Kartal Römorkörünün Bitmeyen Hikâyesi ve Cevap Bekleyen Sorular

Sezar Atmaca

(Temmuz 2024’te yayımlanan bu yazıya Mart 2025‘te eklenen “Kartal İstimbotu Çanakkale Deniz Müzesi’nde” başlıklı yazı, metnin sonunda)

“Yarım saatliğine de olsa Atatürk’ü taşıdığı için Kartal ismi verilen” römorkörün (istimbotun) hikâyesi 2017 yılında kamuoyu gündemine girdi. Ayrıntılara girmeden “Kartal istimbotu umudun, direnmenin, yeniden ayağa kalkmanın ve yenilmezliğin sembolüdür” diyen “Kartal’ı Kurtarma Platformu” başkanı Cem Gürdeniz’in kaleminden bu hikâyeyi özetleyelim:

“… 2016 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün, İstanbul’un işgal edildiği 13 Kasım 1918 tarihinde, güvertesinde: ‘Geldikleri Gibi Giderler!’ diyerek Kurtuluş Savaşı’nın ilk işaretini verdiği Hollanda yapımı 108 yaşındaki Kartal istimbotu tesadüfen gemi Kurtarmacı Arif Ertik ve gazeteci Gökhan Karakaş tarafından bulundu. Bu kitabın yazarının başkanlığında ve kaptan Levent Akson’un teknik yönetimi altında oluşan gönüllü bir grup sayesinde restorasyona geçildi ve 13 Kasım 2018 tarihinde anıt gemi yapılmak üzere Deniz Kuvvetleri’ne teslim edildi. Bu kitap yazılırken aradan geçen 3 yıla rağmen Beşiktaş’ta İBB tarafından yapılacak anıt alanı projesinin başlaması bekleniyordu.” (Cem Gürdeniz, Kültürüyle Görgüsüyle Denizcilik, Yapı Kredi Yayınları, 2022)

Keza  Platform üyelerinden Gökhan Karakaş ve Ali Bozoğlu’nun yazdığı Anadolu Mavisi (Türk Loydu Vakfı Yay. 2022) ve birlikte sunduğu “Kartal İstimbot, Geldikleri Gibi…” başlıklı geçen yıl yayımlanan yaklaşık 20 dakikalık videoda da hikâye anlatılır (ve kaynaklarla ilgili açıklamalarda bulunulur).: https://www.youtube.com/watch?v=fRo6zpargiI

Kartal’ı Kurtarma Platformu

Kartal’la ilgili bilgiler ilk kez 3 Haziran 2017 tarihinde kamuoyu ile paylaşılır, ardından Türkiye çapında pek çok kurum ve kuruluş gemiyi kurtarmak için gönüllü olarak öne çıkar. Bir platform kurularak, faaliyetlerin merkezi bir eşgüdüm ve işbirliği içinde yapılması hedeflenir. “Devletin doğrudan veya dolaylı hiçbir katkısı talep” edilmez. Kurulan  “Kartal’ı Kurtarma Platformu” tarafından römorkör satın alınır. “Yaptığımız araştırmalarla geminin geçmişini ortaya çıkardık ve Mustafa Kemal’in o meşhur sözü söylediği gemi olduğunu gördük.” diyen “Kartal’ı Kurtarma Platformu” ilgililerinin kamuoyuna yaptıkları açıklamalara göre Çiçek Tersanesi ve Deniz Ticaret Odası’nın desteğiyle başlayan restorasyona 5000’e yakın vatandaş ve kurum maddi destek verir. Platform sözcüleri kamuoyunu yardım seferberliğine çağırır; bir film şirketi ile yapılan sponsorluk anlaşmasıyla, bağışlarla, verilen desteklerle, gönüllülerce Change.org’da Kartal adına düzenlenen kampanyayla, imece usulü kaynak yaratılır: 10 yaşında kumbarasındaki parayı bağışlayan öğrenciye ve 93 yaşında üç aylığını bağışlayan emekliye plaket verilir.[1]

“Hedef, 2018 yazına kadar renovasyon/restorasyon işlemlerini tamamlayarak, hazır hâle gelen gemiyi sergilenmek üzere Deniz Kuvveleri’ne hibe etmektir. 13 Kasım 2018’de, Mustafa Kemal’in ‘Geldikleri gibi Giderler!’ sözünü sarf etmesinin yüzüncü yılında Kartal,  İstanbul’da en uygun mahalde müze gemi statüsünde büyük bir tören ile yerini alacak ve Türk halkı ile buluşacaktır.”

Kartal Tersane Komutanlığı’nda kızakta… ©Hakan Kurak

Bu süreçte gazetelerde, televizyonlarda, dijital kanallarda Kartal’la ilgili çoğu birbirinin benzeri ve tekrarı yüzlerce haber, yorum, makale yer alır. Türk Llyod’u römorköre Onursal Belge verir, maketçiler maketini yapmaya girişir, Kurtuluş Savaşı tarihçileri destek yazıları yazar, belgeseli ve Kadıköy/Barış Manço Kültür Merkezi’nde de belgeselin gösterimi yapılır, Youtube kanalında  birkaç dakikadan 20 dakikaya kadar birçok videosu yayımlanır. Ulusal basın yanında istisnasız bütün denizcilik dergilerinde, sitelerinde konuyla ilgili haberler, şöyleşiler, yorumlar, makaleler yayımlanır.

