|

Amatör, Amatör Olarak Kalmalıdır…

Haluk Bilgi



Yelken Dünyası, Ağustos 2002, sayı 220

Amatör, Amatör Olarak Kalmalıdır…

Çünkü, amatör denizcilik bir hobi ve yaşam biçimi olup, asla bir meslek değildir.

Haluk Bilgi

Nisan 2002-216’ncı sayınızdaki değerli denizci Teoman ARSAY’ın yazılarını ilgi ile okudum. Amatör Denizcilik üzerindeki baskı ve tehlikeler aslında sanıldığından da ciddidir. Bunların bertaraf edilmesi için bir an dahi boşluk vermeden çalışılması, “yürütmeyi durdurma davaları dahil” her türlü girişime başvurulması ihtimali organize yat kulüplerince gözardı edilmemelidir.

Ayrıca, benim şahsi kanaatime göre derginizde de bir miktar stratejik değişiklikler yapılması artık zaruri bir hal almıştır. Şöyle ki, Yelken Dünyası amatör denizcilere yönelik bir dergi olduğundan İngiltere’deki “Yachting World”, Amerika’daki “Yachting Magazine” gibi tamamen “AMATÖR” denizci kesimine hitap etmelidir. Yani profesyonellerin amatör teknelerde geçmeyen anıları, maceraları, ya da amatörlük ifade etmeyen görüş ve önerileri yayınlardan çıkarılmalıdır. Herkesin kendi işine bakması, kendi kapısının önünü temizlemesi modern demokratik dünyayı temsil eden kuvvetler ayrılığının temel ilkesidir.

Yelken Dünyası, Ağustos 2002, sayı: 220

Çünkü bazı profesyonellerin yersiz çıkışları hissettirmeden amatörleri ince, ince aşağılayan birtakım yazıları da merkezi otoriteyi kışkırtıcı bir etki yapmakta, belirli sapmalarla amatörleri de profesyonellere ait kanun ve kurallardan sorumlu tutarak bunlardan bir rant elde etme eğilimleri ağır basmaktadır.

Bu itibarla derginizde Teoman ARSAY gibi analizci, cesur, amatör denizciliğin prensiplerini ve çerçevesini gayet iyi bilen, hukuki yönüyle de konuya hâkim yazarların çoğalması Türk amatör denizciliği için hayati önem taşımaktadır.

On Yıl Önceki Bir Yazı…

Aslında bu yazımı dokuz yıl önce yazacaktım fakat uzak yol seyirlerim itibariyle buna imkân bulamamıştım. Çünkü Mayıs 1993 tarih ve 109 sayılı “Onuncu Yılınız”da 84’üncü sayfada yer alan Kaptan Fuat OKAN imzalı bir yazı beni bir okur olarak çok rahatsız etmişti. Bu yazıda sayın Kaptan Fuat OKAN amatör denizcilerin yüklendiği sorumluluğun ticaret gemisi süvarisinden az olmadığını, amatör denizci sınavlarının yetersiz olduğunu, uygulamalı olması gerektiğini, amatör denizcilerin ne kadar cahil olduklarını da ispat etmek için bir tarihte İstanbul-Odessa arasında yapılan yat yarışında bir yatın 40 mil sapma yapması sonucu FİNİŞ noktasına nasıl açık düştüğünü göstermişti.

Bir amatör teknenin, bir yarışı kazanması, kaybetmesi, pozisyon tesbitinde zorluklar yaşaması, limana erken ya da geç girmesi ancak onun sahibinin kendi amatör problemidir. Kimseyi ilgilendiren ya da bağlayan bir konu olmadığı gibi kitaplara basılacak kadar da eleştiri konusu OLAMAZ. Bir uzakyol ya da yakınyol gemi kaptanıyla bir tekne sorumlusu arasında sorumluluk bağlamında en küçük bir ilişki kurmak mümkün değildir. Çünkü, amatör kendi malı olan teknesi ile gene kendine ait canından sorumludur. Onu da teknesindeki can yeleği, can salı ve diğer aparatlarla en üst düzeyde korumasını en az bir profesyonel kadar bilir.

