|

Terimlerin Peşinde…

Kropi Yayınları’ndan denizcilikle ilgili kitaplar yayımlamaya başladığımızda Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü basılınca (Ian Dear&Peter Kemp, çev. Orkun Soyer, Kropi Yay. 2000) kitabın tanınır bilinir olması amacıyla Yachting World dergisinin okuyucu mektuplarına bir not yazmıştım (Mart, 2000). Bu not sonrası başlayan ve genişleyen tartışma/eleştiri Açık Radyo/Açık Deniz programında Beysun Gökçin’le denizcilik dili üzerine bir söyleşi yapmaya kadar gitti. Belirtmem gerekir ki bu tür sorgulamaların/tartışmaların çok faydası var; çünkü birbiri yerine kullanılan birçok terimin aslında farklı anlamları olduğunu/farklarını öğrenmek, yeni ve daha doğru tanımlar yapmak, eskiden yapılan hatalı kullanımları düzeltmek ancak böyle mümkün olabilir. Ancak tartışma had bildirmeye/atışmaya dönüşünce  aslında çok şey öğrenebileceğiniz insanlarla da konuşma/tartışma ortamı yok oluyor maalesef.

Denizcilik diliyle ilgili tartışmalarda dikkatimi çeken iki temel soru/n vardı. İlki “literatür bilgisi” olmadan sanki her şey biliniyormuş rahatlığıyla yazı yazılması/cevap verilmesi iken diğeri  çok az sayıda örnekle genelleme yapılabilmesiydi. Sıradışı ya da az bildiğimiz kullanımlar hakkında konuşurken/yazışırken “bunca yıldır denizlerdeyim öyle bir kullanım duymadım, bilmiyorum” tepkisiyle sıklıkla karşılaştım. Oysa yazılardaki örneklerde görüleceği gibi “duymadım ya da yanlış” denilen terimler/kullanımlar kaynak kitaplarda, sözlüklerde yer alabiliyor. Bir terimin kullanımı konuşma dilinde doğru/yanlış/iddia… ölçüsü olabilirken yazı dilinde sadece bir veridir. Yazı dili nesnellik, bilimsellik ister, argümanları farklıdır, mutabakat arar. Sözlüklerin görevi dildeki bütün anlamları kayda geçirmektir. Literatürü sözlük yönünden zenginleştirebilmek için sözlük yayımlamaya (iki sözlük yayımlayabildik) ya da her kitaba kısa da olsa bir sözlük eklemeye çalıştık. Mustafa Pultar  hocamızın hazırladığı ve yayıncısına (İş Bankası Yay.) teslim ettiği denizcilik sözlüğü yayımlanırsa önemli bir eksiklik giderilmiş olacak.

(Not: Doğrusu polemik/tartışma  yazılarını birlikte yayımlamaktır ama aşağıdaki yazılarda karşı tarafın yazdıklarına yer veremedim.)

(Ekim 2021)


Yazılar:

→Yanlış Olduğuna Emin misiniz? Yachting World, Nisan 2000.

→Zuhal Atasoy’a Zorunlu Bir Cevap, Yachting World, Mayıs 2000.

→Necati Zincirkıran’a Gerekli Bir Cevap, Yachting World, Temmuz 2000.

→Açık Radyo/Açık Deniz programı, Beysun Gökçin’le Denizcilik Dili üzerine söyleşi, Eylül 2000 (bant çözümü halledilebilirse özeti yayımlanacak)


Yanlış Olduğuna Emin misiniz?

Geçen sayıda “Okur Mektupları”nda Tuğrul Tekbulut’un sorularına verdiği cevapta Necati Zincirkıran, Sadun Boro’nun kullandığı “ıskotayı fora etmek” deyiminin “tamamen yanlış” olduğunu, “doğru olan”ın ıskotanın laçka veya lava edilmesi olduğunu belirtiyor.

Geçen ay yayımladığımız “Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü”nde (Kropi Yayınları, 2000) “laşka”nın (“laçka”yı değil “laşka”yı tercih ettik) sözlükteki üç anlamından biri olan “ıskotaların tamamen boşlanması”nın karşılığı olarak “laşka/fora etmek” maddesini kullandık.

Yelkenlerin ayarlanması için lava ıskota/laşka iskota kullanımı daha doğrudur (örneğin bkz. Lütfü Gürçay, Gemici Dili, İst. 1943). Ama ıskotaların tamamen boşlanması, yani yelkenlerin rüzgârda bir bayrak gibi yapraklayacak pozisyona gelmesi için “fora etmek” kullanılabilir.

