Sintineyi Temiz Tutmak…

Cem Erciyes’in Günahları…

AMYC Yayınları 2007

Radikal Kitap ekinde (15.06.2007) kitap incelemesi başlığı altında AMYC yayını Denizde Günah’la ilgili Cem Erciyes imzalı bir eleştiri çıktı. Ancak yazı alışılmadık bir biçimde kitap eleştirisinden çok “yayınevi” eleştirisi gibiydi. Üstelik Erciyes, kitap ekinin sorumlu yayın koordinatörüydü. AMYC yayınları olarak başka hesaplara malzeme edildiğimizin farkındaydık: “Özel bir amaç ve kasıt olunca yayın eleştiri kriterleri, nesnellik de ayaklar altına alınıyor Cem Erciyes’in yazısında.” Yine de yazıyı çevirtip yazar Klaus Hympendahl’a da iletmiştik. Radikal Kitap’tan bir cevap/tepki gelmeyince yazarın (Klaus Hympendahl) hayretle “bu işler orada böyle mi dönüyor…?” diye biten cevabını da iletemedik. Evet bu işler burada böyle dönüyor ne yazık ki…

Önce Radikal Kitap eki yetkililerine -Tuğrul Eryılmaz, İsmet Berkan, Cem Erciyes- gönderdiğimiz “Sintineyi Temiz Tutmak…” başlıklı yazı, sonra da Cem Erciyes’in (yazara “bu işler orada böyle mi dönüyor…?” dedirttiren) yazısı/Radikal Kitap eki küpürüyle “Cem Erciyes’in günahları” aşağıda.

(Not: Klaus Hympendahl kitapta günlükler, arşivler (fotoğraf, resim, yazı vb.) resmi yazışmalar yanında onlarca kitaptan söz ediyor. Erciyes’in, argümanlarını desteklemek için kitaptan cımbızlayıp eklediği kısa alıntı (yazı sonunda) için şunu da eklemek gerekir ki Hympendahl, 1692’de geçen bu olayın Fas’taki bir köle pazarından kaçabilen Bristollü Francis Brooks’un anlatılarına dayandığını belirtiyor.)


Sayın Tuğrul Eryılmaz,

Radikal Kitap ekinde Cem Erciyes imzasıyla yayımlanan (15 Haziran 2007) AMYC Yayınları’nın “Denizde Günah” kitabından çok AMYC Yayınları’nı eleştirmeyi amaçlayan yazısına  karşı cevabımız, yayımlanması dileğiyle aşağıda sunulmuştur. Kolay gelsin.

AMYC Yayınları adına editör Sezar Atmaca


Sintineyi Temiz Tutmak…

Radikal Kitap Eki’nde (15.06.07) Cem Erciyes imzalı “Marina’da günah” başlıklı bir yazı yayımlandı. Kitabın “ham hayal ürünü” olduğunda ısrarlı bu yazıda, kitap değil, açıkça “yayıncı eleştirisinin amaçlandığı” göze çarpıyordu. Kitap eleştirisi dergisinde kendisine yer bulan bu tavra dair birkaç noktanın altını çizmek, durumu anlaşılır kılmak gerekiyor.

Kısaca özetlemem gerekirse Cem Erciyes’in iddialarının aksine Denizde Günah (Klaus Hympendahl, çev. Hulki Demirel, AMYC Yay.) okuyan herkesin rahatlıkla anlayacağı gibi ham bir “hayal gücünün” ürünü değil. Tek başına bir ölçü değil ama yine de belirtmek gerekir ki bu güne dek yapılmış yerli ve yabancı tüm eleştiriler de bu yönde. Şüphesiz Denizde Günah  bir akademik çalışma da değil, açıkça belirtildiği gibi anlattığı olaylarla ve verdiği örneklerle sınırlı bir derleme. Kitabın “enlem ve boylamını” zaten yazar önsözde belirtiyor. Eleştirmenin bir “tecavüz antolojisi” olarak değerlendirdiği kitabın “yelkenli gemilerde kadınlar” üzerine yazılmış bir ilk monografi olduğu da unutulmamalı. Deniz tarihinin karanlıkta kalmış bir yüzünü aydınlatmaya çalışan kitabın “Hympendahl’in tüm satırlarına sinen maçoluk, iktidarı bir sadizme dönüştüren ‘erkeklik’ söylemi…” olarak eleştirilmesini anlamak güç, zira yazar tam da bu maşizmi eleştirmekle, bunu teşhir etmekle uğraşıyor.