İşin Profesyonel Yanı…

Halbuki profesyonel gemi kaptanlarındaki konu ise daima “BAŞKALARIDIR”. Yani altındaki gemi başkasına aittir. Sorumlu olduğu canlar (ücretli mürettebat) başkalarının canlarıdır. İçindeki yükler bir başkasınındır. Ayrıca onlar “BAĞIMSIZ” seyir yapamazlar. Sadece armatörün (DONATAN) emir ve direktifleri doğrultusunda, onların ticari çıkarlarına cevap verecek rotaları izlemek mecburiyetindedir. Yani gidecekleri limanları dahi başkaları tayin ederler. Bu basit tanımlamalar bile aradaki ilişkisizliği yeterli bir şekilde izah edebilmektedir.

Amatörün Sınavı…

Sayın OKAN uygulamalı, yani manevralı SINAV önerisinde bulunuyor. İmtihan otoritesi bu durumda amatörü hangi tekne kriterine göre imtihan edecektir? Ben belki motorsuz bir “Dragon” kullanacağım, ya da tam tersi kıçtan takma motorlu bir tekne için bu belgeyi almak istiyor olabilirim. Veya sloop arma hem motorlu, hem yelkenli bir tekneyi de kullanmak isteyebilirim. Sınav günü ben iskeleye yanaşıp, kalkma manevraları yaparken o günkü hava ve rüzgâr durumu nasıl olacaktır? Ya da liman kendi tayin ettiği hiç tanımadığım, manevrasını bilmediğim bir motorda mı beni sınava tâbi tutacaktır.

Görüldüğü gibi Kaptan Fuat OKAN’ın önerileri sadece problem üretmekte ve amatör denizciliği başka mecralara sürüklemektedir. Bilakis amatör sınav en basit şekilde yapılmalı, bilgisini geliştirmek veya geliştirmemek sınav sonrasındaki yaşamda amatörün kendi opsiyonunda olmalıdır. Çünkü “AMATÖR DENİZCİLİK BİR HOBİ VE YAŞAM BİÇİMİ OLUP ASLA BİR MESLEK DEĞİLDİR.”

Ayrıca başta Kaptan Fuat OKAN olmak üzere, denizcilikle uzak yakın ilişkisi olan herkes gayet iyi bilir ki, eğer meslek değiştirip ilave kurslar, stajlar almak suretiyle “PİLOTAJ” kadrosuna geçilmemişse hiçbir GEMİ KAPTANI hayatı boyunca bir kez olsun tek bir defa YANAŞMA ve KALKMA manevrası yapmadan emekli olur gider. Çünkü gemileri limana sokan, yanaştıran ve kaldıranlar gemi kaptanları değil sadece PİLOTLAR (Kılavuz) ve onlara bağlı sayıları en az iki tane olan römorkörlerdir. Bu durumda sayın OKAN’ın kendilerinin hiç yapmadıkları manevra türlerini “amatörler için” önermesi bana göre VİCDAN ve İNSAF sınırlarını zorlayıcı bir davranıştır. Tamamı uzakyol kaptanlarının kontrolü dahilinde çalışan birçok profesyonel denizcilik kurslarından bazıları verdikleri ilanlarda STCW kurslarının amatörler için de mecburi olduğunu iddia ederek bir yandan amatör denizci adaylarını yanıltırken bir yandan da ANKARA’yı etkileme ve yönlendirme çabası içine girdikleri görülmektedir.

Özel Kurslar…

STCW temel kursları toplam 5 adet olup her kursun bedeli 50 milyon civarındadır. Beş bölüm kursun mali karşılığıysa 250 milyon tutmaktadır. Bütün bunlara karşı çıkılmadığı takdirde sinsi bir geri dönüşle zorunlu bir akıbet olarak bütün amatör tekneler gemi sınıfında addedilerek belki çok yakın bir gelecekte, en küçük bir amatör teknede bile en az bir profesyonel kaptan ve makinist çalıştırma mecburiyeti hasıl edilerek bu tutku kasıtlı olarak bitirilecektir.

