Biraz tekne, biraz seyir, biraz bakım, biraz yaşam

Teoman Arsay


Sunuş: Amatör Denizciler İçin Seyir Uyarıları/Hatırlatmaları / Sezar Atmaca

Teoman Arsay abimiz yıllar önce denizciliğe yönelik ilginin artışı nedeniyle “amatör
denizciler için seyir uyarıları/hatırlatmaları” diyebileceğim notları yazma ihtiyacı duymuştu.
İlk defa yıllar önce Yelken Dünyası dergisinde “Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz
Yaşam” başlığıyla maddeler halinde yayımlanan notlar “seyre
çıkarken/yolda/seyirde/dönerken” nelere dikkat edilmesi gerektiğini, “genel uyarılar ve
önerilerle” birlikte sıralıyordu.
Teknik konular, seyir bilgisi, tekne kullanma/navigasyon ve motor uyarıları,
emniyet/güvenlik kuralları, mevzuata/geleneklere ilişkin hatırlatmalar, teknede/seyirde
davranış/nezaket kuralları ile denizcilik kültürüne de değinen maddeler kısa cümlelerle,
öğütlerle, kimi zaman “denizden gelmeyeni denize atma” gibi aforizmalarla nelere dikkat
edilmesi/uyulması gerektiğini deneyimli bir denizcinin gözünden özetliyordu.
“Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlıklı yazının güncellenmiş bir
versiyonu Ali Boratav’ın “Mavi Yolculuk Rehberi” kitabının 2. baskısında (Ege Yayınları,
Mart 2021) yer aldı.
Boratav yazıyı yeniden yayımlamak için “Hepimizin komodoru” Amatör Denizcilik
Federasyonu eski başkanı Teoman Arsay’dan izin istediğini ve Arsay’ın notlarını gözden
geçirip günümüzün gerektirdiği bazı eklemeler yaptığını aktarır ve “ Teoman Ağabey’in
öğütlerinden her zaman, hepimize dersler var” diye de ekler.
“Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlıklı maddeler halindeki bu notların
“tek elle izbarço, bayrak katlama” çizimleriyle birlikte son güncellenmiş halini (22.08.2022)
sunuyoruz. “Hepimizin komodoru”nun bilgelikle yazdıklarını teknede hatta gözönü dosyası
olarak dümenbaşında/el altında bulundurup zaman zaman göz atmakta fayda var. Deniziniz
ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun, keyifli seyirler…

Benzer Gönderiler

  • |

    Moda Sandalı (Athar Beşpınar’la Söyleşi)

    Sunuş / Kullanımı Kolay Denizci Tekne Arayışları / Sezar Atmaca
    Denizciliği gelişmiş ülkelerin tekne parkları denize açılmayı kolaylaştıran, heveslendiren, “başlangıç tekneleri” de diyebileceğimiz “kürekli veya yelkenli”, özgün, yaygın dingi modelleri ya da küçük tekne tipleriyle doludur. Bu ülkelerde, barınma/örgütlenme/üretim gibi temel konulardaki gelişmişlik, zamanın bilgi ve teknolojisine uygun yeni tekne tiplerinin tasarımının ve üretiminin yanında, eski/klasik teknelerin korunması, yaşatılması/replikalarının yapılması için gösterilen çabalarla da beslenir.

    Ülkemize bakacak olursak; küçük, ucuz “kürekli veya yelkenli” tekne tiplerinin varlığı/üretimi/barınma olanakları amatör-sportif denizciliğin gelişmesini/yaygınlaşmasını besleyecek başlıca koşullardan biriyken bu konuda çağdaş standartların çok gerisinde kaldığımızı, bazı örneklerini artık denizlerimizde değil Koç Müzesi, Deniz Müzesi gibi müzelerde görebildiğimiz kürekli veya yelkenli eski/klasik tekne tiplerinin de artık kaybolduğunu ya da nadir hale geldiğini görüyoruz.

    Yayımlanan “Bağlama Kütüğü” istatistikleri değersiz verilerden ibaret olduğu için kütüğe kayıtlı teknelerin boyları, yelkenli tekne sayısı, motor gücü ya da 50 ya da 100 yaşında kaç tekne var gibi ayrıntıları bilemiyoruz.

