Deniz Seyahati (1944-1945)

Kâmil Doğruöz


Sunuş : “…kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum” / Sezar Atmaca

Daha önce (Kasım 2022’de) yayımladığımız Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-46) yazısının sunuşunda  bu sahafiye belgeden de söz etmiştik:

Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.”

Sevgili arkadaşımız Murat Koraltürk’e bu sahafiye belgeyi bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz.

Kapakla birlikte 8 suluboya renkli çizimin yer aldığı bu ödevi, Silifke’de lise son sınıf öğrencisi olan, 18 yaşındaki Kâmil Doğruöz hazırlamış. Kalın karton kapaklı, 21×14.5 santim ebadında, tel halkalı, sayfa aralarına pelur kâğıt sayfa eklenmiş, her sayfasında bir tekne çizimi olan özenli bir ödev Deniz Seyahati (1944-45). Samsun’da Deniz Faaliyeti’nde olduğu gibi bu metinde de epey imla/yazım hataları varsa da ödevin güzelliğine gölge düşürmediği gibi o dönem bunlara çok önem verilmediğini de gösteriyor. Resim altındaki açıklamalar metinle karıştığı için, yeşil çizgiyle resim altyazısı ile metni ayırdım.

Kâmil Doğruöz’ün ailesinin yaşadığı Gilindire o dönemde  yerlilerin Kelindir dediği Gülnar kazasının merkezi. İlçeye adını veren Gülnar, şimdiki adı Aydıncık olan Gilindire/Kelenderis kasabası. Barkınay Akdeniz Kılavuzu‘nda antik dönemde Kelendiris denen kentin görülmeye değer kalıntı eserleri arasında dört kapılı işlenmiş taştan yapılı bir binayla bir su yolunun olduğunu yazıyor. Ayrıca o dönemde (1920’ler) kasaba önünde küçük teknelerin yanaşmasına uygun 1.3 metre su çeken 4×10 metrelik bir iskele olduğunu belirtiyor.

Bayram tatilinde ailesini görmek için Silifke’den Gilindire’ye gelen Kâmil Doğruöz, dönüşte kızkardeşini de yanına alarak Akbaba motoru ile Taşucu’na oradan da arabayla Silifke’ye gitmek üzere 1 Aralık 1944’te (bir kanunievvel) “deniz seyahati”ne başlar. Yelken açan teknenin sereni kırılır, tamir edilir, hava sertleşince tekrar kırılır, motor çalışmaz, fırtınayla baş edilmeye çalışılır. Akbaba, Tekin ve Aygır tekneleri aynı yolun yolcusudur. Uğranılan, sığınılan limanlar, koylar, arızalanan/yedeklenen tekne, yelken tamiri, makine tamiri, balık avı, kıçtan kara, gece yelken seyri… Bir hafta süren, yaklaşık 35-40 millik maceralı bir deniz yolculuğunu anlatan kısa bir ödev metni “Deniz Seyahati”.

Seyirde karşılaşılan sorunlarla uğraşılırken kız kardeşine cesaret vermeye çalışan Kâmil Doğruöz selametle karaya ulaşınca doğal olarak kışın yapılan bu seyre ihtiyatla yaklaşmış:

“ Bu seyahatimde heyecanlı dakikalar ve tehlikeler atlatmakla cesaretimin artması ile beraber kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum.”

Deniz Seyahati’nin, rotasını bölgenin SHOD haritasının ilgili parçasında göstermeye çalıştım:

Dana Adası, ed. Hakan Öniz

Bir de ek bilgi: Barkınay’ın, İngiliz haritalarında Provensal Adası, Türkçe diğer adının Manavat Adası olduğunu belirttiği seyir rotamızdaki Dana Adası arkeolojik açıdan önemli bir ada. Adanın kuzey kıyılarında antik tersane ve çekek yerleri tesbit edilince 2015’te başlayan belgeleme çalışmalarında kayalara oyularak inşa edilmiş 300’e yakın çekek yeri tesbit edilmiş. Bulgulara göre Dana Adası’nda yer alan gemi barınağı sayısı, Atina ve Kartaca’nın ünlü deniz tesislerinden daha fazla. Sualtında 4 yıl süren belgeleme çalışmaları sonucu ortaya çıkan, “Akdeniz’in En Büyük Antik Tersanesi: Dana Adası” isimli, 18 bilim insanının katkısıyla hazırlanan kitap bu çalışmaları anlatıyor.


