Deniz Otobüsü İskelesinde Hamaset Tarihi

Birkaç yıl önce milliyetçi hamasetin, şovenizmin sokaklara döküldüğü sıralarda internet sitelerinde ve çoğunlukla da   denizcilikle ilgili internet sitelerinde (ör. 2006’da  DSTİ / yelkenciler lokali / tekne / denizciler /gerçek tekneciler  yahoo gruplarında …)  sık sık “Dünyayı dize getiren Türk denizciliğinin” gücünün önemli belgesi olarak sunulan bir metin dolaşmaya başladı.

 “Hey gidi günler…” başlığıyla  “İnanılacak gibi değil, değil mi ? Ama inanın 200 yıl önce biz buyduk…” diyen metin 1795 yılında Cezayir Dayısıyla ABD arasında imzalanan anlaşmayı, ABD’yi dize getiren ve dolayısıyla denizcilik tarihimizin büyük bir başarısı olarak sunuyordu. Gerçeklikle ilgisi olmayan hamaset dolu bu tür metinler internet sitelerinde dolaşırken mekan değiştirip  allanıp pullanarak İstanbul Bakırköy deniz otobüsleri bekleme salonunda (İDO / Bakırköy) sabit bir teşhir mekânına kavuştu. “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar” başlıklı panoların %85’inde internet sitelerinde dolaşan Cezayir-ABD anlaşması yer alıyordu.

İDO / Bakırköy bekleme salonunda “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar” başlığıyla yer alan 4 büyük pano  hakkında Denizcinin Günlüğü 2009’da şunları yazmıştım:

“İstanbul Bakırköy Deniz Otobüsü İskelesi’nde yer alan Osmanlı denizciliğini övme amacıyla hazırlanmış ‘Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar’ başlığı altındaki 4 pano ne yazık ki koca bir imparatorluk bahriyesine, deniz ticaretine merkez olmuş şehrin tarihine, kültürüne yakışmıyor. ‘Deniz İstanbul’una övgü ve sahip çıkma’ Mağribi korsanların (savaşların…) bilgileri hayli tartışmalı, klişeleşmiş hikâyelerine sığınmaktan geçmez. İçeriğinden habersiz, Türk Ansiklopedisi’nden alınan (1977) hayli derinliksiz bilgilerin hiçbir kaynakla karşılaştırmadan olduğu gibi aktarılması olsa olsa internet sitelerinde rastlanan türden sığ bir propagandanın / milliyetçiliğin ürünü olabilir. Panoların % 85’ini kapsayan Cezayir-ABD anlaşması örneklenirse: Cezayir korsanlarının ABD gemilerini yağmalaması nedeniyle 1795’te imzalanan anlaşmanın ‘Amerika tarihinde yabancı dille imzalanan tek anlaşma olduğu; bu belgenin yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul eden tek Amerikan vesikası olduğu; ve Amerikan donanmasının nüvesinin Türk korsanlarının zorlamasıyla atılmış olduğu’ gibi  ‘lakırdıların’ ayrıntılı ve gerçek hikayesi (örneğin ABD’nin daha önce Fas’la, 1786’da anlaştığı bilgisi…) için, ABD belgeleriyle yapılmış bir akademik araştırmaya bakılabilir: ‘Mine Erol, Amerika’nın Cezayir ile Olan İlişkileri 1785-1816’,  ( İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, 1979).”

Türk Ansiklopedisi’nde Denizcilik Tarihi

Panolarda yer alan denizcilik tarihi ve ABD-Cezayir anlaşması ile ilgili metinlerin tek bir kaynağı var: Türk Ansiklopedisi. Milli Eğitim Bakanlığı’nca 41 yılda (1943-1984) yayımlanabilen ve genellikle milliyetçi tarihçilerin (hatta Nihal Atsız, Fethi  Tevetoğlu, Buğra  Sofuoğlu vb. gibi ırkçıların da) yazarları arasında bulunduğu Türk Ansiklopedisi  “kültürel, siyasal, bilimsel gelişmelere kapalı kalması nedeniyle bütünlük ve tutarlılığını kısmen yitirdiği” için de eleştirilmişti. Türk Ansiklopedisi’nden panolara aktarılan maddelerin yazarı ise milliyetçi tarihçi Yılmaz  Öztuna. Panolardaki metinler incelendiğinde ansiklopedi hakkındaki eleştirilerin Öztuna’nın bu metinleri için hayli iyimser kaldığı söylenebilir.  

