Deniz Otobüsü İskelesinde Hamaset Tarihi

Birkaç yıl önce milliyetçi hamasetin, şovenizmin sokaklara döküldüğü sıralarda internet sitelerinde ve çoğunlukla da   denizcilikle ilgili internet sitelerinde (ör. 2006’da  DSTİ / yelkenciler lokali / tekne / denizciler /gerçek tekneciler  yahoo gruplarında …)  sık sık “Dünyayı dize getiren Türk denizciliğinin” gücünün önemli belgesi olarak sunulan bir metin dolaşmaya başladı.

 “Hey gidi günler…” başlığıyla  “İnanılacak gibi değil, değil mi ? Ama inanın 200 yıl önce biz buyduk…” diyen metin 1795 yılında Cezayir Dayısıyla ABD arasında imzalanan anlaşmayı, ABD’yi dize getiren ve dolayısıyla denizcilik tarihimizin büyük bir başarısı olarak sunuyordu. Gerçeklikle ilgisi olmayan hamaset dolu bu tür metinler internet sitelerinde dolaşırken mekan değiştirip  allanıp pullanarak İstanbul Bakırköy deniz otobüsleri bekleme salonunda (İDO / Bakırköy) sabit bir teşhir mekânına kavuştu. “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar” başlıklı panoların %85’inde internet sitelerinde dolaşan Cezayir-ABD anlaşması yer alıyordu.

İDO / Bakırköy bekleme salonunda “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar” başlığıyla yer alan 4 büyük pano  hakkında Denizcinin Günlüğü 2009’da şunları yazmıştım:

“İstanbul Bakırköy Deniz Otobüsü İskelesi’nde yer alan Osmanlı denizciliğini övme amacıyla hazırlanmış ‘Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar’ başlığı altındaki 4 pano ne yazık ki koca bir imparatorluk bahriyesine, deniz ticaretine merkez olmuş şehrin tarihine, kültürüne yakışmıyor. ‘Deniz İstanbul’una övgü ve sahip çıkma’ Mağribi korsanların (savaşların…) bilgileri hayli tartışmalı, klişeleşmiş hikâyelerine sığınmaktan geçmez. İçeriğinden habersiz, Türk Ansiklopedisi’nden alınan (1977) hayli derinliksiz bilgilerin hiçbir kaynakla karşılaştırmadan olduğu gibi aktarılması olsa olsa internet sitelerinde rastlanan türden sığ bir propagandanın / milliyetçiliğin ürünü olabilir. Panoların % 85’ini kapsayan Cezayir-ABD anlaşması örneklenirse: Cezayir korsanlarının ABD gemilerini yağmalaması nedeniyle 1795’te imzalanan anlaşmanın ‘Amerika tarihinde yabancı dille imzalanan tek anlaşma olduğu; bu belgenin yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul eden tek Amerikan vesikası olduğu; ve Amerikan donanmasının nüvesinin Türk korsanlarının zorlamasıyla atılmış olduğu’ gibi  ‘lakırdıların’ ayrıntılı ve gerçek hikayesi (örneğin ABD’nin daha önce Fas’la, 1786’da anlaştığı bilgisi…) için, ABD belgeleriyle yapılmış bir akademik araştırmaya bakılabilir: ‘Mine Erol, Amerika’nın Cezayir ile Olan İlişkileri 1785-1816’,  ( İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, 1979).”

Türk Ansiklopedisi’nde Denizcilik Tarihi

Panolarda yer alan denizcilik tarihi ve ABD-Cezayir anlaşması ile ilgili metinlerin tek bir kaynağı var: Türk Ansiklopedisi. Milli Eğitim Bakanlığı’nca 41 yılda (1943-1984) yayımlanabilen ve genellikle milliyetçi tarihçilerin (hatta Nihal Atsız, Fethi  Tevetoğlu, Buğra  Sofuoğlu vb. gibi ırkçıların da) yazarları arasında bulunduğu Türk Ansiklopedisi  “kültürel, siyasal, bilimsel gelişmelere kapalı kalması nedeniyle bütünlük ve tutarlılığını kısmen yitirdiği” için de eleştirilmişti. Türk Ansiklopedisi’nden panolara aktarılan maddelerin yazarı ise milliyetçi tarihçi Yılmaz  Öztuna. Panolardaki metinler incelendiğinde ansiklopedi hakkındaki eleştirilerin Öztuna’nın bu metinleri için hayli iyimser kaldığı söylenebilir.  