Restorasyon bitiminde Tuzla’da yapılan, üç ilkokul öğrencisinin de gemiye Türk bayrağı astığı törenle Deniz Kuvvetleri’ne teslim edilen teknenin Beşiktaş’taki Deniz Müzesi’nde sergileneceği açıklanmışsa da Kartal’ın o yıldan (2018’den) beri D.K.K. İstanbul (Pendik) Tersanesi’nde bekletildiği biliniyor. Deniz Kuvvetleri envanterine kaydolduğu söylenen teknenin neden sergilenmediği ya da Beşiktaş’ta yapılacağı ileri sürülen “… İBB tarafından yapılacak anıt alanı projesinin” neden gerçekleşmediği hakkında bugüne dek (Haziran 2024) herhangi bir “resmi” açıklama yapılmadı.

Osman Öndeş’in iddialarının etkisi mi?

Deniz Ticaret Gazetesi sitesinde 12 Kasım 2023’te deniz tarihi araştırmacısı Osman Öndeş imzalı   “Kartal İsimli Römorkör Nasıl Kahraman Yapıldı?” başlıklı bir yazı yayımlanır.  

Aşağıda daha geniş ele alacağımız 29 sayfalık yazıda özetle, Kartal’la ilgili bilgilerin doğru olmadığı, ayrıca Atatürk’ün işgal kuvvetlerinin değil, “Askeri Sevkiyat’ın” bir teknesine bindiği, Kartal’la kurulmak istenen Atatürk bağlantısının uydurma, yapılanların da “skandal” olduğunu gerekçeleriyle ileri sürer.

Yüksek Denizcilik Okulu Ruhu (ydoruhu.com) sitesinde 19 Mayıs 2024 tarihinde “Geldikleri Gibi Giderler” başlıklı Alper Akpeçe imzalı yazıda[2] yer alan Adil Tuğcu’nun açıklamaları “resmi bir açıklama” sayılmasa da, teknenin neden sergilenmediği konusu ile Osman Öndeş’in iddialarına verilmiş, (Askeri Sevkiyat hakkında yazılanlara değinmediği için) “sınırlı” bir ilk cevap sayılabilir.

Bu faaliyetlere emek veren “Kartal’ı Kurtarma Platformu” üyelerinden Kaptan Adil Tuğcu’dan aktarılan bilgilere göre deniz tarihi araştırmacısı Osman Öndeş’in iddialarının Kartal’ın “makus talihinde ciddi bir payı” vardır. Tuğcu, Kartal’ı sahiplenme konusunda yaşanan çekişmeleri (tehditleri!) ve belediyeler (İBB ve Beşiktaş) nezdinde yapılan fakat sonuçsuz kalan girişimleri de yakınarak aktardığı yazısında, Öndeş’in Cumhurbaşkanı, DKK ve İBB Başkanlığına da ilettiği iddialarının doğru olmadığını belirtir. Öndeş’in yanlış yere baktığını, Kartal’ın 1918 yılında Fransızca adı olan Entreprise römorkörünün kayıtlarının Lloyd Register Year Book’da değil, Bureau Veritas 1914 Year Book kayıtlarında yer aldığını söyler ve ekler: “Öndeş böyle bir hataya nasıl düştü bilmiyoruz.” Ancak Kartal Platformu ilgilileri Bureau Veritas 1914 Year Book’ta yer aldığını belirttikleri Kartal/Entreprise kayıtları ile ilgili bu güne dek kamuoyuna bir belge sunmadı.

Bu açıklamada dikkat çeken bir nokta da Kartal Platformu açıklamalarında hep İngilizce “Enterprise” olarak belirtilen Kartal’ın 1918’deki adının ilk defa Fransızca Entreprise olduğunun belirtilmesidir ki bu da açıklanmaya muhtaç bir durumdur: Fransızca Entreprise (girişim) = İngilizce Enterprise…

23 Haziran 2024’te Deniz Kartalı sitesinde (denizkartali.com) “İstanbul’un Teknesi Kartal İstanbul’da Kalmalıdır”  başlıklı bir yazı yayımlanır. Kartal’ın “İstanbul yerine Çanakkale’de sergilenme düşüncesinin/ihtimalinin” Kartal İstimbotu Platformu üyelerinin “tepkisini çektiği” belirtilir ve altı Platform üyesinin açıklamalarına yer verilir. Haklı olarak İstanbul dışında sergilemenin anlamsızlığının vurgulandığı açıklamalara göre “Sembol teknenin sergileneceği yer Beşiktaş, olmazsa Sarayburnu’dur”. Ancak İstanbul dışında sergileme düşüncesinin ya da ihtimalinin kaynağı, kime ait olduğu belirtilmez. Bu yazı Platformun (adı artık “Kartal’ı Kurtarma Platformu” değil “Kartal İstimbot Platformu”dur) resmi açıklaması gibi olsa da Kartal’ın “makus talihinde ciddi bir payı” vardır dedikleri Osman Öndeş’in iddialarından hiç söz edilmez. Yazı boyunca da geçmişte Platform adına yapılan açıklamaların aksine Kartal’ın İngilizce değil Fransızca adı kullanılır.