Hympendahl yazdığı konudaki kaynak kıtlığını da dile getirip kitap boyunca onlarca kaynak gösteriyor: günlükler, arşivler (fotoğraf, resim, yazı vb.) resmi yazışmalar yanında onlarca kitaptan söz ediyor. Ama eleştirmenimiz bu kaynakları göremiyor veya görmek istemiyor, onca kaynağa rağmen bunların bir fantezi bile olmadığını iddia ediyor (Kaynaklar metin içinde verildiğinden görebilmek için önce okumak gerekiyor! Ya da bu tür okumalara karşı kitaba bir kaynakça hazırlamak gerekiyor…). Eleştirmen “Ayrıntılarının nereden alındığı belirsiz bu hikâyeler ballandıra ballandıra anlatılıyor” diyerek dört örnek veriyor. Verdiği dört örnek “niyetini” örtemiyor: 

Hymenpendahl, Henry Morgan konusunda Amerikalı tarihçi B. R. Burg’un öne çıktığını belirtiyor ve Burg’un Sodomy and the Pirate Tradition (Kulamparalık ve Korsan Gelenekleri) adlı kitabından söz ediyor. Satırı satırına da “Kitabımızın bu bölümü çok büyük ölçüde onun saptamaları üzerine bina edilmiştir” diyor. Kitapta ayrıca Morgan’la ilgili günlüklerden ve kitaplardan da -ör. 1813 yayımlanan The Daring Exploits of Henry Morgan (Henry Morgan’ın Cüretkâr Maceraları)- söz ediliyor. Eleştirmenin iddialarının kanıtlamak için çerçeve yazıyla sunduğu Cezayir korsanları ile ilgili alıntının ise Bristollü Francis Brooks’un 1692 yılındaki anlatımlarına dayandığı kitapta açıkça yazıyor. Kitapta koloni kuran William Marsters’ın fotoğrafından, 22 Mayıs 1899’da 78 yaşında ölümünden söz ediliyor, Batavia gemisiyle ilgili birçok kaynak yanında “en kapsamlı kitabın” Mike Dash imzalı “Batavia’nın Batışı” olduğu belirtiliyor. Ama eleştirmene göre bunlar “fanteziler bile değil ne yazık ki!”

Ağırlıkla yayıncıyı eleştirmeyi amaçlayan ve Radikal Kitap Eki için alışılmadık olan bu durumun ya da eleştirmenin -yıllardır heves ettiği deniz kitaplarının tanıtımına bakıldığında- bu gayretkeşliklerinin bir açıklaması da vardır şüphesiz…. (Ataköy Marina Yat Kulübü yayını olan “Denizde Günah” kitabını eleştiren -“Marina” kelimesini öne çıkartma gayretkeşliği bile unutulmayan- “Marina’da günah” başlığının ve eleştirmenin “birinci hamura temiz temiz basıp bir kültür hizmeti gerçekleştirmiş; bravo!” diye yazmasının bir kitap eleştirisi ile ne ilgisi olduğunun takdiri sizindir.) Bu durum belki Cem Erciyes’e yakışıyor ama bir kitap ekine, hele hele bir “yayın koordinatörü sorumluluğuna” hiç yakışmıyor.

Kitap Eki’nin mutfağında çalışanlar “sorumsuzca” dilediklerini yazma hakkına mı sahiptir? Onların yazıları herhangi bir değerlendirmeye tâbi tutulmadan mı yayımlanmaktadır? Bir teknenin sintinesi neyse bir kitap ekinin, bir yayınevinin mutfağı da odur. Şüphesiz bir yayınevi de eleştirilebilir ama bunun için de eleştirilerin haklı olması, yayınevinin eleştiri yönünde bir eğilim göstermesi gerekmez mi? Özel bir amaç ve kasıt olunca yayın eleştiri kriterleri, nesnellik de ayaklar altına alınıyor Cem Erciyes’in yazısında.

