Kader’in Kadersizliği Devam Edecek mi?

Kader kotrası, İstanbul Kotraları, Yücel Köyağasıoğlu, s.234-5, AMYC Yay. 2007.

70 Yıllık Bir Tekneye Sahip Çıkılabilir mi?

Yelkenli teknesiyle Filipinler’e gitmek üzere coşkulu bir kalabalık tarafından yaklaşık 70 yıl önce, 21 Ekim 1951’de İstanbul/Dolmabahçe’den uğurlanan, ancak “liman müruriyesi (geçiş müsadesi) ile sağlık patentesi” işlemlerini yerine getirmediği gerekçesiyle İzmir Liman İdaresi’nce seferden alıkonan Sinan Everest’in hikâyesini ve mücadelesini ilk kez iki usta denizci Teoman Arsay ve Necati Zincirkıran’ın kaleminden Yelken Dünyası Aralık 2005 sayısında okumuştum.[1]

Denizciliğimizin gelişiminden/yapısal sorunlarından ilginç kesitler sunan, “Denizcilik tarihimizde ilk defa girişilen bir teşebbüs olması ve yarıda kalmak bahtsızlığına uğraması…” ile bilinen bu ilginç hikâyeyi “Denizcinin Günlüğü, 2006”da da özetleyerek aktarmıştım.[2]

Beden Terbiyesi’nin sponsorluğunda Harun Ülman’a yaptırılan tekneye bir başka kamu otoritesinin izin vermemesini garip bulsam da nedenleri hakkında o günlerde başkaca bir kaynak bulamamıştım.

Denizcilikle ilgili eski dergileri/kaynakları tararken Sinan Everest’in, tekneyi yapan Harun Ülman’ın ve konuya ilişkin tartışmalara taraf olmuş kimi denizcilerin kaleminden çıkmış bu olayla ilgili ayrıntılara ulaşınca hikâyeyi yeniden ele almaya karar verdim.

Araştırmaya/yazmaya devam ederken ilginç bir gelişme oldu ve İstanbul Kotraları kitabında Yücel Köyağasıoğlu’nun[3] en son 1984’te Tarabya Koyu’nda gördüğünü belirttiği ve  “Kader’in yeni sahibi onu hurda olarak satın almış, yeniden tamir ettirmiş, fakat daha binemeden kalp krizi geçirmiş olup evinde yatıyormuş. İşte kadersiz Kader’in öyküsü. O günden sonra ne oldu hiç bilmiyorum.” dediği Kader’in izine 15 Ocak 2022 tarihli ve “restorasyonu yarım kalmış ahşap yelkenli” başlıklı bir satılık tekne ilanında rastladım:

https://www.sahibinden.com/ilan/vasita-deniz-araclari-satilik-restorasyonu-yarim-kalmis-ahsap-yelkenli-988822498/detay

İlanda 30 bin liraya satılan Kader’in son halinin fotoğrafları ile birlikte şu bilgi de vardı: “Harun Ülman yapımı orijinal adı ‘Kader kotrası’ olan teknemin restorasyon işlerini sağlık sorunlarım nedeniyle tamamlayamıyorum.”

Resimdeki tekne “Kader”di ve Çeşme limanına kayıtlı görünüyordu (ilanda inşa yılı olarak 1974 ve 1956 tarihleri varsa da tekne 1951’de denize indi.).

Bu yazının amacı önemli bir hikâyesi olan 70 yıllık Kader teknesinin restorasyonunu üstlenecek/projelendirecek kişi/kurum çıkar mı diye öncelikle bu ilanı duyurmak. Dilerim Harun Ülman’ın atölyesinde yapılan bu tekneye sahip çıkılır, hatta Kader’i orijinal haline getirmek (kamarası yükseltilmiş görünüyor…) için de çaba gösterilir (mi?)… Ne dersiniz?

