|

Eski Denizcilik Dergileri Dizini I: Liman Mecmuası (Mayıs 1927-Kasım 1927)

Murat Koraltürk


Liman Mecmuası

Murat Koraltürk

İstanbul’da liman hizmetleri Cumhuriyet dönemine kadar yabancı şirketler tarafından yürütülmekteydi. Bu hizmetlere talip olarak 1924’te yerli sermaye ile Bahr-i Muamelat TAŞ kuruldu. 1925’te ise bu şirkete rakip olarak yine yerli sermaye ile İstanbul Mavna ve Salapuryacılar Tahmil ve Tahliye TAŞ kuruldu. 1925’te bu iki şirket Türkiye İş Bankası ve Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası’nın da katılımıyla İstanbul Liman İşleri İnhisarı TAŞ’ni kurdular. Bu şirketin 29 Ağustos 1925–12 Ağustos 1934 tarihleri arasında umum müdürlüğü görevini yürütmesinden dolayı “Limancı” lakabı ile anılmaya başlanan Ahmet Hamdi Başar bu dönemde liman faaliyetleri ile ilgili yayınlar da yaptı.  

Ahmet Hamdi Başar (Limancı Hamdi)

Ahmet Hamdi’nin İstanbul limanına dair ilk araştırması olan İstanbul Limanı adlı kitabı 1929’da yayımlandı.[1] Bu kitabın ardından yine 1929 yılında İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası bünyesinde İstanbul’un liman ve köprü sorununu incelemek üzere üyelerini ihracat ile uğraşan tüccarlardan oda üyesi Abdülgani ve Hüseyin Sabri Beyler, oda genel sekreteri iktisat profesörü Mehmet Vehbi [Sarıdal], oda üyesi İstanbul Deniz Ticaret Müdür Mehmet Zeki Bey, Âlî Ticaret Mektebi iktisat profesörü Muhlis Etem Bey, Ticaret Borsası Başkanı oda azasından Furtunzade Murat Bey, Ticaret Borsası genel sekreteri iktisat profesörü Dr. Nizamettin Ali [Sav], oda üyesi armatör Sadıkzade Rıza Bey, gemi makineleri uzmanı oda üyelerinden Sırrı Bey, oda ve zahire borsası üyesi Şerifzade Süreyya Bey’in ve başkanlığını Ahmet Hamdi’nin yaptığı Liman ve Köprü Komisyonu kuruldu. 15 Mart 1930 tarihi itibariyle çalışmaları sona eren komisyon adına Ahmet Hamdi’nin kaleme aldığı konu ile ilgili rapor ise Nisan 1930’da yayımlandı.[2]

SAYI 6: Milli Müdafaa Vekili Abdülhak (Renda)

Ahmet Hamdi’nin İstanbul Liman İşleri İnhisarı Şirketi Umum Müdürü bulunduğu sırada anılan bu iki kitaptan önce 1927’de yayımlanan bir de Liman Mecmuası vardır. İlk sayısı Mayıs 1927’de yayımlanan Liman aylık olmak üzere toplam yedi sayı yayımlanmıştır.[3] Liman’ın idare merkezi ilk dört sayıda Büyük Kınacıyan Hanında idi. 5. sayıdan itibaren Liman, Galata’da Köprübaşı’nda Liman İnhisarı Şirketi binasına taşındı. Derginin müdür-i mesulu Ziya Akif, tahrir müdürü ise tanınmış denizcilik yazarı Abidin Daver idi.

Başta İstanbul Liman İşleri İnhisarı Şirketi’nin faaliyetlerini tanıtmak olmak üzere yerli-yabancı denizcilik alemi ile ilgili yazı ve haberlere yer veren Liman, alanında öncü bir sektör dergisidir. Liman’da imzalı yazılar yanı sıra imzasız ve kısaltma isimlerle yazılmış yazılar da bulunmaktadır. Kapitülasyonların kaldırılması, Kabotaj Kanunu ve liman işletmeciliğinin Türkleştirilmesi gibi birbirine bağlı bir dizi gelişmenin yaşandığı bir dönemde yayımlanan Liman’da milli iktisat anlayışının egemen olduğu göze batmaktadır. Liman’da açık adı ile yayımlanmış hiçbir yazısı bulunmayan, ancak Elif Ha gibi kısaltmalar ile yazmış olan ve hatta Liman imzası ile çıkan derginin çıkış amacının anlatıldığı yazı da (bkz. EK-1) olmak üzere bu türden yazıları Ahmet Hamdi’nin kaleme almış olduğu düşünülebilir. Liman’da teknik olarak nitelendirilebilecek yazılar yanı sıra örneğin Gazi Mustafa Kemal’in 1927’de 1919’da Anadolu’ya geçişinden sonraki ilk ziyaretine dair (bkz. EK 2-3) ve döneminde yerli yabancı kamuoyunun oldukça ilgisini çekmiş Bozkurt-Lotus davasına ilişkin de yazılar bulunmaktadır.

Sayı 7: Maliye Vekili Saraçoğlu Şükrü Bey

Liman Dizini –Yazar Adlarına Göre-

Abidin Daver, “Gözlerinin güneşi”, Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 2.

Abidin Daver, “Türk şimendiferciliğinin ilk zaferi”, Sayı 2, (Haziran 1927), s. 2-3.

Ali Said, “Asri limanlar nasıl olmalıdır?”,  Sayı 5, (Eylül 1927), s. 4-6.

Ali Said, “Limancılığın en mühim esasları”,  Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 5-7.

Elif Ha, “İstanbul Liman Şirketi’nin Aylık Faaliyeti”,  Sayı 5, (Eylül 1927), s. 11-15.