Genel anlamıyla fora “bir yere bağlanmış veya donatılmış bir halat veya düzeneğin (yelken, tente) çözülmesi veya dağılması anlamına gelen bir emirdir.” Bu nedenle ıskotaların tamamen boşlanması (yani fora halat) anlamındaki kullanımın yanlış olmadığı düşüncesindeyim.

Sezar Atmaca, Yachting World, Okur Mektupları, Nisan 2000.


Zuhal Atasoy’a Zorunlu Bir Cevap

Geçen sayıda (Yachting World, Nisan 2000) Zuhâl Atasoy “kavramların karşılığını bilen” biri olarak “kursakta kalmak” “çileden çıkartmak” “zehir etmek” “yeterli bulmamak” “hatalı yazılar yazmak” “başlarını sallamak”la bezediği yazısında “asla karalamadan” Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü”nü de “irdelemiş”.

Hiçbir nesnel eleştiri ölçütüne sığmayan, böylesine kişisel yargılara dayalı bir yazıya en iyi cevabı trajikomik bir şekilde yine Atasoy’un örnekleri veriyor. Gülümseyerek okuduğım “Türk Denizcilik Dili Kurumu oluşturulsun” türü önerilerine ise değinmeyeceğim.

Bernard Lewis “18. Yüzyılın sonuna doğru Avrupalıların 21 sözlüğünün yanı sıra Arapça, Farsça, Türkçe bilgisi üzerine 95 kitap yayımladıklarını, buna karşılık Arap, İranlı, ve Türk’ün kullanabileceği elyazması ya da basılı herhangi bir Avrupa dilinde tek bir dilbilgisi kitabı ya da sözlük olmadığını” yazıyor. Durumun bizim için yüzyılın başında da değişmediğini Süleyman Nutki (Nutku) Osmanlıca basılan denizcilik sözlükleri, Istılahat-ı Bahriye (1903) ve Kamus-ı Bahri’nin (1917) önsözünde şöyle belirtiyor: “Osmanlı lisanının şivesi ve ahenk-i telaffuzu bahriyemizin (denizcilik terimlerinin) me’huzu (kaynağı olan Avrupa lisanlarına muhalif ve imlamız gayr-i mazbuttur (düznesizdir) resmi bir lügatçemiz dahi mevcut olmadığından, eslene-i ecnebiyeden (yabancı dillerden) alınıp, şimdiye kadar istismal edilmekte (kullanılmakta) olan kelimat-ı muharrefenin (uyarlanmış kelimelerin) asıl ve istikakları da (türetilenleri) kaybolmuştur.”

Kropi Yayınları’nı kurarken, denizciliğe ve yatçılığa yönelik konularda eksikliği duyulan ve alanı zenginleştirici yayınlar yapmak istiyorduk. Çeviriye dayansalar da, özgün bir çalışma gibi sunulan, kaynak belirtmeyen çalışmalara bir yenisini eklemek yerine tüm handikaplarına rağmen, çeviri için alanı zenginleştirecek iyi bir sözlük (Oxford) seçmekte tereddüt etmedik. Yani eleştirilerle değil, sorunla uğraşmayı seçtik.

Çevirmen olarak da genç milli yelkencimizi; 1990 Akdeniz Olimpiyatları’na katılan, yarıştığı sınıflarda dünya klasmanında çok iyi dereceleri olan 200 kere milli olmuş ve olmaya devam eden, iki dil bilen Orkun Soyer’i seçtik.

Orkun Soyer yurtdışında yarışta olduğu için sözlüğün ilk baskısına koyulamayan (ikinci baskıya girecek) önsözünde çevirideki zorlukları belirttikten sonra derdimizi gayet iyi anlatıyordu: “…Bu çalışmanın amacı böyle bir eksikliği gidermekten çok, bu eksikliğin giderilmesine önayak olmak ve yabancı yayınların okunabilmesine yardımcı olmaktır.” “…Türkçeden Türkçe’ye olan kısım İngilizce bir kitap kaynak alındığında tam bir Türkçe terimler sözlüğü olarak düşünülmemelidir.”

Şüphesiz denize sırtını dönmüş, deniz kültürünün yerleşmediği bir ülkede böyle bir çalışmanın eksik, tartışılır yanları, anlatım zaafları olabilir. Bunların pek çok açılımlarıyla konuşulmasını, tartışılmasını hem gerekli, hem de zenginleştirici sayıyoruz. Ancak böyle bir tartışma zemininin oluşabilmesi için üslûp çok önemelidir. Üslûp kişisel değil nesnel, karalayıcı (tenkit edici) değil eleştirel olmalıdır. Kişisel kanaatlerinizi, kabul görmüş genel doğrular gibi sunarsanız, tartışma kolaylıkla eleştiri zemininden atışma, üstünlük kurma zeminine kayabilir. Kimsenin anlayamayacağı yığınla çam devirebileceğiniz bir ülkede “benim dediğim doğrudur” gibi kestirme hükümlere teşne, referanssız, karalayıcı bir dil yerine yapıcı, eleştirel, nesnel bir dil bu zemini geliştirir, zenginleştirir.