Ve Ben…

Bendeniz 1971 yılında kasvetli bir kasım akşamında Münakalât vekaletinin (Ulaştırma Bakanlığı) 692 numaralı “Radiotelegraphiste deuxieme Classe” ehliyetnamesi ile ATA tankeriyle Ahırkapı’dan İngiltere’ye doğru yola çıkmıştım. En son telekomünikasyon kurumunun 62 nolu GMDSS-REO ehliyetnamesi ile ERKAN METE adlı bir gemiyle BORNEO adasından Ekim 2000 tarihinde bir daha geri dönmemek üzere AHIRKAPI’ya tekrar muvasalat ettim (ulaştım). Aradaki periyod zarfında toplam olarak 750.000 dwt’lık yerli ve yabancı gemide çalıştım. Bütün dünya denizlerinde ve okyanuslarından 800.000 nautical miles’dan fazla yol yaptım. Bu arada 42 kez “Cape Good Hope”u (Ümit Burnu) sancak ve iskeleden bordaladım. İlave olarak da 95 defa Ekvator hattını kuzey ve güney rotalarından deldim. İlk aldığım amatör denizci dergisi Temmuz 1965 tarihine ait “YACHT” dergisidir. O zaman 15 yaşındaydım. O sayının kapağındaki siyah-beyaz bir yat ve üzerindeki kırmızı-beyaz balon yelkenin beni denizlere çağırarak 800.000 mil yaptırdığı gerçeğini bu vesileyle açıklama yanlış olmayacaktır.

O zamanki parasal ve mevzuat sorunları sebebiyle zorunlu bir şekilde içine düştüğüm profesyonel denizciliği sevdiğimi söylemem imkânsız. Çünkü profesyonellikte amatör denizciliğin saflığı, güzelliği, candanlığı, dostluğu, dayanışması hiçbir zaman bulunmaz. Her konu ticari ve parasal getiri yönüyle ele alındığından bir ticaret gemisinde mevcut olan her şey, arkadaşlıklar dahi metalik ve soyut kavramlara dayanır.

Bu özellikleri sebebiyle profesyonellerin gemilerinde yüzlerce yıldır değişen pek az şey vardır. Bazen devasa paslı gövdelerin içinde okyanusların herhangi bir mevkiinde seyir yaparken kendimi çelik bir dinozor tarafından yutulmuş küçük bir deniz kabuklusu gibi hisseder hüzünlenirdim.  Gene de diğerlerinden daha şanslı olduğumu düşünürdüm. Çünkü elimin altında ne de olsa bir MANİPLE (Mors kodu ile işaret göndermede kullanılan anahtar) vardı ve ona bastığım anda çok uzaklardaki kıyılardan da olsa biri beni bir anda o kötü dinozorun karnından sanki çekip çıkartıverirdi.

Sonuç Olarak…

İlk okuduğum 1965 YACHT dergisi ile son okuduğum Yelken Dünyası’nın zaman dilimleri arasında gezindiğimde, amatörlerin üzerine musallat ettirilen olumsuzlukların genel olarak aynen devam ettiğini görebiliyorum. Hiç kimseye zararı olmayan, küçük ve tertemiz tekneleri üzerinden kendi hürriyetlerini, üstelik kimseye ait olmayan denizlerde yaşamak isteyen bu insanlardan ne istenir? Bunu anlayabilmem mümkün değildir. Yelken Dünyası’nın gösterdiği duyarlılıktan dolayı kutluyor, bütün amatör denizcileri sonuna kadar destekliyorum. Bilvesile selam ve saygılarımla.

halukbilgi@hotmail.com

(Yelken Dünyası, Ağustos 2002, sayı 220)

Bağlantılı yazı, bkz: “Yeni Bir Amatör-Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…”

Benzer Gönderiler

  • | |

    Mustafa Pultar Hoca İçin…

    Mustafa Pultar hocanın vefatını Kanada’dan e-posta gönderen Motor Boat &Yachting dergisi yazarı arkadaşım Yılmaz Bayazıtoğlu’ndan öğrendim. Ona da Çeşme’de yaşayan Mustafa hocanın bir komşusu haber vermiş. Dünya böyle artık haber sınır tanımıyor, bazen uzaktan daha çabuk öğrenebiliyorsunuz. Mustafa hoca için siteye bir anma yazısı yazacaktım ama Yılmaz’ın vesilesi ve Motor Boat &Yachting dergisi yayın yönetmeni Selcen Tanınmış Işıldar’ın önerisiyle Yılmaz’ın ve benim yazım “İki Farklı Hafızadan Bir Portre: Mustafa Pultar” başlığıyla derginin Ekim sayısında (sayı 227) yayımlandı (görseli yazı sonunda).