Panoların girişinde yer alan bilgiler (panoların %15’i) hamaset meraklılarını hayli sevindirecek, tarihle, denizcilik tarihiyle ilgilenenleri ise acı acı güldürecek bilgilerle dolu. Diğer tarihi kaynaklarla karşılaştırılarak okunduğunda sayılamayacak kadar çok yanlış olduğu için birkaç örnekle yetineyim.

1) Kaynaklarda Antikçağdan beri çeşitli amaçlarla çok daha büyük gemiler yapıldığı, Ör. 1419’da Fransa’da Bayonne’de yapılan bir savaş gemisinin boyunun 57 metre olduğu bilinirken Öztuna, 1488’de İstanbul’da inşa edilen (54 m. boyunda / 21 m. eninde olduğunu yazıyor…) bir baştarda için “Dünya tarihinde o zamana dek bu büyüklükte bir gemi asla yapılmamıştı.” diye yazabiliyor.  Bu geminin Matrakçı’dan aktarılan çizimleri İdris Bostan’ın Osmanlı Gemileri kitabında en/boy belirtilmeden yer alıyor.

2)Öztuna “1830’da 2. Mahmud’un Navarin faciasından hemen sonra 2 yıl içinde yaptırdığı ve kendisini yetiştiren 3. Selim’in adını verdiği Selimiye kalyonu… yeryüzünün en iyi harp gemilerinden biri.” olduğunu iddia ediyor. Oysa mimarının Brun olduğu Selimiye kalyonu 3. Selim’in kendi adına yaptırdığı bir kalyondu ve 22 Şubat 1797’de denize indirilmiş, 1812’de tersanede havuza alınarak tamir edilmişti.

Yalınkat bir gaza anlayışının etkisindeki milliyetçi tarihçilik denizcilikte başarı hikâyesi olarak çoğu zaman “Türklere maledilmiş korsan hikayeleri” anlatır. Tıpkı panolarda yer alan Murat Reis metinleri gibi. Oysa karşılaştırmalı okumalar yapıldığında hikâyeler çok farklılaşır. Ör. Saleli korsanların en ünlüsü Cezayir’i de zaman zaman üs edinen (“Cezayir ile Atlas Okyanusu kıyısında yer alan Sale arasındaki en büyük fark, ilkindeki verginin İstanbul’a gitmesi, ikincisinde ise Sale’de kalmasıdır…”) Murat Reis (Murat John Barber, Kaptan John olarak da bilinen asıl adıyla Hollandalı Jan Janz) bunlardan biridir.

Cezayir- ABD Anlaşması

1795’te Cezayir dayısıyla-ABD arasında yapılan anlaşmanın “Türk denizciliğinin altın sayfalarından” biri olduğunu iddia etmek ancak yapay ve denizcilik tarihinden habersiz bir tarihsel söylemin, hamaset ve propagandanın ürünü olabilir.

18. yüzyılın sonlarına doğru Amerika’nın Avrupa’yla ticareti oldukça gelişmişti ve iki kıta arasında binlerce gemi seferi yapılıyordu. ABD bayraklı 80-100 gemi Akdeniz limanlarına girip çıkıyor ve Amerika ticaretini aksaksız yürütmeye çalışıyordu. O yıllarda 22 ila 44 topu bulunan 8 savaş gemisi ile korsanlıkla geçinen Cezayir filosu, 21 kişilik mürettebatı olan ABD ticaret gemilerini ele geçirmeye başlar. 1795’e kadar 11 ticaret gemisi Cezayir korsanlarının eline düşen ABD anlaşma yoluyla konuyu çözmeye çalışır ve Cezayir ile 1812’ye dek sürecek bir barış anlaşması imzalar. (Barış anlaşmasının 1818’e kadar yani 23 yıl sürdüğü iddiası  panolardaki birçok bilgi gibi  yanlış. Ör. anlaşmadaki Cezayir altını Türk altını (!) olmuş ve ödenen fidyenin birimi ve miktarı yanlış vb.).

Birliğini sağlayan ve yayılmacılığını sürdüren ABD, İngiltere ile olan savaşı sona erince Şubat 1815’te Cezayir’e (Osmanlılara değil!) savaş açar ve donanma göndererek ünlü korsan Hamid Reis’i öldürüp, yeni bir anlaşmayla sorunu kendi lehine çözer.