Elif Ha, “Lotus-Bozkurt müsademesi”,  Sayı 5, (Eylül 1927), s. 1-4.

Elif Ha, “Milli vapur kumpanyalarımız: Şirket-i Hayriye”, Sayı 5, (Eylül 1927), s. 9-10; Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 14-15.

Elif Re, “Deniz sporlarından: yelkencilik”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s.  11-13.

İbrahim Ali, “Limanlarda merkeziyet ve muhtariyet”,  Sayı 7, (Teşrin-i sani 1927), s. 11-12.

İbrahim Hafız, “Liman Şirketi ve amelenin ahval-i sıhhiye ve ahlakiyesi”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 7.

İbrahim Hafız, “Şirketlerde nezaret-i tıbbiyenin ehemmiyeti”, Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s.1-2.      

İhsan Haydar, “Deniz fenerleri”,  Sayı 7, (Teşrin-i sani 1927), s. 1-3.

İhsan Haydar, “İzmit Limanı”,  Sayı 7, (Teşrin-i sani 1927), s. 3-5.

Kurtoğlu Faik, “Garbın en büyük limanlarından Anvers”,  Sayı 7, (Teşrin-i sani 1927), s. 13-15.

Mahmut Rıza, “Limanlarda vesait-i tahmiliye ve tahliye”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s.  9-10.

Mahmut Rıza, “Sabih vinçlerin fevaidi”, Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 16-17.

Mehmet Ali Nasfet, “1927 Cihan ticaret filosu”, Sayı 5, (Eylül 1927), s. 7-8; Sayı 6, s. 12-13.

Mim Agah, “Köstence Limanı”, Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 3-7; Sayı 7, (Teşrin-i sani 1927), s.6-9.

Mim Gayın, “Büyük milletlerin siyaset-i bahriyesi”,  Sayı 7, (Teşrin-i sani 1927), s. 18-20.

Nemlizade Mithat, “Samsun-Çarşamba Demiryolları”,  Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 18-19.

Nusret Kemal, “Türkiye’de balıkçılık”,  Sayı 1, (15 Mayıs 1927), s. 14-16.

Orhan İhsan, “Gazi İstanbul’a girerken…”,  Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 3-4.

Sin Ayın, “Mersin Limanı’ndaki Facia”,  Sayı 7, (Teşrin-i sani 1927), s. 10- 11.


Liman Dizini –Makale Adına Göre-

“1927 Amsterdam Bahriye Kongresi”,  Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 16.

“Abidin Daver Bey Paris’e gitti”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 17.

“Antrepo buhranı: Liman Şirketi Müdür-i Umumisi Hamdi Bey’in beyanatı”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 17.

“Arz-ı şükran”, Sayı 2, (Haziran 1927), s. 6.

“Beynelmilel Bahriye Komitelerinin 1927 Amsterdam Konferansı”,  Sayı 5, (Eylül 1927), s. 19.

“Bilumum Türkiye limanlarında mukayyed sefain ve merakib tonajı”, Sayı 2,(Haziran 1927),s.28-31. 

“Bir kayık parçalandı”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s.  8.

“Bir motor yandı”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s.  8.

“Brüksel mukarreratının tasdiki”,  Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 16.

“Bulgar Seyr-i Sefain Kumpanyası’na hükümetin yaptığı muavenet-i maliye”, Sayı 5,(Eylül 1927), s.18.

“Cumhuriyet idarenin ticaret-i bahriye teşkilatı”,  Sayı 1, (15 Mayıs 1927), s. 12-13.

“Çımalar sağlam olmalı”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s.  8.

“Deniz kazalarının meni”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 19.

“Denizde seyr-i sefer emniyeti gittikçe çoğalıyor”,  Sayı 5, (Eylül 1927), s. 16.

“Denizpiresi”,  Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 17.

“Diğer bir kadın Manş’ı 13 saatte geçti”,  Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 17.

“Ecnebi memleketlerdeki ticaret-i bahriye faaliyeti”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 14-16.

“Fransa-Cenubu Amerika seferi”,  Sayı 7, (Teşrin-i sani 1927), s. 17.

“Gazi Hazretleri İstanbul’un en aziz ve en sevgili misafiri”,  Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 1.

“Gemilerin tahlisiye vesaiti”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 19.

“Haliç’te bir kaza”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s.  8.

“Hamdi Bey beray-i tedavi Viyana’ya gitti.”,  Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 13.

“İstanbul ithalat gümrüğünden”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 19.

“İstanbul Liman Şirketi’nin faaliyetlerine bir nazar”,  Sayı 1, (15 Mayıs 1927), s. 4-7.

“İstanbul Liman Şirketi’nin Vesait ve Hareket Şubesi”,  Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 8-9.

“İstanbul limanı mavnacılarının tensiki”,  Sayı 1, (15 Mayıs 1927), s. 20.

“İstanbul Limanı’nın aylık ithalat cetvelleri”,  Sayı 1, (15 Mayıs 1927), s. 21-22.

“İstanbul limanına girip çıkan yolcular”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 13.

“İstanbul limanında ithalat”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 16; Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 20; Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 20; Sayı 5, (Eylül 1927), s. 20; Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 20; Sayı 7, (Teşrin-i sani 1927), s. 20.

“İstanbul limanında muhtelif tarifeler”, Sayı 2, (Haziran 1927), s. 15-16.

“İstanbul limanının bir günlük faaliyetlerine bir nazar”,  Sayı 1, (15 Mayıs 1927), s. 8-11.

“İstanbul limanının bir senelik faaliyeti”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 4.

“İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası Riyasetinden”,  Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 13.

“İstanbul’da ne kadar motor ve sandal var?”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 14.