Panoların girişinde yer alan bilgiler (panoların %15’i) hamaset meraklılarını hayli sevindirecek, tarihle, denizcilik tarihiyle ilgilenenleri ise acı acı güldürecek bilgilerle dolu. Diğer tarihi kaynaklarla karşılaştırılarak okunduğunda sayılamayacak kadar çok yanlış olduğu için birkaç örnekle yetineyim.

1) Kaynaklarda Antikçağdan beri çeşitli amaçlarla çok daha büyük gemiler yapıldığı, Ör. 1419’da Fransa’da Bayonne’de yapılan bir savaş gemisinin boyunun 57 metre olduğu bilinirken Öztuna, 1488’de İstanbul’da inşa edilen (54 m. boyunda / 21 m. eninde olduğunu yazıyor…) bir baştarda için “Dünya tarihinde o zamana dek bu büyüklükte bir gemi asla yapılmamıştı.” diye yazabiliyor.  Bu geminin Matrakçı’dan aktarılan çizimleri İdris Bostan’ın Osmanlı Gemileri kitabında en/boy belirtilmeden yer alıyor.

2)Öztuna “1830’da 2. Mahmud’un Navarin faciasından hemen sonra 2 yıl içinde yaptırdığı ve kendisini yetiştiren 3. Selim’in adını verdiği Selimiye kalyonu… yeryüzünün en iyi harp gemilerinden biri.” olduğunu iddia ediyor. Oysa mimarının Brun olduğu Selimiye kalyonu 3. Selim’in kendi adına yaptırdığı bir kalyondu ve 22 Şubat 1797’de denize indirilmiş, 1812’de tersanede havuza alınarak tamir edilmişti.

Yalınkat bir gaza anlayışının etkisindeki milliyetçi tarihçilik denizcilikte başarı hikâyesi olarak çoğu zaman “Türklere maledilmiş korsan hikayeleri” anlatır. Tıpkı panolarda yer alan Murat Reis metinleri gibi. Oysa karşılaştırmalı okumalar yapıldığında hikâyeler çok farklılaşır. Ör. Saleli korsanların en ünlüsü Cezayir’i de zaman zaman üs edinen (“Cezayir ile Atlas Okyanusu kıyısında yer alan Sale arasındaki en büyük fark, ilkindeki verginin İstanbul’a gitmesi, ikincisinde ise Sale’de kalmasıdır…”) Murat Reis (Murat John Barber, Kaptan John olarak da bilinen asıl adıyla Hollandalı Jan Janz) bunlardan biridir.

Cezayir- ABD Anlaşması

1795’te Cezayir dayısıyla-ABD arasında yapılan anlaşmanın “Türk denizciliğinin altın sayfalarından” biri olduğunu iddia etmek ancak yapay ve denizcilik tarihinden habersiz bir tarihsel söylemin, hamaset ve propagandanın ürünü olabilir.