Kaynakça:

Akdeniz’in En Büyük Antik Tersanesi: Dana Adası, ed. Hakan Öniz, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2018.

Akdeniz Kılavuzu, Ahmet Rasim Barkınay (1925) Genelkurmay Başkanlığı IV. Şube, 1945.

Sahillerimizde Bulunan Mevkilerle Liman ve sairenin İsimlerini Gösterir Lügatçe, Dz. Binbaşı Muammer, Deniz Şubesi, 1931.

331 no’lu SHODB/Seyir Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığı haritasının ilgili parçası.


Deniz Seyahati (1944-1945) / Kâmil Doğruöz

Similar Posts

  • Çapar: Kaybolan Tekne

    “Ortaçağ’dan Gelip 1950’lerde Kaybolan Bir Tekne: Paraskalmion/Palaşkerme/Çapar” (Denizcinin Günlüğü 2010) diye hakkında yazı yazdığım çapara kısa bir Karadeniz gezisinde Sinop’ta rastlamıştık. Bu vesileyle ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu’na önerdiğim tekneyi yaşatma/kullanma projesi mümkün olabilir mi diye bir kez daha Sinop’a gitmiştik ADF başkanı Teoman Arsay, Güngör Acar ve rahmetli Ali Gündüz’le. Tekneyi ADF faaliyetleri için kullanma projesi gerçekleşmese de ADF adına Sinop ve Ayancık’ta vali-kaymakamlık-belediye ile yapılan resmi görüşmeler sonrasında teknelerden biri Sinop Cezaevi’nde sundurma altında (yağmurdan) korumaya alındı. Bildiğim kadarıyla da öylece duruyor yıllardır.
    Proje gerçekleşmeyince Atlas dergisine Haziran 2012 sayısında yayımlanan yazıyla çaparların varlığını/durumunu aktarmaya çalıştım. Güzel bir haber Degetar- Deniz, Gemi, Tekne Arkeolojisi ekibinden aldığım Atlas‘taki yazı için “teşekkür eden” e-posta oldu. Kaybolan tekne tipleri üzerine çalışan Degetar “beklenmeyen sürpriz bir şekilde sizin Atlas‘taki o güzel yazınızla mutlu olduk ve Çapar teknesinin günümüze kadar gelen somut bir örneği olduğundan bu tekneye öncelik tanıyarak çalışmasına başladık.” diyordu. Degetar’ın Atlas dergisi Aralık 2013’te aynı konudaki teşekkür mektubunu da aşağıya ekledim.

