Denizcilik Mevzuatındaki Son Değişiklikler

Türk Bayrağına Geçiş Olacak mı?

Türk bayrağına geçiş için 2009’da çıkarılan tebliğ ve bağlı mevzuat değişikliklerinin niçin başarılı olamayacağını irdeleyen ve  “Türk bayrağına geçiş beklentisi hızla ‘dokuz oturak baştankara’ bir fiyaskoya doğru yol alıyor” diyen aşağıdaki yazıda değinilen çaparizler nedeniyle söz konusu yönetmelikler defalarca değiştirildi. Beş yıl sonra UDHB’nin başarısızlığını gidermek için bazı cebri uygulamalara niyetlendiği duyuldu. “UDHB ve Türk bayrağına geçişte yaptırımlar…”(denizciler@yahoogroups.com, 20 Haziran 2014) başlıklı ikinci yazı bununla ilgili. Hedeflerin çok altında kalarak başarısızlığı tescillenen tebliğ yerine 03.03.2017’de yeni ve amaca uygun, hedefine ulaşan bir tebliğ yayımlandı.

***

Uluslararası denizcilik istatistiklerine baktığımızda (ör. kulüp/tekne/sporcu sayısı vb.) Avusturya, İsviçre gibi kara ülkelerinden bile geride kaldığımızı söyleyebiliriz. Bugüne dek geçerli olan spor anlayışı ve modeliyle (BTGM/GSGM) varabildiğimiz nokta burasıdır.

Amatör denizcilik/kulüpler/sporculuk açısından, yani teknesi ticari kayıtlı değil, kendi adına kayıtlı, sandalını, yelkenlisini, motoryatını amatör denizci belgesiyle kullanan ve amatör olarak bu sporla uğraşan kulüpler, sporcular açısından baktığımızda yıllardır yapılan mevzuat değişikliklerinin, başarısız kalması ya da Türk bayrağından kaçış gibi yeni sorunlar doğurması, olumlu uygulamaların kalıcı olamaması; kısacası mevzuatın denizciliği geliştirmeye katkısının hayli zayıf olması artık kanıksanmış bir durum. Oysa yapılan  değişikliklerin mevcut durumu iyileştirmesi beklenir, istenir. Ancak tekne sahiplerini (özel/ticari) ve spor kulüplerini ilgilendiren yeni değişiklikler de (5897 sayılı yasayla MTV’nin kaldırılıp, bağlama kütüğü-ruhsatname/vize harcına geçilmesi/6 Mayıs; 30 Kasım’a kadar KDV/ ÖTV’yi %27.44’ten %1’e indiren karar ve  Türk bayrağına geçişe kapı açan tebliğ/ 22 Ağustos; Özel Tekne Yönetmeliği’ni değiştiren Yönetmelik/13 Eylül; Bağlama Kütüğü Uygulama Yönetmeliği/14 Eylül) beklentileri karşılamaktan ve amatör denizciliği geliştirmekten hayli uzaktır.

Çözmek Yerine Sorun Doğuran Değişiklikler

Mevzuat değişikliklerini teknik ve spesifik olarak değerlendirmek[1] bu yazının konusu değil, sadece bazı örnekler vermekle yetineceğim.

Çözmek yerine yeni sorunlar doğuran (spor kulübü teknelerine kayıt ve harç); denize açılmayı teşvik  yerine engelleyen (sporculara engel);  inanılması güç hükümler taşıyan (tekne ismine onay veya red, spor teknelerine isim ve bayrak zorunluluğu);  temel yasalara aykırı (liman başkanı huzurunda devir sözleşmesi zorunluluğu); hatta anayasaya aykırı uygulamalara (bir kısım tekne sahibine imtiyaz tanımak ya da 200 liralık harç yatırmadı diye seferden men etmek); aşırı bürokratik işlemlere ve aracılara kapı açan (oturmuş kütükleri geliştirmek yerine yeni kütük açmak; resen kayıt uygulaması); vazgeçilmiş uygulamalara geri dönen (amatör denizciler için teknelerin yeniden ölçülmesi, “tonilato belgesi”); güvensizlik yaratan ( beş yıl için verilmiş ÖTB yerine süre dolmadan vatandaşın yeni belge almaya zorlanması);  birçok açığı bulunan (ruhsatsız yakalanan harçtan muaf teknelerin para cezası ne olacak?); eşitlik ve adaletten uzak (muafiyetleri arttıran); gelişigüzel hazırlanmış (Türk bayrağına geçişte tereddüde yol açan -gümrük, yabancı mevzuat vb.- belirsizlikler); uygulama süresinin kısalığı gibi nedenlerle değişikliklerin başarılı olabilmesi, öyle görünüyor ki hayal olarak kalacaktır.