Aralık 1999’da derginizin eki olarak verilen “Beş Dilde Denizcilik Terimleri Kılavuzu” kişisel-nesnel ayrımına güzel bir örnek. Atasoy Türkçe bölümünü kendisinin hazırladığını, diğer dört dili Barbara Webb’in kitabından aldığını belirtiyor. Oysa Webb’in kitabı geliştirilmiş olarak 1995’ten beri Türkçe ve Yunanca eklenmesiyle Yachtsman Ten Language Dictionary (Türkçe bölümü çevirisi Ahmet Muhittin Öney ve Hasan Kaçmaz) olarak basılıyor. Kitap Türkiye’de de epeyce tanıtıldı ve ithal edilerek satıldı (Hatta yayıncısı A. Coles Nautical tarafından Yayınları’na önerildi!). Kişisel olarak bunu bilmeyebilirsiniz, ama dergi eki olarak veriyorsanız (üstelik her hakkı mahfuz!) bilmek zorundasınız. Yani biraz nesnellik, örneğin burada hukuk bilgisi. Ayrıntısına burada giremeyeceğim; Öney/Kaçmaz ve Atasoy’un çevirileri arasındaki farklar işin güçlüğünü de gösteriyor.

Atasoy eleştirisine sözlüğü inceleyince “yeni bilgiler edinme” hevesinin kursağında kaldığını belirterek başlıyor. Oysa sözlüğün en önemli özelliklerinden biri Türkiye’de hiç yayımlanmamış yeni bilgiler sunması. Geçen sayıda Atasoy’un bir bölge adı olan “Kükreyen Kırklar”ı açıklarken bu adın “bölgede sürekli 40 knot ve üzeri esen rüzgârlardan” dolayı verildiğini belirtiyor. Oysa sözlüğü okursanız bu adın rüzgârın süratinden değil, bulunulan enlemlerden (40-50 enlemler arası) dolayı verildiğini anlayabilirsiniz.

Atasoy, TÜBİTAK’ın “Tekneler” kitabını tanıtırken (Yachting Word Türkiye Temmuz 1999), “hep merak ettiği” hız olarak knot’ın kökenini bu kitaptan öğrendiğini sevinerek yazıyordu. Umarım yine sevinir: Diğer yüzlerce madde gibi knot’un kökeni hakkında daha ayrıntılı bir açıklama sözlükte yer alıyor.

Temel kaynakların çoğalması, denizcilik dilinin gelişmesine, zenginleşmesine, kişisel yargılardan uzaklaşmasına ortam hazırlar.

Atasoy irdelemelerine verdiği tek örnekte alarganın sözlükteki yazılışının kendisi için bir “anlam ifade etmediğini” söylüyor, “karşılığını bildiği için” maddenin nasıl yazılabileceğini “gösteriyor”. Oysa Atasoy’un “bildiğinin” ve “gösterdiğinin” aksine teknenin alargada demirli olması gerekmez. İtalyanca “largo”dan gelen ve “açıkta” demek olan alarga teknenin sahilden açıkta bulunması, yatmasıdır. Tekne demirli olabilir de, olmayabilir de. Alarga bir durum bir haldir; Atasoy’un dediği gibi teknenin demirli olduğu yer değildir. Atasoy anlamları farklı -kimi alargayla ilgisi olmayan- altı İngilizce kelimeyi alarga olarak aktarıyor. Örneğin alargaya çıkmak ve açık alarganın anlamları ve karşılıkları farklıdır. Hepsinin anlamları farklı, ama olsun hepsi alarga! Tabii böyle yaklaşırsanız sözlükteki İngilizce-Türkçe indeksi “yeterli bulmazsınız”. Sözlükte sadece orijinal metindeki kelimelerin karşılığı var. Ayrıntı dilin zenginliğidir. Toptancı yaklaşımlar dili zenginleştirmez.

Bin 500 maddelik bir sözlükte alarga vb. birçok madde daha anlaşılır şekilde anlatılabilir, anlatılmalıdır. Bunları düzeltmek de görevimiz. Örneğin sözlükte kullandığımız “Alarga (afloat): Yüzer halde” yerine “teknenin açıkta olduğunu ifade eder” denebilirdi.