Şüphesiz ayrıntıya girildiğinde ABD-İngiltere-Fransa ilişkileri (örneğin İngiltere’nin ABD gemilerini vurması için Cezayir’i teşvik etmesi), Cezayir dayısı-Osmanlı ilişkileri ( o dönemde Cezayir dayılarının sürekli yeniçeriler tarafından öldürülmesi, korsanlığın şaşalı devrini geride bırakıp yasaklanmaya başladığı ve hoş görülmediği bir dönemde Cezayir’in ana geçim kaynağının korsanlık olması, hatta 1816’da Osmanlı gemilerini bile yağmalaması…) gibi birçok karşılaştırmalı veriye bakıldığında, panolarda ileri sürülen “İş bu belge Osmanlının gerileme devri denilen senelerde dahi dünya devletleri arasında hangi mevkide olduğunun bariz bir göstergesidir.” iddiasının tarihi gerçeklerle ilgisi olmadığı daha da belirginleştirilebilir.

2010 Avrupa Kültür Başkenti !

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olarak ilan edilen İstanbul’un tarih ve kültür  zenginliğini gözler önüne seren  “Kültür Başkenti İstanbul”, “Havadan İstanbul”, “İstanbul Keşfetmek İçin Bak” gibi birçok İngilizce/Türkçe kitap yayımlarken diğer taraftan belediyenin diğer bir kuruluşu “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar”  başlığı altında tarih anlatısı ne yazık ki koca bir imparatorluk bahriyesine, deniz ticaretine merkez olmuş şehrin tarihine, kültürüne yakışmayan hamaset dolu metinleri sergileyebiliyor.

Kullanılan kaynaklar panoları hazırlayanların tarih anlayışı, bilgisi hakkında bir fikir verse de önemli olan kimin hangi bilgi, iddia, öngörü ve yetkiyle kamuya açık bir yerde ve kurumunun kaynaklarını kullanarak milliyetçi hamasetten öteye gitmeyen böylesi panoları astırdığı, astırabildiğidir.

Dileriz İstanbul 2010’da Avrupa kültür başkenti olmaya hazırlanırken kültür değil “hamaset başkentine” yakışan bu panoların yerini denizcilik tarihini, deniz İstanbul’unu, şehrin bu alandaki tarih ve kültür zenginliğini gözler önüne seren panolar alır.

Özet kaynakça:

* Osmanlılar ve Deniz, İdris Bostan Küre Yay. 2007.

* Kapdan Paşa, Adolphus Slade, çev. Osman Öndeş, Boğaziçi Yay. 1973.

* “Deniz Otobüsü İskelesinde Tarih Fukaralığı” Denizcinin Günlüğü 2009, Sezar Atmaca, ADF Yay. 2008.

* Türk Ansiklopedisi, Cilt 26, MEB, 1977.

* The Sailing Ship, Romola ve R.C. Anderson, Dover Pub. 2003.

* Korsan Ütopyaları, Peter L. Wilson, Aykırı Yay. 2005.

* Tarihte 70 Büyük Yolculuk, Robin Hanbury Tenision, çev. Nurettin Elhüseyni, Oğlak 2007.

* Tarih Lenk, Hakan Erdem, Doğan Kitap, 2009.

* Geçmişiniz İtinayla Temizlenir, Cemil Koçak, İletişim Yayınları, 2009.

(Yazının kısa bir sürümü şurada yayımlandı: “Deniz Otobüsü İskelesinde Tarih Fukaralığı” Denizcinin Günlüğü 2009, Sezar Atmaca, ADF Yay. 2008.)

