|

Amatör, Amatör Olarak Kalmalıdır…

Haluk Bilgi



Yelken Dünyası, Ağustos 2002, sayı 220

Amatör, Amatör Olarak Kalmalıdır…

Çünkü, amatör denizcilik bir hobi ve yaşam biçimi olup, asla bir meslek değildir.

Haluk Bilgi

Nisan 2002-216’ncı sayınızdaki değerli denizci Teoman ARSAY’ın yazılarını ilgi ile okudum. Amatör Denizcilik üzerindeki baskı ve tehlikeler aslında sanıldığından da ciddidir. Bunların bertaraf edilmesi için bir an dahi boşluk vermeden çalışılması, “yürütmeyi durdurma davaları dahil” her türlü girişime başvurulması ihtimali organize yat kulüplerince gözardı edilmemelidir.

Ayrıca, benim şahsi kanaatime göre derginizde de bir miktar stratejik değişiklikler yapılması artık zaruri bir hal almıştır. Şöyle ki, Yelken Dünyası amatör denizcilere yönelik bir dergi olduğundan İngiltere’deki “Yachting World”, Amerika’daki “Yachting Magazine” gibi tamamen “AMATÖR” denizci kesimine hitap etmelidir. Yani profesyonellerin amatör teknelerde geçmeyen anıları, maceraları, ya da amatörlük ifade etmeyen görüş ve önerileri yayınlardan çıkarılmalıdır. Herkesin kendi işine bakması, kendi kapısının önünü temizlemesi modern demokratik dünyayı temsil eden kuvvetler ayrılığının temel ilkesidir.

Yelken Dünyası, Ağustos 2002, sayı: 220

Çünkü bazı profesyonellerin yersiz çıkışları hissettirmeden amatörleri ince, ince aşağılayan birtakım yazıları da merkezi otoriteyi kışkırtıcı bir etki yapmakta, belirli sapmalarla amatörleri de profesyonellere ait kanun ve kurallardan sorumlu tutarak bunlardan bir rant elde etme eğilimleri ağır basmaktadır.

Bu itibarla derginizde Teoman ARSAY gibi analizci, cesur, amatör denizciliğin prensiplerini ve çerçevesini gayet iyi bilen, hukuki yönüyle de konuya hâkim yazarların çoğalması Türk amatör denizciliği için hayati önem taşımaktadır.

On Yıl Önceki Bir Yazı…

Aslında bu yazımı dokuz yıl önce yazacaktım fakat uzak yol seyirlerim itibariyle buna imkân bulamamıştım. Çünkü Mayıs 1993 tarih ve 109 sayılı “Onuncu Yılınız”da 84’üncü sayfada yer alan Kaptan Fuat OKAN imzalı bir yazı beni bir okur olarak çok rahatsız etmişti. Bu yazıda sayın Kaptan Fuat OKAN amatör denizcilerin yüklendiği sorumluluğun ticaret gemisi süvarisinden az olmadığını, amatör denizci sınavlarının yetersiz olduğunu, uygulamalı olması gerektiğini, amatör denizcilerin ne kadar cahil olduklarını da ispat etmek için bir tarihte İstanbul-Odessa arasında yapılan yat yarışında bir yatın 40 mil sapma yapması sonucu FİNİŞ noktasına nasıl açık düştüğünü göstermişti.

Bir amatör teknenin, bir yarışı kazanması, kaybetmesi, pozisyon tesbitinde zorluklar yaşaması, limana erken ya da geç girmesi ancak onun sahibinin kendi amatör problemidir. Kimseyi ilgilendiren ya da bağlayan bir konu olmadığı gibi kitaplara basılacak kadar da eleştiri konusu OLAMAZ. Bir uzakyol ya da yakınyol gemi kaptanıyla bir tekne sorumlusu arasında sorumluluk bağlamında en küçük bir ilişki kurmak mümkün değildir. Çünkü, amatör kendi malı olan teknesi ile gene kendine ait canından sorumludur. Onu da teknesindeki can yeleği, can salı ve diğer aparatlarla en üst düzeyde korumasını en az bir profesyonel kadar bilir.

İşin Profesyonel Yanı…

Halbuki profesyonel gemi kaptanlarındaki konu ise daima “BAŞKALARIDIR”. Yani altındaki gemi başkasına aittir. Sorumlu olduğu canlar (ücretli mürettebat) başkalarının canlarıdır. İçindeki yükler bir başkasınındır. Ayrıca onlar “BAĞIMSIZ” seyir yapamazlar. Sadece armatörün (DONATAN) emir ve direktifleri doğrultusunda, onların ticari çıkarlarına cevap verecek rotaları izlemek mecburiyetindedir. Yani gidecekleri limanları dahi başkaları tayin ederler. Bu basit tanımlamalar bile aradaki ilişkisizliği yeterli bir şekilde izah edebilmektedir.