Atasoy’un sözlüğe yardım eden kişiler için kullandığı “başlarını sallamakla yetinmişler” lafı da pek hoş değil, gene kişisel. Bir sohbette söylediğim “keşke daha sıkı eleştirilseydik” mealindeki bir temenninin teşekkür borçlu olduğumuz insanlara karşı sohbette olmayan biri tarafından bu şekle dönüştürülmesi bizi üzdü. Kimse “başını sallamadı”, herkes gücü, vakti, isteği, niyeti oranında yardım etti. Hepsine teşekkür borçluyuz.

Sezar Atmaca, Yachting World, Okur Mektupları, Mayıs 2000.


Necati Zincirkıran’a Gerekli Bir Cevap

Bir tartışma olur umuduyla Necati Zincirkıran’ın bir okuyucu mektubuna verdiği cevaba (Yachting World, Mart 2000) bir not yazmıştım. Notta Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü’nde (Kropi Yay.) ıskotaların “tamamen” boşlanması için (ayarlanması için değil) laşkadan başka “fora etmek” terimini de kullandığımızı bunun da yanlış olmadığını belirtmiştim. Hâlâ da aynı düşüncedeyim. Fora edilecek nesne belirtilmek kaydıyla denizcilikte birçok şey için “fora” emri verilir. Örneğin halat, kürek, tente, sancak, yelken (gabya, flok…), manivela, mürsele, bosa, palanga, tirenti…

Zincirkıran’ın bunun külliyen yanlış olduğunu belirttiği “Türk denizcilik terimlerinin kökeni” (YW, Haziran 2000) başlıklı, daha çok kendi “kökenini” anlattığı yazısı bu ülkede herhangi bir şeyi tartışabilmenin güçlüğünü bir kez daha gösterdi.

Zincirkıran “Eğer Sezar Atmaca bana telefon edip –ki kolaylıkla ulaşabilirdi- sorsaydı kendisine doğru bilgiyi verirdim” diyor. Önce bir yanlışı düzelteyim. Ben size soru sormadım. Bu kullanımın “yanlış olmadığı düşüncesindeyim” diye yazdım. Yachting World editörlerinin koyduğu yazı başlığını yayımlandıktan sonra gördüm. Niyetim farklı bir kullanımı belirtmekti.

“Tabii böyle bir yanlışı Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü gibi iddialı bir kitap yayımlayan biri yapıyorsa, doğrusu o sözlüğün içeriğinden de kuşku edilir” diye Zincirkıran “hiç görmediği” 1500 maddelik bir sözlüğü bu vesileyle karalıyor. İlgilisi için belirteyim iki sıkı İngiliz denizcinin yazdığı –milli yelkencimiz Orkun Soyer’in çevirdiği- Türkçe madde katkılarıyla zenginleştirmeye çalıştığımız 1500 maddelik bu sözlük An A/Z of Sailing Terms’ün (Oxford Yayınları) Türkçe çevirisidir!

Zincirkıran’ın satırlarındaki ruh halini anlamak mümkün de böylesine kestirme, toptancı hükümlerle nereye varılır? Örneğin Yachting World’ün geçen sayısında (Haziran 2000) çapı 12.7 cm.den –hatta 25.4 cm.den- büyük ipleri halat kabul eden (doğrusu çevresi 1 burgatadan -2.54 cm.- büyük ipler), başlığı da “ipler hakkında bilmek istediğiniz her şey” olan (denizciler halatı tercih eder) bir yazı vardı. Şimdi bu bilgilerden yola çıkarak “doğrusu o derginin içeriğinden de kuşku edilir” diyen ve bunu da binlerce kişinin okuduğu bir dergide yapan biri onca emeğe haksızlık, saygısızlık etmiş olmaz mı? Önce karalayıp sonra da “Ancak bizim anlayışımız denizcilik üzerine verilen her eseri saygıyla karşılamak ve destek vermektir” derse ne kadar inandırıcı olur?

Gelelim “icat edildiği” “galat olduğu”, gemici dilini de bilen kişilerin kitaplarına “bakılsa ‘laşka’ diye bir deyim bulunmaz” denilen “laşka/laçka” meselesine (laşka bir deyim değil, terimdir). “TDK sözlüğüne baksalardı doğrusunun laçka olduğunu göreceklerdi. Onlar L. Gürçay’ın ‘Gemici Dili’ kitabının (1943) tesiri altında kalmışlar” diyor Zincirkıran. Şüphesiz öyle yapsak işimiz çok kolaydı. Sözlük için ağırlıkla faydalandığımız eserleri kitabın önsözünde belirtmiştim. Doğrusunun “laçka” olduğu söylenen yazıda Kamus-ı Türki, The Lingua Franca gibi kaynaklar da zikrediyor ve örneğin Y. Süygen gibi “uzun yıllar denizcilik yapmış iyi İngilizce ve Türk gemici dilini de bilen kişilerin eserlerine bakılsa ‘laşka’ diye bir deyim bulunmaz” deniliyor. Ama galiba onlara da pek bakılmamış. Örneğin Süygen’in Kaptanın Kılavuzu (1983) sayfa 165’te “laşka etmek “ olarak geçiyor.