  • |

    İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek

    Özel Teknelerin Kayıt, Belgelendirme ve Donatımına İlişkin Yönerge’de (2006) yapılan bir değişiklikle ADEK/Amatör Denizci Elkitabı, bir süre her teknede bulunması zorunlu yayınlar arasına katılmıştı. Bu yazıdaki “Zorunlu Kitaplar” bölümünde “Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.” diye yazıp ADF’ye de bu şartın kabul edilebilir bir şey olmadığını ifade etmiştim. ADF’nin girişimiyle bir süre sonra mevzuat değiştirilerek bu tekel durumuna son verildi.

    Yazıda yer alan “Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi” başlıklı bölümündeki eleştiriler nedeniyle Naviga dergisi kurucusu/söz sahibi Turgay Noyan’ın yaptıkları için “Yalanı Haber Yapabilen ‘Gazeteci…’” yazısına da bakın lütfen.

    Üç denizcilik dergisinin satış toplamının 15 bini aşması, amatör denizci belgesi veya yelken eğitimi almak isteyenlerin çokluğu gibi birçok göstergeye bakarak son yıllarda denizciliğe olan ilginin, denize açılan, açılmaya niyetlenen insan ve tekne sayısının giderek arttığını söyleyebiliyoruz. İlginin sadece sayısal bir artış olarak kalmaması nitelikçe bir zenginleşmeyle birlikte mümkündür. On sorudan dördünü yapana ADB/amatör denizci belgesi vermek yerine, sınavları, bilgiyi ölçen, öğrenmeye teşvik eden, herkese eşit uygulanan bir biçimde yapmak (Amatör Denizcilik Federasyonu’nun -ADF- yapmaya çabaladığı gibi) veya denizcilik/yelken eğitimini eğitim/eğitmen yönünden bir standarda kavuşturmak gibi örnekler, denizcilikte bir nitelik artışına işaret eder.

    Giderek zenginleşen bir nitelik artışıyla tanımlayabileceğimiz bir değişim, denizciliği sığ sulardan çıkarıp engin denizlere taşıyabilir. İlginin, denizciliğin gelişmesi, yaygınlaşması, zenginleşmesiyle birlikte yürümesi, bu işi öğrenmeye hevesli insanların sayısını giderek arttıracak, ilginin kalıcı olmasını sağlayacaktır.

  • Deniz Seyahati (1944-1945)

    Sunuş : “…kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum” / Sezar Atmaca

    Daha önce (Kasım 2022’de) yayımladığımız Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-46) yazısının sunuşunda  bu sahafiye belgeden de söz etmiştik:

    “Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.”

    Sevgili arkadaşımız Murat Koraltürk’e bu sahafiye belgeyi bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz.

    Kapakla birlikte 8 suluboya renkli çizimin yer aldığı bu ödevi, Silifke’de lise son sınıf öğrencisi olan, 18 yaşındaki Kâmil Doğruöz hazırlamış. Kalın karton kapaklı, 21×14.5 santim ebadında, tel halkalı, sayfa aralarına pelur kâğıt sayfa eklenmiş, her sayfasında bir tekne çizimi olan özenli bir ödev Deniz Seyahati (1944-45). Samsun’da Deniz Faaliyeti’nde olduğu gibi bu metinde de epey imla/yazım hataları varsa da ödevin güzelliğine gölge düşürmediği gibi o dönem bunlara çok önem verilmediğini de gösteriyor. Resim altındaki açıklamalar metinle karıştığı için, yeşil çizgiyle resim altyazısı ile metni ayırdım.

    Kâmil Doğruöz’ün ailesinin yaşadığı Gilindire o dönemde  yerlilerin Kelindir dediği Gülnar kazasının merkezi. İlçeye adını veren Gülnar, şimdiki adı Aydıncık olan Gilindire/Kelenderis kasabası.

    Bayram tatilinde ailesini görmek için Silifke’den Gilindire’ye gelen Kâmil Doğruöz, dönüşte kızkardeşini de yanına alarak Akbaba motoru ile Taşucu’na oradan da arabayla Silifke’ye gitmek üzere 1 Aralık 1944’te (bir kanunievvel) “deniz seyahati”ne başlar. Yelken açan teknenin sereni kırılır, tamir edilir, hava sertleşince tekrar kırılır, motor çalışmaz, fırtınayla baş edilmeye çalışılır. Akbaba, Tekin ve Aygır tekneleri aynı yolun yolcusudur. Uğranılan, sığınılan limanlar, koylar, arızalanan/yedeklenen tekne, yelken tamiri, makine tamiri, balık avı, kıçtan kara, gece yelken seyri… Bir hafta süren, yaklaşık 35-40 millik maceralı bir deniz yolculuğunu anlatan kısa bir ödev metni “Deniz Seyahati”.