“İstanbul’da Serbest Mıntıka Kanunu”,  Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 14-15.

“İtalya’da vapur kumpanyalarının tevhidi”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 11.

“İtalyan limanlarının faaliyeti”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 11-13.

“İzmir Liman Şirketi’nin faaliyetlerine bir nazar”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 4-6.

“İzmir Vapuru limanımızda”,  Sayı 5, (Eylül 1927), s. 17.

“Kabotaj Kanunu”,  Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 12.

“Kaç Türk vapuru var?”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 17-27.

“Karaya oturan bir gaz vapuru”,  Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 13.

“Kayıkçıların imtihanından vazgeçildi”,  Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 7.

“Kaza-i bahri ve vekayi-i saire”,  Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 18-20.

“Kaza-i bahrilerin telsizle ihbarı”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 19.

“Kefalet mektupları”,  Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 16.

“Konya Vapuru Seddülbahir’de karaya oturdu”,  Sayı 5, (Eylül 1927), s. 19.

“Liman inşaat-ı cesimesinde kullanılan maçunalar”,  Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 8-12.

“Liman Şirket-i Umumisi Triyeste Limanı’nda”,  Sayı 5, (Eylül 1927), s. 16.

“Liman Şirketi, niçin teşekkül etti?”,  Sayı 1, (15 Mayıs 1927), s. 2-3.

“Liman Şirketi’nin yeni ve mühim bir eseri”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 6.

“Liman talimatnameleri”,  Sayı 5, (Eylül 1927), s. 15.

“Liman tarifesi ibka edildi”,  Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 7.

“Limanda imtihan: deniz motorcularıyla sandalcılar imtihan edildiler”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 14.

“Liman’ın maksad-ı intişarı”, Sayı 1, (15 Mayıs 1927), s. 1-2.

“Limanlar Kanunu”,  Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 10-11.

“Manş i’tilası”,  Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 17.

“Marsilya limanının faaliyeti”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 11.

“Meşkur bir teşebbüs: Ticaret Vekaleti İstanbul’da bir Ticaret-i Mekteb-i Alisi küşadına karar vermiştir”,  Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 17-18.

“Milli vapur kumpanyalarımız: Kocaeli Şirketi”,  Sayı 7, (Teşrin-i sani 1927), s. 9-10.

“Milli vapur kumpanyalarımız: Sadıkzade Biraderler Şirketi”,  Sayı 1, (15 Mayıs 1927), s. 17-19.

“Milli vapur kumpanyalarımız: Yelkencizade ve Mahdumu Vapur İdaresi”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 8-9.

“Moda deniz yarışları muvaffakiyetle icra edildi”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 2-4.

“Motorcu ve sandalcıların imtihanı”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 14.

“Motorcular ve sandalcılar”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 13.

“Motorcularla sandalcıların tescili”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 14.

“Mühim İlan: İstanbul Liman Şirketi’nden”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 20.

“Ortaköy’de ezilen mavnalar”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 13.

“Principe Zamakalda vapurunun garkı”,  Sayı 7, (Teşrin-i sani 1927), s. 17.

“Rafaella ile Giyus vapurları nasıl müsadele ettiler?”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 7.

“Rayla tahmil olunurken”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s.  8.  

“Sahilde hazine bulmuş!”,  Sayı 6, (Teşrin-i evvel 1927), s. 17.

“Samsun limanının istikbali”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 18.

“Seddülbahir önünde bir ecnebi vapuru battı”,  Sayı 5, (Eylül 1927), s. 19-20.

“Sovyet Seyr-i Sefain İdaresi’nin ıslahı ve tenkisi”,  Sayı 5, (Eylül 1927), s. 18.

“Şamandıralar hakkında bir tamim”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 4.

“Şerefli bir hizmet”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 6.

“Şirket-i Hayriye vapuru apartmana çarptı”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s.  8.

“Tarife komisyonunun faaliyeti. Ticaret-i Bahriye Müdürünün (Zeki Bey) Mecmuamıza beyanatı”,  Sayı 2, (Haziran 1927), s. 10.

“Turuk-ı bahriyenin müdafası: mayın dökme ve toplama alanı”,  Sayı 7, (Teşrin-i sani 1927), s. 16.

“Türk şehbenderleri”,  Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 20.  

“Türk ve ecnebi vapur acenteleri”,  Sayı 1, (15 Mayıs 1927), s. 23; Sayı 2, (Haziran 1927), s. 32.

“Üsküdar yangınında Liman Şirketi’nin muaveneti”,  Sayı 4, (Ağustos 1927), s. 13.

“Yatlarda motor istimali”,  Sayı 5, (Eylül 1927), s. 17.

“Yeni İnönü 1 tahtelbahirimiz”,  Sayı 5, (Eylül 1927), s. 20.


[1] Ahmet Hamdi, İstanbul Limanı, Akşam Matbaası, İstanbul 1929.

[2] [Ahmet Hamdi Başar], İstanbul’un Liman ve Köprü Mes’elesi: İstanbul Ticaret ve Sanayi Odasınca Teşkil Edilen Komisyonun Raporu, İstanbul Ticaret ve Sanayi Odası Neşriyatından, Adet 42, Cumhuriyet Matbaası, İstanbul 1930. Bu raporun değerlendirilmesi için bkz. Murat Koraltürk, “1930’ların Başında İstanbul’un Liman ve Köprü Sorunu ile İlgili Bir Rapor”, İstanbul Dergisi, Sayı 37, (2001), s. 94-97. 

[3] Koleksiyonunda bulunan Liman Mecmualarını incelememe imkân veren Sayın Nedret İşli’ye teşekkür ederim.