Gelelim Öndeş’in iddialarına…

Deniz tarihi araştırmacısı Osman Öndeş’in iddiaları

Deniz Ticaret Gazetesi sitesinde 12 Kasım 2023’te deniz tarihi araştırmacısı Osman Öndeş imzalı   “Kartal İsimli Römorkör Nasıl Kahraman Yapıldı?” başlıklı yirmi dokuz sayfalık bir yazı yayımlanır. (https://www.denizticaretgazetesi.org/makale/kartal-romorkoru-baglantisi-bir-uydurmadir-4681)

M. İhya Görgün’ün kayıtları

“Kartal römorkörü yanılgısı”“Kartal römorkörü bağlantısı bir uydurmadır.” üst başlığıyla başlayan yazıda Öndeş, “Buharlı Kartal römorkörü ‘Kahraman’ olarak hiçbir tarihi olayda yer almadı”, o tarihte Kartal isimli bir römorkör yoktu diyerek, Kartal’la ilgili teknik bilgilerin yer aldığı kayıt olarak gösterilen defterin bir belge değil not defteri olduğunu söyler. ( Oysa yanda ilgili sayfası yer alan ve Platform üyesi Ali Bozoğlu’nun açıkladığı bu defter bir dönem İstanbul Liman İşletmeleri Müdürlüğü de yapmış Kaptan Mehmet İhya Görgün’ün elyazısıyla işletmedeki bütün deniz vasıtalarını teknik özellikleriyle kaydettiği önemli bir belgedir.) Öndeş, Kartal’la ilgili bu teknik bilgileri Llyod’s Register (LR) kayıtlarıyla karşılaştırarak o dönemde Kartal isimli bir römorkör değil bir “şehir hatları vapuru” olduğunu, LR’de 1918-19 gemi kayıt sicillerinin yer aldığı yıllığın sayfa fotokopisini ekleyerek açıklar. Bu konuda yeterli araştırma yapılmadığını belirtir ve “Eğer akademisyenlere müracaat edilseydi, bu üzücü hata meydana gelmeyecekti” der.

Öndeş, yazılı kaynaklarda var olduğu iddia edilen bilgilerin de doğru olmadığını ileri sürer. İddia edildiği gibi Atatürk’ün yaveri Cevat Abbas’ın 1939’da basılan hatıratında Kartal römorköründen söz edilmediğini belirtir. Atatürk’ün 13 Kasım 1918’de “Askeri sevkiyatın bir köhne motoru ile…” karşıya geçtiğini yazan Abbas’ın 1939 baskısı kitabının ilgili sayfasının fotokopisini sunar, bu uydurmaların hayal dünyasında kurgulanmış gerçekdışı laflar olduğunu söyler. Atatürk’ün Osmanlı paşası olarak karşıya geçmek için bir Fransız teknesine binmeyeceğini, “Mustafa Kemal Paşa’nın işgal kuvvetlerine ait bir römorköre” bindiğinin ileri sürülmesini sorumsuzluk ve paşaya hakaret sayar. Ayrıca Kartal’ın eski adının Enterprise olduğu bilgisinin de Kartal gibi eski tarihli anı kitaplarında geçmediğini, çok sonradan uydurulduğunu (1991) kaynaklarıyla ileri sürer ve ekler: “Harbiye Nezareti Askeri Sevkiyat Dairesi’ne ait böyle bir römorkör de yoktur.” yaratılan Kartal römorkörü dalgası ile “Olay tam bir uluslararası skandala dönüşmüş bulunmaktadır!”

Cevat Abbas’ın anıları 1939 (tıpkı basım 2006’dan): “… askeri sevkiyatın bir köhne motoru ile… geçiyorduk”

Kartal romörkörüne Onursal Belge verilmesini de şu sözlerle eleştirir: “Dünyanın hiçbir devletinde, bir römorkör konusunda böylesine bir skandal meydana gelmemiş ve hiçbir ülke Klas Kurumu sadece başkanının şahsi kararı ile ciddiyeti rencide edilmemiştir. Bu bir skandaldır!”