Denizde Günah AMYC’nin yedinci kitabı. Eleştirmenin iddialarının aksine AMYC satacak kitap avında değil. Kimseden önce davranmışlığı da yok,  zaten Hympendahl’ın “Dehşetin Seyir Defteri” adlı kitabı AMYC yayınlarının dördüncü kitabı olarak yazarın Türkçe baskıya önsözüyle yayımlanmıştı. Denizcilik bilgisi, tarihi, kültürü ile ilgili kitaplar yayımlamayı amaçlayan ve yıl sonuna dek beş kitap daha yayımlayacak olan  AMYC, bu konuda projeler geliştiriyor, ortak çalışmalar yapıyor. Bir yayıncı olarak da tek talebi eleştirilerin nesnellik ve eleştiri sınırları içinde yapılması, başka hesaplara malzeme olmaması. Cem Erciyes’in “Marina’da günah” başlıklı eleştirisini Almanca’ya çevirerek kitabın yazarı Klaus Hympendahl’a da gönderdik, gelirse cevabını da bu yazı gibi yayımlamanız dileğiyle size ulaştıracağımızı bilmenizi isteriz.

AMYC Yayınları adına editör Sezar Atmaca

Bilgi için: İsmet Berkan, Genel Yayın Yönetmeni ve Cem Erciyes,  Sorumlu Yayın Koordinatörü


Radikal Kitap, 15 Haziran 2007

Marina’da Günah

“Denizde Günah” uzak denizlerde “yaban” kadınlarla yaşanan tecrübelere, aykırı ilişkilere, eşcinselliğe dair fanteziler bile değil ne yazık ki.

Cem Erciyes

Ataköy Marina Yacht Club (yat klubü) “Sarıldım Minik Teknemin Halatına” gibi insana denizcilik sevgisi aşılayacak kitaplar da yayımlıyor. Klubün yayımladığı en yeni kitap ise daha adıyla bile diğerlerine pek benzemediğini belli ediyor: Denizde Günah. Yazar “yelken” çevrelerinde tanınan bir isim Klaus Hympendahl; eski bir Alman gazeteci, maceraperest bir yelkenci ve pek çok kitabın yazarı. Hympendahl’ın yelkenli gemiler döneminde cinselliği ele aldığı bu kitabı hayli merak uyandırıyor.

Radikal Kitap, 15 Haziran 2007.

Bu konuda kaynaklarda pek bir şey olmadığını, gemilerdeki cinselliğin gizemli bir yanı olduğunu anlatarak işe başlıyor Hympendahl. Sonra bu gizem perdesini, hayal gücüyle aralamaya karar verdiği belli oluyor. Yat kulüplerinin “centilmen” azalarından ziyade, Karayipler’in vahşi korsanlarını coşturacak bir hayal gücü bu. Özgür cinselliğe, uzak denizlerde “yaban” kadınlarla yaşanan tecrübelere, aykırı ilişkilere, eşcinselliğe, liman liman gezinen âşıklara dair fanteziler bile değil ne yazık ki. Kitap, Karayipler’den Pasifik’e, Akdeniz’den İngiltere sahillerine uzanan bir tecavüz antolojisi gibi. Gemilere binen kadınların neredeyse hiçbiri hayırhak bir hikâyenin kahramanı olamamış. Neredeyse tüm savaşlar, korsanlık faaliyetleri, ticari seferler, uzun ve inanılmaz yolculuklar kadınların perişan olduğu hikâyelere dönüşüyor. Ayrıntılarının nerden alındığı belirsiz bu hikâyeler ballandıra ballandıra anlatılıyor.

Hympendahl’in tüm satırlarına sinen maçoluk, iktidarı bir sadizme dönüştüren “erkeklik” söylemine kadar varıyor. Ünlü korsan Henry Morgan evlendiği kadına tecavüz ettiriyor, Cezayirli korsanların emiri İngiliz kızı kırbaçlatarak Müslüman edip sonra kızlığını bozuyor, Avustralya’ya gönderilen mahkûm kolonisi karaya çıktıkları ilk gece kadınlara saldırıyor, üç kadınla yola çıkıp küçük bir adada kendine koloni kuran William Marsters harem sahibi olarak anlatılıyor, Hollanda ticaret gemisi Batavia’nın kazazede kadınların grup liderinin adamlarına “kamu hizmeti” sunuyor…

Ataköy Marina Yacht Club, “satacak kitap” avındaki bazı yayıncılardan önce davranıp kitabı keşfetmiş ve dilimize kazandırmış, birinci hamura temiz temiz basıp bir kültür hizmeti gerçekleştirmiş; bravo!