EK-1

“Liman”ın Maksad-ı İntişarı[4]

“Liman”ın maksad-ı intişarı nedir? Bunu, birkaç kelime ile efkâr-ı umumiyeye arz etmek isteriz:

Zafer ve cumhuriyetin kurtardığı ve sahibi olan millete iade ettiği haklardan biri de Türk sularında ve Türk limanlarında Türk bayrağının kati hâkimiyetidir. İmtiyazat-ı ecnebiyenin mer’i olduğu devirlerde Türk sularında ecnebi bayrağı, ecnebi gemileri hâkimdi. Türk limanlarında ise tahmil ve tahliye işleri, su ve kömür tevziyatı, dalgıçlık ve diğer bütün liman hidematı ecnebilerin elinde idi. Bir İngiliz römorkörü limana girip geçen sefaine yol gösterir, bir İtalyan dubası eşya çıkarır, bir Fransız mavnası kömür yükler, bir Alman şirketi dalgıçlık yapar, bir Avusturya su vapuru gemilere su verirdi. Cumhuriyet idare, Türk sularında olduğu gibi Türkiye limanlarında da bütün işlerin Türklere, Türk bayrağına aid olduğu hakkını ecnebilere kabul ettirdi. Şimdi, denizlerimiz ve limanlarımız tam manasıyla bizimdir. Türk limanları arasında ticaret-i bahriye Türk bayrağına intikal etmiştir.

Eskiden ecnebiler denizlerimizin limanlarımızın sahibi mevkiine geçmişler, bizi misafir ve seyirci vaziyete sokmuşlardı. Lozan muahedenamesi bu gayr-ı tabii hale nihayet verdi. Artık ev sahibi ev sahibi, misafir de misafir oldu.

Limanlarımızda bu suretle sahib olduktan sonra liman işlerimizi ıslah etmek, asrileştirmek, düzeltmek ve fiyatları ucuzlatmak mecburiyetinde idik.

İşte bu maksatladır ki İstanbul’da, İzmir’de liman işleri inhisarı şirketleri teessüs etti ve bu inhisarın vaz’ından ve bu şirketleri tesisten maksad, küçük sermayelerin başaramayacağı liman işlerini büyük sermaye ile tanzim etmek idi.

Hükümetimiz, liman işlerine büyük bir ehemmiyet atfetmekte tamamen haklı idi. Çünkü evvela limanlar, memleketlerin kapıları demekti. Memlekete gelen her şey bu kapılardan girecek, memleketten her çıkan şey bu kapılardan çıkacaktı. Türkiye’ye gelen ve Türkiye’den harice giden eşya ne kadar muntazam, seri, kolay ve ucuz tahliye ve tahmil edilirse memleketin istifadesi o nisbette büyük olacaktı. Sonra, bize rakip memleketler, limanlarımızın beynelmilel faaliyeti kendi limanlarına celb etmek için azm-i gayret sarf ediyorlar, intizam, sürat, sühulet ve ehveniyyet itibariyle bize tefevvuka çalışıyorlardı. Birçok noktalarda muvaffak olduklarını da itiraf etmek mecburiyetindeyiz. Limanlarımızda, bilhassa İstanbul limanında işlerin intizamsızlığı, bahalılığı, batâeti, devam ettikçe transit muamelatının, kömür ve su işlerinin başka rakip limanlara geçmesi tabii idi. İşte liman şirketleri liman işlerini matluba ve ihtiyaca muvafık bir şekilde tedvir etmek bu iktisadi mücadele asrında limanlarımızı diğer mücavir ecnebi limanlarına karşı mağlup bir vaziyete düşürmemek için teşekkül etti.

“Liman” mecmuası ise Türk ticaret-i bahriyesinin ve Türk limanlarındaki faaliyetin tevessü’ ve inkişafına yardım ihtiyacından doğmaktadır. Mecmuamız, ticaret-i bahriyemizden gerek limanımızdaki, gerek diğer Türk ve ecnebi limanlarındaki faaliyetlerden bahsedecek, İstanbul limanının ve diğer limanlarımızın ticaret-i bahriyemizin, gemicilerimizin, mücehhezlerimizin, hulasa denizle alakası olan herkesin ihtiyaçlarına, dertlerine derman olacaktır. Büyük limanlar, başlı başına bir şehir, alemdir. Bir limanda olup biten işler, yalnız ara sıra yevm-i gazetelerin bahs ettikleri kazalardan veya girip çıkan gemilerin umumi tonasından ibaret değildir. Orada vuku bulan her hadisenin memleketin iktisadiyatı ile azim alakası vardır. İşte “liman” büyük küçük bütün bu hadiselerden bahs edecek. Hükümetimizin takip ettiği ticaret-i bahriye ve liman siyasetinin zahîri, ticaret-i bahriyemizin liman işlerinin bir ma’kusu olacaktır. Bu gayeye hâdim bütün yazılara sahifelerimiz açıktır.

Neşriyatımızdan beklenilen faideyi teşmil için gelecek nüshalarımız ayrıca bir Fransızca kısmı da ihtiva edecektir. Bu suretle başta İstanbul limanı olmak üzere bütün Türk limanlarını ve bu limanların muhassala-yı faaliyetlerini Türk bahriye-i ticariyesinin inkişaf ve faaliyetini ecnebi memleketlerine de göstermeye çalışacağız. Muzır ecnebi propagandalarına erkama, istatistiklere, vesaike müstenid yazılarla mukabele edeceğiz.

Memleket için faideli ve hayırlı addettiğimiz bu işe başlarken bütün memleket gibi ticaret-i bahriyemizin ve limanlarımızın istiklalini de kurtarmış olan büyük reis-i cumhurumuza ve cumhuriyet ricaline arz-ı şükranı bir vazife biliriz.