18. yüzyılın sonlarına doğru Amerika’nın Avrupa’yla ticareti oldukça gelişmişti ve iki kıta arasında binlerce gemi seferi yapılıyordu. ABD bayraklı 80-100 gemi Akdeniz limanlarına girip çıkıyor ve Amerika ticaretini aksaksız yürütmeye çalışıyordu. O yıllarda 22 ila 44 topu bulunan 8 savaş gemisi ile korsanlıkla geçinen Cezayir filosu, 21 kişilik mürettebatı olan ABD ticaret gemilerini ele geçirmeye başlar. 1795’e kadar 11 ticaret gemisi Cezayir korsanlarının eline düşen ABD anlaşma yoluyla konuyu çözmeye çalışır ve Cezayir ile 1812’ye dek sürecek bir barış anlaşması imzalar. (Barış anlaşmasının 1818’e kadar yani 23 yıl sürdüğü iddiası  panolardaki birçok bilgi gibi  yanlış. Ör. anlaşmadaki Cezayir altını Türk altını (!) olmuş ve ödenen fidyenin birimi ve miktarı yanlış vb.).

Birliğini sağlayan ve yayılmacılığını sürdüren ABD, İngiltere ile olan savaşı sona erince Şubat 1815’te Cezayir’e (Osmanlılara değil!) savaş açar ve donanma göndererek ünlü korsan Hamid Reis’i öldürüp, yeni bir anlaşmayla sorunu kendi lehine çözer.

Şüphesiz ayrıntıya girildiğinde ABD-İngiltere-Fransa ilişkileri (örneğin İngiltere’nin ABD gemilerini vurması için Cezayir’i teşvik etmesi), Cezayir dayısı-Osmanlı ilişkileri ( o dönemde Cezayir dayılarının sürekli yeniçeriler tarafından öldürülmesi, korsanlığın şaşalı devrini geride bırakıp yasaklanmaya başladığı ve hoş görülmediği bir dönemde Cezayir’in ana geçim kaynağının korsanlık olması, hatta 1816’da Osmanlı gemilerini bile yağmalaması…) gibi birçok karşılaştırmalı veriye bakıldığında, panolarda ileri sürülen “İş bu belge Osmanlının gerileme devri denilen senelerde dahi dünya devletleri arasında hangi mevkide olduğunun bariz bir göstergesidir.” iddiasının tarihi gerçeklerle ilgisi olmadığı daha da belirginleştirilebilir.

2010 Avrupa Kültür Başkenti !

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olarak ilan edilen İstanbul’un tarih ve kültür  zenginliğini gözler önüne seren  “Kültür Başkenti İstanbul”, “Havadan İstanbul”, “İstanbul Keşfetmek İçin Bak” gibi birçok İngilizce/Türkçe kitap yayımlarken diğer taraftan belediyenin diğer bir kuruluşu “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar”  başlığı altında tarih anlatısı ne yazık ki koca bir imparatorluk bahriyesine, deniz ticaretine merkez olmuş şehrin tarihine, kültürüne yakışmayan hamaset dolu metinleri sergileyebiliyor.

Kullanılan kaynaklar panoları hazırlayanların tarih anlayışı, bilgisi hakkında bir fikir verse de önemli olan kimin hangi bilgi, iddia, öngörü ve yetkiyle kamuya açık bir yerde ve kurumunun kaynaklarını kullanarak milliyetçi hamasetten öteye gitmeyen böylesi panoları astırdığı, astırabildiğidir.

Dileriz İstanbul 2010’da Avrupa kültür başkenti olmaya hazırlanırken kültür değil “hamaset başkentine” yakışan bu panoların yerini denizcilik tarihini, deniz İstanbul’unu, şehrin bu alandaki tarih ve kültür zenginliğini gözler önüne seren panolar alır.

Özet kaynakça:

* Osmanlılar ve Deniz, İdris Bostan Küre Yay. 2007.

* Kapdan Paşa, Adolphus Slade, çev. Osman Öndeş, Boğaziçi Yay. 1973.

* “Deniz Otobüsü İskelesinde Tarih Fukaralığı” Denizcinin Günlüğü 2009, Sezar Atmaca, ADF Yay. 2008.

* Türk Ansiklopedisi, Cilt 26, MEB, 1977.

* The Sailing Ship, Romola ve R.C. Anderson, Dover Pub. 2003.

* Korsan Ütopyaları, Peter L. Wilson, Aykırı Yay. 2005.