Kitaptan:

Dört kadın buradan Rabat ile Fas şehirleri arasındaki Meknes’e getirildiler. Başharemağası kadınları iyice bir elden geçirdi ve kaptana büyük bir keyifle iki genç kadından birinin gerçekten bakire olduğunu bildirdi. Genç kız derhal Fas hükümdarının görkemli harem sarayına götürüldü, diğer üç İngiliz kadın ise kral naibinin sarayına yollandı.

Genç kızın annesi ve diğer kadınlardan ayrılmasıyla içine düştüğü panik çok büyüktü herhalde. Yaşları daha büyük olan diğer kadınlar ona muhakkak ki olabilecekleri hissettirmişlerdi. Ve gerçekten de başharemağası derhal en yüksek amiri Fas hükümdarı Molla İsmail’e sevinçli haberi verdi; elinde haşmetmeab için Hıristiyan bir bakire vardı.

Molla İsmail gaddarlığıyla meşhurdu. Rivayete göre bu gaddarlığını sık sık bizzat kendisi de esirlerin üzerinde gösterirmiş. Bir adamı canlı canlı testereyle keserek ikiye ayırdığı, köleleri yem olarak yine canlı canlı vahşi hayvanlara attığı anlatılır.

Cem Erciyes, Radikal Kitap 15 Haziran 2007.

Benzer Gönderiler

  • |

    DENİZ BALIKLARI SÖZLÜĞÜ

    Deniz Balıkları Sözlüğü, Türkiye’nin dört ayrı denizinde yaşayan balıkların adlarını sistemli biçimde derleyen az sayıdaki derlemeden biri.

    Bu konudaki öncü çalışmaları bütünleyerek ve güncelleyerek, Türkiye sularında yaşadığı kayda geçmiş 512 balık türünü, bilimsel adları başta olmak üzere pek çok dildeki karşılığıyla sunmaya çalıştım. Balık adlarının kökeni Farsçadan Rumcaya, Katalancadan Romancaya, İspanyolcadan Rusçaya iki düzineye yakın dilden geliyor.

    Basılı olarak İşKültür (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) tarafından yayımlanmış olan kitap için yayınevi ile yaptığımız sözleşme uyarınca Deniz Balıkları Sözlüğü’nü deniz dili ve bilimi ile ilgilenen herkesin serbest kullanımına açtım. Bu dijital sözlükte herhangi bir sözcük, terim ya da deyimle arama yapabilirsiniz. İndirmek için ve kullanma yöntemine ilişkin ayrıntılı bilgi için burayı tıklayın. Kullandıktan sonra referans olarak belirtirseniz başkalarına da duyurmuş ve onların da yararlanmasını sağlamış olursunuz.

  • |

    AMATÖR DENİZCİLER İÇİN TÜRKÇE SEYİR YAZILIMI ELKİTABI: SeaClear II

    Kolay kullanımlı bir bilgisayar seyir yazılımına ilişkin kullanım kılavuzu.
    SeaClear II, küçük gemiler ve amatör denizciler düşünülerek hazırlanmış olan, kişisel, özellikle de dizüstü
    bilgisayar yardımı ile harita çizen (chart plotter) ve çeşitli seyir planlama ile izleme işlemleri yapabilen bir
    yazılım paketidir. Bilgisayara bir küresel konumlama (GPS – global positioning system) alıcısının bağlı olması
    durumunda, seyir esnasında haritanın üzerinde geminin gerçek konumunu, hızını, rotasını ve seyirle ilgili
    birçok diğer bilgiyi gösterir. Bu bilgileri bilgisayara bağlı otopilot gibi seyir aygıtlarına gönderebilir.

    SeaClear II yazılımını uzun yıllardır kendi teknemde kullanıyorum. Hem ben memnunum, hem de dünyanın çeşitli yerlerinden birçok kişinin sitayişkâr yazılarını gördüm. Bunun üzerine, kullanımı Türkiye’de de belki yaygınlaşır diye kullanım dilini Türkçe’ye çevirdim ve ayrıntılı elkitabını yazdım.