Başbakan’ın büyük bir müjde olarak açıkladığı, teknelerin Türk bayrağına geçebilmesi için izlenecek yol çaparizlerle, belirsizliklerle doludur (Bayrama dek İstanbul’da Türk Bayrağına geçen tekne yok!) ve gerekli değişiklikler, açıklamalar acilen yapılmazsa, % 70 olarak ifade edilen, Türk bayrağına geçiş beklentisi hızla “dokuz oturak baştankara” bir fiyaskoya doğru yol almaktadır.

Mevzuat Hazırlık Sürecinin Zaafları

Denizcilik Müsteşarlığı’nın, “pervaneye halat/zincir dolayan” mevzuat değişikliklerini, devletin kurumsal işleyişi, bürokratik reformun yapılamayışı gibi nedenlere bağlayabilirsek de, konu amatör denizcilik açısından irdelendiğinde iki nokta öne çıkıyor:

1. Dünyada amatör denizciliğin/kulüplerin/sporcuların geliştiği ülkeler,  amatör denizciliğin kurum, mevzuat, dil, yayın, temsilciler, kişiler vb. gibi her alanda özerkleştiği, hatta bağımsızlaştığı ülkelerdir.

Ülkemizde amatör denizcilerin özerklik konusunda zayıf kalması ve bu nedenle amatör denizcilik/kulüpler/sporculuk hakkında yeterli bilgisi, ufku olmayan, amatörlüğü ticaret denizciliğinin gözüyle algılayan, ya da denizciliğin diğer alanlarını ticaret denizciliğinin bir parçası, figüranı olarak gören insanların yıllardır bu camianın geleceğini belirleyen kararlara imza atması, amatör denizciliğin gelişememesinin önemli nedenlerinden biridir.

Mevzuat değişikliklerindeki başarısızlıkların temel nedenlerinden biri bu “temsiliyet” eksikliğidir.  Oysa herhangi bir mevzuat değişikliğinin başarılı olabilmesi için konuyla ilgili, bağlantılı tarafların, birbirleriyle çatışan fikirleri olsa da bir araya gelerek, birbirlerini dinleyerek, tartışarak anlaşabilecekleri bir zemin bulmaları, tarafların ilgili komisyonlara çağrılarak dinlenmeleri, konuyla ilgili istatistiki çalışmaların yapılması önemlidir. Değişikliklerle, Amatör Denizcilik Federasyonu’nun sınav yetkisinin dayanağı maddelerin yürürlükten kaldırılması, amatör spor kulübü teknelerinden ruhsatname/vize/harç/ADB istenmesi, bu temel ilkeye uyulmadığının ve amatör denizcilerin/kulüplerin/sporcuların kaale alınmadığının açık göstergesidir. Durumun anlaşılması için biraz çarpıcı bir örnek vereyim: Türkiye Yelken Federasyonu’nun (TYF) 107 federe kulübünden birisi olan Deniz Kuvvetleri Gücü yaklaşık 80 teknesini  (laser, laser stratos, optimist vb.) bağlama kütüğüne kaydedip, 5 metreden büyük 36 teknesi için de yıllık 13 bin TL harç ödemesi gerekirken, Silahlı Kuvvetler teknelerine tanınan muafiyet nedeniyle kayıt ve ödeme yapmayacaktır. Oysa kalan 106 kulüp Deniz Kuvvetleri Gücü kadar şanslı değildir.

2. Elde yeterli araştırma/istatistiki veri olmadan, hazırlık yapılmadan karar alınması ve bu süreçte uzmanlığa önem verilmemesi de önemli bir zaaftır. Örneğin diğer ülkelerdeki uygulamalara bakılıp, muadiliyet aranmadan Türk vatandaşı olmayanlara da Türk bayrağı taşıma hakkı verilmiştir. Birçok ülke, vatandaşı olmayan gerçek kişiler adına tekne kaydı yapmamaktadır. Teknelerle ilgili bir karar alınacak olmasına rağmen, elde ne yabancı bayraktaki tekne sayısı, ne kayıt edilmemiş tekne sayısı, ne de genel bir tekne istatistiği vardır. Bunlarla ilgili bir araştırma yaptırılmaya gerek bile duyulmamıştır.

Rize ve Fransa’daki Çocuklar

Başbakan’ın denizcilikle ilgili konuşmalarına bakıldığında da durum hayli ümitsizdir. Başbakan, Didim D Marin’deki konuşmasında (20 Ağustos) “Rize’nin çocukları niçin acaba artık denize küskün?” deyip, cevabını ve çözümünü de denizcilik meslek yüksek okulları kurmak olarak vermişti.  Şüphesiz ticaret denizciliği için geçerli bu çözümlerin ticaret dışı alanlara (amatör denizciliğe) katkısı hayli sınırlıdır, öyle de olması beklenir. Dileriz Rize’deki yelken kulübünün ve (olmayan) minik sporcularının durumunu merak eden bir başbakanımız da olur.