* Tarihte 70 Büyük Yolculuk, Robin Hanbury Tenision, çev. Nurettin Elhüseyni, Oğlak 2007.

* Tarih Lenk, Hakan Erdem, Doğan Kitap, 2009.

* Geçmişiniz İtinayla Temizlenir, Cemil Koçak, İletişim Yayınları, 2009.

(Yazının kısa bir sürümü şurada yayımlandı: “Deniz Otobüsü İskelesinde Tarih Fukaralığı” Denizcinin Günlüğü 2009, Sezar Atmaca, ADF Yay. 2008.)

Similar Posts

  • Denizcilik Kültürü Notları 

    Amatör Denizcilik Federasyonu/ADF için hazırladığım Denizcinin Günlüğü yıllıkları beş sene boyunca (2006-2010) yayımlandı. Günlükler, ADF üyesi kulüplerin, üyelerinin, yöresel denizcilerin yastık altındaki resimlerini, notlarını, hikâyelerini, söyleşilerini aktararak denizcilik kültürünü besleyecek bir kanal olarak düşünülmüştü ama böyle bir kanal oluşturulamadı ne yazık ki.

    Yazılı kaynaklarımız oldukça sınırlı olduğu için önceki kuşakların denizcilikle ilgili öykülerini/hikâyelerini, bilgilerini bil(e)miyoruz, araştırmıyoruz dolayısıyla geleceğe aktaramıyoruz. Denizcilik kültürü açısından bu tür benzer yıllıkların basılması veya amatör sportif denizcilik konulu efemera malzemesine dayanarak ajanda, takvim, foto albümler hazırlanması için çaba gösterilmesi yanında sözlü tarih/sözlü aktarım ve yayınlar, faaliyetler/yarışmalar düşünülmeli, projelendirilmelidir. Tabii ki bu tür araştırmalar farklı bir ilgi, hayli emek/çaba/zaman gerektiriyor[1], bu yapılmayınca yeri/boşluğu kolayca benzer konulardaki çeviri makale bolluğu ile ya da “ürün”lerle doldurulmaya çalışılıyor…

    Deniz kültürünü/görgüsünü ele alan eserlerin birinci el kaynaklara, yeterli bir araştırmaya dayanması, çalakalem yazılmış birçok hatalı bilgiyi tekrar etmemesi, çeviri metinleri/uyarlamaları sorgulaması, kavramları yerli yerinde kullanması beklenir. Örneğin ‘Yeni Bir Yatçılık Tarihi’nde Mike Bender (A New History of Yachting, Mike Bender, The Boydell Press, 2017) yatçılık tarihi ile ilgili eski metinlerin büyük yarış yatları üzerine yoğunlaştığını ve bu tarihçelerin prestijli zenginlerin yaşadığı olaylarla ilgili olduğunu anlatır. Ülkemizde denizde nezaket/görgü hakkında yazılmış kaynaklar bunlardan esintilerle doludur…

  • 19. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul Gemicilik Şenlikleri: Büyükada (Prinkipo) Regattaları…

    Amatör-sportif denizciliğin yeterince araştırılmış, yazılmış bir tarihinin olmadığını vurgulayarak “Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…” dosyasında: “ denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan; yazılara öncelikle yer verileceğini” belirtmiştik. Bengi Su Ertürkmen Aksoy ve Neşe Gurallar’ın 19. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’daki deniz sporları günlerini/şenliklerini anlatan çalışması bu açıdan dönemine ilişkin zengin bir tablo sunuyor.

    Ülkemiz yelken tarihi anlatılarında  ya da deniz kültürü ile ilgili kitaplarda bilinçli/bilinçsiz pek değinilmeyen Osmanlı dönemi ya da ulusallığa sıkışmış anlatılar dönemin denizci varoluş tarzlarını/sosyal etkinliklerini, kozmopolit yapısını pek yansıtmaz. Dönemin süreli yayınları ve anı kitapları taranarak hazırlanan bu çalışma 1859’dan itibaren kentsel bir etkinlik olarak gelenekselleşen regattalarla ilgili hazırlanmış bir ilk yayın olması açısından da değerli bir çalışma.

