Denizin “Dilini” Anlamalı

Denizin Dili Denizin Yazısı, Mustafa Pultar, ADF Yayınları, 2010.

Denizin “dilini” anlamak isteyenler için benzersiz bir deniz yolculuğu

Amatör Denizcilik Federasyonu’nun sekizinci yayını olan “Denizin Dili Denizin Yazısı”, ODTÜ ve BİLKENT üniversitelerinin emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Mustafa Pultar’ın, yıllardır adeta akademik çalışma disipliniyle araştırıp kaleme aldığı, denizin/amatör-sportif denizciliğin sorunlarını, kaynaklarını, keyfini anlatan, daha önce yayımlanmış makalelerinden oluşuyor.

Okuyucuları benzersiz bir deniz yolculuğuna götüren kitabın bölümleri, yazarın anlatımıyla özetlenirse;

“ilk bölümünde, denizcilik dilinin özellikleri ve sözcüklerin öykülerinden söz eden yazılar”;ikinci bölümde, “daha çok edebî niteliklerinin ağır bastığı öne sürülebilecek, ama denizi, denizden anlatmış olan” yazarlar; üçüncü bölümde “denizcilik kültürümüzün bazı temel kitapları, özellikle kıyı kılavuzları ve denizcilik sözlükleri”; son bölümde, ise teknenin porsun ambarından çıkan “tuzlu sudan yazılar” yer alıyor.

ADF Yayınları, 2010

Mustafa Pultar, “hiç şüphe yok ki, kültürün en önemli öğesidir” dediği dile kitapta geniş yer veriyor; denizci dilini sistematik biçimde, örneğin “Gelin biz de ahşaptan bir tekne inşa edip, o sırada neler dediğimize şöyle bir kulak verelim.” diyerek anlatması bu özel dili çok daha anlaşılır kılıyor. Yazar, “Her denizci bilmelidir” dediği şair Agehî’nin 1560’ta yazdığı “gemici kasidesinden”, ya da 20. yüzyılın denizci argosundan verdiği örneklerle rotasını engin denizlere çeviriyor.

Denizci dilinin sorunlarına -özellikle karmaşa içindeki amatör denizcilik diline- da değiniyor Pultar. “Diline yeterli özeni göstermeyenlerin, kültürü de dilleri gibi yalapşap bir hercümerç olur”; “denizciliğimize olan ilginin artması ve benimsenmesinin koşullarından biri, onun kullandığı dilin kolaylıkla anlaşılır hale gelmesidir.” diyor. Diyor ama “denizciliğin” değil “yarışçılığın”; yarışmanın/yarışmacının değil yarışın/yarışçının “dilinin baskın” olduğu ülkemizde yazarın bir kitaptan (Yarış Ekibi El Kitabı, M. Miharbi, Türk Yelken Vakfı) aktardığı örnekler yarışçılığın bunları pek sorun etmediğini gösteriyor:: “End to end kavança … Baş adamı lazy guy’ı eline alıp direk dibine geçer… . Peeling yapılacağı zaman baş adamı peeling strop denilen bir ucuna shackle bağlanmış …  broach tehlikelidir! Rolling ile başlar … Preventer varsa süratle sökün veya kesin! Yeni runner’ı doldurup eski runner’ı boşaltın.”