Konuyla dolaylı olarak ilgili ama güncel olduğu için İstanbul Europe Race’e de bu açıdan bakmakta yarar var. Başbakan’ın yarışın startında (29 Ağustos)“Üzüntümüz yarışta Türk yelkencilerin olmayışı. Temenni ediyorum ki ikinci yarışta Türk yelkenciler de buna katılmış olsunlar. Gerekli çalışmaları arkadaşlarımız yapacaklar” demesi hoş bir temenni yalnızca. Başbakan’ın start verdiği yarışa katılan 6 ekip de Fransız. Fransa’da 4400 yelken kulübü ve 550 bin yelken sporcusu var (2004). Yarışa katılan profesyonel sporcular da böyle bir amatör altyapının, denizciliğin ürünü. Ülkemizde birkaç bin yelken sporcusu ve Türkiye Yelken Federasyonu üyesi 107 yelken kulübü var. Başbakan’ın “gerekli çalışmaları yapacaklar” dediği devlet kurumlarının (ör. GSGM’nin) denizciliğin “ticari” ve “gösteri” yanına hayli ilgi gösterip ciddi kaynak ayırırken, “amatör” (sportif) yanına  uzak kalmaları dikkat çekicidir. Bu anlayışın gerisinde denizcilik alanındaki sayısal başarısızlıkları (ör. kulüp/tekne/ sporcu sayısı vb.) ve proje yoksunluğunu örtme/geçiştirme gayretinin etkisinin olduğu da söylenebilir.  “Profesyonel” denizcilerin katıldığı bu tür yarışların ülkeye ve spora katkısı oldubittiye getirilmeden, abartılı rakamlardan (50 milyon avroluk tanıtım!), klişelerden uzak değerlendirilmeli, tartışılmalı,  bu tür faaliyetlerin ticarete olduğu kadar denizciliğe katkısı da sağlanmalıdır.

Iskarça Bir Limana Hamhalat Demirleme

Denizcilik Müsteşarı Hasan Naiboğlu “Yabancı bayrak takma nedenini vergilerin yüksekliğine bağlayan amatör denizcilerin ne kadar samimi olduğunu bundan sonra göreceğiz” diyerek (Radikal, 23 Ağustos) Türk bayrağından kaçışın nedenlerini “samimiyete” bağlamış (!) ve geçiş uygulamaları başarısız olduğunda “başka yollara” başvurabileceğinin sinyallerini vermiştir. İktisadi, hukuki yollar dururken başka yollarla, sıkıştırmalarla, tehditlerle,  sorunu çözmeye çalışmak, ıskarça bir limanın(kalabalık)  ortasına, diğer teknelere aldırmadan, hamhalat demirlemeye benzer. Resmi ağızlardan dökülen “sanatçılar, işadamları teknelerini geçirerek örnek olsunlar” talebi ve baskısı da demirin böyle funda edileceğinin (atılacağının) göstergelerinden biridir. Ancak demiri vira edip, denize açılmayı düşünmeyen bir denizcilik anlayışı bu çaparizi yaratabilir. Tarafların aynı denizin, aynı demir yerinin insanları olduğu unutulmamalıdır.

Düşük vergi (%1) nedeniyle kaydı olmayan teknelerin kayıt altına alınması değişikliklerin en etkili olacağı alandır.

Kısa sürede ıskandil edilip, gerekli işbirliği ve değişiklikler, düzeltmeler, açıklamalar yapılmazsa,  mali yükün hafifletilmesi, denetim ve belgelendirme yapılması, kayıtdışılığın önlenmesi, amatör denizciliğin geliştirilmesi gibi yasa tasarısının teklif gerekçesinde yer alan amaçların gerçekleşme ihtimalinin ve Türk bayrağına geçiş beklentilerinin hoş (ve de boş) bir temenniden öteye geçmeyeceği söylenebilir. 30 Kasım’dan sonra vergi oranlarının ne olacağı bilinmiyor. Yeni ve kullanılmış tekne ithalini makul vergilerle serbest bırakmak, örneğin Amatör Denizcilik Federasyonu önerisi olan, 18 grostondan küçük ticari teknelerde olduğu gibi sadece % 6 oranında ÖTV’ye tabi tutmak, Türk bayrağına geçişi özendirebilir.

*Yasayla ilgili değerlendirme için bkz. Sezar Atmaca, “Deniz Kenarında Susuz Kalmak”, Yacht Türkiye, Haziran 2009.