    Yayın izni verdikleri için sayın Bengi Su Ertürkmen Aksoy-Neşe Gurallar ve ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi’ne teşekkürlerimizle…

  • Kader’in Kadersizliği Devam Edecek mi?

    Yelkenli teknesiyle Filipinler’e gitmek üzere coşkulu bir kalabalık tarafından yaklaşık 70 yıl önce, 21 Ekim 1951’de İstanbul/Dolmabahçe’den uğurlanan, ancak “liman müruriyesi (geçiş müsadesi) ile sağlık patentesi” işlemlerini yerine getirmediği gerekçesiyle İzmir Liman İdaresi’nce seferden alıkonan Sinan Everest’in hikâyesini ve mücadelesini ilk kez iki usta denizci Teoman Arsay ve Necati Zincirkıran’ın kaleminden Yelken Dünyası Aralık 2005 sayısında okumuştum.[1]

    Denizciliğimizin gelişiminden/yapısal sorunlarından ilginç kesitler sunan, “Denizcilik tarihimizde ilk defa girişilen bir teşebbüs olması ve yarıda kalmak bahtsızlığına uğraması…” ile bilinen bu ilginç hikâyeyi “Denizcinin Günlüğü, 2006”da da özetleyerek aktarmıştım.[2]

    Beden Terbiyesi’nin sponsorluğunda Harun Ülman’a yaptırılan tekneye bir başka kamu otoritesinin izin vermemesini garip bulsam da nedenleri hakkında o günlerde başkaca bir kaynak bulamamıştım.

    Denizcilikle ilgili eski dergileri/kaynakları tararken Sinan Everest’in, tekneyi yapan Harun Ülman’ın ve konuya ilişkin tartışmalara taraf olmuş kimi denizcilerin kaleminden çıkmış bu olayla ilgili ayrıntılara ulaşınca hikâyeyi yeniden ele almaya karar verdim.

  • |

    Osmanlıca Denizcilik Kaynakları ve Kamus-i Bahri

    19. yüzyılda başlayan iktisadi ve teknolojik gelişmeler, deniz teknolojisinde de önemli değişimlere yol açtı. Yelken donanımlı ahşap teknelerin yerini zırhlı ve buharlı gemiler aldı. Osmanlı donanması ve ticaret filosu, gelişen teknolojiye ayak uydurabilmek için bir taraftan torpidobot/denizaltı/drednot/gambot vb. gibi yeni gemiler satın alıyor, diğer taraftan serbest ticaretin yaygınlaşması/hızlanan taşımacılık/limanlarda artan iş hacmi gibi gelişmelerin üstesinden gelmeye uğraşıyordu. 19.-20. yüzyıldaki denizcilik teknolojisinin gelişimine/üretimine bir katkımız olmasa da basılan eğitim kitapları/sözlükleri, ihtiyaçları ve gelişmelere ayak uydurabilme çabasını yansıtır. Bunlar arasında;

    Gemicilik Fenni (İsmail Hakkı, 1874);Hand-book of Nautical Terms (Gemici Tabirleri, İngilizce, İtalyanca, Fransızca ve Türkçe/ William A.Thompson, 1892; Tıpkı basım, TURMEPA, İstanbul 1995); Istılahat-ı Bahriye (Denizcilik Terimleri/Süleyman Nutki, 1905-6); Kamus-ı Bahri (Süleyman Nutki, 1917); Yeni Gemicilik (Ali Haydar Esad/ 6 kitap/1923-25) en başta sayılacak olanlardır. Gemicilik tabirlerini sözlüklerinde açıklayan James Redhouse’un bir sözlüğü de listeye eklenebilir: Türkçe-Osmanlıca-İngilizce Sözlük (1890).