Terim geçen yüzyılda yazılan kitaplarda “laşka” olarak geçiyor. Venedik İtalyanlarından ve konuşma dilinden geçen bu sözcük muhtemelen dilimize girdiği zamandan beri yüzyıllardır böyle kullanılıyor. TDK sözlüğünü hazırlayanlar arasında yer alan Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm başkanı Dil profesörü Talat Tekin’e göre de “Venedik İtalyanlarının veya bize aktaran etnik grubun telaffuzu ile sözlüklere geçmiş olabilir.”

Kamus-ı Türki (Ş.Sami, 1899), Lehçe-i Osmani (A.Vefik Paşa, 1876), A Turkish and English Lexicon (kendisi de iyi bir denizci olan J.W. Redhouse, 1890) gibi önemli kaynaklarda terim sadece “laşka” olarak geçiyor. Sözlüğü hazırlarken faydalandığımız The Lingua Franca in the Levant (Tietze, Kahane, 1988) gibi daha birçok kaynak da her iki kullanımı birlikte veriyor. Örneğin TDK Derleme Sözlüğü (12 cilt, 1993), Ansiklopedik Sözlük (İ.A. Gövsa, 5 cilt, 1954), MEB Türkçe Sözlüğü (4 cilt, 1996), İTÜ Gemicilik Notları (S. Çağatay-R. Sarıalp, 1984), Meydan Larousse

Terim amiral adaylarının yetiştirildiği askeri okullarda okutulan veya askeri kaynaklı kitapların çoğunda da sadece “laşka” olarak geçiyor. Örneğin Kamus-ı Bahri (Bnb. S. Nutki, 1917), Gemici Dili (Bnb. L. Gürçay, 1943), Gemicilik Kitabı  (Yzb. H. Dağada, 1939), Gemicilik Kitabı 1 (Yb. S. Burak, 1942), Gemicilik Sözlüğü (Alb. B. Seri, 1967), Gemici Dili (Alb. M. Zaloğlu, 1988).

Yazı boyunca belirtmeye çalıştığım gibi kaynaklarda ağırlıkla “laşka” olarak geçtiği için Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü’nde “laşka”yı tercih ettik. Ancak sözlükte terimlerin farklı kullanımını madde başlıklarında belirtmeye çalıştık. Bu mantığa göre de laşka/laçka şeklinde vermemiz daha doğru olurdu. Yachting World’ün Mayıs 2000 sayısında yayımlanan “Zuhal Atasoy’a zorunlu bir cevap”ta da S. Nutki’nin (1917) satırlarını aktararak denizcilik/yatçılık’ın bu tür tartışmalara olan ihtiyacını vurgulamaya çalışmış “bir tartışma zemininin oluşabilmesi için üslubun kişisel değil nesnel, karalayıcı değil eleştirel olmasını” böyle bir anlayışın denizcilik ufkunun gelişmesine, zenginleşmesine katkıda bulunabileceğini belirtmiştim.

Eklemem gerekiyor ki yazılarda kullanılan dildeki “kesinlikten” çok “ben bilirim tavrı” da açık uçlu tartışmalar yapabilmenin önünde ciddi bir engel. Birbirini tanıyan insanların arasındaki dille (sohbet, ilişki, yazışma vb.) başka insanlara yazı/yayın yoluyla ulaşma dili farklıdır. Örneğin Zincirkıran ya da bir başkası “kalama” kullanıyor diye terimin doğrusu bu olmaz. Konuşma dilinde bu bir doğru/yanlış/iddia… vb. ölçüsü olabilirken yazı dilinde sadece bir veridir. Yazı dili nesnellik, bilimsellik ister, argümanları farklıdır, mutabakat arar. Bunun dışındaki yöntem ve sonuçlarda anlaşabilmek, derdini anlatabilmek, tartışabilmek çok güç. Daha fazla bu güçlüğün içinde de yer almak istemiyorum.

Kropi Yayınları olarak alanı zenginleştireceğini bildiğimiz bir kitap çevirdik. Bunun konuların daha derin tanınmasına, tartışılmasına yol açacağını umuyor, Yachting World okurlarından sözlükle ilgili eleştirilerini bize ulaştırmalarını bekliyoruz.

Sezar Atmaca, Yachting World, Okur Mektupları, Temmuz 2000.