Denizcilik diline yeni giren kelimelere Türkçe karşılık bulun(a)mamasının nedenleri arasında dilin kaynaklarının, eski kullanımlarının bilinmeyişi, unutulması, önemsenmeyişi de sayılabilir. Pultar, denizcilik sözlüklerindeki birçok terimi armasında, gövdesinde taşıyan kabasorta armalı(seren yelkenli) gemilere de açmış sayfalarını: “Bugün kullandığımız birçok yelkenci deyiminin kökeni seren yelkenli gemilerin örümcek ağı gibi görünen donanımında yatmakta”dır dediği gemilerin donanımını şekillerle de açıklamış. Bu nedenle İstanbul 2010 Kültür Başkenti etkinlikleri kapsamında İstanbul’a gelen ve Mayıs sonunda(27-30 Mayıs) zarafetlerini sergileyen Tall Ships Regatta’ya katılan kabasorta armalı gemileri merak edenler, için iyi bir rehber kitap Denizin Dili Denizin Yazısı. Yarışın, “kabasorta armalı tekneler”, “seren yelkenli tekneler”, “klasik armalı tekneler” gibi yerleşik tanımlar dururken ilgililerce “Boylu Soylu Yelkenliler” diye adlandırılması olsa olsa  işgüzarlıktır. Çünkü etkinliğe “adını veren” yelkenlilerin (tall-ship/square rig) kökeni, boyu veya soyu değil armayı yani “serenlerin üzerine açılan kare yelkenleri” tanımlar (Kurallar gereğince yarış “arma ve boya göre” 4 kategoride yapılır) ve Tall Ship (=Square-rigged sailing ship) karşılığı seren yelkenli büyük gemi veya kabasorta armalı yelkenli gemi’dir.

Denizcilikle ilgisi olmayan –bu örnekteki gibi armayı açıklamayan- tanımlar uydurmak, dili anlaşılır kılmaz, denizciliği geliştirmez. Pultar kitabın Önsöz’ünde dilin iki önemli özelliğini açıklıyor: Dil “düşüncenin yaşam ortamı”dır,dilin gelişmediği topluluklar “düşünmeyi de pek beceremezler” ve dil “yazının, kültürün saklanması ve idame ettirilmesindeki temel araç”tır. Biz,”Deniz Müzesi’nde ya da bir kitap köşesinde kalmış bir iki kalyon resmiyle” avuna duralım, birçok ülke seren yelkenli gemilerle de (bahriye/ticaret denizciliği)denizcilik eğitimini  sürdürüyor. Mustafa Pultar’ın “bütün direkleri ‘kabasorta’ (kökeni Venedikçe cavo a sorda=boş ve sağır) yelkenlerle donatılmış”, 1905’te kadro dışı bırakılan, Bahriye mektebimizin son yelkenli okul gemisinden söz ederken “çift direkli, kabasorta armalı brig Nüveyd-i Fütuh kadro dışı olduktan sonra yelkenli gemilere mahsus terimler sadece gemicilik kitaplarında kaldı.” demesi boşuna değil.

Yıldızların, Rüzgârın, Kılavuzların İzinde

“Oldum olası gece seyrini severim, mutlaka keyfine varılması gerekli bir seyirdir diye düşünürüm. Gece seyri, insanın evrendeki yerini daha iyi kavradığı, denizdeki, dünyadaki, semadaki her şeyle uyumunu daha iyi anladığı zamandır. Hele hele bir de mehtap varsa!” deyip sayfalarca yıldızların gök haritasındaki izini sürüyor, yıldız adlarının anlamlarını, kültürel hikâyelerini anlatıyor Mustafa Pultar. Rüzgâr adlarının hikâyeleri yanında meteorolojik olayların denizdeki yerinden de edebi bir lezzetle söz ediyor:

“Karada iklim olayları olağan olaylardan sayılır, yaşamı aksatsalar bile, öyle derinden etkilemezler. Deniz de ise öyle mi? Rüzgâr eser, fırtına olur, deniz kudurur. Rüzgâr esmez, güneşin altında kavrulur kalırsın. Sis olur, her şeyin griye dönüştüğü bir âlemde, sıkıntı basar insanı, endişe basar, küçücük bir evrende çaresiz, umutsuz kalıverirsin. Bir de yağmur; kendine özgü zorlukları olduğu kadar, nimetleri de güzellikleri de olan bir olay.”

Birçok yayında yer alan, denizcilerin yıllardır kullanageldiği Fırtına Takvimi’nin zaaflarına değiniyor; denizcilerin kılavuzu haritalardaki yer adlarının tekdüzeliğine yönelik eleştirilerden, bunların nedenlerinden söz edip, kimi değişikliklerin arkasındaki zenofobiye de dikkat çekiyor.