    Seyirde karşılaşılan sorunlarla uğraşılırken kız kardeşine cesaret vermeye çalışan Kâmil Doğruöz selametle karaya ulaşınca doğal olarak kışın yapılan bu seyre ihtiyatla yaklaşmış:

    “ Bu seyahatimde heyecanlı dakikalar ve tehlikeler atlatmakla cesaretimin artması ile beraber kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum.”

    Deniz Seyahati’nin, rotasını bölgenin SHOD haritasının ilgili parçasında göstermeye çalıştım:

  • Denizcilik Terimlerinden Argoya Geçen Söz Varlığı

    “Denizci argosu, denizcilik dili gibi ağırlıkla denizcilikle uğraşanların kullandığı, kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerden oluşan özel bir dildir. Hulki Aktunç, Büyük Argo Sözlüğü’nde denizcilik argosunun bir ‘alan argosu’ olduğunu belirtir ve alan argosunu özetle ‘yaşama ortam ve biçimleri birbirine yakın kişilerce yaratılıp benimsenmiş sözcükler, deyimler bütünü; bu sözcükler bütününe dayalı konuşma biçimi’ olarak tanımlar ve ekler: ‘Kimi alan argoları, azınlık dillerine ve çevre dillerine özel bir yakınlık gösterir: Örneğin denizci argosu ile İtalyancanın, Lingua Franca’nın ilişkileri gibi… Alan argoları, özel ilişki içinde bulundukları dillerden alınan sözcük ve deyimleri genel argoya taşır.’”
    Denizcilikte ve özellikle deniz ticaretinde yaşanan ekonomik-teknolojik gelişmeler nedeniyle çektirme, kabasorta veya randa armalı brik, brigantin gibi yelkenli teknelerin bu dilin taşıyıcısı denizcilerle birlikte giderek denizlerden çekilmesi, daha çok bu tekneler zamanında kullanılan denizci argosunun kitap sayfalarında kalmasına yol açmıştır.

    Dr. Öğretim Üyesi Zahide Parlar’ın yirmi sekiz sayfalık araştırma makalesi denizcilik terimlerinde argonun izini süren ve bu konuda bizlere derli-toplu bir değerlendirme sunan değerli bir çalışma. Misalli Büyük Türkçe Sözlük ile Büyük Argo Sözlüğü’nü (Hulki Aktunç) denizcilik terimleri bakımından tarayan yazar, “Giriş” yazısında makalesinin amacını şöyle özetlemiş: “…argoda kullanılan denizcilik terimlerini derlemek ve denizcilik terimlerinin argoya nasıl yansıdığının ve argoda nasıl bir kavram alanına sahip olduğunu” tesbit etmek.
    Bu değerli makalenin denizciningunlugu.org’da yayımlanmasına izin verdikleri için sayın Dr. Öğr. Üyesi Zahide Parlar ve AVRASYA Uluslararası Araştırmalar Dergisi’ne teşekkürlerimizle…

  • |

    Fırtına Nerede?

    Hangi deniz, hangi rüzgâr, hangi “haber” buluşturur bizi?

    Denizdeki her olay denizi, denizciliği tanımak, tanıtmak için bir fırsattır ama bunun gerçekleşmesi konuya yaklaşıma ve eklenecek bilgilere bağlıdır.

    2006’da yaşanmış bir kaza dolayısıyla haberlerin ele alınışını, bilginin kaybolmasını, magazinleştirilmesini ve gittikçe kaybolan amatör ruhu ele alan bir değerlendirme…

    Birçok göstergeye bakarak ülkemizde denizciliğe olan ilginin, denize açılan insan ve tekne sayısının giderek arttığı söylenebilirse de genel olarak bu artışın denizcilik kültürünü incelttiğini, ona yeni “değerler” kattığını söylemek oldukça zor.

    Denizciliğin daha dar alanlardan çıkıp giderek yaygınlaşmasından söz edeceksek canlı, ufku açık, her bindiği teknenin şarkısını söylemeyen kendi değerleri ve kimliği billurlaşmış amatör ruhlu bir denizcilik kültürü için mevcut veya oluşmaya başlayan kimi değerleri sorgulamamız, bu alandaki olumlu mirasa sahip çıkmamız gerekir. Çok sayıda parametreden (tekne, eğitim, kurum, yayın -kitap, dergi, gazete-, sporcu, yarış, sponsor vb.) farklı örnekler vermek mümkün ama çok daha sıradan birkaç örnekle konuya gireyim.