Similar Posts

  • Yelkencilik Geri Gidiyor

    Sunuş / Sezar Atmaca

    Her türlü manevranın yelkenle yapıldığı, Boğaz’a yelkenle çıkılan zamanlar… Yelkende becerilerin sergilendiği, motorsuz yelkencilik günleri. Denizcilik terimleri de duruma uygun: Örneğin  “Yardımcı motorlu yelkenli tekne (auxiliary sailboat)” asıl yürütücü gücü yelken olan, manevra ve güç durumlarda motor kullanan yelkenli tekne anlamına geliyor, kısaca “yardımcı motor (yardımcı makina)” da deniyor yelkenden gayrısına. Ayrıca o yıllarda motor değil, “motör” deniyor. Bugün hatırlayan pek yok.

    Harun Ülman, Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları dergisinde yayımlanan (15 Eylül 1948, sayı: 2) “Yelkencilik Geri Gidiyor” başlıklı kısa yazısında “kotraların şerefi kalmadı” derken, motor kullanımının artışıyla birlikte 1940’lı yıllardan itibaren nelerin değiştiğini, nelerin kaybolduğunu anlatıyor. Günümüzde marina gibi kalabalık yerlerde seyir güvenliği açısından yelkenle manevra uygun değil ama kapıda (marina girişinde) teknesini “sadece yelkenle durduran” da pek kalmadı.
    Sadun Boro da bir yazısında “Eskiden motor pek olmadığı için, gemiciler de, hakiki bir denizci, yelkenci olarak yetişirdi. Şimdi bastın mı marşa, dayan git!… Kim uğraşacak yelkenlerle!…” diyerek değişen bu duruma işaret ediyor.

  • “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” Serisi Hakkında

    Eski denizcilik dergilerde yer alan yazılar, yayımlandıkları dönemin nabzını tutan, geçmişte olan-biteni anlamak/aktarmak/anlamlandırmak için önemli başvuru kaynaklardır. Diğer yandan dergi dizinleri, ilk defa ele alınıyormuşçasına, hatta beyaz bir sayfaya yazılıyormuşçasına geçmişten bihaber yazılan yazılara, geçmişte ele alınan konuları hatırlatmaya/göstermeye de aracı olur.

    “Yazılı kaynaklarımız oldukça sınırlı olduğu için ne yazık ki önceki kuşakların denizcilikle ilgili öykülerini/hikâyelerini, bilgilerini bil(e)miyoruz, araştırmıyoruz dolayısıyla geleceğe aktaramıyoruz.” (…) “Amatör-sportif denizciliğin yeterince araştırılmış/yazılmış bir tarihi yok…. Anı/biyografi kitapları, özellikle eski/yeni denizcilik dergilerinde yer alan konuyu zenginleştirecek makaleler başta olmak üzere bu sporun tarihini zenginleştirecek birçok kaynağın günümüze kazandırılması gerekiyor.” “Dergi Yazıları Dizini (1935-2000)” oluşturulması bu yöndeki çalışmaları besleyecek önemli kaynaklardan biri olabilir.” diye daha önce yazmıştım. (Ekim 2020 / Amatör-Sportif Denizcilik İçin Yayın-Yayıncılık Önerileri ).

    Amatör-sportif denizcilikle ilgili dergiler ne yazık ki eskiden beri dizin yayımlamıyor. Uzun yıllar önce, 2000’li yılların başında bir denizcilik dergisine yılsonlarında özet de olsa bir dizin hazırlayıp dergi eki veya ayrı bir sayı olarak yayımlanmasını önerdiğimde, dergiler arası rekabet gerekçesiyle “başka dergiler bu bilgilerden faydalanacağı için” dizin yayımlamayı düşünmedikleri cevabını almıştım.

    Bu yazıyla başlayacak “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” serisinde “amatör-sportif denizciliği merkeze alarak” seçtiğim denizcilik dergilerinin veya denizcilik dergileri hakkında yayımlanmış dizinlerin/yazıların, açık kaynakların aktarılmasına çalışacağım. Dolayısıyla yazı/dizin serisi yayımlanmış tüm denizcilik veya denizcilikle ilgili dergileri kapsamıyor. Yoksa Şirket-i Hayriye’nin yolcu sayısını artırmak için çıkardığı Boğaziçi mecmuası (Ekim 1936-Mart 1938), ya da Denizcilik Bankası’nın dergisi Denizin Sesi (Mayıs 1975- …. ) gibi bir dönem yayımlanmış kurumsal dergiler veya başkaları da var. Türkiye’de yayımlanmış dergilerle ilgili az sayıdaki bibliyografyalarda denizcilikle ilgili birçok dergi yer almıyor ne yazık ki. Denizcilik dergilerinin tarihini anlatacak, dönemi, yayıncısı (ör. kurum yayınları), ilgi alanı (ör. balıkçılık, yatçılık, profesyonel denizcilik vb.) ve benzeri kriterlere göre sınıflandıracak ayrıntılı biyografilere de ihtiyaç var.
    Halen yayımlanan denizcilik dergilerinin de kendi dizinlerini (hatta yazar ve konulara göre ayrıntılı dizinlerini) yayımlayarak deryada yer almasını dileyelim.