Amatör/Sportif Denizcilik

Denizcilik Müsteşarlığı’nın amatör/sportif denizcilik hakkındaki uygulamalarına (örneğin “Bağlama Kütüğü” ucubesine) bakarak, amatör/sportif denizciliğe, denizciliği meslek edinen/denizcilikten gelir elde eden “profesyonellerin/gemiadamlarının” gözüyle yaklaşıldığı, dünyadaki gelişmelerden haberdar olunmadığı söylenebilir. Yetkililer bu kitabı okur mu bilinmez ama kendisi de yıllardır denizlerde dolaşan amatör bir denizci olan yazar, denizcilikte gelişmiş ülkelerde, yıllar boyunca gözden geçirilip, zenginleştirilerek defalarca yayımlanan denizciliğin adeta “kutsal kitaplarından” kerteriz alarak, “denizciliğin asıl ve gerçek kaynağının” merak dürtüsüne, sevgi duygusuna dayalı “amatör/sportif denizcilik olduğuna inanışın” bu ülkelerdeki kurumsal yapının temelini oluşturan düşüncede yattığını belirtip “keşke biz de işadamlarımızı, siyasilerimizi ve idarecilerimizi bu gerçeğe inandırabilsek” diyerek amatör denizciliğin önemini vurguluyor.

“Denizin Dili, Denizin Yazısı” ahşap tekne inşasından, tekne anatomisine; kayıktan,pirattan, seren yelkenli gemilere; denizci argosundan, denizcilik diline; gece seyrinin doyulmaz keyfinden, yıldızların dünyasına; denizcilere fener olmuş kitaplardan, denizi yazanlara…  okuyucuları benzersiz bir deniz yolculuğuna götüren keyifli bir kitap.

 (-kısaltılmışı-Radikal Kitap Eki, 18 Haziran 2010)

NOT: Baskısı 2015’te tükenen bu kitap ADF yönetimince “satışı yavaş olduğu” gerekçesiyle hâlâ (Mayıs 2023) basılmadı.

Denizin diline meraklıysanız mutlaka bakınız: https://www.pultar.org/

Similar Posts

  • 2018 Deniz Kitapları Örnekleri

    Ülkemizde günde yaklaşık 150 kitap basılıyor, çok az da olsa bunların bazıları deryayla ilgili. Bunların bilinmesi/tanınması ancak paylaşmayla mümkün. Geçen yıl gönderdiğim, 2017 Deniz Kitapları Örnekleri’ne bir katkı olmadı, ama şu kitaplar da 2017’de basılmış: →Osmanlı Denizciliği (1825-55), Levent Düzcü, Doğu Kütüphanesi; →Sultanın Casusları, Emrah Sefa Gürkan, Kronik Kitap (üstelik 2017’de 3 baskı yapmış); →Osmanlı Bahriyesinde Bir Amerikalı, Bucknam Paşa, Ender Kuntsal, İş Bankası Yayınları; →Pruvamız Neta II, Erdal Kurumlu, Boyut Yayınları.

    Aşağıda “ilk baskısı” 2018’de yapılan ilgi alanımıza girebilecek kitaplardan ulaşabildiklerimin bir listesi var, katkı olur, genişletilir umuduyla gönderiyorum. Kitaplara, kısa notlar, tanıtım/eleştiri yazıları yazdım. Keyifle kitap okunabilecek/seyir yapılabilecek günler dileğiyle…

  • |

    Deniz Meteorolojisi ve “Denizde Amatör Hava Tahmini”