 Liman

[4] Liman, Sayı 1, (15 Mayıs 1927), s. 1-2.


EK-2

Gözlerinin Güneşi[5]

1 Temmuz 1927

Dolmabahçe Sarayı’nın muayede salonundayız. Ayasofya’nın kubbesini andıran kubbeli salonun loşluğu, akşamın alaca karanlığı içinde gittikçe artıyor.

Dışarıda, çifte pruva hattı teşkil etmiş olan Seyr-i Sefain ve Şirket-i Hayriye vapurlarının siyah fayrab dumanları Hamidiye’nin selam salvolarının beyaz dumanına karışarak Marmara’nın mavi gözlerini peçeliyor.

Sarayburnu’nun zafertakları bu dumanlar içinde pırıl pırıl yanıyor. Sanki vapur  dumanları da, barut dumanları da, Gazi’yi görmek ister gibi, Dolmabahçe’nin önünden ayrılmıyorlar.

İçeride, beyaz sarayın loş salonunda, simsiyah elbiseli bir halk kitlesi, hürmetkâr bir sükût içinde Gazi’yi bekliyordu. Nihayet kapıların birinden Gazi göründü. Muhteşem, muazzam ve muallâ salonun içinde ses yoktu. İnsanlar da sütunlar ve avizeler gibi susmuştu. Şimdi herkes yalnız göz kesilmişti. Sekiz senelik hasret ve hicran artık bitmişti; Gazi’nin sevgili İstanbul’u ile İstanbul’un sevgili Gazi’si karşı karşıya idi.

Salonun gittikçe artan loşluğu içinde siyah elbiseli insan kitlesi sıkışıyor, söz söylemeye hazırlanan Gazi’yi dinlemek için hazırlanıyor. Biraz evvel göz kesilen bu insanlar, şimdi de kulak kesilmişlerdi.

Gazi, tannan sesi ile söze başladı. Sesi bazı heyecanlı anlarda, yine tannan bir boğuklukla yükseliyor, salonda tatlı akislerle yayılıyordu. Bir şeye dikkat ettim: bu seste bir çelik salâbeti, sertliği, tınneti var. Hiç bir zaman, hiç bir an titremiyor. Hecenin en yüksek perdesine çıktığı zaman bile… Belli ki bu ses, harb meydanlarında orduya, inkılâp anlarında halka kumanda etmeye alışmıştır. Ve yine belli ki bu ses titremek için değil, titretmek için yaratılmıştır.

Kulaklarım onun çelik sesini dinlerken gözlerim bu loş salonda onun siyah zarif redingotunun içindeki narin ve zarif hayalinden ayrılmıyordu. Sözleri, dinleyenlere tarif edilmez bir vecd ve heyecan veren bu güzide mevcudiyette, salonun loşluğunu yırtan ve bütün gözlere görünen, bütün gönüllere bakan iki şey vardı: Gazi’nin mavi gözlerinin nuru, Gazi’nin göğsündeki istiklal madalyasının ışığı…

İstiklal madalyası, Türk istiklalini kurtaran ve Türk istiklalini temsil edenin göğsünde bir yıldız gibi yanıyordu. Daima istiklal için çarpan bu sineye istiklal madalyasından daha iyi bir zinet, istiklal madalyasına da bu sineden daha elyak göğüs tasavvur edilebilir mi?

İstiklal madalyası istiklalin menbağında parlıyordu.

İstiklal madalyasının tatlı ışığıyla nurlanan gözler, biraz daha yükselince, Gazi’nin gözlerinin güneşini görüyordu. O nafiz gözler, o kadar canlı, o kadar aydınlıktı ki, iki nur kaynağı halinde salonun loşluğunu yırtarak hepimizin gözlerine, ruhuna kadar nüfuz ediyordu. İstikbalin karanlıklarına nüfuza alışmış olan bu gözler için, Dolmabahçe Sarayı’nın salonundaki karanlığın ehemmiyeti mi vardı?

Bir an geldi ki salonun loşluğu daha arttı. Gazi’nin; salonun yaldızlı duvarlarını, muazzam sütunlarını, yüksek kubbesini, muhteşem avizelerini ve bunların hepsinden ziyade, kendisinin muhattabı olmak şerefini ihraz edenlerin ruhunu titreten sesi, sanki, içinde şimşekler çakan bu gök gözlerin gürültüsünden başka birşey değildi.

Dolmabahçe Sarayı’nın, bu nice nice günler görmüş, geçirmiş salonunda, eskiden müşa’şa’ avizelerden dökülen nur şelaleleri altında sönük ve karanlık “zil”ler vardı. Bu akşam kap karanlık salonda, Gazi, bir güneş gibi, bütün gözleri ve vicdanları, bugünü ve yarını tenvir ediyordu.

Abidin Daver

[5] Liman, Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 2.


EK-3

Gazi İstanbul’a Girerken…[6]

İstanbul’un Türk halkı limandan Adalara, Marmara açıklarına kadar uzanan gemilerde..yedi tepenin denize uzanan yamaçlarıyla bütün sahillerde baştan başa halkla dolmuş…

Temmuz ayının kızgın güneşi bir milyon halkın beyninde kaynıyor fakat bunlardan hiç biri şikayet ederek yerinden ayrılmıyordu. Çünkü bugün İstanbul Türk’ün mucizeler yaratan büyük gazisini görecek, onu alkışlayacak; çünkü bugün İstanbul şarkın “hasta adam”ını dirilten ve ona can veren büyük müncisine şükran borcunu ödemeye çalışacak, çünkü bugün İstanbul, Türk tarihine altın azılarla kazılan biz “Anafartalar” ve bir “Dumlupınar” zaferi yaratan büyük kumandanına minnetlerini bildirecekti..