Öndeş, “Bu makalemin amacı, Mustafa Kemal Paşa inancıyla bir hizmet üretmek isteyenlerin derin yanılgısını üzüntüyle işaret etmek ve vahim hatayı düzeltmek olacaktır.” dese de kısa bir yazıyla eleştirisini yapıp, derdini anlatabilecekken, sayfalarca kişilerin cv’sini yayımlamak, iki sayfa römorkörcülük firmalarının listesini vermek gibi bir yığın konuyla ilgisiz bilgi, iddialı hükümler, kullandığı küçültücü ifadeler, suçlamalar ile çok yerde konudan sapıyor.  Gerçi takip edenler bilir, Öndeş’in yazılarında/kitaplarında aceleyle yazılmış izlenimi veren sakat cümlelere, özensiz, çalakalem ifadelere sıkça rastlanır.[3]

Öndeş yazısını “Bu olayın tek kazanımı şudur” diyen bir başlıkla bitirir:

“Kartal römorkörü konusunda yaratılmış olan bu olay bir skandaldır. Kartal römorkörü sıradan bir römorkördür. Herşeye rağmen; Türk Deniz Ticaret toplumu örgütleri bu çakma römorkörün akıbeti konusunda karar verebilirler; Bu römorkör, geliri bir deniz ticareti eğitim kurumuna bağışlanmak kaydıyla, günümüzde römorkör inşaatı yapan güçlü Türk firmalarından biri tarafından satın alınabilir. Antika bir römorkör (Museum Ship) olarak kendi tersanelerinin bir yerinde sergileyebilirler.”

Bu makaledeki savruk, yer yer saldırgan ve aşağılayıcı üslubu[4] onaylamasak da Öndeş’in Kartal römorkörü ile ilgili iddiaları öyle ya da böyle bir cevabı hak ediyor. Bu konuda onca haber yapan basın-yayın organlarının sessizliğini, bu iddiaların sorgulanmamasını anlamak da mümkün değil.

Resmi bir açıklama borcu ve sorumluluğu

Açıklamalara göre konuyu toparlarsak: Atatürk’ün o tarihi/sembolik  cümleyi söylediğinde yanında olan ve aktaran yaveri Cevat Abbas 1939’da basılan anılarında “Askeri sevkiyatın bir köhne motoru ile…” karşıya geçtiklerini yazıyor. Fransız Enterprise’dan söz etmiyor.  Öndeş , kayıtlarda “Harbiye Nezareti Askeri Sevkiyat Dairesi’ne ait” Kartal isimli bir römorkörün olmadığını belirtiyor. Haydarpaşa Garı’nda bir manga asker tarafından törenle karşılandığı belirtilen Atatürk’ün işgal donanmasının bir teknesiyle karşıya geçtiğini iddia etmek de askeri teamüllere göre mantıklı değil. Öndeş, Kartal/Enterprise özdeşliği iddiasının dönemle ilgili anı kitaplarında yer almadığını, uzun yıllar sonra hiçbir kaynak göstermeyen Dr. Fethi Tevetoğlu’nun “Atatürk’ün Güvendiği Bir Kişi: Dr. Rasim Ferit Talay” (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Temmuz 1991) başlıklı makalesinde ortaya çıktığını belirtiyor. “1991’e kadar hiçbir makalede ve eserde Kartal römorkörü maddesi mevcut değildir.” “Dr. Fethi Tevetoğlu’nun makalesinde sadece “Kartal İstimbotu” ifadesi vardır. Sonradan metne “Enterprise” kelimesi eklenmiştir.”

Kartal römorkörünün Lloyd’s Register Year Book’da değil, Bureau Veritas 1914 Year Book kayıtlarında (Fransızca Entreprise olarak) yer aldığı “Öndeş’in hataya düştüğü” Kartal Platformu’nun bir üyesinin açıklamasında yer alsa da Kaptan Görgün’ün defteri gibi kamuoyuna açıklanan bir belge yok henüz. Ayrıca söz konusu açıklamada birinci el bir kaynakta (Cevat Abbas’ın anıları) yer alan, Atatürk’ün bindiği teknenin Fransız işgal kuvvetlerine ait bir tekne değil “Askeri Sevkiyat Dairesi’ne ait” bir tekne olduğu gerçeğine de değinilmiyor.

Vincennes Bahriye arşivi kayıtları 1800-1952

Kaynak olarak açıklanan, ancak yakın tarihte yazılan ve konuya ilişkin bilinen alıntılarla sınırlı kitapların da “kaynak değeri” hayli sorunlu/tartışmalı. Konunun pek çok yönden irdelenip, güvenilir kaynaklara ulaşılması, “kaynak değeri” olabilecek başka kitap, makale, belge var mıdır araştırılması gerekir. Örneğin ulaşabildiğim kaynaklardan (Navires Divers Plans De Navires Et De Materiels Navals 1800 – 1952, Châtellerault 2018.) Fransız Ordular (Savunma) Bakanlığı, Vincennes Bahriye arşivinde saklanan 1800-1952 yılları arasında yapılmış gemi/deniz ve liman cihazlarının listelendiği katalogda  Entreprenant (Girişken) adlı, inşaatı tamamlanamadan 1946’da batırılmış bir torpidobotun muhtelif planları, kesitleri, elektrik dağıtım planı vs. var ama “Entreprise” (ya da Enterprise) adına rastlanmadı.