  • |

    Deniz Meteorolojisi ve “Denizde Amatör Hava Tahmini”

    Amatör denizcilere yönelik yayınlar hayli az olduğu için amatör denizciler meteoroloji/hava tahmini konusunda uzun yıllar yazılı kaynak olarak sadece profesyonel denizcilere yönelik kitapları ve dergilerde çıkan makaleleri kullandılar. Yazıları, çevirileri, radyo/TV yayınları, dersleri, brifingleri, kurslarının yanında amatör denizcilerle kurduğu sıcak ilişkilerle bu gidişatı değiştiren 15 Eylül’de yitirdiğimiz meteoroloji yüksek mühendisi Gökhan Abur (1943-2023) hocamızıdır. Gökhan hoca uzun yıllar Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Meteoroloji Bölümü’nde çalıştıktan sonra 2003’te emekli olmuştu.
    Gökhan Abur hocamızı 1999’da kurucu ortağı olduğum Atlantis Yatçılık’ta verdiği “Meteoroloji ve Denizde Hava Tahmini” dersleri vesilesiyle tanıdım. Davudi sesiyle, tahtaya yaptığı çizimlerle işlediği konuları tane tane anlatarak sizi adeta “havaya sokar”dı.
    (…)
    Gökhan Abur hocamız her ne kadar amatör-sportif denizcileri meteoroloji/hava tahmini konusunda aydınlatmaya çalışmışsa da Boat Show’larda/internet sayfalarında sunum yapan amatör meteorologlar hiç eksilmedi.  Yazıları ve kitaplarıyla[1] tanıdığımız iki değerli biliminsanı Mustafa Sarı (su ürünleri) ve Mikdat Kadıoğlu (meteoroloji/afet yönetimi) Deniz Meteorolojisi (Alfa Yayınları, 2022) kitabında ABD’de yanlış bir tahmin nedeniyle linç edilerek trajik bir şekilde hayatını kaybeden hava tahmini yorumcusunun hikâyesine atıf yaparak “hava tahmininin ne kadar zor ve sorumluluk gerektiren bir iş olduğunu anlamışsınızdır” diye bu konuda bizleri uyarıyor ve sınırları çiziyorlar…

  • |

    İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE TÜRKİYE DENİZLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

    Değişikliği ve Türkiye Denizleri Üzerine Etkileri” kitabında iklim değişikliğiyle denizel ekosistemin ilişkisi incelenmektedir. Kitapta Türkiye denizlerinde görülen deniz suyu sıcaklık değişikleri, bunun deniz canlıları üzerine etkileri, belirteç türler, istilacı yabancı türler, sulak alanların ve kıyıların tuzlanması, su ürünleri av bileşimindeki değişimler, uyum ve yönetim stratejileriyle iklim değişikliğinin kıyısal alanlara etkileri gibi birçok konu üzerinde durulmaktadır. Konusunda uzman 20 kurum ve kuruluştan 41 yazarın kaleme aldığı kitapta, 25 adet makale yer almaktadır.
    ….
    İklim Değişikliği ve Denizlerimiz Çalıştayı 15 Ocak 2021 tarihinde çevrimiçi yapılan bir etkinlik oldu. Yüksek ilgi gören bu etkinliğe 300’e yakın katılımcı kayıt yaptırdı. Uzun zamandır planladığımız çalıştayı ülkemizin iki güzide kuruluşu TÜDAV ve ODTÜ Denizi Bilimleri Enstitüsü olarak birlikte yapmaktan büyük bir onur duyduk. Bu tür işbirliklerinin ve sinerji oluşturulmasının ülkemiz için örnek olmasını diliyoruz.
    Prof. Dr. Barış SALİHOĞLU – Prof. Dr. Bayram ÖZTÜRK