Amatör Denizcilik Federasyonu (www.adf.org.tr) sitesinde gelişmeleri değerlendiren ve çekinceleri dile getiren bir açıklama var.

Çocukların Denizcilik Öğrenmesi Yasak!

Başlık ironi değil, ne yazık ki gerçek. Bakanlar Kurulu kararıyla, yıllardır uygulanagelen MTV ayıbına son verildi ama, Denizcilik Müsteşarlığı yaptığı değişikliklerle yeni ayıplara yelken açtı. Şüphesiz aşağıdaki “çaparizler” müsteşarlık yetkililerine sorulsa “kusura bakmayın yanlışlık yaptık, düzelteceğiz” yerine, “yok canım bu kadar da olur mu, bunlar tabii ki uygulanmaz” türü “kayırıcı, göz yumucu” bir cevap alınması muhtemeldir. Kişilerin keyfine, göz yummasına, kayırmasına göre değil kurallara göre işleyen bir ülkede demokrasiden, demokratik değerlerden söz edilebilir. Bu duruma düşülmesinin temel nedeni yazıda söz ettiğim “temsiliyet” eksikliğidir.

Bağlama Kütüğü Yönetmeliği’nin denizciliğimize getirdiği “devrim niteliğindeki” bazı yenilikler ise şunlar:

  1. Tanımları, muafiyetleri, işleyişi, basitliği ve ucuzluğu ile oturmuş bir sistem olan Özel Tekne Belgesi (ÖTB) tanımı, Yönetmeliği ve Kütüğü sular altında bırakıldı.
  2. ÖTB’de, su sporlarında faaliyet gösteren dernek ve vakıflara tanınan muafiyetler kaldırılarak optimist, laser, fin, 420, 470, pirat, dragon, wind sörf, eğitim botu vb. gibi kulüp teknelerine bağlama kütüğüne kayıt (ruhsatname) ve vize zorunluluğu; bu külüplere ait 5 metre ve üzeri teknelere de her yıl vize/harç zorunluluğu getirildi.
  3. Bağlama kütüğüne kaydedilen her tekne (2. maddedeki tekneler de!) “ayırt edici bir ad” için elektronik ortamda müracaat edip, idarenin onaylayacağı bir ad almak; ayrıca ad ve numarasını, bordasında ve kıçta belirtilen yerlere yazmak ve bayrak çekmek zorunda.
  4. Denizlere şenlik yeni bir tanımla (Deniz Aracı: Gemi dışında, denizde yüzebilen ve tahsis edildiği gayeye uygun olarak kullanılan her türlü araç ve yapı.) ponton, şat, banana bot, raft, deniz bisikleti vb. yapılara da (marina yüzer pontonlarına da!) bağlama kütüğüne kayıt ve dolayısıyla bayrak çekme zorunluluğu getirildi.
  • Yönetmelikte “devlete ait olup temel kamu hizmetlerine tahsisli  olan” “gemi, deniz ve iç su araçları” için Bağlama Kütüğü hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiş. Bu madde devletin TYF aracılığıyla kulüplere verdiği optimist, laser, bot, hakem botları vb. tekneleri de kapsıyorsakulüplerde yan yana iki eş tekneden, devletin verdiği (optimist/laser/bot vb.) muaf, kulübün aldığı ruhsat/vize/harca tabi hale gelecek.
  • Müsteşarlık ÖTB Yönetmeliği’nde değişiklik yapıp (13 Eylül/27348 sayılı Resmi Gazete) 6. maddeyi yürürlükten kaldırdı, fakat bu maddeye atıf yapan 7. maddeyi unuttu. Bu nedenle “kimlerde Amatör Denizci Belgesi aranmayacağını belirten 7. madde(7/5) boşlukta kaldı. Optimist, laser, fin, 420, 470, pirat, dragon, sörf vb. spor tekneleri kullanmak için bile ADB isteyen, dolayısıyla çocuklara/gençlere denizi kapayan, engelleyen yeni bir mevzuatımız var şimdi. Dünyada, 110 ülkede, yüzbinlerce çocuk (ortalama 7-14 yaş) temel eğitim ve yarış teknesi olan optimistle yelken yapıyor, denizcilik öğreniyor. Ülkemizde ise, ADB sınavına girmek için 14  yaşını bitirme koşulu arandığından, bu değişiklikler sayesinde çocuklar spora ara verip, büyüyünce veteran olarak optimistle yarışabilecekler…