  • “Amatör Denizciler” Değil “Uzak Yol Denizcileri” Anıtı

    İstanbul Kalamış’ta “Sadun-Oda Boro ve Amatör Denizciler Anıtı” adıyla Mayıs 2011’de açılan, araçsal bir zihniyetin ürünü olan anıt Boroların sembolik anlamlarını sıradanlaştırdığı gibi, tartışmalı yönleriyle de (anıtın adı, yeri, temsil gücü, yer alanların seçim kıstasları…) amatör denizciliğe bir değer kat(a)mıyor ne yazık ki. Konunun ayrıntıları aşağıdaki yazılarda.

    “Sembollerin Kaybı ve Amatör Denizciler Anıtı” ve devamındaki yazılar bir anlamda amatör denizciliğimizde değişen/gelişen değerlerin halini sorgulayan yazılar olarak da okunabilir. Yazı yayımlandıktan sonra verilen yanıtlara/sorulara cevaplar “Kısmet’in Yekesi” yazısında yer alıyor.

    Üçüncü yazı dünyayı dolaşan ama ne hikmetse Kalamış’taki anıtta ismi yer almayan Ayfer Er’in durumunu, anıtta yer almanın kıstaslarını sorguluyor. Anıtın “Bilgi Akışı ve Arşiv Çalışması”nı yapan Turgay Noyan “Dünyayı dolaşan kadın denizcimiz diye Sabah gazetesinde/Naviga dergisinde haber yaptığı halde Ayfer Er’e anıtta yer vermemiş… “Dünyayı dolaşan kadın denizcimiz Ayfer Er…” yazısından sonra, ne Turgay Noyan bir açıklama yaptı, ne de “anıtseverler” bir sorumluluk duydu. Bugüne kadar da değişen bir şey olmadı.

    Yazılarda ileri sürdüğüm birçok nedenden dolayı hiç olmazsa anıtın adının “uzak yol denizcileri anıtı” diye değiştirilmesini de önermiştim. Artık anıttaki rölyeflere “profesyonel denizciler” de eklendiği için adı değiştirilmese de anıtın “Uzak Yol Denizcileri Anıtı” olarak anılması daha doğru olur.

    Sadun Abi anıtla ilgili daha sonra şunları yazdı:

    “…Meğer bizim heykel yapılıyormuş! Turgay Noyan’ı aradım ve ‘ne haltlar karıştırıyorsunuz anlat bakalım’ deyince artık olan oldu deyip, tüm hikâyeyi anlattı. Zaten heykel bitmek üzereymiş, Mayısta açılacakmış bile. Şaşırdım, bir tuhaf oldum. Ömür boyu bu tip olaylardan her zaman kaçındım, kesinlikle onaylamadım… Diğer taraftan bir kurt içimi kemiriyor: Hakikaten böyle bir anıta layık mıydık, fazla mı abartıldı? Bu da bana bir eziklik hissi veriyor, önünden geçmeye sıkılıyorum.”

    (Sadun Boro, Bir Misyon Bir Ömür, Naviga, Ağustos 2011)

  • |

    Osmanlı Spor Tarihine Bir Katkı: Moda ve Beykoz Deniz Yarışları (1913)

    Sunuş: Osmanlı’da amatör-sportif denizciliğin izleri: Deniz Yarışları / Sezar Atmaca

    Siteyi takip edenler bilir ama bilmeyenler için tekrar edeyim: “amatör-sportif denizciliğin yeterince araştırılmış, yazılmış bir tarihi yok bu nedenle denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan” yazılara da yer vermeye çalışıyoruz.

    Osmanlının son dönemi ile cumhuriyetin ilk yıllarına ilişkin yayınları, arşiv kaynaklarını tarayarak hazırlanmış “kaynak değeri” olan akademik araştırmalar amatör-sportif denizcilik tarihi için yeni/önemli bilgiler sunabiliyor.