Amatörün Sınavı…

Sayın OKAN uygulamalı, yani manevralı SINAV önerisinde bulunuyor. İmtihan otoritesi bu durumda amatörü hangi tekne kriterine göre imtihan edecektir? Ben belki motorsuz bir “Dragon” kullanacağım, ya da tam tersi kıçtan takma motorlu bir tekne için bu belgeyi almak istiyor olabilirim. Veya sloop arma hem motorlu, hem yelkenli bir tekneyi de kullanmak isteyebilirim. Sınav günü ben iskeleye yanaşıp, kalkma manevraları yaparken o günkü hava ve rüzgâr durumu nasıl olacaktır? Ya da liman kendi tayin ettiği hiç tanımadığım, manevrasını bilmediğim bir motorda mı beni sınava tâbi tutacaktır.

Görüldüğü gibi Kaptan Fuat OKAN’ın önerileri sadece problem üretmekte ve amatör denizciliği başka mecralara sürüklemektedir. Bilakis amatör sınav en basit şekilde yapılmalı, bilgisini geliştirmek veya geliştirmemek sınav sonrasındaki yaşamda amatörün kendi opsiyonunda olmalıdır. Çünkü “AMATÖR DENİZCİLİK BİR HOBİ VE YAŞAM BİÇİMİ OLUP ASLA BİR MESLEK DEĞİLDİR.”

Ayrıca başta Kaptan Fuat OKAN olmak üzere, denizcilikle uzak yakın ilişkisi olan herkes gayet iyi bilir ki, eğer meslek değiştirip ilave kurslar, stajlar almak suretiyle “PİLOTAJ” kadrosuna geçilmemişse hiçbir GEMİ KAPTANI hayatı boyunca bir kez olsun tek bir defa YANAŞMA ve KALKMA manevrası yapmadan emekli olur gider. Çünkü gemileri limana sokan, yanaştıran ve kaldıranlar gemi kaptanları değil sadece PİLOTLAR (Kılavuz) ve onlara bağlı sayıları en az iki tane olan römorkörlerdir. Bu durumda sayın OKAN’ın kendilerinin hiç yapmadıkları manevra türlerini “amatörler için” önermesi bana göre VİCDAN ve İNSAF sınırlarını zorlayıcı bir davranıştır. Tamamı uzakyol kaptanlarının kontrolü dahilinde çalışan birçok profesyonel denizcilik kurslarından bazıları verdikleri ilanlarda STCW kurslarının amatörler için de mecburi olduğunu iddia ederek bir yandan amatör denizci adaylarını yanıltırken bir yandan da ANKARA’yı etkileme ve yönlendirme çabası içine girdikleri görülmektedir.

Özel Kurslar…

STCW temel kursları toplam 5 adet olup her kursun bedeli 50 milyon civarındadır. Beş bölüm kursun mali karşılığıysa 250 milyon tutmaktadır. Bütün bunlara karşı çıkılmadığı takdirde sinsi bir geri dönüşle zorunlu bir akıbet olarak bütün amatör tekneler gemi sınıfında addedilerek belki çok yakın bir gelecekte, en küçük bir amatör teknede bile en az bir profesyonel kaptan ve makinist çalıştırma mecburiyeti hasıl edilerek bu tutku kasıtlı olarak bitirilecektir.

Ve Ben…

Bendeniz 1971 yılında kasvetli bir kasım akşamında Münakalât vekaletinin (Ulaştırma Bakanlığı) 692 numaralı “Radiotelegraphiste deuxieme Classe” ehliyetnamesi ile ATA tankeriyle Ahırkapı’dan İngiltere’ye doğru yola çıkmıştım. En son telekomünikasyon kurumunun 62 nolu GMDSS-REO ehliyetnamesi ile ERKAN METE adlı bir gemiyle BORNEO adasından Ekim 2000 tarihinde bir daha geri dönmemek üzere AHIRKAPI’ya tekrar muvasalat ettim (ulaştım). Aradaki periyod zarfında toplam olarak 750.000 dwt’lık yerli ve yabancı gemide çalıştım. Bütün dünya denizlerinde ve okyanuslarından 800.000 nautical miles’dan fazla yol yaptım. Bu arada 42 kez “Cape Good Hope”u (Ümit Burnu) sancak ve iskeleden bordaladım. İlave olarak da 95 defa Ekvator hattını kuzey ve güney rotalarından deldim. İlk aldığım amatör denizci dergisi Temmuz 1965 tarihine ait “YACHT” dergisidir. O zaman 15 yaşındaydım. O sayının kapağındaki siyah-beyaz bir yat ve üzerindeki kırmızı-beyaz balon yelkenin beni denizlere çağırarak 800.000 mil yaptırdığı gerçeğini bu vesileyle açıklama yanlış olmayacaktır.