Not: Bu yazının devamı olacak yazıda ulaşabildiğim kaynaklara dayanarak konunun ayrıntılarını aktarmaya çalışacağım. Ayrıntısı çok… Sinan Everest’in projesi için Milli Eğitim Bakanlığı’ndan yardım istemesi ve  Beden Terbiyesi’nin maddi desteği ile teknenin Harun Ülman’a yaptırılması; Harun Ülman’ın verdiği bilgilere göre Kader’in yapısı/özellikleri, ölçüleri, yelken donanımı; teknenin ve maddi kaynakların durumu/sorunları; kamuoyunda Everest’in ve teknenin denizciliğinin sorgulanması; Everest’i destekleyenler ve karşı çıkanlar kimlerdi?; kurumların bu projeden vazgeçmesinin nedenleri sadece bürokratik engeller mi, yoksa mevzuat bir bahane olarak mı kullanıldı?; Everest’in bürokratik engelleri aşıp yola devam edebilmek için yaptığı girişimler ve Danıştay’a dava açması; Everest’e ne oldu?; tekneye el konması ve İYK’ya devri; İYK sonrasında Kader’in rotası; kim, kaç yıl kullandı?; teknede değişiklik yapıldı mı?; restorasyonla uğraşanların ortak kaderi: sağlık sorunları… tekne denizciliğimize kazandırılabilir mi?…

Konunun devamı için bakınız: Sadece Bir Amatör Denizcinin Değil, Amatör Denizciliğimizin de Hikâyesi… – Denizcinin Günlüğü (denizciningunlugu.org)


[1] “Denizi Karadan Seyrede Seyrede Ölüp Gitti…” Necati Zincirkıran, Yelken Dünyası, Aralık 2005.

, “Kader’in Kadersizliği”,  Teoman Arsay, Yelken Dünyası, Aralık 2005.

[2] “Kader’in Kadersizliği”“Denizi Seyrede Seyrede…” Sezar Atmaca, Denizcinin Günlüğü, 2006, ADF Yay.

[3] “Kader (cutter)” İstanbul Kotraları, Yücel Köyağasıoğlu, AMYC Yayınları, yayın no: 10, 2007, sayfa 234-235.

Benzer Gönderiler

  • |

    Setur Marinaları Seyir Defteri’nin Hali

    Setur Marinaları’nın müşterilerine dağıtmak üzere hazırladığı “Setur Marinas Seyir Defteri” ile Teoman abinin (Arsay) teknesi “Mat” ta karşılaştım (Haziran 2017). “Bir göz atsana” demişti ama onun da ilk izlenimleri hayli olumsuzdu. Gözden geçirip aşağıdaki e-postayı Teoman abiye yazdım. Sonrasında onun girişimiyle Seyir Defterini hazırlayan marina ilgilisi ile Mat’ta görüştük, “hazırlık sürecini” konuştuk. Bu görüşme çerçevesinde Jurnal (Seyir Defteri) Hazırlanması İçin Öneriler başlıklı ikinci yazıyı görüştüğümüz marina ilgilisine gönderdim. Ancak sonraki yıllarda da Setur Marinas Seyir Defteri’nin dağıtımının sürdüğünü biliyorum (herhalde stoklar bitinceye dek dağıtımı sürdürüldü).

    İkinci yazıdaki jurnal önerileri, bizim denizlerimize göre hazırlanacak “düzgün/denizci” bir jurnal için taslak olarak da düşünülebilir.

  • |

    Moda Sandalı (Athar Beşpınar’la Söyleşi)

    Sunuş / Kullanımı Kolay Denizci Tekne Arayışları / Sezar Atmaca
    Denizciliği gelişmiş ülkelerin tekne parkları denize açılmayı kolaylaştıran, heveslendiren, “başlangıç tekneleri” de diyebileceğimiz “kürekli veya yelkenli”, özgün, yaygın dingi modelleri ya da küçük tekne tipleriyle doludur. Bu ülkelerde, barınma/örgütlenme/üretim gibi temel konulardaki gelişmişlik, zamanın bilgi ve teknolojisine uygun yeni tekne tiplerinin tasarımının ve üretiminin yanında, eski/klasik teknelerin korunması, yaşatılması/replikalarının yapılması için gösterilen çabalarla da beslenir.

    Ülkemize bakacak olursak; küçük, ucuz “kürekli veya yelkenli” tekne tiplerinin varlığı/üretimi/barınma olanakları amatör-sportif denizciliğin gelişmesini/yaygınlaşmasını besleyecek başlıca koşullardan biriyken bu konuda çağdaş standartların çok gerisinde kaldığımızı, bazı örneklerini artık denizlerimizde değil Koç Müzesi, Deniz Müzesi gibi müzelerde görebildiğimiz kürekli veya yelkenli eski/klasik tekne tiplerinin de artık kaybolduğunu ya da nadir hale geldiğini görüyoruz.