Kartal Platformu üyesi gazeteci Gökhan Karakaş’a Kartal‘la ilgili bazı iddiaları ve son durumu e-postayla sordum, verdiği cevaplar soruları arttırsa da “Yakında çıkacak Kartal istimbotu hakkındaki kitabında, gerekli açıklamaların olacağını” imâ etti.

Bu polemiğin sonlandırılması adına römorkörü envanterine aldığı belirtilen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın, bu süreci baştan beri yürüten Kartal’ı Kurtarma Platformu (Kartal İstimbotu Platformu) ilgililerinin, ya da sergilemeye yanaşmayan Belediyelerin yaklaşık altı senedir akıbetini bekleyen Kartal römorkörü hakkında kamuoyuna ve bu girişime kumbarasıyla/emekli maaşıyla destek veren onca insana resmi bir açıklama borcu ve sorumluluğu var.

Notlar:

•Osman Öndeş’in açıklamaları dışında, italikle belirtilen alıntıların ve bilgilerin kaynağı, Kartal’ı Kurtarma Platformu üyelerinin kamuoyuna yansıyan açıklamalarıdır. (ör. https://denizkartali.com,  www.alibozoglu.com siteleri)

• Atatürk’ün yaveri Cevat Abbas’ın, “Atatürk’le ben askeri sevkıyatın bir köhne motoru ile denizin ortasına yaslanan bu çelik ormanının içinde geçiyorduk. Atatürk’ün zarif dudaklarından ‘Geldikleri gibi giderler’ cümlesini işittiğim zaman, mütarekenin doğurduğu derin ve elemli ümitsizliği derhal unutmuştum.” diye anlattığı, kaynak değeri tartışmasız, “Ebedi Şef, Kurtarıcı Atatürk’ün Zengin Tarihinden Bir Yaprak, Halk Basımevi, İstanbul, 1939” kitabı “yalnızca bazı imlâ düzeltmeleri” yapılarak torunu Turgut Gürer’in derlediği “Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, Cumhuriyet Kitapları, 2006 (İş Kültür Yayınları 2018)” kitabının birinci bölümü (s. 27-110) olarak tekrar yayımlanmıştır.


[1]10 Mart 2018, Hürriyet.com.tr.: “Kumbaradan Kartal’a” başlığıyla yer alan habere göre “Kumbarasındaki 103 lirasını bağışlayan Cem Tuğcu ile üç aylığını bağışlayan 93 yaşındaki Necdet Akson’a plaket verildi.”

[2]Alper Akpeçe / Geldikleri gibi giderler! (ydoruhu.com) (erişim 1.6.2024)

[3] Örnek bir eleştiri için bkz.: Osman Öndeş’in  Efsanevi Kaptan Şefik Gogen başlıklı  kitabı (İş Bankası Kültür Yay. 2010) hakkında Hürriyet Gösteri dergisinin  2012 yılı Sonbahar (S. 307) sayısında yayımlanan:”Yakın Tarihimizde Bir Gemi ve Süvarisi” başlıklı yazı. https://omerbozkurt.com/yakin-tarihimizde-bir-gemi-ve-suvarisi 

[4] Örneğin: Uzun Kulaklı Dede Hazretleri Hikâyesi, yanılgıyı körüklemek, şovenist bir atılım, çığ gibi büyütmek, tetikçi, Atatürk sevdası propagandası ile parasal destek almak, algı operasyonu yapmak, Atatürk’e hakaret etmek, şöhret olmak yolunda oynanan oyun, sorumsuzluk örneği… vb.


Hürriyet 23 Mart 2025

EKLEME (24 Mart 2025):

Kartal İstimbotu Çanakkale Deniz Müzesi’nde

Bu yazıda yer verilen söz konusu iddialar hakkında taraflardan herhangi bir açıklama duymadım ama Hürriyet gazetesinde 23 Mart 2025’te yer alan habere göre (küpürü yanda) Milli Savunma Bakanlığı (MSB) rekreasyon çalışmalarının ardından Kartal istimbotunun “‘geldikleri gibi giderler’in tanığı” olarak Çanakkale Deniz Müzesi’nde sergilenmeye başlandığını bildirmiş.

Yukarıdaki yazıda Osman Öndeş’in ancak “antika bir römorkör (Museum Ship)” olarak sergilenebileceğini belirttiği “Kartal römorkörü ile ilgili iddiaları öyle ya da böyle bir cevabı hak ediyor” demiş ve Kartal’ın “İstanbul yerine Çanakkale’de sergilenme düşüncesinin/ihtimalinin” Kartal İstimbotu Platformu üyelerinin “tepkisini çektiği” belirtmiştik.