Similar Posts

  • Çapar: Kaybolan Tekne

    “Ortaçağ’dan Gelip 1950’lerde Kaybolan Bir Tekne: Paraskalmion/Palaşkerme/Çapar” (Denizcinin Günlüğü 2010) diye hakkında yazı yazdığım çapara kısa bir Karadeniz gezisinde Sinop’ta rastlamıştık. Bu vesileyle ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu’na önerdiğim tekneyi yaşatma/kullanma projesi mümkün olabilir mi diye bir kez daha Sinop’a gitmiştik ADF başkanı Teoman Arsay, Güngör Acar ve rahmetli Ali Gündüz’le. Tekneyi ADF faaliyetleri için kullanma projesi gerçekleşmese de ADF adına Sinop ve Ayancık’ta vali-kaymakamlık-belediye ile yapılan resmi görüşmeler sonrasında teknelerden biri Sinop Cezaevi’nde sundurma altında (yağmurdan) korumaya alındı. Bildiğim kadarıyla da öylece duruyor yıllardır.
    Proje gerçekleşmeyince Atlas dergisine Haziran 2012 sayısında yayımlanan yazıyla çaparların varlığını/durumunu aktarmaya çalıştım. Güzel bir haber Degetar- Deniz, Gemi, Tekne Arkeolojisi ekibinden aldığım Atlas‘taki yazı için “teşekkür eden” e-posta oldu. Kaybolan tekne tipleri üzerine çalışan Degetar “beklenmeyen sürpriz bir şekilde sizin Atlas‘taki o güzel yazınızla mutlu olduk ve Çapar teknesinin günümüze kadar gelen somut bir örneği olduğundan bu tekneye öncelik tanıyarak çalışmasına başladık.” diyordu. Degetar’ın Atlas dergisi Aralık 2013’te aynı konudaki teşekkür mektubunu da aşağıya ekledim.

  • Denizcinin Günlüğü Hangi Denize Açılır?

    Denizcinin Günlüğü yıllık olarak 5 sene yayımlandı (2006, 2007, 2008, 2009, 2010-ADF Yayınları). Denizcilik kültürünü besleyecek bir kanal olarak ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu üyesi kulüplerin, kulüp üyelerinin, yöredeki denizcilerin yastık altındaki resimlerini, notlarını, hikâyelerini, söyleşilerini aktarmak hedeflenmişti ama böyle bir kanal oluşturulamadı ne yazık ki. Bu tür benzer yıllıkların basılması veya amatör sportif denizcilik konulu efemera malzemesine dayanarak ajanda, takvim, foto albümler hazırlanması için çaba gösterilebilir (bu nedenle sahafiye malzeme/mezat takibi önemlidir).

    Denizcinin Günlüğü’ne sığması için kısaltılmış metinleri normal hale getirip, gerekli ekleme/çıkartma ve düzeltmelerle (hatalı yerler de var) elden geçirip bir deniz/denizcilik kültürü yayın (basılı veya dijital) taslağı oluşturmaya çalıştım ama epey işi var.

    Yazılı kaynaklarımız oldukça sınırlı olduğu için ne yazık ki önceki kuşakların denizcilikle ilgili öykülerini/hikâyelerini, bilgilerini bil(e)miyoruz, araştırmıyoruz dolayısıyla geleceğe aktaramıyoruz. Tabii ki bu tür araştırmalar farklı bir ilgi, hayli emek/çaba/zaman gerektiriyor, bu yapılmayınca yeri/boşluğu kolayca benzer konulardaki çeviri makale bolluğu ile doldurulmaya çalışılıyor!…

    Denizcinin Günlüğü 2010’da yer alan Denizcinin Günlüğü Hangi Denize Açılır? yazısı Günlüğün haritası bir bakıma. Günlükteki yazıları “yazdıklarım” ya da söylettiklerim yani seçmelerim olarak ayırabilirim. Yazdıklarımda ilk defa günlüklerde yayımlananlar yanında daha önce yayımlanmış yazılardan özetler de yer alıyor.

  • Kartal Römorkörünün Bitmeyen Hikâyesi ve Cevap Bekleyen Sorular

    Konunun ayrıntıları yazıda ama tanıtım için hikâyenin ilk bölümünü “Kartal’ı Kurtarma Platformu” başkanı Cem Gürdeniz’in kaleminden özetleyelim:
    “… 2016 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün, İstanbul’un işgal edildiği 13 Kasım 1918 tarihinde, güvertesinde: ‘Geldikleri Gibi Giderler!’ diyerek Kurtuluş Savaşı’nın ilk işaretini verdiği Hollanda yapımı 108 yaşındaki Kartal istimbotu tesadüfen gemi Kurtarmacı Arif Ertik ve gazeteci Gökhan Karakaş tarafından bulundu. -Cem Gürdeniz’in- başkanlığında ve kaptan Levent Akson’un teknik yönetimi altında oluşan gönüllü bir grup sayesinde restorasyona geçildi ve 13 Kasım 2018 tarihinde anıt gemi yapılmak üzere Deniz Kuvvetleri’ne teslim edildi.”