    Tekne sayısı arttıkça usturmaçalarını üzüm salkımı gibi sarkıtarak seyreden tekne sayısının artması; liman içinde VHF telsizlerinin 1 watt değil de 25 watt çıkış gücünde kullanılarak herkesin rahatsız edilmesi sıradan bilgilerin bile “içselleştirilemediğini” gösteren örnekler. Bir değerin oluşabilmesi, kalıcılaşması için sadece bilgiye sahip olmak yetmiyor, o bilginin “içselleştirilmesi” de gerekiyor. Doğaldır ki bu alandaki gelişmeler denizdeki yağmurla, fırtınayla gelip yerleşmiyor, ülkenin kültüründeki olumlu ve olumsuz (zaafları, eksiklikleri…) yönleri, gelişmeleri bünyesinde taşıyor, yansıtıyor. Ayrıca denizcilik adına yapılan her şey iyidir gibi ilkesiz, ölçüsüz bir anlayışın yaygınlığı da bunu pekiştiriyor. Örneğin “Türkiye Yelken Açtı” başlığıyla gazetemiz (Milliyet Pazar, 4 Haziran) 2 tam sayfa haber yapıyor ama muhabir yaptığı röportajların yönlendirmesiyle (!) amatör denizci belgesiyle “şilep” kullanılabileceğini yazıyor.

    Denizcilik alanındaki gelişmeleri, tartışmaları her açıdan değerlendirmek, eleştirmek, denizciliğin ufkunu açacak yerel ve evrensel kuralların, değerlerin, referansların belirginleştirilmesini, sindirilmesini sağladığı gibi amatör bir ruhu kaybetmeden filizlenmekte olan denizcilik dilinin, kimliğinin ve sonucunda kültürünün sınırlarını çizebilir.

  • Biraz tekne, biraz seyir, biraz bakım, biraz yaşam

    Teoman Arsay abimiz yıllar önce denizciliğe yönelik ilginin artışı nedeniyle “amatör denizciler için seyir uyarıları/hatırlatmaları” diyebileceğim notları yazma ihtiyacı duymuştu.
    İlk defa yıllar önce Yelken Dünyası dergisinde “Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlığıyla maddeler halinde yayımlanan notlar “seyre
    çıkarken/yolda/seyirde/dönerken” nelere dikkat edilmesi gerektiğini, “genel uyarılar ve önerilerle” birlikte sıralıyordu.
    Teknik konular, seyir bilgisi, tekne kullanma/navigasyon ve motor uyarıları,
    emniyet/güvenlik kuralları, mevzuata/geleneklere ilişkin hatırlatmalar, teknede/seyirde
    davranış/nezaket kuralları ile denizcilik kültürüne de değinen maddeler kısa cümlelerle, öğütlerle, kimi zaman “denizden gelmeyeni denize atma” gibi aforizmalarla nelere dikkat
    edilmesi/uyulması gerektiğini deneyimli bir denizcinin gözünden özetliyordu.
    “Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlıklı yazının güncellenmiş bir versiyonu Ali Boratav’ın “Mavi Yolculuk Rehberi” kitabının 2. baskısında (Ege Yayınları,
    Mart 2021) yer aldı.
    Boratav yazıyı yeniden yayımlamak için “Hepimizin komodoru” Amatör Denizcilik
    Federasyonu eski başkanı Teoman Arsay’dan izin istediğini ve Arsay’ın notlarını gözden geçirip günümüzün gerektirdiği bazı eklemeler yaptığını aktarır ve “ Teoman Ağabey’in
    öğütlerinden her zaman, hepimize dersler var” diye de ekler.
    “Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlıklı maddeler halindeki bu notların “tek elle izbarço, bayrak katlama” çizimleriyle birlikte son güncellenmiş halini (22.08.2022)
    sunuyoruz. “Hepimizin komodoru”nun bilgelikle yazdıklarını teknede hatta gözönü dosyası
    olarak dümenbaşında/el altında bulundurup zaman zaman göz atmakta fayda var. Deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun, keyifli seyirler…