Radikal gazetesi  22 Eylül 2009 /Yorum

Yacht Türkiye, Ekim 2009

***

UDHB ve Türk bayrağına geçişte yaptırımlar…

Beş yıl önce, Ağustos 2009’da “Türk bayrağına geçişe kapı açan tebliğ” yayımlanınca Denizcilik Müsteşarlığı’nın bu ve benzeri konulardaki uygulamalarını eleştirip, nedenlerini sıralayarak “Başbakan’ın büyük bir müjde olarak açıkladığı, teknelerin Türk bayrağına geçebilmesi için izlenecek yol çaparizlerle, belirsizliklerle doludur (…), gerekli değişiklikler, açıklamalar acilen yapılmazsa, yüzde 70 olarak ifade edilen, Türk bayrağına geçiş beklentisi hızla ‘dokuz oturak baştankara’ bir fiyaskoya doğru yol alıyor.”diye yazmıştım.  (Radikal gazetesi, 22.09.2009  “Türk Bayrağına Geçiş Olacak mı?”  ve Yacht Türkiye Ekim 2009. ) Denizcilik Dergisi gibi Denizcilik Müsteşarlığı yayınlarında önceleri uygulamanın çok başarılı olduğu iddia edilse de zamanla açıklanan rakamlar ve bürokratların itirafları uygulamanın başarısızlığını gözler önüne serdi. Geçtiğimiz yıl denizcilik fuarında önemli bir gümrük bürokratından “yabancı bayraktaki” tekneleri Türk bayrağına geçmeye zorlamak için yapılan hazırlıkları/uygulanabilecek cezai yaptırımları dinlemiş,  yetki verilse “cezai yaptırımlarla bu işi kısa sürede çözeceğini söyleyen” bu bayla  “iktisadi sorunların, polisiye/cezai önlemlerle çözülemeyeceğini” söyleyerek tartışmıştım. Basında zamanla “yabancı bayrakta ısrar edenlere yaptırım uygulanacak” haberleri yer alsa da şimdiye kadar konuya ilişkin yeni bir tebliğ yayımlanmadı.  

Ancak Aktüeldeniz dergisinin Mayıs 2014 sayısında yer alan bir habere göre bürokrasimiz bu konuda son hazırlıklarını yapmış, “denizde ceza muharebelerine” başlamak için yeni tebliğin ya da ilgili mevzuatın yayımlanmasını bekliyor. DTO Nisan ayı Meclis Toplantısı’nda (bu mecliste amatör denizciler temsil edil-e-miyor) konuşan Müsteşar Yardımcısı S.H.A (amatör denizcilerle ilgili edep-dışı konuşmalarıyla gündeme gelen bu zat geçen ay görevden alınmıştı…) “Türk bayrağına geçiş” hakkında şu açıklamayı yapmış: “Geçmişte Denizcilik Müsteşarlığı yabancı bayraklı gemilerin Türk bayrağına geçişi için geçici düzenleme yaptı. Birkaç ay yürürlükte kaldı. Ama o sürede geçmesini umduğumuz tekne sayısı son derece düşük kaldı. Umulduğu kadar yüksek sayıda tekne Türk bayrağına geçmedi. Ancak o süre dolduğu halde talep bitmedi. Bu talep halen devam ediyor. Biz bunu geçen sene ciddi bir şekilde değerlendirdik. Geçen sene bir çalışma yaptık, Maliye Bakanlığı ve ilgili birimlerle ve bir mutabakata vardık. Yeni bir dönem, yeni bir periyot başlatacağız. Bu yine geçici olacak. Ama bu sefer 2 ay değil de 1 yıla kadar uzatmayı planlıyoruz. Ancak bu izin verilirken birtakım yaptırımlar da olacak. Bu kez tam sonuç almak istiyoruz. Üçüncü bir şans verilmesi söz konusu olamaz…”

Görünen o ki UDHB bürokratları her zaman olduğu gibi geçmişteki uygulamanın başarısızlığının nedenlerini sorgulamak, hatalardan ders çıkarmak yerine (ki bu özgüven gerektirir…) aynı uygulamanın yeni versiyonları üzerinde kafa yordular ve cezai yaptırımlarla başarıya ulaşacaklarını düşünüyorlar. Türk bayrağına geçiş uygulamasının neden başarısız olacağına ilişkin 5 sene önce ileri sürdüğüm argümanlara ve o zaman yapılan diğer eleştirilere ekleyebileceğim yeni bir şey yok (22.09.2009 tarihli Radikal’deki yazıya şu adresten ulaşılabilir: http://www.radikal.com.tr/yorum/turk_bayragina_gecis_olacak_mi-955575 ).  Sorunlardan ne kadar haberdar oldukları, sorunlara ne kadar vakıf oldukları bilinmeyen ve duyulmayan bürokratların muhtemel yeni iddiaları/uygulamaları da öncelikle temel nedenlerden dolayı sığ sularda karaya oturmaya aday. Şüphesiz söz konusu edilen sayısal/niceliksel bir başarı/başarısızlık değil. Bir yıla yayılan ceza/mahkeme tehdidi ile getirilecek baskı ve işin ticaretini yapanların yeni mevzuatın önbilgisiyle (!) önceden edindiği tekneler nedeniyle Türk bayrağına geçişte sayısal ve oransal bir artış olması doğal. Sorun hukuk devleti olmayı beceremeyen, kanun devleti sınırında kalan bir anlayışın, denizciliği geliştirmeye çabalamak yerine, cezalar/mahkemeler ve tehditlerle dolu bir denizcilik ufkuyla (Bu kez tam sonuç almak istiyoruz. Üçüncü bir şans verilmesi söz konusu olamaz…!)  amatör denizciliği hangi badirelere, karanlık sulara sürükleyeceği. Bu gelişmeler karşısında amatör denizcilerin/kurumların anlamlı bir tepkisi/girişimi olacak mı, onu da  ilgili mevzuat yayımlandıktan sonra göreceğiz herhalde. (…) (denizciler@yahoogroups.com, 20 Haziran 2014)


