuksuzdu. Ama burası sonunda bir Ortadoğu ülkesiydi.

O günü geminin kırlangıcından[1] limanı seyretmekle geçirmek zorunda kaldım. Bağlı olduğumuz rıhtımın ardında, limanın doğu ucundaki tersanede öyle pek ilginç bir şey görünmüyordu. Rıhtımlara aborda etmiş gemiler arasında üzerinde hiçbir hareket görülmeyen, Kongo Demokratik Cumhuriyeti bayraklı eski tarzda bir dökme yük gemisi, bütün ambar kapakları açık yüklenmeyi bekler gibiydi. Buna karşılık limanın kuzey kenarını oluşturan bir tür dilin üzerinde inşa edilmiş İncir Burnu Sarayı (Kasr Ras el Tin) ise doyulmaz bir temaşa doruğuydu.  

İncir Burnu (Ras el-Tin) Sarayı

İskenderiye’yi ancak geminin güvertesinden demek ki hayli uzaktan bu kadarıyla -liman, tersane saray- görebildim. Ancak, özellikle akşama doğru alçalan güneşinin ışığında, doygun renkleriyle görünümünü gene de keyifle anımsıyorum.


[1] Kırlangıç, gemilerde köprü üstünün iki ucunda/kanadında, her iki bordayı biraz aşan çıkma güvertelerdir.

Similar Posts

  • |

    Eski Denizcilik Dergileri Dizini I: Liman Mecmuası (Mayıs 1927-Kasım 1927)

    Eski denizcilik dergileri dizini ile ilgili “Eski Denizcilik Dergileri Dizini Serisi Hakkında” yazısında bilgi vermiştik. Bu serideki ilk dergi 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe giren “Kabotaj Kanunu” ile karasularımızda egemenlik ve bağımsızlığın ilanından sonra Eski Türkçe yedi sayı olarak yayımlanan Liman Mecmuası. (Liman Mecmuası’nın çıkış amacını anlatan yazı için bkz. EK-1)
    Cumhuriyetin ilk yıllarındaki amatör-sportif denizciliği de ilgilendiren kimi makalelerin/haberlerin de yer aldığı Liman Mecmuası’nı bizlere tanıtan bu yazı (ki EK-2 ve EK-3, Atatürk’ün uzun yıllardan sonra İstanbul’a ilk gelişinin/karşılanışının sıcaklığını aktaran yazılar…) Murat Koraltürk çevirisi ve imzasıyla  Müteferrika, Kitabiyet dergisi Kış 2006-2, 30. sayısında yayımlandı.  Prof. Dr. Murat Koraltürk’e verdiği yayın izni ve gönderdiği görseller için teşekkür ediyoruz. S.A.

  • |

    Amatör-Sportif Denizcilik İçin Yayın-Yayıncılık Önerileri

    Kitap denizine açılmak

    Amatör-sportif denizcilik literatürüne, 20 yılı aşkın bir sürede, emek verdiğim/katkıda bulunduğum sayısı 50’ye ulaşan kitapların ve uğraşının deneyimiyle denize açılarak yazılan ekteki yazı, yayın/yayıncılık için neler yapılabilirin rotası hakkında bir harita çizmeye çalışırken, güzergâhtaki kayalıklara, sığlıklara, yosun tutmuş/kekamoz bağlamış ilerlemeye engel nedenlere de değiniyor, eleştiriyor, önerilerde bulunuyor. Kitaplara/denize ilgi duyan herkesle paylaşmanız dileğiyle, deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun.

  • |

    Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…

    “Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…” üst başlığıyla yer alacak dosyadaki yazılarda, baskın denizcilik algısını, anlayışını sorgulayacak, kimi eski dergi/gazete sayfalarında kalmış, kimi yakın tarihli, kimi yeni yazılmış ya da yazılacak:
    ● amatör/sportif denizciliğin ne olduğunu gösteren, hatırlatan, vurgulayan, açıklayan…
    ● olan-biteni amatör/sportif denizciliğin süzgecinden geçiren,
    ● amatör/sportif denizciliğin sorunları ve değişen/gelişen yüzü kadar nelerin kaybolduğunu da dert edinen…
    ● kültürü pozitif anlamda kullanan, “kültürsüzlük”ten değil, denizcilik kültürünün canlı olmayışından söz eden, bunun nedenlerini araştıran,
    ● denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan;
    yazılara öncelikle yer verilecek.
    Şimdilik eski kaynaklardan aktarmayı düşündüğüm yazılmış veya taslakları hazır yeni yazıların başlıklarını/konularını kabaca şöyle sıralayabilirim (alfabetik):

  • Denizcinin Günlüğü Hangi Denize Açılır?

    Denizcinin Günlüğü yıllık olarak 5 sene yayımlandı (2006, 2007, 2008, 2009, 2010-ADF Yayınları). Denizcilik kültürünü besleyecek bir kanal olarak ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu üyesi kulüplerin, kulüp üyelerinin, yöredeki denizcilerin yastık altındaki resimlerini, notlarını, hikâyelerini, söyleşilerini aktarmak hedeflenmişti ama böyle bir kanal oluşturulamadı ne yazık ki. Bu tür benzer yıllıkların basılması veya amatör sportif denizcilik konulu efemera malzemesine dayanarak ajanda, takvim, foto albümler hazırlanması için çaba gösterilebilir (bu nedenle sahafiye malzeme/mezat takibi önemlidir).