    Bir de restore etme/edebilme sorunumuz var. Geleneksel tekne üretim usullerinin ve ustalığının kaybolmaya yüz tutması nedeniyle tekne sahipleri açısından var olanları klasik halleriyle (arma/donanım…) yaşatmak, geleceğe aktarmak zorlaşıyor. Tekne ustalarının yerini sıradan marangozlar alıyor. Kimi kurumların restore etmek yerine onarma/yenileştirme adı altında tekneleri ve tarihi deforme ettiğini üzülerek görüyoruz…

  • |

    Amatör, Amatör Olarak Kalmalıdır…

    Yıllar önce yazılmış ( 2002), amatör/profesyonel denizciliğin farkını ve sınırlarını çarpıcı bir biçimde vurgulayan bu yazının asıl önemli yanı, 42 kez Ümit Burnu’nu geçmiş, dünya denizlerinde  yaklaşık 800 bin mil yol yapmış tecrübeli bir profesyonel denizci (gemiadamı) tarafından yazılmış olması. Yazar Haluk Bilgi makalesinde hepimizin komodoru Teoman Arsay’ın o günkü çabalarını takdir ederken, amatör denizcilere “musallat ettirilen” kimi olumsuzluklara değinip, amatör denizci belgesi (ADB) sınavlarının ve denizcilik dergilerinin rotası hakkında da değerli eleştirilerde/saptamalarda bulunuyor.

    Yazının yayımlandığı yılın sonunda kurulan (Aralık 2002) ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu, Sedat Altunay ve özellikle Teoman Arsay başkanlığı sırasında, bazılarını yazarın da söz ettiği olumsuzlukları gidermek/çözmek için epey yol alsa da 2015 sonrasında bu çabalar da sönümlendi.  

    UAB ve TYF yetkililerinin denizcilik konusunda herkesten fazla bilgiye, öngörüye sahip olması beklenirken önce “Bir Milyon Amatör Denizci” projesi ve devamında yeni “Sınav/Eğitim/Vesayet” sistemi gibi uygulamalarla bunun böyle olmadığını gösterdi. 30 yıl önce yazılmaya niyetlenilmiş ama yaklaşık 21 yıl önce yazılmış/basılmış bu yazı UAB ve TYF yetkilileri, hatta denizcilik dergisi editörleri için fazla bir şey ifade etmese de “Yeni Bir Amatör-Sportif Denizcilik Anlayışı İçin” dosyası açısından eleştirileri/gözlemleri basıldığı günkü kadar önemli/değerli bir makale.

  • İstanbul Limanında Yacht’ların Seyri,

    Sunuş / Boğaz Akıntısında Yelken Seyri / Sezar Atmaca

    Motorlu tekne sayısının az olduğu, rüzgâr ve yelkenle yol alınan, yelkenli teknelerin Boğaz’da voltalar vurarak yükselmeye (tırmanmaya) çalıştığı, ters akıntılarla boğuştuğu yıllar…

    1930’lu-40’lı yıllarda Bebek-Beykoz, Moda-Beykoz git-gel yelken yarışları var. Hatta Yeşilköy’den yarışa katılacak tekneler birbirine eklenip römorköre yedeklenerek Bebek’e start mahalline ulaştırılıyor. Yatlar, Sarayburnu-Fındıklı hattının batısı hariç yelken seyri yapabiliyor. Ancak yat sayısı da, yarışan tekne sayısı da, sınıfı da hayli yetersiz. Örneğin 29 Ekim1945’te Moda-Beykoz-Moda arasında yapılan Barbaros Kupası yarışına sadece üç büyük tekne katılıyor : Yıldız, Esen ve Rüya. 10 Temmuz 1948’de yapılan Bebek-Beykoz-Bebek yarışına o zamanlar tek yarış sınıfı olan 11 şarpi katılıyor. 11 Temmuz 1950’de mevsimin ilk yelken yarışı olan Boğaziçi Kupası da aynı rotada yine şarpiler arasında yapılıyor…
    …
    Boğaz’da daha sık/çok yelken yapabilen eski denizciler bu seyre yatkın olsa da Boğaziçi yarışları/seyri ilk katılımcılar için zordur, özellikle akıntıların dilinden anlayan bir dümenci varsa seyirde çok çapariz yaşanmaz, hayli zorlanılsa da yarış/seyir selametle bitirilir. Gerçi boğazdaki yapılaşmanın (gökdelenler ya da blok halindeki binalar vb.) artık bölgesel rüzgârları, dolayısıyla yarışçıları etkilediği de biliniyor. Kıyıdan balık avlayanların oltalarından-kurşunlarından sakınılarak sürdürülen kıyıyla iç içe, göz göze keyifli bir yarıştır Boğaziçi yarışları.