    Amatör denizcilere yönelik yayınlar hayli az olduğu için amatör denizciler meteoroloji/hava tahmini konusunda uzun yıllar yazılı kaynak olarak sadece profesyonel denizcilere yönelik kitapları ve dergilerde çıkan makaleleri kullandılar. Yazıları, çevirileri, radyo/TV yayınları, dersleri, brifingleri, kurslarının yanında amatör denizcilerle kurduğu sıcak ilişkilerle bu gidişatı değiştiren 15 Eylül’de yitirdiğimiz meteoroloji yüksek mühendisi Gökhan Abur (1943-2023) hocamızıdır. Gökhan hoca uzun yıllar Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Meteoroloji Bölümü’nde çalıştıktan sonra 2003’te emekli olmuştu.
    Gökhan Abur hocamızı 1999’da kurucu ortağı olduğum Atlantis Yatçılık’ta verdiği “Meteoroloji ve Denizde Hava Tahmini” dersleri vesilesiyle tanıdım. Davudi sesiyle, tahtaya yaptığı çizimlerle işlediği konuları tane tane anlatarak sizi adeta “havaya sokar”dı.
    (…)
    Gökhan Abur hocamız her ne kadar amatör-sportif denizcileri meteoroloji/hava tahmini konusunda aydınlatmaya çalışmışsa da Boat Show’larda/internet sayfalarında sunum yapan amatör meteorologlar hiç eksilmedi.  Yazıları ve kitaplarıyla[1] tanıdığımız iki değerli biliminsanı Mustafa Sarı (su ürünleri) ve Mikdat Kadıoğlu (meteoroloji/afet yönetimi) Deniz Meteorolojisi (Alfa Yayınları, 2022) kitabında ABD’de yanlış bir tahmin nedeniyle linç edilerek trajik bir şekilde hayatını kaybeden hava tahmini yorumcusunun hikâyesine atıf yaparak “hava tahmininin ne kadar zor ve sorumluluk gerektiren bir iş olduğunu anlamışsınızdır” diye bu konuda bizleri uyarıyor ve sınırları çiziyorlar…

  • Denizcilik Terimlerinin Kullanımı

    Ustam Rüzgâr ele aldığı temayı hayatın tüm alanına yaymaya çalışan, onun rehberliğini esas aldığımızda, izlediğimizde hayatta ne kadar başarılı olabileceğimizi anlatan kişisel gelişim kitaplarından biri. Galata Yayıncılık’tan çıkan kitabı Suğra Öncü çevirmiş. Orijinal adı ‘ilk işin küçük bir sandalda kürek çekmeyi öğrenmek olsun’ olan veon üç dile çevrilen kitap, denizcilikle ilgili teması nedeniyle yurdumuzda özellikle amatör denizciler arasında oldukça ilgi görmüş bir otobiyografik eser. Richard Bode rüzgâr, tekne , insan ilişkisinden yola çıkarak, doğaya ve aerodinamik kurallarına sadık kalırsak, uyum gösterirsek nasıl başarılı olabileceğimizin, tekneyi (hayatımızı) nasıl yönlendirebileceğimizin öyküsünü anlatıyor. Yelken dergilerinde “denizle ve hayatla ilgili olan herkesin ilgisini çekecek bir eser” (Can Tokman, Yelken Dünyası, Ekim 2003), denizcilik sitelerinde, “her denizcinin mutlaka, her insanın da denizciyi, yelkenciyi anlayabilmesi için okuması gereken bir kitap Ustam Rüzgâr”(Ahmet Davran, DSTİ, Kasım 2003) diye övgüyle söz edilen kitabın yazarı Richard Bode iletmek istediği hayat felsefesini ilk gençliğinde öğrendiği denizcilik ve yelkencilik deneyimleri aracılığıyla okura aktarıyor. Doğal olarak ve sıklıkla denizcilik, yelkencilik terimleri kullanan Bode, vermek istediği detayları, vurguları, nüansları bu dille anlatıyor. Dolayısıyla anlatımda denizcilik dili ve terimleri önem kazanıyor. Ancak çevirmenin denizcilikten ve özel olarak yelken seyrinden anlamaması, konuya vakıf ol(a)maması yüzünden ciddi yanlışlarla dolu çeviride bu ayrıntılar kaybolup gidiyor.

  • Derin Çöp ve Lağım Çukuru Marmara Denizi

    Bilimsel denizcilik kitapları/araştırmaları öncelikle dil sorunu nedeniyle genellikle akademik camia içinde kalır, çok azı bu alan dışına taşar. Konuya ilişkin yayınların azlığı ve dağıtım sorunları da eklenince, eldeki bir avuç kitap denizlerimizin sahipsizliğinin göstergesi gibidir. Gazetelerde/denizcilik köşelerinde, denizcilik dergilerinde daha çok magazinleşen deniz haberlerinin yer bulabilmesi ya da bu yayınlarda, markaların/mekanların tanıtılmasından denizin/denizciliğin sorunlarına yer kalmaması da cabası.