    Kartal’ın o yıldan (2018’den) beri D.K.K. Pendik Tersanesi’nde bekletildiği biliniyor. Deniz Kuvvetleri envanterine kaydolduğu söylenen teknenin neden sergilenmediği ya da Beşiktaş’ta yapılacağı ileri sürülen “… İBB tarafından yapılacak anıt alanı projesinin” neden gerçekleşmediği hakkında bugüne dek (Haziran 2024) herhangi bir “resmi” açıklama yapılmadı.

    “Kartal’ı Kurtarma Platformu” üyelerinden Kaptan Adil Tuğcu’dan aktarılan bilgilere göre deniz tarihi araştırmacısı Osman Öndeş’in iddialarının Kartal’ın “makus talihinde ciddi bir payı” vardır.
    Osman Öndeş “Kartal İsimli Römorkör Nasıl Kahraman Yapıldı?” başlıklı yazısında Kartal’la ilgili bilgilerin doğru olmadığı, ayrıca Atatürk’ün işgal kuvvetlerinin değil, “Askeri Sevkiyat’ın” bir teknesine bindiği, Kartal’la kurulmak istenen Atatürk bağlantısının uydurma, yapılanların da “skandal” olduğunu ileri sürer.
    Adil Tuğcu, Öndeş’in Cumhurbaşkanı, DKK ve İBB Başkanlığına da ilettiği bu iddialarının doğru olmadığını, Öndeş’in yanlış yere baktığını, Kartal römorkörünün Bureau Veritas 1914 Year Book kayıtlarında yer aldığını söyler (belgesi henüz açıklanmadı) ve ekler: “Öndeş böyle bir hataya nasıl düştü bilmiyoruz.” Ancak Tuğcu, Öndeş’in, Atatürk’ün Kartal’la değil, yaveri Cevat Abbas’ın anılarında yazdığı gibi Askeri Sevkiyat’ın bir teknesine binerek Haydarpaşa’dan karşıya geçtiği iddiasına cevap vermez.

    Kaynak olarak açıklanan, ancak yakın tarihte yazılan ve konuya ilişkin bilinen alıntılarla sınırlı kitapların da “kaynak değeri” hayli sorunlu/tartışmalı. “Kaynak değeri” olabilecek başka kitap, makale, belge var mıdır araştırılması gerekir.

    Bu polemiğin sonlandırılması adına römorkörü envanterine aldığı belirtilen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın, bu süreci baştan beri yürüten Kartal’ı Kurtarma Platformu (Kartal İstimbotu Platformu) ilgililerinin, ya da sergilemeye yanaşmayan Belediyelerin yaklaşık altı senedir akıbetini bekleyen Kartal römorkörü hakkında kamuoyuna ve bu girişime kumbarasıyla/emekli maaşıyla destek veren onca insana resmi bir açıklama borcu ve sorumluluğu var.

  • |

    Denizcilik Terimlerinden Argoya Geçen Söz Varlığı

    “Denizci argosu, denizcilik dili gibi ağırlıkla denizcilikle uğraşanların kullandığı, kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerden oluşan özel bir dildir. Hulki Aktunç, Büyük Argo Sözlüğü’nde denizcilik argosunun bir ‘alan argosu’ olduğunu belirtir ve alan argosunu özetle ‘yaşama ortam ve biçimleri birbirine yakın kişilerce yaratılıp benimsenmiş sözcükler, deyimler bütünü; bu sözcükler bütününe dayalı konuşma biçimi’ olarak tanımlar ve ekler: ‘Kimi alan argoları, azınlık dillerine ve çevre dillerine özel bir yakınlık gösterir: Örneğin denizci argosu ile İtalyancanın, Lingua Franca’nın ilişkileri gibi… Alan argoları, özel ilişki içinde bulundukları dillerden alınan sözcük ve deyimleri genel argoya taşır.’”
    Denizcilikte ve özellikle deniz ticaretinde yaşanan ekonomik-teknolojik gelişmeler nedeniyle çektirme, kabasorta veya randa armalı brik, brigantin gibi yelkenli teknelerin bu dilin taşıyıcısı denizcilerle birlikte giderek denizlerden çekilmesi, daha çok bu tekneler zamanında kullanılan denizci argosunun kitap sayfalarında kalmasına yol açmıştır.