    Günümüzde Boğaz’da yelken seyri yasak, yarışlar belirli günlerde boğaz trafiği kapatılarak yapılabiliyor. Sadece yarışlarda değil belirli günlerde de Boğaz’ın yelken seyrine açılmasını, bu amaçla daha çok kullanılmasını dileyelim.

  • Sadun Boro’dan Bir Mektup Bir Yazı: Örnek Bir Yat Kulübü / Marina Ayrı, Barınak Ayrı

    Amatör denizciler yıllardır teknelerin barınabilmesi için daha basit ve ucuz çözüm arayışlarını sürdürüyor. Tekne barınmasını kolaylaştırıcı basit/ucuz çözüm arayışlarına yönelik Sadun Boro’nun kaleminden iki örnek yazı var ekte. İlkinde dünya turu sırasında (1966’da) gördüğü “Bir tekne sahibi olarak bir kulüpten daha ne kolaylık beklersiniz!” dediği örnek bir deniz kulübünü anlatıyor; diğerinde yıllar sonra (2008’de) “önemli olan barınmak” diyerek marina ile barınağın farkını/işlevini, teknelerin barınma sorununu vurguluyor.
    UAB, 2009 yılında yapılan 10. Ulaştırma Şurası’nda “200 adet balıkçı barınağının 55’inin kademeli olarak yat limanına dönüştürülmesi ya da kademeli olarak ortak kullanım modelinin oluşturulması” kararı aldıysa da, belirlenen hedefler ve gerçekleştirilme oranları amatör/sportif denizcilik açısından ümit verici olmadı. Örneğin bu modeli uygulayan barınaklarda fiyatlar neredeyse marinalarla yarışır düzeye ulaştı. Belediyelerce yapılan ya da işletilen marinalarda da durum farklı değil. (Güncel bir örnek: İstanbul’da İstmarin Tarabya Tekne Park’ta 2023’te 44.600 lira ödenen 9.10 metre boyundaki tekneden 2024 için istenen bedel: 238.800 lira). Kısacası teknelerin barınması için marinalar yanında basit/ucuz çözümlere, bunları sağlayacak yeni yapılanmalara/örgütlenmelere ihtiyaç gün geçtikçe artıyor, arayışlar sürüyor.

  • Kader’in Kadersizliği Devam Edecek mi?

    Yelkenli teknesiyle Filipinler’e gitmek üzere coşkulu bir kalabalık tarafından yaklaşık 70 yıl önce, 21 Ekim 1951’de İstanbul/Dolmabahçe’den uğurlanan, ancak “liman müruriyesi (geçiş müsadesi) ile sağlık patentesi” işlemlerini yerine getirmediği gerekçesiyle İzmir Liman İdaresi’nce seferden alıkonan Sinan Everest’in hikâyesini ve mücadelesini ilk kez iki usta denizci Teoman Arsay ve Necati Zincirkıran’ın kaleminden Yelken Dünyası Aralık 2005 sayısında okumuştum.[1]

    Denizciliğimizin gelişiminden/yapısal sorunlarından ilginç kesitler sunan, “Denizcilik tarihimizde ilk defa girişilen bir teşebbüs olması ve yarıda kalmak bahtsızlığına uğraması…” ile bilinen bu ilginç hikâyeyi “Denizcinin Günlüğü, 2006”da da özetleyerek aktarmıştım.[2]

    Beden Terbiyesi’nin sponsorluğunda Harun Ülman’a yaptırılan tekneye bir başka kamu otoritesinin izin vermemesini garip bulsam da nedenleri hakkında o günlerde başkaca bir kaynak bulamamıştım.

    Denizcilikle ilgili eski dergileri/kaynakları tararken Sinan Everest’in, tekneyi yapan Harun Ülman’ın ve konuya ilişkin tartışmalara taraf olmuş kimi denizcilerin kaleminden çıkmış bu olayla ilgili ayrıntılara ulaşınca hikâyeyi yeniden ele almaya karar verdim.