O zamanki parasal ve mevzuat sorunları sebebiyle zorunlu bir şekilde içine düştüğüm profesyonel denizciliği sevdiğimi söylemem imkânsız. Çünkü profesyonellikte amatör denizciliğin saflığı, güzelliği, candanlığı, dostluğu, dayanışması hiçbir zaman bulunmaz. Her konu ticari ve parasal getiri yönüyle ele alındığından bir ticaret gemisinde mevcut olan her şey, arkadaşlıklar dahi metalik ve soyut kavramlara dayanır.

Bu özellikleri sebebiyle profesyonellerin gemilerinde yüzlerce yıldır değişen pek az şey vardır. Bazen devasa paslı gövdelerin içinde okyanusların herhangi bir mevkiinde seyir yaparken kendimi çelik bir dinozor tarafından yutulmuş küçük bir deniz kabuklusu gibi hisseder hüzünlenirdim.  Gene de diğerlerinden daha şanslı olduğumu düşünürdüm. Çünkü elimin altında ne de olsa bir MANİPLE (Mors kodu ile işaret göndermede kullanılan anahtar) vardı ve ona bastığım anda çok uzaklardaki kıyılardan da olsa biri beni bir anda o kötü dinozorun karnından sanki çekip çıkartıverirdi.

Sonuç Olarak…

İlk okuduğum 1965 YACHT dergisi ile son okuduğum Yelken Dünyası’nın zaman dilimleri arasında gezindiğimde, amatörlerin üzerine musallat ettirilen olumsuzlukların genel olarak aynen devam ettiğini görebiliyorum. Hiç kimseye zararı olmayan, küçük ve tertemiz tekneleri üzerinden kendi hürriyetlerini, üstelik kimseye ait olmayan denizlerde yaşamak isteyen bu insanlardan ne istenir? Bunu anlayabilmem mümkün değildir. Yelken Dünyası’nın gösterdiği duyarlılıktan dolayı kutluyor, bütün amatör denizcileri sonuna kadar destekliyorum. Bilvesile selam ve saygılarımla.

halukbilgi@hotmail.com

(Yelken Dünyası, Ağustos 2002, sayı 220)

Bağlantılı yazı, bkz: “Yeni Bir Amatör-Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…”

Benzer Gönderiler

  • |

    Fırtına Nerede?

    Hangi deniz, hangi rüzgâr, hangi “haber” buluşturur bizi?

    Denizdeki her olay denizi, denizciliği tanımak, tanıtmak için bir fırsattır ama bunun gerçekleşmesi konuya yaklaşıma ve eklenecek bilgilere bağlıdır.

    2006’da yaşanmış bir kaza dolayısıyla haberlerin ele alınışını, bilginin kaybolmasını, magazinleştirilmesini ve gittikçe kaybolan amatör ruhu ele alan bir değerlendirme…

    Birçok göstergeye bakarak ülkemizde denizciliğe olan ilginin, denize açılan insan ve tekne sayısının giderek arttığı söylenebilirse de genel olarak bu artışın denizcilik kültürünü incelttiğini, ona yeni “değerler” kattığını söylemek oldukça zor.

    Denizciliğin daha dar alanlardan çıkıp giderek yaygınlaşmasından söz edeceksek canlı, ufku açık, her bindiği teknenin şarkısını söylemeyen kendi değerleri ve kimliği billurlaşmış amatör ruhlu bir denizcilik kültürü için mevcut veya oluşmaya başlayan kimi değerleri sorgulamamız, bu alandaki olumlu mirasa sahip çıkmamız gerekir. Çok sayıda parametreden (tekne, eğitim, kurum, yayın -kitap, dergi, gazete-, sporcu, yarış, sponsor vb.) farklı örnekler vermek mümkün ama çok daha sıradan birkaç örnekle konuya gireyim.