    Osmanlıdan gelenin, kalanın, kaybolanın, yok olanın izlerini Bengi Su Ertürkmen Aksoy ve Neşe Gurallar’ın “İstanbul Gemicilik Şenlikleri…” yazısından sonra 1913’te 33 gün arayla Moda Koyu ve Beykoz sahilinde düzenlenen deniz yarışlarını anlatan Ayşe Zamacı’nın “Osmanlı Spor Tarihine Bir Katkı: Moda ve Beykoz Deniz Yarışları (1913)” (Tarih ve Günce, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Dergisi Sayı: 9, 2021 / Yaz, s. 159-188) başlıklı yazısıyla sürüyoruz.

    Balkan savaşlarından yeni ve yenik çıkılmış bir dönemin atmosferini ve sorunlarını özetleyip, dönemin önde gelen siyasi şahıslarının himayesinde

    moral verici kentsel bir sosyal etkinlik olarak düzenlenen Moda ve Beykoz yarışlarını arşiv belgelerine, süreli ve basılı yayınlara dayanarak aktarıyor Ayşe Zamacı.

    Hamidiye ve yabancı savaş gemilerinin yer aldığı bir ortamda Moda ve bir süre sonra Beykoz’da yapılan yarışlar… Gelirin, yarışı düzenleyen sosyal yardım cemiyetlerine bırakılması, biletli seyirci uygulaması ve seyirci için ek vapur seferlerinin konulması… Tamamı yapılamasa da her türlü kik, kayık, kancabaş, filika, sandal, futa, kotra ve motorun dâhil olduğu (ayrıca yağlı direk, yüzme, halat çekme vb. müsabakalar) Moda’da 29, Beykoz’da 24 kategoride yapılan yarışlar… Düzenleyici/katılımcı profili, kayık yarışlarının geçmişi, yarış programları, tekne tipleri,  izleyiciler, kulüpler, İdman Mecmuası’nda yer alan Moda yarışı organizasyonu/yönetimi ile ilgili dozu yüksek eleştiriler, İngiliz yat kulübünden (Khalkedon Racing Club) ödünç aldıkları teknelerle yarışan öğrenciler, yarışlarla ilgili 10 fotoğraf…

    Arşiv belgelerinde, Tanin, Tasvir-i Efkâr, İdman Mecmuası gibi zamanın gazete ve dergilerinde yer alan bilgilerin/fotoğrafların günümüze aktarılmasını sağlayan değerli çalışması ve yayımlanma izni için Ayşe Zamacı’ya teşekkürlerimizle…

  • |

    Amatör-Sportif Denizcilik İçin Yayın-Yayıncılık Önerileri

    Kitap denizine açılmak

    Amatör-sportif denizcilik literatürüne, 20 yılı aşkın bir sürede, emek verdiğim/katkıda bulunduğum sayısı 50’ye ulaşan kitapların ve uğraşının deneyimiyle denize açılarak yazılan ekteki yazı, yayın/yayıncılık için neler yapılabilirin rotası hakkında bir harita çizmeye çalışırken, güzergâhtaki kayalıklara, sığlıklara, yosun tutmuş/kekamoz bağlamış ilerlemeye engel nedenlere de değiniyor, eleştiriyor, önerilerde bulunuyor. Kitaplara/denize ilgi duyan herkesle paylaşmanız dileğiyle, deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun.

  • Hızır (Barbaros) Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi ve Vasiyetnamesi

    Yıllar önce bir sahaf mezatından edindiğim “Hızır (Barbaros) Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’ni yayına hazırlamak için epey uğraşmış ama süreç uzayınca bir kenara koymuştum. Karantina günlerinde yeniden ele almak mümkün oldu. (…) Epeyce dipnot var, umarım yayında sorun olmaz. Metnin başlıkları şöyle:

    (I). BİR SAHAFİYE BELGESİNİN HİKÂYESİ

    (II). VAKFİYENAME VE ÇAPARİZLER/DÜĞÜMLER

    (III). VAKFİYENAME’DEKİ GELİR KAYNAKLARI VE HARCAMA KALEMLERİ

    (IV). SAHAFİYE BELGESİ: ÇEVRİYAZI HIZIR HAYREDDİN PAŞA’NIN VAKFİYENAMESİ

    Metin, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’nin Osmanlıca harflerden Latince harflere tam metin olarak çevirisini, yani çevriyazısını (transkripsiyonu) da içeriyor. Dolayısıyla çevriyazı da olsa Barbaros Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’nin “tamamının” ilk (+dijital) yayını. Şüphesiz araştırarak/sorarak bilgi edinmeye çalışsam da (sorularıma verdikleri cevaplar için İdris Bostan hocama ve Murat Koraltürk’e teşekkür ederim) yazıda çıkabilecek hataların/netameli bilgilerin sorumluluğu bana aittir. Dilerim tarihe, Barbaros Hayreddin Paşa’ya meraklı olanların işine yarar.