    Yayımlanan “Bağlama Kütüğü” istatistikleri değersiz verilerden ibaret olduğu için kütüğe kayıtlı teknelerin boyları, yelkenli tekne sayısı, motor gücü ya da 50 ya da 100 yaşında kaç tekne var gibi ayrıntıları bilemiyoruz.

    Bir de restore etme/edebilme sorunumuz var. Geleneksel tekne üretim usullerinin ve ustalığının kaybolmaya yüz tutması nedeniyle tekne sahipleri açısından var olanları klasik halleriyle (arma/donanım…) yaşatmak, geleceğe aktarmak zorlaşıyor. Tekne ustalarının yerini sıradan marangozlar alıyor. Kimi kurumların restore etmek yerine onarma/yenileştirme adı altında tekneleri ve tarihi deforme ettiğini üzülerek görüyoruz…

  • Bir Okul Gemisinin Karanlık Yılları

    Geçtiğimiz ay İstanbul’u tekrar ziyaret eden Şili okul gemisi Esmeralda’yla ilgili iki haber vardı gazetelerde ve bunlardan biri geminin kanlı tarihini de hatırlatıyordu.

    Şili donanmasına bağlı okul gemisi 113 metrelik uskuna barko Esmeralda daha önce de birçok kez limanlarımızı ziyaret etmiş ve gazetelere konu olmuştu. 28 Mayıs 1967’de Oktay Sönmez, 16 Ağustos 1994’te Mümtaz Soysal Cumhuriyet gazetesindeki yazılarında İstanbul’u ziyaret eden Esmeralda’yı tanıtmış, hatta Soysal’ın yazısı, Sönmez’in 27 yıl önceki haber küpürüyle birlikte yer almıştı.

    Geçtiğimiz ay İstanbul’u tekrar ziyaret eden Esmeralda’yla ilgili iki haber vardı gazetelerde, ancak bunlardan biri gemiyle ilgili övücü eski haberlerin aksine geminin kanlı tarihini hatırlatıyordu. Oktay Sönmez’in 2 Ağustos 2008 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki Esmeralda’yı övücü yazısına yazar Necmiye Alpay Radikal’de ( 7 Ağustos 2008) ironik bir yazıyla cevap verip, Esmeralda’nın karanlık tarihinden söz ediyordu. Seçimle Şili devlet başkanı olan Salvador Allende’yi darbeyle devirip, öldürterek iktidara gelen General Augusto Pinochet döneminde (1973-1990) sistematik işkence gemisi olarak kullanılmıştı Esmeralda.

  • |

    Osmanlıca Denizcilik Kaynakları ve Kamus-i Bahri

    19. yüzyılda başlayan iktisadi ve teknolojik gelişmeler, deniz teknolojisinde de önemli değişimlere yol açtı. Yelken donanımlı ahşap teknelerin yerini zırhlı ve buharlı gemiler aldı. Osmanlı donanması ve ticaret filosu, gelişen teknolojiye ayak uydurabilmek için bir taraftan torpidobot/denizaltı/drednot/gambot vb. gibi yeni gemiler satın alıyor, diğer taraftan serbest ticaretin yaygınlaşması/hızlanan taşımacılık/limanlarda artan iş hacmi gibi gelişmelerin üstesinden gelmeye uğraşıyordu. 19.-20. yüzyıldaki denizcilik teknolojisinin gelişimine/üretimine bir katkımız olmasa da basılan eğitim kitapları/sözlükleri, ihtiyaçları ve gelişmelere ayak uydurabilme çabasını yansıtır. Bunlar arasında;

    Gemicilik Fenni (İsmail Hakkı, 1874);Hand-book of Nautical Terms (Gemici Tabirleri, İngilizce, İtalyanca, Fransızca ve Türkçe/ William A.Thompson, 1892; Tıpkı basım, TURMEPA, İstanbul 1995); Istılahat-ı Bahriye (Denizcilik Terimleri/Süleyman Nutki, 1905-6); Kamus-ı Bahri (Süleyman Nutki, 1917); Yeni Gemicilik (Ali Haydar Esad/ 6 kitap/1923-25) en başta sayılacak olanlardır. Gemicilik tabirlerini sözlüklerinde açıklayan James Redhouse’un bir sözlüğü de listeye eklenebilir: Türkçe-Osmanlıca-İngilizce Sözlük (1890).