    Denizcinin Günlüğü’ne sığması için kısaltılmış metinleri normal hale getirip, gerekli ekleme/çıkartma ve düzeltmelerle (hatalı yerler de var) elden geçirip bir deniz/denizcilik kültürü yayın (basılı veya dijital) taslağı oluşturmaya çalıştım ama epey işi var.

    Yazılı kaynaklarımız oldukça sınırlı olduğu için ne yazık ki önceki kuşakların denizcilikle ilgili öykülerini/hikâyelerini, bilgilerini bil(e)miyoruz, araştırmıyoruz dolayısıyla geleceğe aktaramıyoruz. Tabii ki bu tür araştırmalar farklı bir ilgi, hayli emek/çaba/zaman gerektiriyor, bu yapılmayınca yeri/boşluğu kolayca benzer konulardaki çeviri makale bolluğu ile doldurulmaya çalışılıyor!…

    Denizcinin Günlüğü 2010’da yer alan Denizcinin Günlüğü Hangi Denize Açılır? yazısı Günlüğün haritası bir bakıma. Günlükteki yazıları “yazdıklarım” ya da söylettiklerim yani seçmelerim olarak ayırabilirim. Yazdıklarımda ilk defa günlüklerde yayımlananlar yanında daha önce yayımlanmış yazılardan özetler de yer alıyor.

  • |

    2026 Yeni Yıl Mesajı   

    Sitemizin ana sayfasında, dayatılan iklime dikkat çekmek üzere, Nisan 2025’ten beri bir Adalet heykeli (Themis) çalışması ve bir evrensel hukuk ilkesi olan ‘Habeus Corpus’un açıklaması yer alıyor. Her alanda olduğu gibi amatör-sportif denizciliğimiz de gündelik hayatın/siyasetin “çok yüksek dalgalı” çukurunda “orsaboca” sürükleniyor. Ümit odur ki 2026,  adâletin, denetimin, şeffaflığın, hesap verilebilirliğin hissedildiği, etkili bir hukuk devletine, demokrasiye doğru seyrin başladığı bir yıl olur. Deryamız, deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun.

    Sezar Atmaca

    ***

    Amatör Denizci Elkitabı serbest erişime açılıyor…

    Bu yıl “Denizcilik Eğitimi”nde 3 bölümünü yayımladığımız  Amatör Denizciler İçin Sınav Soru Bankası dosyasını Mayıs’a kadar tamamlayıp Mayıs 2026’da ADEK/Amatör Denizci Elkitabı 8 sayfa eklenmiş yeni yüzüyle kişisel kullanım amaçlı (ticari ve promosyon amaçlı kullanılamaz) serbest erişime açılacak. 2015’ten bugüne hep yapmayı düşündüğümüz ADEK’i “serbest erişime” açma fikri “nihayet” Mayıs 2026’da gerçekleşebilecek. Yayıncı ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu ile olan ADEK/ Amatör Denizci Elkitabı sözleşmesi Kasım 2023’te sonlandırılsa da son baskının erimesi için Mayıs 2026’ya kadar beklenecek. Daha sonra ADEK’in Denizcinin Günlüğü’nde pdf olarak indirilebilir/serbest erişime açılması yanında, anlaşma olursa “yeni bir yayıncıyla”, basılısı da yeni yüzüyle piyasada olmaya devam edecek. Ardından KMT/Kısa Mesafe Telsiz kitabı da aynı usullerle yayımlanmaya çalışılacak.

  • |

    Amatör, Amatör Olarak Kalmalıdır…

    Yıllar önce yazılmış ( 2002), amatör/profesyonel denizciliğin farkını ve sınırlarını çarpıcı bir biçimde vurgulayan bu yazının asıl önemli yanı, 42 kez Ümit Burnu’nu geçmiş, dünya denizlerinde  yaklaşık 800 bin mil yol yapmış tecrübeli bir profesyonel denizci (gemiadamı) tarafından yazılmış olması. Yazar Haluk Bilgi makalesinde hepimizin komodoru Teoman Arsay’ın o günkü çabalarını takdir ederken, amatör denizcilere “musallat ettirilen” kimi olumsuzluklara değinip, amatör denizci belgesi (ADB) sınavlarının ve denizcilik dergilerinin rotası hakkında da değerli eleştirilerde/saptamalarda bulunuyor.

    Yazının yayımlandığı yılın sonunda kurulan (Aralık 2002) ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu, Sedat Altunay ve özellikle Teoman Arsay başkanlığı sırasında, bazılarını yazarın da söz ettiği olumsuzlukları gidermek/çözmek için epey yol alsa da 2015 sonrasında bu çabalar da sönümlendi.  

    UAB ve TYF yetkililerinin denizcilik konusunda herkesten fazla bilgiye, öngörüye sahip olması beklenirken önce “Bir Milyon Amatör Denizci” projesi ve devamında yeni “Sınav/Eğitim/Vesayet” sistemi gibi uygulamalarla bunun böyle olmadığını gösterdi. 30 yıl önce yazılmaya niyetlenilmiş ama yaklaşık 21 yıl önce yazılmış/basılmış bu yazı UAB ve TYF yetkilileri, hatta denizcilik dergisi editörleri için fazla bir şey ifade etmese de “Yeni Bir Amatör-Sportif Denizcilik Anlayışı İçin” dosyası açısından eleştirileri/gözlemleri basıldığı günkü kadar önemli/değerli bir makale.