    Tekne sayısı arttıkça usturmaçalarını üzüm salkımı gibi sarkıtarak seyreden tekne sayısının artması; liman içinde VHF telsizlerinin 1 watt değil de 25 watt çıkış gücünde kullanılarak herkesin rahatsız edilmesi sıradan bilgilerin bile “içselleştirilemediğini” gösteren örnekler. Bir değerin oluşabilmesi, kalıcılaşması için sadece bilgiye sahip olmak yetmiyor, o bilginin “içselleştirilmesi” de gerekiyor. Doğaldır ki bu alandaki gelişmeler denizdeki yağmurla, fırtınayla gelip yerleşmiyor, ülkenin kültüründeki olumlu ve olumsuz (zaafları, eksiklikleri…) yönleri, gelişmeleri bünyesinde taşıyor, yansıtıyor. Ayrıca denizcilik adına yapılan her şey iyidir gibi ilkesiz, ölçüsüz bir anlayışın yaygınlığı da bunu pekiştiriyor. Örneğin “Türkiye Yelken Açtı” başlığıyla gazetemiz (Milliyet Pazar, 4 Haziran) 2 tam sayfa haber yapıyor ama muhabir yaptığı röportajların yönlendirmesiyle (!) amatör denizci belgesiyle “şilep” kullanılabileceğini yazıyor.

    Denizcilik alanındaki gelişmeleri, tartışmaları her açıdan değerlendirmek, eleştirmek, denizciliğin ufkunu açacak yerel ve evrensel kuralların, değerlerin, referansların belirginleştirilmesini, sindirilmesini sağladığı gibi amatör bir ruhu kaybetmeden filizlenmekte olan denizcilik dilinin, kimliğinin ve sonucunda kültürünün sınırlarını çizebilir.

  • |

    Amatör-Sportif Denizcilik İçin Yayın-Yayıncılık Önerileri

    Kitap denizine açılmak

    Amatör-sportif denizcilik literatürüne, 20 yılı aşkın bir sürede, emek verdiğim/katkıda bulunduğum sayısı 50’ye ulaşan kitapların ve uğraşının deneyimiyle denize açılarak yazılan ekteki yazı, yayın/yayıncılık için neler yapılabilirin rotası hakkında bir harita çizmeye çalışırken, güzergâhtaki kayalıklara, sığlıklara, yosun tutmuş/kekamoz bağlamış ilerlemeye engel nedenlere de değiniyor, eleştiriyor, önerilerde bulunuyor. Kitaplara/denize ilgi duyan herkesle paylaşmanız dileğiyle, deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun.

  • | |

    Mustafa Pultar Hoca İçin…

    Mustafa Pultar hocanın vefatını Kanada’dan e-posta gönderen Motor Boat &Yachting dergisi yazarı arkadaşım Yılmaz Bayazıtoğlu’ndan öğrendim. Ona da Çeşme’de yaşayan Mustafa hocanın bir komşusu haber vermiş. Dünya böyle artık haber sınır tanımıyor, bazen uzaktan daha çabuk öğrenebiliyorsunuz. Mustafa hoca için siteye bir anma yazısı yazacaktım ama Yılmaz’ın vesilesi ve Motor Boat &Yachting dergisi yayın yönetmeni Selcen Tanınmış Işıldar’ın önerisiyle Yılmaz’ın ve benim yazım “İki Farklı Hafızadan Bir Portre: Mustafa Pultar” başlığıyla derginin Ekim sayısında (sayı 227) yayımlandı (görseli yazı sonunda).

  • Amatör Denizcilerin Açık Denizlerdeki Uzun Yolculukları Üzerine

    Teoman Arsay

    Derin sulardaki her uzun yolculuk, önce bir psikolojik olaydır. Kişi kendisini yepyeni bir ortamda tanıyacaktır. Bu nedenle de yolculuğa, özellikle teknik açıdan, iyi hazırlanmış olmak esastır.

    Bir yelkenli teknenin markası, yapı malzemesi, boyu posu o kadar da önemli değildir, önemli olan zayıf noktalarının önceden iyi bilinir olmasıdır. Örneğin dümeni destekli (skeg var mı?) midir değil midir (pala dümen mi)? Arması, çarmıhları ve yelkenleri planlanan yolculuğa uygun mudur? Denizciler arasında söylendiği gibi Akdeniz armalı mıdır yoksa bodur armalı mıdır, kısacası arması göreceli yüksek midir, alçak mıdır? Bilmek gerekir ki örneğin bir okyanus geçişinde veya sert rüzgârlı bölgelerde aranan arma, daima biraz alçak olur.