  • |

    Klasik Tekne Tutkunu M. Cem Gür’ün Anısına…

    Klasik tekne tutkunu M. Cem Gür, çok değerli bir kitap ve yaptığı güzel/klasik tekneler, klasik teknelerle ilgili yazılar bırakarak 17 Nisan 2021’de ayrıldı aramızdan. M. Cem Gür ile hiç tanışmadım ama yaptığı tekneler ve yazıları hakkında bilgim vardı. “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras” kitabının ilanını görünce almış, kitabı elden geçirdikten sonra da bir arkadaşımdan Cem’in e-posta adresini isteyip 13 Şubat 2021’de “tebrik ve teşekkür” başlıklı “Yaptığınız tekneleri gördükçe sizi hayırla yadetmiş ve konuyla ilgili yazılarınızın (ki haberleşme dışında pek internet ve mecralarını kullanmadığım için hayli geç de fark ettim) geliştirilerek kitap olmasını istemiş/dilemiş biri olarak…” diye başlayan bir e-posta göndermiştim.
    15 Şubat 2021’de “Kendi adıma, karınca kararınca, ulusal deniz kültürüne bir tuğla koyabildim ise ancak onur duyarım.” diye biten zarif bir cevap almıştım M. Cem Gür’den.
    Hastalığından ve ölümünden geç haberdar oldum, benim için hayli gecikmiş ve yarıda kalmış, trajik bir tanışma/yazışma/ayrılma oldu ne yazık ki… Tek tesellim kitabı hakkındaki düşüncelerimi kendisine iletebilmiş olmam.
    M. Cem Gür’ün “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras” kitabının etkileyici bir tarafı da ülkemizde 2000’li yıllarda güncel/dinamik olan ancak çabuk silikleşen amatör denizcilik (ruhu) için önemli bir kaynak olmasıydı. Amatör denizciliğin araçları/dünyadaki örnekleri, bizdeki gidişatı hakkında değerli ipuçlarıyla doluydu “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras”. Kitabın sonuna eklediği ve çevirisini kendisinin yaptığı “Sakin Seyir Manifestosu” bunca yıldır yaptığı/yapmaya/anlatmaya çalıştığı şeylerin belki de bir özeti, adeta ideal bir amatör denizcilik manifestosu gibiydi. Dilerim denizcilik sitelerinde yer alan diğer yazıları bir araya getirilerek tasnif edilir/paylaşıma açılır, kitap olabilecek haldeyse yayımlanması sağlanır.
    M. Cem Gür kitabında hükümetin/Et ve Balık Kurumu’nun talebiyle FAO (BM Gıda ve Tarım Örgütü) tarafından bölgesel şartlara uygun tekne tasarımları hazırlaması/önermesi için 1957’de Türkiye’ye gönderilen ve ülkemizde on ay kalarak “Report To The Government Of Turkey On Fishing Boats” (Türkiye Hükümetine Balıkçı Tekneleri Hakkında Rapor) başlıklı balıkçı tekneleri envanteri ve raporu hazırlayan dünya çapında bir tasarımcıdan da söz eder: Howard Irving Chapelle.
    Henüz Türkçeye çevrilmemiş olan 105 sayfalık bu raporun ekinde yer alan 24 tekneyle ilgili 44 çizimi klasik tekne tutkunu M. Cem Gür’ün anısına ekte yayımlıyorum.
    M. Cem Gür’ün “Kaybolan Miras” diye adlandırdığı teknelerden de örnekler içeren bu çizimler yok olmuş ya da nadir örnekleri kalmış bir mirası da gözler önüne seriyor.

  • |

    KAMÛS-İ BAHRÎ: DENİZ SÖZLÜĞÜ

    Mustafa Pultar hocamızın izniyle…
    Ayrıntılı bir deniz sözlüğü derleme amacıyla giriştiğim büyük emeklilik projemi yürütürken kullandığım sözlükler arasında Süleyman Nutkî’nin 1914 yılında derlediği ilk Türkçe denizcilik sözlüğü olan Kamûs-i Bahrî de vardı. Latin alfabemizle bir baskısı yapılmamış olan bu sözlükten gerektiği gibi yararlanabilmek için kitabı yeni yazımıza çevirmek zorunda kaldım. İşte bu kitap o çeviriyazıdır.

    Metnin sonuna iki ek koydum. Birincisi metinde geçen Osmanlıca sözcükler ile ilgili ufak bir lûgatçe. Diğeri ise terimlerin bugünkü söylenişleri ile eski söylenişlerini gösteren bir fihrist.

    Süleyman Nutkî hakkında daha önce yazmış olduğum bir yazıyı buradan okuyabilirsiniz.

    Basılı olarak İşKültür (Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları) tarafından yayımlanmış olan kitap için yayınevi ile yaptığımız sözleşme uyarınca Kamûs-i Bahrî’yi deniz dili ve tarihi ile ilgilenen herkesin serbest kullanımına açtım. Bu dijital sözlükte herhangi bir sözcük, terim ya da deyimle arama yapabilirsiniz. İndirmek için ve kullanma yöntemine ilişkin ayrıntılı bilgi için burayı tıklayın. Kullandıktan sonra referans olarak belirtirseniz başkalarına da duyurmuş ve onların da yararlanmasını sağlamış olursunuz.