  • Denizcinin Günlüğü Hangi Denize Açılır?

    Denizcinin Günlüğü yıllık olarak 5 sene yayımlandı (2006, 2007, 2008, 2009, 2010-ADF Yayınları). Denizcilik kültürünü besleyecek bir kanal olarak ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu üyesi kulüplerin, kulüp üyelerinin, yöredeki denizcilerin yastık altındaki resimlerini, notlarını, hikâyelerini, söyleşilerini aktarmak hedeflenmişti ama böyle bir kanal oluşturulamadı ne yazık ki. Bu tür benzer yıllıkların basılması veya amatör sportif denizcilik konulu efemera malzemesine dayanarak ajanda, takvim, foto albümler hazırlanması için çaba gösterilebilir (bu nedenle sahafiye malzeme/mezat takibi önemlidir).

    Denizcinin Günlüğü’ne sığması için kısaltılmış metinleri normal hale getirip, gerekli ekleme/çıkartma ve düzeltmelerle (hatalı yerler de var) elden geçirip bir deniz/denizcilik kültürü yayın (basılı veya dijital) taslağı oluşturmaya çalıştım ama epey işi var.

    Yazılı kaynaklarımız oldukça sınırlı olduğu için ne yazık ki önceki kuşakların denizcilikle ilgili öykülerini/hikâyelerini, bilgilerini bil(e)miyoruz, araştırmıyoruz dolayısıyla geleceğe aktaramıyoruz. Tabii ki bu tür araştırmalar farklı bir ilgi, hayli emek/çaba/zaman gerektiriyor, bu yapılmayınca yeri/boşluğu kolayca benzer konulardaki çeviri makale bolluğu ile doldurulmaya çalışılıyor!…

    Denizcinin Günlüğü 2010’da yer alan Denizcinin Günlüğü Hangi Denize Açılır? yazısı Günlüğün haritası bir bakıma. Günlükteki yazıları “yazdıklarım” ya da söylettiklerim yani seçmelerim olarak ayırabilirim. Yazdıklarımda ilk defa günlüklerde yayımlananlar yanında daha önce yayımlanmış yazılardan özetler de yer alıyor.

  • |

    Terimlerin Peşinde…

    Kropi Yayınları’ndan denizcilikle ilgili kitaplar yayımlamaya başladığımızda Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü basılınca (Ian Dear&Peter Kemp, çev. Orkun Soyer, Kropi Yay. 2000) kitabın tanınır bilinir olması amacıyla Yachting World dergisinin okuyucu mektuplarına bir not yazmıştım (Mart, 2000). Bu not sonrası başlayan ve genişleyen tartışma/eleştiri Açık Radyo/Açık Deniz programında Beysun Gökçin’le denizcilik dili üzerine bir söyleşi yapmaya kadar gitti. Belirtmem gerekir ki bu tür sorgulamaların/tartışmaların çok faydası var; çünkü birbiri yerine kullanılan birçok terimin aslında farklı anlamları olduğunu/farklarını öğrenmek, yeni ve daha doğru tanımlar yapmak, eskiden yapılan hatalı kullanımları düzeltmek ancak böyle mümkün olabilir. Ancak tartışma had bildirmeye/atışmaya dönüşünce  aslında çok şey öğrenebileceğiniz insanlarla da konuşma/tartışma ortamı yok oluyor maalesef.

    Konuyla ilgili yazılar sırasıyla şöyle:
    →Yanlış Olduğuna Emin misiniz? Yachting World, Nisan 2000.

    →Zuhal Atasoy’a Zorunlu Bir Cevap, Yachting World, Mayıs 2000.

    →Necati Zincirkıran’a Gerekli Bir Cevap, Yachting World, Temmuz 2000.

    →Açık Radyo/Açık Deniz programı, Beysun Gökçin’le Denizcilik Dili üzerine söyleşi, Eylül 2000 (bant çözümü halledilebilirse özeti yayımlanacak)