  • Amatör Sportif Denizciliğin Sorunları

    Marmara Üniversitesi VIII. Türk Deniz Ticareti Sempozyumu’na sunulan bu bildiri amatör/sportif denizcilikle ilgili yeni rotalar çizip, yol göstermek için değil, ülkemizdeki “deniz-tekne-insan” ilişkisini farklı bir çerçeveye oturtabilecek doğru düzgün bir “harita oluşturabilmek” amacıyla kaleme alınmıştır. Çünkü rota çizebilmek için, “navigasyon bilgisi” yanında öncelikle güncel ve doğru bir “harita” gerekir.
    Denizle olan ilişkimiz daha çok bakmak/izlemek, yolculuk keyfi üzerine kurulmuş, oldukça duygusal ve dolaylı bir ilişkidir. “Üç tarafımız denizle çevrili ama denize sırtımızı dönmüşüz” diye başlayan eleştiriler denize olan tutkuyu anlamaktan/anlatmaktan uzaktır. Çünkü bu algı “denizle ilgili” (denizel) olanla, “denizcilikle ilgili” (denizsel) olanın farkını yok sayar. Oysa yeterince ilgimiz/ilişkimiz olmayan deniz değil, denizcilik, yani“deniz-tekne-insan ilişkisi”dir. Yazı bunun nedenlerini/niçinlerini de gösterebilen bir harita oluşturabilme amacındadır. Günümüzde denize açılmanın, denizle yaşamanın sevildiği, “deniz-tekne-insan” ilişkisinin geliştiği ülkeler genellikle tarihinden gelen, denizaşırı gelişmiş bir deniz ticareti sayesinde “denizden yararlanma” oranı yüksek ülkelerdir. …
    Amatör/sportif denizci, herhangi bir maddi kazanç amacı taşımaksızın, sevgisi, hevesi, merakı, eğlencesi, sporu, hobisi için “denizi kullanan” kimsedir. Günümüzde “deniz-tekne-insan” ilişkisinin, bu çerçevede geliştiği, denizciliğin “yalın (saf) ve bireysel kaynağı”nın amatör-sportif denizcilik olduğu, hatta doğru dürüst bir amatör/sportif denizcilik olmadan profesyonel denizciliğin de yeterince beslenemeyeceği/gelişemeyeceği söylenebilir.
    Dünyada amatör/sportif denizciliğin geliştiği ülkeler, profesyonel denizci/amatör denizci, gemiadamı/amatör denizci… gibi ayrımların netleştiği/yerli yerine oturduğu ve bu sayede kurum, mevzuat, dil, yayın, temsilci, vb. olarak amatörlüğün özerkleştiği ve bağımsızlaştığı ülkelerdir.
    Ülkemizdeki duruma bakıldığında “denizde çalışan/denizi kullanan” ayrımının belirginleşmediği, özellikle bahriye ve ticaret denizciliğinin “iş-meslek” temelli denizcilik algısının kendi mesleki faaliyet alanları dışında da “denizcilik bizden sorulur” anlayışıyla hegemonyasını sürdürdüğü görülür. Bu zihniyetin beslenmesinde amatör/sportif denizciliğin de yeterli katkısı var şüphesiz.

  • |

    Denize Su Taşımak

    Naviga dergisinde üç ay boyunca (Mayıs, Haziran, Temmuz 2005) yayımlanan Yücel Köyağasıoğlu’nun, “Tekne Tipleri” yazı dizisinde verilen kimi bilgilerin, referans olarak gösterilen kaynaklarla dahi uyuşmaz ve özellikle eski kaynaklarla dahi çelişirken, kesin hüküm içeren bir dil kullanmanın sakıncalarını gözler önüne sererek daha açık uçlu tartışmalara zemin oluşturmak amacı ve düşüncesiyle yazılmıştı “Denize Su Taşımak”. “Yoruma açık, tartışmaya açık, yanlış bildiğimiz ya da kullandığımız konuları ve terimleri ortaya döküp, sağırlar diyaloğuna çevirmeden tartışabilirsek, denizcilik kültürünün zenginleşmesine bir nebze de olsa katkımız olur umarım.” dileğiyle de bitirmiştim yazıyı. Gerek Köyağasıoğlu’nun soru/sorunlara değinmeyen, cevap bile sayılamayacak yazısı gerekse cevabımı ötelemeye çalışan derginin olumsuz tavrı nedeniyle tartışmayı sürdürmedim.
    (Not: Görsellerini ilettiğim fotoğrafların altyazıları Naviga dergisinde yanlış basılmıştır. Ekim 2005 sayısında yer alan Naviga’daki yazının ilk sayfasındaki çizim gulet değil, “velena yelkenli sefine”, üçüncü sayfadaki ise gulettir.)