İlgili kurumlar (MSB/Deniz Kuvvetleri Komutanlığı) “cevabını bekleyen sorularla ilgili” herhangi bir açıklamada yapmadan Kartal‘ı Çanakkale’de sergilemeye başlasa da “bu Kartal o Kartal mı?” ile ilgili sorular hâlâ cevabını bekliyor ki bunlara bir de neden İstanbul’da sergilen(e)mediği sorusunu da ekleyebiliriz. Evet hâlâ:

“Bu polemiğin sonlandırılması adına römorkörü envanterine aldığı belirtilen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın, bu süreci baştan beri yürüten Kartal’ı Kurtarma Platformu (Kartal İstimbotu Platformu) ilgililerinin, ya da sergilemeye yanaşmayan Belediyelerin yaklaşık altı senedir akıbetini bekleyen Kartal römorkörü hakkında kamuoyuna ve bu girişime kumbarasıyla/emekli maaşıyla destek veren onca insana resmi bir açıklama borcu ve sorumluluğu var.”

Similar Posts

  • 1 Temmuz Amatör Denizcilerin Bayramı mı?

    “Amatör denizciliğin gelişiminin önemli göstergelerinden biri her alanda –kurum, mevzuat, dil, yayın, temsilciler, kişiler vb.- gemiadamlarıyla olan farkı ifade edebilecek hale gelebilmektir. Teknenin tanımından, arama kurtarmaya dek amatörlerle ilgili akla gelebilecek her türlü mevzuattaki tanımın gemi adamları/ticaret gemiciliği üzerinden yapılması şüphesiz tesadüf değil. Gemiadamlarının gölgesinden kurtulup onlarla eşit bir konuma gelebilmek, eşit statüde konuşabilmek için çaba yine amatör denizcilere düşüyor. Ama farkın yaratılabilmesi onlardan uzak durmak, onlara ilişkin her şeyi reddetmek demek değil. Tam tersi onları tanımak (örneğin askeri cenahı biliriz de 1848’de Sakız’da denizcilik eğitimi veren sivil Mehmet Çelebi’yi duymamışızdır…) anlamak ve kendimizi, derdimizi anlatabilmek önemli.Olanları sindirerek, sorgulayarak, dirsek temasında bu farkı yaratmak, yaratabilmek gerek. Amatör denizciliğe ilişkin derdimizi anlatacak projeler geliştirmek, kurallar, kurumlar oluşturmak bu farkın yaratılması ve kendimiz olabilmek için zorunlu da.”

  • “Amatör Denizciler” Değil “Uzak Yol Denizcileri” Anıtı

    İstanbul Kalamış’ta “Sadun-Oda Boro ve Amatör Denizciler Anıtı” adıyla Mayıs 2011’de açılan, araçsal bir zihniyetin ürünü olan anıt Boroların sembolik anlamlarını sıradanlaştırdığı gibi, tartışmalı yönleriyle de (anıtın adı, yeri, temsil gücü, yer alanların seçim kıstasları…) amatör denizciliğe bir değer kat(a)mıyor ne yazık ki. Konunun ayrıntıları aşağıdaki yazılarda.

    “Sembollerin Kaybı ve Amatör Denizciler Anıtı” ve devamındaki yazılar bir anlamda amatör denizciliğimizde değişen/gelişen değerlerin halini sorgulayan yazılar olarak da okunabilir. Yazı yayımlandıktan sonra verilen yanıtlara/sorulara cevaplar “Kısmet’in Yekesi” yazısında yer alıyor.

    Üçüncü yazı dünyayı dolaşan ama ne hikmetse Kalamış’taki anıtta ismi yer almayan Ayfer Er’in durumunu, anıtta yer almanın kıstaslarını sorguluyor. Anıtın “Bilgi Akışı ve Arşiv Çalışması”nı yapan Turgay Noyan “Dünyayı dolaşan kadın denizcimiz diye Sabah gazetesinde/Naviga dergisinde haber yaptığı halde Ayfer Er’e anıtta yer vermemiş… “Dünyayı dolaşan kadın denizcimiz Ayfer Er…” yazısından sonra, ne Turgay Noyan bir açıklama yaptı, ne de “anıtseverler” bir sorumluluk duydu. Bugüne kadar da değişen bir şey olmadı.

    Yazılarda ileri sürdüğüm birçok nedenden dolayı hiç olmazsa anıtın adının “uzak yol denizcileri anıtı” diye değiştirilmesini de önermiştim. Artık anıttaki rölyeflere “profesyonel denizciler” de eklendiği için adı değiştirilmese de anıtın “Uzak Yol Denizcileri Anıtı” olarak anılması daha doğru olur.

    Sadun Abi anıtla ilgili daha sonra şunları yazdı:

    “…Meğer bizim heykel yapılıyormuş! Turgay Noyan’ı aradım ve ‘ne haltlar karıştırıyorsunuz anlat bakalım’ deyince artık olan oldu deyip, tüm hikâyeyi anlattı. Zaten heykel bitmek üzereymiş, Mayısta açılacakmış bile. Şaşırdım, bir tuhaf oldum. Ömür boyu bu tip olaylardan her zaman kaçındım, kesinlikle onaylamadım… Diğer taraftan bir kurt içimi kemiriyor: Hakikaten böyle bir anıta layık mıydık, fazla mı abartıldı? Bu da bana bir eziklik hissi veriyor, önünden geçmeye sıkılıyorum.”