Şehrin muhtelif yerlerine kurulan bataryaların ilk gümbürtüleri İstanbul’un temiz semasında akis ederek gaziyi selamlarken “Ertuğrul” ufuklardan belirmişti.

İşte gazi geliyordu…

Şimdi onu İstanbul’un bir milyon halkı bağrına basmak için sabırsızlanıyor, yüz binlerce halk gönüllerinden gelen büyük bir coşuşla hep beraber bağırıyorlardı:

– Yaşasın Gazimiz..

Evet yaşattığın milletin bâşı için bin yaşa büyük Gazi..

Onun İstanbul’da bir kimse yoktu ki bu sözlerle Gazimize olan minnet ve hürmetlerin hakkıyla bildirildiğine kani’ olsun. Bunun içindir ki herkes de bağırmakla, alkışlamakla duyulmayan bir server ve heyecan kaynıyordu..

O anda zihnime şu kelimeleri nakşediyordum: 1927 senesi Temmuzunun birinci Cuma günü.. Saat tam beş… Bugün İstanbul, tarihinin şimdiye kadar kaydetmediği server ve iftiharla büyük bir bayram yapıyordu ve bu bayram haftalarca devam edecekti.

Bugünün bayramını ve bugünün tarihini İstanbullular daima tebcil ve her sene tes’id edeceklerdir.

Çünkü 1 Temmuz 1927’de İstanbul büyük bir misafirini kucaklamıştır. Bu mukaddes misafirin kudsiyyetini isminden başka ifade edecek hiçbir kelime yoktur. İstanbul’un aziz ve büyük misafirinin ismi “Gazi Mustafa Kemal”dir. “Gazi Mustafa Kemal” ismine hiçbir kelime zamir olamaz. “Gazi Mustafa Kemal” namı bütün dünyaca “mürşid”den de, “münci”den daha büyük ve daha namdardır.

Ertuğrul” yatı arkasında filomuz olduğu halde ağır ağır İstanbul’a girerken büyük gazi güvertede iki sahildeki halkı mendiliyle selamlıyor ve etrafına iltifatlar yağdırıyordu. Gazinin nevazişi halkı vecd ve istiğraklar içinde çırpındırıyordu.

İşte şimdi de “Ertuğrul” Sarayburnu’nu dönerken ve samimi bir hiss ile iki taraftan da iltifatlarını esirgemiyorlardı.

Ertuğrul” Çengelköyü’ne doğru ilerlerken bu defa da halkın “yaşa!” avazaları Boğaziçi’nin sahillerinden yükseliyor ve bunun ardı arkası hiç kesilmiyordu. “Ertuğrul” Dolmabahçe’nin önünde demirledi ve gazi rıhtıma çıktı..

Vakit akşamdı… Gazi hazretleri Dolmabahçe Sarayı’na giriyorlardı.. İşte tam o zaman İstanbul’un yedi tepesinden birinin üstünde Topkapı Sarayı’nın arkasından güneş gurub ederken İstanbul’un şarkında Dolmabahçe Sarayı’nda da yeni bir güneş tulu’ etmekte idi. Bu güneş daha ebedi ve daha sermedi idi.

İstanbul’un coşan tezahüratına sema da iştirak etmişti. O gece Şefik Bey’in söylediği şu güzel:

Yatar aguş tabanında müştakane bir yıldız

Şafakta huab varmış mahdır Türkiye sancağı

Beyitine uygun mesut bir tesadüfle ay hilal halinde iken karşısına tesadüf eden bir yıldızla Türklüğü İstanbul’un semasında temsil etmiş ve gazinin kudûmu şerefine semada da şehr-âyîn yapılmıştı.. Bu ne mesud bir tezahürdü!

 Orhan İhsan

[6] Liman, Sayı 3, (Temmuz 1927), s. 3-4.


Bağlantılı yazılar: * Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin * “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” Serisi Hakkında

Similar Posts

  • Sarıyer Belediyesi Yeşil Martı Dergisi

    Denizcinin Günlüğü (ADF Yayınları, 2006-2010) serisini kaynak olarak kullanma izni isteyen bir arkadaşım Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin Ocak 2018 sayısının pdf dosyasını gönderip, değerlendirmemi istemişti. Ancak dergide Denizcinin Günlüğü’nden çok alıntı olmasına rağmen bunun gerektiği gibi belirtilmediğini gördüm, yol açabileceği sorunları kendisine ilettim. Ayrıca derginin denizcilikle ilgili kısımlarında gördüğüm eksiklikleri/yanlışları yazdım.

    Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin 8. sayısının (Ocak 2018) denizcilikle ilgili kısımlarını inceledim. “Olay denizde geçiyor” ama çok çapariz var. Geçen sene Şubat’taki Boat Show’da aldığım ilk sayısında da denizcilikle ilgili yazılarda epey hata ve kaynak göstermeme durumu vardı, “ilk sayıdır olur” demiştim ama sonraki sayıları görmedim. Derginin hazırlanmasında kullanılacak eserlerden/kaynaklardan nasıl faydalanılabileceğinin bilinmesi gerekir. Kullanılan/faydalanılan kaynakları belirtme kimsenin ihtiyarına/keyfine kalmış bir konu değildir. Kanunun (5846) gereğini bir tarafa bıraktık öncelikle emeğe saygı gösterilmesi esastır, faydalanılan kaynaklar yağmalanacak kamu malı değildir. Faydalanılan kaynakların belirtilmesi etik olduğu kadar hazırlayanın ne tür kaynaklardan faydalandığını (ör. kaynak değeri var mı?) gösterdiği için de önemlidir. Üzülerek görüyorum ki böyle bir hassasiyet sekizinci sayıda da oluşmamış…

  • Eski Denizcilik Dergileri Dizini III: Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları (Eylül 1948-Nisan 1954?)