    Dr. Öğretim Üyesi Zahide Parlar’ın yirmi sekiz sayfalık araştırma makalesi denizcilik terimlerinde argonun izini süren ve bu konuda bizlere derli-toplu bir değerlendirme sunan değerli bir çalışma. Misalli Büyük Türkçe Sözlük ile Büyük Argo Sözlüğü’nü (Hulki Aktunç) denizcilik terimleri bakımından tarayan yazar, “Giriş” yazısında makalesinin amacını şöyle özetlemiş: “…argoda kullanılan denizcilik terimlerini derlemek ve denizcilik terimlerinin argoya nasıl yansıdığının ve argoda nasıl bir kavram alanına sahip olduğunu” tesbit etmek.
    Bu değerli makalenin denizciningunlugu.org’da yayımlanmasına izin verdikleri için sayın Dr. Öğr. Üyesi Zahide Parlar ve AVRASYA Uluslararası Araştırmalar Dergisi’ne teşekkürlerimizle…

  • Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-1946)

    Sunuş: Bir Sahafiye Belge / Sezar Atmaca
    “Samsunda Deniz Faaliyeti” İstanbul’da Sahaflarda bulduğum, 1945-46 eğitim yılında hazırlanmış her sayfası öğrenciler tarafından resmedilmiş bir öğrenci ödevi. Ödev,  15 yaşındaki Samsun Lisesi öğrencisi Hasan Altınörs imzalı ama girişteki “…resimler öğretmenimiz Hasan Kavruk’un teşviki ve gayretleriyle bizim çalışmalarımızın mahsülleri” açıklamasına bakılırsa çizimlerde birden çok öğrencinin katkısı var.*

    Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.

  • | |

    Kitâb-ı Bahriyye’nin Üçüncü Versiyonu “Seyyid Nuh’un Deniz Kitâbı” Hakkında

    Pîrî Reis’in (1470-1553) Bahriye’si (Kitâb-ı Bahriyye) özellikle haritalarıyla birçok Osmanlı coğrafya eserine kaynaklık etmiş, model oluşturmuştur.

    İlk versiyonu (telifi) 1521, ikinci versiyonu ise 1526’da kayda geçen Bahriye’nin günümüzde bilinen 44 kopyasının 16’sı yurtdışında bulunuyor. 2013’te yapılan bir Sotheby’s müzayedesinde 1718 tarihli 121 haritalı Bahriye yazmasının 325.500 sterline satıldığı biliniyor.

    Akdeniz ve Ege kıyılarının atlası niteliğindeki Bahriye’de denizcilikle ilgili demir yerleri, sığlıklar, yerleşim yerleri gibi bilgiler yanında sınırlar, sosyal hayat, coğrafya, bitki örtüsü, su ve benzeri kaynaklar hakkında da birçok farklı bilgi yer alır. Anlatımı Gelibolu’da başlayıp-biten Bahriye kopyalarının bazısında sadece metin (şiir/düzyazı), bir bölümünde hem metin hem de harita vardır. Şiir (nazım) kısımlarını Seyyid Murâdî’nin hazırladığı yazmaların ilk versiyonlarında en fazla 134 harita yer alırken, kapsamı daha geliştirilmiş ikinci versiyonlarında (örneğin Ayasofya yazmasında) 223 harita yer alır.

    Orijinali bulunamayan bu yazma eserin bilinen en eski nüsha tarihi ise 1544. Gemi reisleri veya ilgili (mevki sahibi) kişiler için kopya edilerek çoğaltılan Bahriye nüshalarına bu kopyalamalarda Pîrî Reis’in çizmediği yerler de eklenmiştir.

    Bunlardan biri de üçüncü versiyon Bahriye kopyası sayılan, Seyyid Nuh adında bir denizcinin düzenlediği  Deniz Kitâbı’dır. Seyyid Nuh’un bu kitabına ilk kez F. Babinger, Imago Mundi XI’deki (Leiden 1955, s. 180-182) “Seyyid Nuh and his Turkish Sailing Handbook” makalesinde değinmiştir. 1648-1650 yılları arasında kaleme alındığı tahmin edilen bu eserin bilinen tek nüshası Bologna’daki üniversite kütüphanesinde Luigi Ferdinando Marsigli’nin Arapça-Türkçe-Farsça yazmalar bulunduran “Şark Eserleri Koleksiyonu’nda (Biblioteca Universitaria di Bologna, Manoscritti Arabi) yer almaktadır. F. Babinger’in belirttiği gibi bu elyazması “türünün tek örneğidir ve başka hiçbir yerde saptanamamıştır.”
    Elyazması 1966’da tıpkıbasım olarak Der See-Atlas des Sejjid Nûh (Seyyid Nuh’un Deniz Atlası) adıyla yayımlanmıştır.