    (Sadun Boro, Bir Misyon Bir Ömür, Naviga, Ağustos 2011)

  • Dünden Bugüne Atlantik Şiiri

    “Dünden Bugüne Atlantik Şiiri” başlıklı e-posta amatör/sportif denizciliğin gündeme gelmeyen-tartışıl(a)mayan önemli sorunlarından birisi olan “sponsor/pazarlama/reklam/gizli reklam/haber/bilgi” ilişkisine dikkat çekmek için, “Medyatik Cazibe” başlıklı ikinci e-posta ise ilk yazı hakkındaki bir eleştiriye cevap olarak yazılmıştı.

    Yazılanlar kişilerle veya seyirle değil bir “meseleyle” ilgili. Bir seyri medyatik cazibesi olan bir olay/reklam haline getirebilmek için yapılanlardan ör. haberdeki bilginin kayboluşundan, gerçeklerin göz ardı edilmesinden söz ediyorum. Yoksa her türlü riski ve zorluğu barındıran 2700 millik bir açık deniz seyri şüphesiz ki kolay değildir. 16 yaşındaki genç denizcimizi bu girişimi ve başarısı için kutlamak gerekir.

    ARC rallisi (Atlantic Rally for Crusiers) başka ralliler de düzenleyen World Cruising Club’ın Atlantik geçişini özendirmek ve popüler hale getirmek için yıllardır sürdürdüğü bir organizasyondur. Organizasyonun istediği koşulları yerine getiren ve katılım bedelini ödeyen her tekne veya şahıs bu ralliye katılabilir. Örneğin 2010’da katılan 233 teknenin 19’u yarış/IRC Racing sınıfında yarışmaktadır. Ülkemizde de bu yolla Atlantik’i geçen birçok tekne ve kişi var. Ayrıntılı bilgi için www.worldcruising.com bakılabilir.

  • Hızır (Barbaros) Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi ve Vasiyetnamesi

    Yıllar önce bir sahaf mezatından edindiğim “Hızır (Barbaros) Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’ni yayına hazırlamak için epey uğraşmış ama süreç uzayınca bir kenara koymuştum. Karantina günlerinde yeniden ele almak mümkün oldu. (…) Epeyce dipnot var, umarım yayında sorun olmaz. Metnin başlıkları şöyle:

    (I). BİR SAHAFİYE BELGESİNİN HİKÂYESİ

    (II). VAKFİYENAME VE ÇAPARİZLER/DÜĞÜMLER

    (III). VAKFİYENAME’DEKİ GELİR KAYNAKLARI VE HARCAMA KALEMLERİ

    (IV). SAHAFİYE BELGESİ: ÇEVRİYAZI HIZIR HAYREDDİN PAŞA’NIN VAKFİYENAMESİ

    Metin, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’nin Osmanlıca harflerden Latince harflere tam metin olarak çevirisini, yani çevriyazısını (transkripsiyonu) da içeriyor. Dolayısıyla çevriyazı da olsa Barbaros Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’nin “tamamının” ilk (+dijital) yayını. Şüphesiz araştırarak/sorarak bilgi edinmeye çalışsam da (sorularıma verdikleri cevaplar için İdris Bostan hocama ve Murat Koraltürk’e teşekkür ederim) yazıda çıkabilecek hataların/netameli bilgilerin sorumluluğu bana aittir. Dilerim tarihe, Barbaros Hayreddin Paşa’ya meraklı olanların işine yarar.

  • |

    Sadun ve Oda Boro’nun Anısına…

    Kısmet iki yıl on ay süren dünya seyahatinin sonuna gelmiş, karasularımıza yaklaşmaktadır. Kısmet’in 15 Haziran 1968’de İstanbul’da olacağı neredeyse bir ay öncesinden açıklanır. Çünkü o güne dek seyahate mali yönden hiçbir katkısı olmayan devlet erkânı kendini göstermiş, işi “resmiyete” dökerek hazırladıkları karşılama törenlerinin programına göre seyir yapılmasını istemiştir.
    Sonraki günlerde Sadun Boro’nun “… artık hareket serbestliğimiz elimizden alınmış oldu.” dediği bu program uygulanır. Aslında çok farklı derecelerde de olsa kamuoyunun ilgi gösterdiği bazı bireysel ya da kolektif başarıların resmî makamlarca “araçsallaştırılması” evrensel bir olaydır.