    “Memleketimizde Amatör Yelkenciliğin İlk Günlerine Ait Hatıralar”
    Sezar Atmaca
    Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları (Eylül 1948-Nisan 1954?) ya da kısa adıyla Av ve Deniz Sporları dergisi aralıklarla 30 sayı yayımlanır. Derginin beş sayısına henüz ulaşamadım (sayı 25, 27, 28, 29, 30).
    İlk sayısında yer alan “Sayın Okuyucularımıza” başlıklı başyazıya göre dergi Nisan 1948’de son sayısı çıkan “Av ve Deniz” (Eylül 1945-Nisan 1948) dergisinin devamıdır. Derginin sahibi ve yazıişleri müdürü Av ve Deniz’i hazırlayan Turhan Tamerler’dir. Tamerler, anlaşmazlık nedeniyle yayımına son verdiği Av ve Deniz dergisinin yerine artık Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları dergisini çıkaracağını, Av ve Deniz abonelerine, abonelikleri bitinceye kadar yeni dergiyi göndereceklerini belirtir.
    1 Eylül 1948 tarihli ilk sayı künyesine göre dergi “av, deniz, balıkçılık, binicilik, dağcılık, otomobil, tayyarecilik sporlarından ve turizmden bahseder spor gazetesidir.” Av ve Deniz dergisinin “bahçe ziraati ve amatör fotoğrafçılık” konuları yeni dergide yer almasa da bu dergideki yazılar da çoğunlukla avcılıkla ilgilidir. Elimizdeki sayılardan sadece ikisinin kapağı denizle ilgilidir. Dergi idarehanesi Nuruosmaniye Caddesi No: 57, Cağaloğlu adresindedir.
    Turhan Tamerler başyazısında derginin 15 günde bir çıkacağını belirtir ancak ilk sayılarda gayret edilse de devamında mümkün olmaz, dergi belirsiz aralıklarla çıkar. Tamerler dağıtım sorunlarından söz ederek abonelikle destek olunmasını ister. “Acı bir hakikat olarak” bunun son tecrübesi olduğunu belirterek okuyucuları uyarır : “Benden başka bir fedainin daha çıkacağını tahmin etmiyorum.”
    “Eski Denizcilik Dergileri Dizini Serisi Hakkında” yazısında da belirttiğim gibi bu dizin de “eksiksiz” bir dizin değil, amatör-sportif denizciliği ilgilendiren konularla sınırlı, bazı balıkçılıkla ilgili yazılara da yer verdim ve parantez içinde bazı açıklamalar ekledim. Bütün yazı başlıklarının görülebilmesi için “İçindekiler” sayfası olan sayıların görselini eklesek de onuncu sayıdan itibaren içindekiler kaldırılıp sadece kapakta genel konu başlıkları sıralanarak basılmış dergi.
    Av ve Deniz Sporları dergisinin sayfalarında birkaç sayı yer alan Sinan Everest’in Kader teknesiyle Filipinler’e doğru yelken açmaya çabalamasıyla ilgili hikâyeyi, tarafların görüşleriyle birlikte daha önce yayımlamıştım.
    Ali Rıza Seyfi’nin Av ve Deniz dergisinde başlayan “Memleketimizde Amatör Yelkencilik Nasıl Başladı?” (sayı 14, Mayıs 1947),  “Memleketimizde Amatör Yelkenciliğin İlk Günlerine Ait Hatıralar” (Sayı 18, Nisan 1948) başlıklı yazı serisi Av ve Deniz Sporları dergisinin ilk sayısından itibaren de devam eder. Dönemin amatörlük algısını/anlayışını yansıtması açısından önemli ve ilginç olan bu dizinin derginin ilk sayısında yer alan yazısının görselini sona ekledim. Amatör-sportif denizcilik tarihi için anlamlı olabilecek bu yazılardan arada eksik sayılar var, sayıları tamamlamak veya eksik yazılara ulaşmak mümkün olursa bu ilginç yazıları topluca yayımlamaya çalışacağım.

  • |

    Gökova Rehberi Hakkında

    Sevgili Deniz Boro’yla Vira Demir hakkında konuşurken, Naviga dergisinin Vira Demir’den alıntılarla hazırladığı ve dergi eki olarak verdiği (2017) Gökova Rehberi’ne bakıp değerlendirme sözü vermiştim, yazı onun e-postası (21 Ağustos 2017).

    (…)

    Naviga dergisi eki olarak verilen Gökova Rehberi‘ne genel olarak baktım ve kabaca gördüklerimi/önerilerimi şöyle sıralayabilirim:

    ●Sadun abinin kullanımları/yazdıkları zorunluluk olmadıkça, keyfi olarak değiştirilmemeli. Örneğin Açıklamalar bölümünde (s.7) Vira Demir’de “çapa” olan terim “çıpa” diye değiştirilmiş ki yanlış hatırlamıyorsam Sadun abi diğer kitaplarında da çapa diye kullandı.

    Yine aynı sayfada yer alan “Fenerlerin son durumu ve koordinatları, yeni konan ve değiştirilen fenerler ‘Askeri Deniz Yasak Sahalar’ ve ‘Dalışa Yasak Sahalar’ SHOD tarafından kontrol edilmiştir.” ifadesi hatalı/sakıncalı bir ifade ve Vira Demir’deki cümleyle ilgisi yok. Özel bir kitaba SHOD böyle bir hizmet vermez/veremez ve böyle bir sorumluluk almaz/alamaz. Bu kitabı yazanlara/hazırlayanlara düşer ki Vira Demir’deki cümle de bunu (hangi kaynakların esas alındığını) anlatır.