[1] Yasayla ilgili değerlendirme için bkz. Sezar Atmaca, “Deniz Kenarında Susuz Kalmak”, Yacht Türkiye, Haziran 2009. Amatör Denizcilik Federasyonu (www.adf.org.tr) sitesinde gelişmeleri değerlendiren ve çekinceleri dile getiren bir açıklama var.

Similar Posts

  • | |

    Amatör Denizciler İçin Yeni “Sınav/Eğitim veya Vesayet” Sistemi

    UAB/Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, 18 Ocak 2023’te amatör denizcilerin eğitim/sınav/tekne kullanma şartlarını yeniden düzenleyen bir yönetmelik yayımladı. Uygulamalı eğitimi de içeren proje için TYF/Türkiye Yelken Federasyonu ile bir protokol imzalandı. Müfredat/uygulama içeriği gibi ayrıntılar henüz kamuoyuna yansımasa da TYF sitesindeki açıklamaya göre (6 Aralık 2022) “Türkiye Yelken Federasyonu, Amatör Denizcilik Belgesi Uygulama Eğitimlerinin Tek Adresi Oldu.”

    UAB’nin eğitim/sınav geçmişi hakkında kısa bir hatırlatma yapalım (ayrıntılarına bu klasördeki yazılardan ulaşılabilir): UAB tarihinde ilk defa “Yetki Devri Sözleşmesi” ile özerk bir federasyona (ADF/ Amatör Denizcilik Federasyonu’na) devrettiği ve bu sayede bürokrasiyi azaltan/aracıları ortadan kaldıran on-line yapılmaya başlanan sınav sisteminden vazgeçip, 2014’te pratik eğitim iddiası ile ADES/Amatör Denizci Eğitim Sistemi’ni başlattı. Bir süre sonra Stratejik Plan’da “ADES sisteminin kolaylaştırılmasının” “ihtiyaç” olduğu açıklandı. 2018’de pratik eğitim iddiasından vazgeçilip ADES rafa kaldırıldı. ADED/Amatör Denizci Eğitim Programı (25 sayfa) ile “1 Milyon Amatör Denizci Projesi” için mevcut mevzuat yok sayılarak ilan edilen rakama ulaşabilmek adına her yol denedi. Son yenilik olarak 5 Aralık 2022’de Sepetçiler Kasrı’nda yapılan “Bir Milyonuncu Amatör Denizci Belge Teslim ve Protokol İmza Töreni”nde TYF ile yapılan protokol açıklandı.

    Ayrıntılarını bilmiyoruz ama UAB/TYF protokolünde bir “yetki devri” yok, tersine bir “görevlendirme” hatta bürokrasinin etki/yetki alanını genişletmesi, vesayetin artışı söz konusu.