    Sadun Boro “her ânı ömrümüz boyunca hiçbir zaman hatıralarımızdan silinmeyecek bambaşka bir hayal âleminde yaşadık” dediği son on günün hikâyesini Pupa Yelken’de ayrıntılarıyla anlatır.
    Boroların “hareket serbestliği” ellerinden alınmamış olsaydı karşılama törenleri/ziyaretler resmikabul/resmigeçit havasında değil de daha şenlikli mi olurdu ya da kamarada kapalı kalan Miço kutlamalara katılabilir miydi bilinmez ama zaten tahmin edilemeyen bir kalabalık neticesi askeri-mülki erkânın başrolde olduğu “ne protokol kalmıştı, ne de program…”

    Sadun Boro, “Pupa Yelken’i kaleme almamın esas gayesi gençlerimize, dünyanın en güzel kıyılarına sahip olan yurdumuzun insanlarına denizi sevdirmek, onlara engin ufuklara yelken açmayı özendirmek, teşvik etmekti.” der.
    Bu nedenle, herhangi bir şan-şöhret arayışı olmadan, tutku, açık deniz tutkusu, kendine güven ve özgürlük arayışı peşinde bir hayale yelken açan bu insanların Pupa Yelken’de yansıttığı ruhu/havayı hatırlatıp günümüze taşıyacak tarzda kitaptan alıntılarla hazırlanmış metinlerin ve onlarla ilgili değerli makalelerin MEB müfredatına/okullara sokulması için çaba gösterilmelidir.

    Yazıya serpiştirdiğim İstanbul’daki törenlerden kareler içeren 16×28 cm. ebadındaki siyah-beyaz on dört fotoğrafı 4 Şubat 2018’de İstanbul Müzayede’nin müzayedesinden satın almıştım.
    Fotoğrafları, 15 Haziran 1968’in bir yıldönümünde, 15 Haziran 2024’te, Sadun ve Oda Boro’nun anısına, bu serüveni kalbinde hisseden, takip eden, bu karşılamaya yakın ya da şahit olabilmek için o çoşkulu kalabalığa katılanlar adına paylaşmak istedim.

  • |

    Fırtına Nerede?

    Hangi deniz, hangi rüzgâr, hangi “haber” buluşturur bizi?

    Denizdeki her olay denizi, denizciliği tanımak, tanıtmak için bir fırsattır ama bunun gerçekleşmesi konuya yaklaşıma ve eklenecek bilgilere bağlıdır.

    2006’da yaşanmış bir kaza dolayısıyla haberlerin ele alınışını, bilginin kaybolmasını, magazinleştirilmesini ve gittikçe kaybolan amatör ruhu ele alan bir değerlendirme…

    Birçok göstergeye bakarak ülkemizde denizciliğe olan ilginin, denize açılan insan ve tekne sayısının giderek arttığı söylenebilirse de genel olarak bu artışın denizcilik kültürünü incelttiğini, ona yeni “değerler” kattığını söylemek oldukça zor.

    Denizciliğin daha dar alanlardan çıkıp giderek yaygınlaşmasından söz edeceksek canlı, ufku açık, her bindiği teknenin şarkısını söylemeyen kendi değerleri ve kimliği billurlaşmış amatör ruhlu bir denizcilik kültürü için mevcut veya oluşmaya başlayan kimi değerleri sorgulamamız, bu alandaki olumlu mirasa sahip çıkmamız gerekir. Çok sayıda parametreden (tekne, eğitim, kurum, yayın -kitap, dergi, gazete-, sporcu, yarış, sponsor vb.) farklı örnekler vermek mümkün ama çok daha sıradan birkaç örnekle konuya gireyim.

    Tekne sayısı arttıkça usturmaçalarını üzüm salkımı gibi sarkıtarak seyreden tekne sayısının artması; liman içinde VHF telsizlerinin 1 watt değil de 25 watt çıkış gücünde kullanılarak herkesin rahatsız edilmesi sıradan bilgilerin bile “içselleştirilemediğini” gösteren örnekler. Bir değerin oluşabilmesi, kalıcılaşması için sadece bilgiye sahip olmak yetmiyor, o bilginin “içselleştirilmesi” de gerekiyor. Doğaldır ki bu alandaki gelişmeler denizdeki yağmurla, fırtınayla gelip yerleşmiyor, ülkenin kültüründeki olumlu ve olumsuz (zaafları, eksiklikleri…) yönleri, gelişmeleri bünyesinde taşıyor, yansıtıyor. Ayrıca denizcilik adına yapılan her şey iyidir gibi ilkesiz, ölçüsüz bir anlayışın yaygınlığı da bunu pekiştiriyor. Örneğin “Türkiye Yelken Açtı” başlığıyla gazetemiz (Milliyet Pazar, 4 Haziran) 2 tam sayfa haber yapıyor ama muhabir yaptığı röportajların yönlendirmesiyle (!) amatör denizci belgesiyle “şilep” kullanılabileceğini yazıyor.

    Denizcilik alanındaki gelişmeleri, tartışmaları her açıdan değerlendirmek, eleştirmek, denizciliğin ufkunu açacak yerel ve evrensel kuralların, değerlerin, referansların belirginleştirilmesini, sindirilmesini sağladığı gibi amatör bir ruhu kaybetmeden filizlenmekte olan denizcilik dilinin, kimliğinin ve sonucunda kültürünün sınırlarını çizebilir.