  • Sadece Bir Amatör Denizcinin Değil, Amatör Denizciliğimizin de Hikâyesi…

    Geçen yıl Kader kotrasının harap halde “sahibinden.com” adresinde satışa sunulduğunu görünce denizcilik tarihinde önemli bir yeri olan bu tekneye sahip çıkılması dileğiyle yazdığım yazıda (Ocak 2022) bu konuda yeni bilgilere ulaştığımı, ayrıntılarını daha sonra aktarmaya çalışacağımı belirtmiştim. Biraz geç de olsa önce, bürokrasi engelledi diye bilinen hikâyeyi değiştirebilecek yeni kaynakları/tartışmaları aktarıp, son bölümde de bu bilgiler ışığında rüzgârın neden aniden Sinan Everest aleyhine döndüğünü değerlendirmeye/yorumlamaya çalışacağım.

    Sinan Everest’in başına gelenler sadece bir amatör denizcinin değil, bir bakıma amatör denizciliğimizin de hikâyesi…

  • Kartal Römorkörünün Bitmeyen Hikâyesi ve Cevap Bekleyen Sorular

    Konunun ayrıntıları yazıda ama tanıtım için hikâyenin ilk bölümünü “Kartal’ı Kurtarma Platformu” başkanı Cem Gürdeniz’in kaleminden özetleyelim:
    “… 2016 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün, İstanbul’un işgal edildiği 13 Kasım 1918 tarihinde, güvertesinde: ‘Geldikleri Gibi Giderler!’ diyerek Kurtuluş Savaşı’nın ilk işaretini verdiği Hollanda yapımı 108 yaşındaki Kartal istimbotu tesadüfen gemi Kurtarmacı Arif Ertik ve gazeteci Gökhan Karakaş tarafından bulundu. -Cem Gürdeniz’in- başkanlığında ve kaptan Levent Akson’un teknik yönetimi altında oluşan gönüllü bir grup sayesinde restorasyona geçildi ve 13 Kasım 2018 tarihinde anıt gemi yapılmak üzere Deniz Kuvvetleri’ne teslim edildi.”

    Kartal’ın o yıldan (2018’den) beri D.K.K. Pendik Tersanesi’nde bekletildiği biliniyor. Deniz Kuvvetleri envanterine kaydolduğu söylenen teknenin neden sergilenmediği ya da Beşiktaş’ta yapılacağı ileri sürülen “… İBB tarafından yapılacak anıt alanı projesinin” neden gerçekleşmediği hakkında bugüne dek (Haziran 2024) herhangi bir “resmi” açıklama yapılmadı.

    “Kartal’ı Kurtarma Platformu” üyelerinden Kaptan Adil Tuğcu’dan aktarılan bilgilere göre deniz tarihi araştırmacısı Osman Öndeş’in iddialarının Kartal’ın “makus talihinde ciddi bir payı” vardır.
    Osman Öndeş “Kartal İsimli Römorkör Nasıl Kahraman Yapıldı?” başlıklı yazısında Kartal’la ilgili bilgilerin doğru olmadığı, ayrıca Atatürk’ün işgal kuvvetlerinin değil, “Askeri Sevkiyat’ın” bir teknesine bindiği, Kartal’la kurulmak istenen Atatürk bağlantısının uydurma, yapılanların da “skandal” olduğunu ileri sürer.
    Adil Tuğcu, Öndeş’in Cumhurbaşkanı, DKK ve İBB Başkanlığına da ilettiği bu iddialarının doğru olmadığını, Öndeş’in yanlış yere baktığını, Kartal römorkörünün Bureau Veritas 1914 Year Book kayıtlarında yer aldığını söyler (belgesi henüz açıklanmadı) ve ekler: “Öndeş böyle bir hataya nasıl düştü bilmiyoruz.” Ancak Tuğcu, Öndeş’in, Atatürk’ün Kartal’la değil, yaveri Cevat Abbas’ın anılarında yazdığı gibi Askeri Sevkiyat’ın bir teknesine binerek Haydarpaşa’dan karşıya geçtiği iddiasına cevap vermez.