  • |

    Çocukların Beyni Çöplük Değil

    Bürokrasinin kamu kaynaklarını heba eden ama hiçbir zaman alabora olmayan zihniyetine güzel bir örnek olan Küçük Denizcinin El Kitabı. Kitapçık 2007’de 600.000 basılıp okullara ve denizcilikle ilgili kulüplere dağıtıldı. Kapakta Denizcilik Müsteşarlığı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, arka kapakta ise bunlarla birlikte Milli Eğitim Bakanlığı, Deniz Ticaret Odası, İDO, Denizciler Dayanışma Derneği, TURMEPA, Dak-Sar, Denizce amblemi var ama arka kapaktakiler muhtemelen dağıtım ağını genişletmek için eklenmiş/gönüllü katılmış kurumlar. 2016’da WİM/West İstanbul Marina “sosyal sorumluluk projemiz hakkında bilgi” notuyla bölge okullarında aynı kitapçığın İlçe Milli Eğitim ve Kaymakamlık oluruyla bastırılıp dağıtılacağını duyurdu ve dağıttı. Motor Boat dergisi de WİM’in dağıttığı bu kitapçığı dergi eki olarak okuyucularına verdi…
    İzmir DTO/Deniz Ticaret Odası da bu kitapçığın benzeri 34 sayfalık “Ben Denizciyim” kitapçığını bastı. Gazete haberlerine göre üstelik bu kitapçık TED İzmir Koleji ile İzmir DTO arasında imzalanan bir protokolle “Denizci Öğrenci Yetiştirme Projesi (DÖYEP) kapsamında çocuklara rehber kitapçık olarak dağıtıldı.
    İskenderun Ticaret Odası’nın çocuklar için hazırladığı Boyama Kitabı‘nın (2017) künyesi yok, çizeri, hazırlayanı kim belli değil, çizimler özensiz/kötü. Belli ki içeriği düşünüp/tartışıp/konuşmak için zaman harcanmamış.
    Çocukların beyni çöplük değil, nasıl beslerken dikkat edilmesi gerekiyorsa, bir şey hazırlarken de asgari titizlik/özen gösterilmeli.

  • UDHB ve Denizi Yangın Yerine Çevirmek

    UDHB/ Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın 2014’te yürürlüğe koyduğu “abes” uygulama ADES/Amatör Denizci Eğitim Sistemi’nin başlangıçtaki usülsüzlükleri hakkında ilk yazı… Pratik eğitim iddiası ile uygulanmaya başlayan ADES beş yıl sonra “ihtiyari” hale getirildi, kullanılmaz oldu. “Aşırı bürokratik işlemlere yol açacağı aşikârdır” dediğimiz ADES’in bürokrasisinden UAB de şikayetçi olmuş olacak ki 2019-2023 Stratejik Planı’na “ADES sisteminin kolaylaştırılmasını” hedef olarak koydu… ADES’in hikâyesi ve daha ayrıntılı değerlendirmesi için bkz. ADES’in Dünü ve Bugünü…

    ***

    Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı (UDHB) Ocak ayında önce usulsüz bir şekilde uygulamaya çalıştığı, sonra geri çektiği ADES’i 4 ay sonra çıkardığı ve 8 Mayıs’ta Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle resmi hale getirdi. ADF’ye sözleşmeyle verdiği sınav yetkisini uzatmayan İdare’nin ADB alacaklardan keyfi olarak istediği Adli Sicil Kaydı/Diploma Fotokopisi gibi uygulamaların değişikliklerde yer almadığı, yani hükümsüz olduğu görüldü. Yeni uygulamaya göre, ADB sınavına girebilmek için, UDHB bürokratlarının dünyadaki uygulamalardan bihaber “pratik eğitim” (!) icadı olan ADES safhalarının geçilmesi zorunlu. Yani ADB sınavına girebilmek için:

    “İdare tarafından elektronik ortamda verilen uzaktan eğitim programını tamamlamak” gerekecek.

    “Pratik eğitim” açısından bir değeri olmayan ADES’in aşırı bürokratik işlemlere yol açacağı aşikardır . Tekrar kontrol etmeyeceğim ama dilerim İdare hiç olmazsa ADES’in içeriğinin düzeltilmesi için yeterli çabayı göstermiştir.

    Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelik değişikliğinde denizi yangın yerine çevirecek birkaç madde de var ki mutlaka enine-boyuna tartışılması gerekir.

  • Denizcilik Eğitiminde Yeni Adımlar

    ADF/ Amatör Denizcilik Federasyonu eğitimde bir standart olsun, yapılan işler de mevzuata uysun düşüncesiyle 2008’de MEB/Milli Eğitim Bakanlığı mevzuatına göre bir okul kurmak istedi. Kulüplerin “şube de olabileceği” bilgisi ADF/Teoman Arsay yönetimine cazip geldi; aşağıdaki yazı da bu bilgiyle yazıldı. Bürokrasinin her türlü yokuşuna (!) rağmen ısrarcı olundu, Tunç Tokay’ın gayretleriyle eğitim programı onaylatıldı ve okul kuruldu. Daha sonra MEB sisteminin merkezden istediği her türlü bürokrasiyi şubeden de istediği ortaya çıktı –ki ayrıntısını yazmıyorum, bir şey gelişsin diye değil, gelişmesin diye ne lazımsa istiyordu MEB sistemi, ör. her şubeye ayrı bir “müdür” atanması gerekiyordu vs.- Şube açılamadı ama İstanbul’da iki tekneyle beş yıl Tunç Tokay yönetiminde iyi bir denizcilik eğitimi verildi. ADF’nin sınav yetkisinin “gerekçesiz” sona erdirilmesinden (Ağustos 2013) sonra eğitimden vazgeçildi ve ADF’de MEB’e onaylattığı kendi eğitim programını değil, TYF’ye akredite olarak TUYEP eğitim programını uygulamaya başlayacağını ilan etti… Teoman Arsay’dan sonraki ADF yönetimi binbir emekle ADF’ye kazandırılmış tekneleri de “satarak” eğitimden vazgeçti… (Hedefi Olmayan Tekne –Eylül 2014- yazısı ADF’nin bu gidişatının/değişiminin eleştirisini de içerir.)