  • 19. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul Gemicilik Şenlikleri: Büyükada (Prinkipo) Regattaları…

    Amatör-sportif denizciliğin yeterince araştırılmış, yazılmış bir tarihinin olmadığını vurgulayarak “Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…” dosyasında: “ denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan; yazılara öncelikle yer verileceğini” belirtmiştik. Bengi Su Ertürkmen Aksoy ve Neşe Gurallar’ın 19. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’daki deniz sporları günlerini/şenliklerini anlatan çalışması bu açıdan dönemine ilişkin zengin bir tablo sunuyor.

    Ülkemiz yelken tarihi anlatılarında  ya da deniz kültürü ile ilgili kitaplarda bilinçli/bilinçsiz pek değinilmeyen Osmanlı dönemi ya da ulusallığa sıkışmış anlatılar dönemin denizci varoluş tarzlarını/sosyal etkinliklerini, kozmopolit yapısını pek yansıtmaz. Dönemin süreli yayınları ve anı kitapları taranarak hazırlanan bu çalışma 1859’dan itibaren kentsel bir etkinlik olarak gelenekselleşen regattalarla ilgili hazırlanmış bir ilk yayın olması açısından da değerli bir çalışma.

    Yayın izni verdikleri için sayın Bengi Su Ertürkmen Aksoy-Neşe Gurallar ve ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi’ne teşekkürlerimizle…

  • |

    Derneğin Zaafları

    DSTİ (Denizciler Sivil Toplum İnsiyatifi) 2000’li yılların başında tartışmalarıyla/yaptıklarıyla amatör denizciliğe taze rüzgârlar getirmiş, birçok denizcinin birbirini tanımasına/kaynaşmasına neden olmuş bir platformdu. Esintisi fazla uzun sürmese de hoş anılar bıraktı. DSTİ’nin yapısını/işleyişini ve o günlerde çokça dile getirilen dernek olma fikrini/tartışmalarını değerlendiren aşağıdaki yazı 8 Ocak 2003’te DSTİ sitesinde (dsti@yahoogroups.com ) yayımlanmıştı.

    ***

    DSTİ kendiliğinden oluşmuş iktidar olma arayışına sıkışmayan ama müdahil/müdahaleci yapısıyla AD/Amatör Denizcilik sorunlarına yeni bir soluk getirme potansiyeli taşıyor. Çoğunluk açısından ağırlıkla yazışma edimi üzerine kurulu bir etkinlik işlevi görse de kurulan ve işleyen grupları (ör. iletişim grubu) ile bunun ötesinde bir işleyisi de var. DSTİ’nin daha da canlanmasını amatör denizcilikle ilgili, söz alıp girişimde bulunup, insiyatif geliştirmesini umarken derneğin ortaya çıkmasının bu gidişatı zaafa uğratacağını düşünüyorum.

    DSTİ’nin ufkunu açacak olan kendi “içsel dinamiği”dir. DSTİ’nin öncü ve taban olacağı, yönlendireceği büyüklü küçüklü pek çok projenin yavaş yavaş da olsa şekillenmesine çalışılmalı. Örneğin imkânlar dahilinde bir organizasyon olsa da gezi/site/hukuki ve diğer girişimler, taslaklar/amatör tekne yapımı… gibi birçok faaliyetin sahicileştirilmesi, daha da geliştirilmesi için çaba gösterilmeli. Bu süreçte en önemli şey insanların birbirini tanıması ve katılımın artmasıdır. Örneğin kimin hangi işi yapabileceği, hangisine katılabileceği, kimin sözünde durduğu, ne kadar gönüllü olduğu… fikirler, güçler, imkânlar … olumlu olumsuz birçok tavır/davranış/katkı/gelişme… bu sürecin benzersiz kazanımlarıdır. Bu kazanımların yaratacağı içsel dinamizm amatör denizciliğin sorunlarını paylaşmayı tartışmayı, çözmeyi göğüslemeyi… de sağlar. Sürecin bu yönde zenginleşmesi umulurken “dernek kurma” yönündeki “müdahale” bu gidişatı sekteye uğratabilir.