    Yıllardır deniz bilimleri konusunda pek çok araştırma/koruma projesiyle deniz yaşamını korumaya çalışan Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) kuruluşundan bu yana ( 1997) deniz sorunlarıyla ilgili 12’si İngilizce olmak üzere onlarca kitap yayımladı. Lüfer kampanyası gibi popüler projeler içinde de yer alarak toplumu denizin sorunlarına duyarlı olmaya çağıran TÜDAV’ın son yayını ise Marmara Denizi 2010 Sempozyumu Bildiriler Kitabı.

  • |

    Gökova Rehberi Hakkında

    Sevgili Deniz Boro’yla Vira Demir hakkında konuşurken, Naviga dergisinin Vira Demir’den alıntılarla hazırladığı ve dergi eki olarak verdiği (2017) Gökova Rehberi’ne bakıp değerlendirme sözü vermiştim, yazı onun e-postası (21 Ağustos 2017).

    (…)

    Naviga dergisi eki olarak verilen Gökova Rehberi‘ne genel olarak baktım ve kabaca gördüklerimi/önerilerimi şöyle sıralayabilirim:

    ●Sadun abinin kullanımları/yazdıkları zorunluluk olmadıkça, keyfi olarak değiştirilmemeli. Örneğin Açıklamalar bölümünde (s.7) Vira Demir’de “çapa” olan terim “çıpa” diye değiştirilmiş ki yanlış hatırlamıyorsam Sadun abi diğer kitaplarında da çapa diye kullandı.

    Yine aynı sayfada yer alan “Fenerlerin son durumu ve koordinatları, yeni konan ve değiştirilen fenerler ‘Askeri Deniz Yasak Sahalar’ ve ‘Dalışa Yasak Sahalar’ SHOD tarafından kontrol edilmiştir.” ifadesi hatalı/sakıncalı bir ifade ve Vira Demir’deki cümleyle ilgisi yok. Özel bir kitaba SHOD böyle bir hizmet vermez/veremez ve böyle bir sorumluluk almaz/alamaz. Bu kitabı yazanlara/hazırlayanlara düşer ki Vira Demir’deki cümle de bunu (hangi kaynakların esas alındığını) anlatır.

    ….

  • Sarıyer Belediyesi Yeşil Martı Dergisi

    Denizcinin Günlüğü (ADF Yayınları, 2006-2010) serisini kaynak olarak kullanma izni isteyen bir arkadaşım Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin Ocak 2018 sayısının pdf dosyasını gönderip, değerlendirmemi istemişti. Ancak dergide Denizcinin Günlüğü’nden çok alıntı olmasına rağmen bunun gerektiği gibi belirtilmediğini gördüm, yol açabileceği sorunları kendisine ilettim. Ayrıca derginin denizcilikle ilgili kısımlarında gördüğüm eksiklikleri/yanlışları yazdım.

    Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin 8. sayısının (Ocak 2018) denizcilikle ilgili kısımlarını inceledim. “Olay denizde geçiyor” ama çok çapariz var. Geçen sene Şubat’taki Boat Show’da aldığım ilk sayısında da denizcilikle ilgili yazılarda epey hata ve kaynak göstermeme durumu vardı, “ilk sayıdır olur” demiştim ama sonraki sayıları görmedim. Derginin hazırlanmasında kullanılacak eserlerden/kaynaklardan nasıl faydalanılabileceğinin bilinmesi gerekir. Kullanılan/faydalanılan kaynakları belirtme kimsenin ihtiyarına/keyfine kalmış bir konu değildir. Kanunun (5846) gereğini bir tarafa bıraktık öncelikle emeğe saygı gösterilmesi esastır, faydalanılan kaynaklar yağmalanacak kamu malı değildir. Faydalanılan kaynakların belirtilmesi etik olduğu kadar hazırlayanın ne tür kaynaklardan faydalandığını (ör. kaynak değeri var mı?) gösterdiği için de önemlidir. Üzülerek görüyorum ki böyle bir hassasiyet sekizinci sayıda da oluşmamış…