  • |

    Hedefi Olmayan Tekne…

    Eylül 2014’te yayımlanan Hedefi Olmayan Tekne. yazısı genel olarak amatör/sportif denizciliğin sorunlarını ele alsa da “özel olarak” ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu’nun “ faaliyet ve yönetim olarak başlangıçtaki fikri iddialarından uzaklaşmasını” dert edinen bir yazı. Amatör sportif denizciliği kültürel açıdan ve kurumsal yapı itibarıyla değerlendiren ve birbirini besleyen yazılar, zorunlu olarak da bazı yönlerden birbirinin tekrarı niteliğindedir.
    …. …. ….
    Sadun ve Oda Boro’nun (+ Miço), 10.5 metrelik Kısmet’le yaptıkları dünya turu (1965-1968) sonrası amatör/sportif denizciliğe yönelik toplumsal ilgi/heves doruk noktasına ulaşsa da bireylerin hevesini, merakını teşvik edip, gelişmesine yardımcı olacak bir kültür ve spor örgütlenmesi olmadığı için bu ilgi/heves zamanla kayboldu. Başka bir deyişle heves kırıldı, merak cezalandırıldı! Çünkü Türkiye, spor kültürünün değil, skor kültürünün geliştiği ve Avrupa’da spor yapma oranı en düşük ülkelerden biri. Spor dallarındaki çeşitlilik de kısıtlı. Batı ülkeleri, sporu, devletin düzenleyici, kollayıcı, teşvik edici etkisi altında, “sporun öznesi” kulüp/dernek/federasyon gibi merkezler eliyle yöneterek kitle sporunu, spor kültürünü geliştirirken, Türkiye, dünyada sporun devlet eliyle yönetildiği Kuzey Kore, Çin gibi birkaç ülkeden biri. Spor federasyonları kanunla değil yönetmelikle yönetiliyor, federasyonlar (ve seçimleri) siyasi etkilere çok açık. Buna devletin vatandaşa güvenmeyen, iknaya değil hizaya zorlayan zihniyeti ile kulüp ve federasyonların “demokratikleşmeye/paylaşmaya” değil, devlet gücüne /zihniyetine/mevzuata bel bağlayan/yaslanan zihniyeti de eklenince çaparizler çoğalıyor.

  • | |

    TYF/ Türkiye Yelken Federasyonu’nun ADB Uygulama Eğitimi Programı: RECAP ve DEBRIEF

    UAB/ Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ve TYF/Türkiye Yelken Federasyonu arasında gerçekleştirilen protokolün ardından “Yelken Kulüplerinde” uygulamalı eğitimler başladı. Buna göre, bakanlık bünyesindeki 10 saatlik teorik çevrimiçi eğitimlere, Yelken Kulüpleri eliyle denizde verilecek dört saatlik uygulamalı yüz yüze eğitim eklendi. Bu iki eğitimi başarıyla geçenler yine bakanlık bünyesinde çevrim-içi (online) yapılan ADB/Amatör Denizci Belgesi sınavlarına girebilecekler.

    Üç aşamalı yeni sınav düzenini değerlendiren ilk yazıda UAB/TYF protokolü ve uygulamanın esasları belli olduğunda daha doğru değerlendirmeler yapılabilir demiştim ama açıklamalar/uygulamalar, soruları ve endişe duyulacak konuları arttırdı.

    TYF’nin ADB/Amatör Denizci Belgesi Uygulama Eğitimi programı için kestirmeden bir “recap ve debrief” (özet ve değerlendirme) yapalım. Modüllerden oluşan bu program belli ki İngilizce bir kaynaktan kes-yapıştır usulüyle hazırlanmış. Bunun izlerini, başlıkları yayımlanan üç sayfalık eğitim modülünün dilinde görmek mümkün:

    LAUNCH, SPORTS BOAT, HULL ÇEŞİTLERİ, RIB (RIF INFLATABLE BOAT), COOLING WATER INLET, KILL CORD, DRIFT, MAN OVER BOARD, RECAP VE DEBRIEF gibi kullanımlar yanında (RIF de RIGID olacak herhalde) “TORNİSTON”, “ÇAPALAMA” gibi bir “eğitim” programında olmaması gereken hatalar da var.