    ….

  • |

    Denize Su Taşımak

    Naviga dergisinde üç ay boyunca (Mayıs, Haziran, Temmuz 2005) yayımlanan Yücel Köyağasıoğlu’nun, “Tekne Tipleri” yazı dizisinde verilen kimi bilgilerin, referans olarak gösterilen kaynaklarla dahi uyuşmaz ve özellikle eski kaynaklarla dahi çelişirken, kesin hüküm içeren bir dil kullanmanın sakıncalarını gözler önüne sererek daha açık uçlu tartışmalara zemin oluşturmak amacı ve düşüncesiyle yazılmıştı “Denize Su Taşımak”. “Yoruma açık, tartışmaya açık, yanlış bildiğimiz ya da kullandığımız konuları ve terimleri ortaya döküp, sağırlar diyaloğuna çevirmeden tartışabilirsek, denizcilik kültürünün zenginleşmesine bir nebze de olsa katkımız olur umarım.” dileğiyle de bitirmiştim yazıyı. Gerek Köyağasıoğlu’nun soru/sorunlara değinmeyen, cevap bile sayılamayacak yazısı gerekse cevabımı ötelemeye çalışan derginin olumsuz tavrı nedeniyle tartışmayı sürdürmedim.
    (Not: Görsellerini ilettiğim fotoğrafların altyazıları Naviga dergisinde yanlış basılmıştır. Ekim 2005 sayısında yer alan Naviga’daki yazının ilk sayfasındaki çizim gulet değil, “velena yelkenli sefine”, üçüncü sayfadaki ise gulettir.)

  • |

    Amatör Denizcilikle İlgili Bir Üniversite Araştırmasının Hali

    Amatör-sportif denizcilikle ilgili veri, araştırma kıtlığı malum. Ekte tamamını sunduğum 2020’de yapılan “Çanakkale’de Amatör Denizciliğe İlgi Düzeyinin Tesbiti” (Ahmet Mazmanoğlu-Uğur Altınağaç) başlıklı bir yüksek lisans tezi kapsamındaki makaleyi görünce “ne güzel hem de bir üniversitede araştırma konusu olmuş amatör denizcilik” diye sevinmiştim. Ancak tezle ilgili altı sayfalık makaleyi okuyunca sevincim vasat bir rüzgâr hamlesi kadar bile sürmedi.

    Karşımda sadece UAB/Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın resmi açıklamalarını, propaganda metinlerini, sadece Bağlama Kütüğü verilerini esas alarak hazırlanmış, 2018-2023 arasında bir milyon ADB sayısına ulaşmak için başlatılan yeni sınav sistemi olan “Bir Milyon Amatör Denizci Projesi”ni güzelleyen bir araştırma makalesi vardı. Araştırmayı “akademik” açıdan değerlendirmeye çalışsak da tezi hazırlayan araştırmacının e-posta adresinin “…@uab.gov.tr” olması (yani UAB memuru olması) aslında araştırmanın halini ve neden bu duruma düşüldüğünü de açıklıyordu.

  • |

    İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek

    Özel Teknelerin Kayıt, Belgelendirme ve Donatımına İlişkin Yönerge’de (2006) yapılan bir değişiklikle ADEK/Amatör Denizci Elkitabı, bir süre her teknede bulunması zorunlu yayınlar arasına katılmıştı. Bu yazıdaki “Zorunlu Kitaplar” bölümünde “Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.” diye yazıp ADF’ye de bu şartın kabul edilebilir bir şey olmadığını ifade etmiştim. ADF’nin girişimiyle bir süre sonra mevzuat değiştirilerek bu tekel durumuna son verildi.

    Yazıda yer alan “Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi” başlıklı bölümündeki eleştiriler nedeniyle Naviga dergisi kurucusu/söz sahibi Turgay Noyan’ın yaptıkları için “Yalanı Haber Yapabilen ‘Gazeteci…’” yazısına da bakın lütfen.

    Üç denizcilik dergisinin satış toplamının 15 bini aşması, amatör denizci belgesi veya yelken eğitimi almak isteyenlerin çokluğu gibi birçok göstergeye bakarak son yıllarda denizciliğe olan ilginin, denize açılan, açılmaya niyetlenen insan ve tekne sayısının giderek arttığını söyleyebiliyoruz. İlginin sadece sayısal bir artış olarak kalmaması nitelikçe bir zenginleşmeyle birlikte mümkündür. On sorudan dördünü yapana ADB/amatör denizci belgesi vermek yerine, sınavları, bilgiyi ölçen, öğrenmeye teşvik eden, herkese eşit uygulanan bir biçimde yapmak (Amatör Denizcilik Federasyonu’nun -ADF- yapmaya çabaladığı gibi) veya denizcilik/yelken eğitimini eğitim/eğitmen yönünden bir standarda kavuşturmak gibi örnekler, denizcilikte bir nitelik artışına işaret eder.

    Giderek zenginleşen bir nitelik artışıyla tanımlayabileceğimiz bir değişim, denizciliği sığ sulardan çıkarıp engin denizlere taşıyabilir. İlginin, denizciliğin gelişmesi, yaygınlaşması, zenginleşmesiyle birlikte yürümesi, bu işi öğrenmeye hevesli insanların sayısını giderek arttıracak, ilginin kalıcı olmasını sağlayacaktır.