  • |

    Klasik Tekne Tutkunu M. Cem Gür’ün Anısına…

    Klasik tekne tutkunu M. Cem Gür, çok değerli bir kitap ve yaptığı güzel/klasik tekneler, klasik teknelerle ilgili yazılar bırakarak 17 Nisan 2021’de ayrıldı aramızdan. M. Cem Gür ile hiç tanışmadım ama yaptığı tekneler ve yazıları hakkında bilgim vardı. “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras” kitabının ilanını görünce almış, kitabı elden geçirdikten sonra da bir arkadaşımdan Cem’in e-posta adresini isteyip 13 Şubat 2021’de “tebrik ve teşekkür” başlıklı “Yaptığınız tekneleri gördükçe sizi hayırla yadetmiş ve konuyla ilgili yazılarınızın (ki haberleşme dışında pek internet ve mecralarını kullanmadığım için hayli geç de fark ettim) geliştirilerek kitap olmasını istemiş/dilemiş biri olarak…” diye başlayan bir e-posta göndermiştim.
    15 Şubat 2021’de “Kendi adıma, karınca kararınca, ulusal deniz kültürüne bir tuğla koyabildim ise ancak onur duyarım.” diye biten zarif bir cevap almıştım M. Cem Gür’den.
    Hastalığından ve ölümünden geç haberdar oldum, benim için hayli gecikmiş ve yarıda kalmış, trajik bir tanışma/yazışma/ayrılma oldu ne yazık ki… Tek tesellim kitabı hakkındaki düşüncelerimi kendisine iletebilmiş olmam.
    M. Cem Gür’ün “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras” kitabının etkileyici bir tarafı da ülkemizde 2000’li yıllarda güncel/dinamik olan ancak çabuk silikleşen amatör denizcilik (ruhu) için önemli bir kaynak olmasıydı. Amatör denizciliğin araçları/dünyadaki örnekleri, bizdeki gidişatı hakkında değerli ipuçlarıyla doluydu “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras”. Kitabın sonuna eklediği ve çevirisini kendisinin yaptığı “Sakin Seyir Manifestosu” bunca yıldır yaptığı/yapmaya/anlatmaya çalıştığı şeylerin belki de bir özeti, adeta ideal bir amatör denizcilik manifestosu gibiydi. Dilerim denizcilik sitelerinde yer alan diğer yazıları bir araya getirilerek tasnif edilir/paylaşıma açılır, kitap olabilecek haldeyse yayımlanması sağlanır.
    M. Cem Gür kitabında hükümetin/Et ve Balık Kurumu’nun talebiyle FAO (BM Gıda ve Tarım Örgütü) tarafından bölgesel şartlara uygun tekne tasarımları hazırlaması/önermesi için 1957’de Türkiye’ye gönderilen ve ülkemizde on ay kalarak “Report To The Government Of Turkey On Fishing Boats” (Türkiye Hükümetine Balıkçı Tekneleri Hakkında Rapor) başlıklı balıkçı tekneleri envanteri ve raporu hazırlayan dünya çapında bir tasarımcıdan da söz eder: Howard Irving Chapelle.
    Henüz Türkçeye çevrilmemiş olan 105 sayfalık bu raporun ekinde yer alan 24 tekneyle ilgili 44 çizimi klasik tekne tutkunu M. Cem Gür’ün anısına ekte yayımlıyorum.
    M. Cem Gür’ün “Kaybolan Miras” diye adlandırdığı teknelerden de örnekler içeren bu çizimler yok olmuş ya da nadir örnekleri kalmış bir mirası da gözler önüne seriyor.

  • MAT Yatının Atlantik Gezisi

    Yılın her zamanında seyirde görebileceğiniz Teoman (Arsay) abimizin teknesi MAT’ın Karadeniz’den Kızıldeniz’e, oradan Atlantik’e “kayıtlı” yaklaşık 200 bin mil seyri, seyirler boyunca biriktirdiği onlarca anısı, denizciliğe ilişkin sayısız bilgisi/deneyimi var.

    MAT’ın uzun seyirlerinden biri olan, 16 Eylül 2002’de başlayan Atlantik gezisi Yelken Dünyası dergisinde “MAT Yatının Atlantik Seferi” üst başlığıyla bölümler halinde yayımlanmıştı (2002-2003). Dokuz ay süren 12 892 millik Atlantik gezisinin fotoğraflar, çizimler ve metin elden geçirilerek tek bölüm haline getirilen seyri “MAT Yatının Atlantik Gezisi” başlığıyla toplu halde ilk kez okuruyla buluşuyor. Teoman abinin seyir notlarına/gözlemlerine toplumsal gidişatımız/geçmişimiz ve amatör denizcilik üzerine düşünceleri de eşlik ediyor. Keyifli okumalar…