    Kaynak olarak açıklanan, ancak yakın tarihte yazılan ve konuya ilişkin bilinen alıntılarla sınırlı kitapların da “kaynak değeri” hayli sorunlu/tartışmalı. “Kaynak değeri” olabilecek başka kitap, makale, belge var mıdır araştırılması gerekir.

    Bu polemiğin sonlandırılması adına römorkörü envanterine aldığı belirtilen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın, bu süreci baştan beri yürüten Kartal’ı Kurtarma Platformu (Kartal İstimbotu Platformu) ilgililerinin, ya da sergilemeye yanaşmayan Belediyelerin yaklaşık altı senedir akıbetini bekleyen Kartal römorkörü hakkında kamuoyuna ve bu girişime kumbarasıyla/emekli maaşıyla destek veren onca insana resmi bir açıklama borcu ve sorumluluğu var.

  • |

    Sadun ve Oda Boro’nun Anısına…

    Kısmet iki yıl on ay süren dünya seyahatinin sonuna gelmiş, karasularımıza yaklaşmaktadır. Kısmet’in 15 Haziran 1968’de İstanbul’da olacağı neredeyse bir ay öncesinden açıklanır. Çünkü o güne dek seyahate mali yönden hiçbir katkısı olmayan devlet erkânı kendini göstermiş, işi “resmiyete” dökerek hazırladıkları karşılama törenlerinin programına göre seyir yapılmasını istemiştir.
    Sonraki günlerde Sadun Boro’nun “… artık hareket serbestliğimiz elimizden alınmış oldu.” dediği bu program uygulanır. Aslında çok farklı derecelerde de olsa kamuoyunun ilgi gösterdiği bazı bireysel ya da kolektif başarıların resmî makamlarca “araçsallaştırılması” evrensel bir olaydır.

    Sadun Boro “her ânı ömrümüz boyunca hiçbir zaman hatıralarımızdan silinmeyecek bambaşka bir hayal âleminde yaşadık” dediği son on günün hikâyesini Pupa Yelken’de ayrıntılarıyla anlatır.
    Boroların “hareket serbestliği” ellerinden alınmamış olsaydı karşılama törenleri/ziyaretler resmikabul/resmigeçit havasında değil de daha şenlikli mi olurdu ya da kamarada kapalı kalan Miço kutlamalara katılabilir miydi bilinmez ama zaten tahmin edilemeyen bir kalabalık neticesi askeri-mülki erkânın başrolde olduğu “ne protokol kalmıştı, ne de program…”

    Sadun Boro, “Pupa Yelken’i kaleme almamın esas gayesi gençlerimize, dünyanın en güzel kıyılarına sahip olan yurdumuzun insanlarına denizi sevdirmek, onlara engin ufuklara yelken açmayı özendirmek, teşvik etmekti.” der.
    Bu nedenle, herhangi bir şan-şöhret arayışı olmadan, tutku, açık deniz tutkusu, kendine güven ve özgürlük arayışı peşinde bir hayale yelken açan bu insanların Pupa Yelken’de yansıttığı ruhu/havayı hatırlatıp günümüze taşıyacak tarzda kitaptan alıntılarla hazırlanmış metinlerin ve onlarla ilgili değerli makalelerin MEB müfredatına/okullara sokulması için çaba gösterilmelidir.

    Yazıya serpiştirdiğim İstanbul’daki törenlerden kareler içeren 16×28 cm. ebadındaki siyah-beyaz on dört fotoğrafı 4 Şubat 2018’de İstanbul Müzayede’nin müzayedesinden satın almıştım.
    Fotoğrafları, 15 Haziran 1968’in bir yıldönümünde, 15 Haziran 2024’te, Sadun ve Oda Boro’nun anısına, bu serüveni kalbinde hisseden, takip eden, bu karşılamaya yakın ya da şahit olabilmek için o çoşkulu kalabalığa katılanlar adına paylaşmak istedim.