| |

Kitâb-ı Bahriyye’nin Üçüncü Versiyonu “Seyyid Nuh’un Deniz Kitâbı” Hakkında

Sezar Atmaca

Pîrî Reis’in (1470-1553) Bahriye’si (Kitâb-ı Bahriyye) özellikle haritalarıyla birçok Osmanlı coğrafya eserine kaynaklık etmiş, model oluşturmuştur.

İlk telifi 1521, ikinci telifi ise 1526’da kayda geçen Bahriye’nin, onu esas almış bazı çalışmalar da dahil edildiğinde günümüzde bilinen 44 kopyasının 16’sı yurtdışında bulunuyor. 2013’te yapılan bir Sotheby’s müzayedesinde 1718 tarihli 121 haritalı Bahriye yazmasının 325.500 sterline satıldığı biliniyor.

Akdeniz ve Ege kıyılarının atlası niteliğindeki Bahriye’de denizcilikle ilgili demir yerleri, sığlıklar, yerleşim yerleri gibi bilgiler yanında sınırlar, sosyal hayat, coğrafya, bitki örtüsü, su ve benzeri kaynaklar hakkında da birçok farklı bilgi yer alır. Anlatımı Gelibolu’da başlayıp-biten Bahriye kopyalarının bazısında sadece metin (şiir/düzyazı), bir bölümünde hem metin hem de harita vardır. Şiir (nazım) kısımlarını Seyyid Murâdî’nin hazırladığı yazmaların ilk telifinin kopyalarında en fazla 134 harita yer alırken, kapsamı daha geliştirilmiş ikinci telifinin örneklerinde (örneğin Ayasofya yazmasında) 223 harita yer alır.

Seyyid Nuh’un Deniz Atlası

Orijinali bulunamayan bu yazma eserin bilinen en eski nüsha tarihi ise 1544. Gemi reisleri veya ilgili (mevki sahibi) kişiler için kopya edilerek çoğaltılan Bahriye nüshalarına bu kopyalamalarda Pîrî Reis’in çizmediği yerler de eklenmiştir. Pîrî Reis’in telifi olmasa da yani eli değmese de Bahriye‘yi esas alarak yapılmış çalışmalardan biri de üçüncü versiyon Bahriye kopyası sayılan, Seyyid Nuh (~1590- ?) adında bir denizcinin düzenlediği  Deniz Kitâbı’dır.

Seyyid Nuh’un bu kitabına ilk kez F. Babinger, Imago Mundi XI’deki (Leiden 1955, s. 180-182) “Seyyid Nuh and his Turkish Sailing Handbook” makalesinde değinmiştir. 1648-1650 yılları arasında kaleme alındığı tahmin edilen bu eserin bilinen tek nüshası Bologna’daki üniversite kütüphanesinde Luigi Ferdinando Marsigli’nin Arapça-Türkçe-Farsça yazmalar bulunduran “Şark Eserleri Koleksiyonu’nda (Biblioteca Universitaria di Bologna, Manoscritti Arabi) yer almaktadır. F. Babinger’in belirttiği gibi bu elyazması “türünün tek örneğidir ve başka hiçbir yerde saptanamamıştır.”

Bahriye’de bulunmayan Karadeniz kıyılarına ait haritaların da yer aldığı Deniz Kitabı’nın Bologna Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki bu nüshası Türkoloji, Osmanlı tarihi, Osmanlı dönemi tasavvuf tarihi ve tarihi coğrafya alanlarında çok sayıda eser kaleme alan Alman şarkiyatçısı ve Türkologu Hans Joachim Kissling’in (1912-1985) 10 sayfalık “Giriş” yazısıyla tıpkıbasım olarak Der See-Atlas des Sejjid Nûh (Seyyid Nuh’un Deniz Atlası) adıyla yayımlanmıştır:

Der See-Atlas des Sejjid Nûh, yay. haz. Hans Joachim Kissling, Dr.Dr. Rudolf Trofenik, 1966.

Asıl adı “Deniz Kitabı” olsa da Seyyid Nuh’un Deniz Atlası adıyla basılan elyazmasının tıpkıbasımı:

1) 16×24 cm ebadında (orijinali 42.5-25 cm ebadında)

2) Başlık sayfası (1 sayfa): “Arapça hâdâ kitâb al-ism Bahr al-aswad wa’l-abyad alt başlığını taşıyor, ki bu “Karadeniz ve Akdeniz ismindeki kitaptır” anlamına gelmektedir.” (F. Babinger)

3) Giriş yazısı (1 sayfa): Elyazmasının sahibi veya üçüncü bir kişi tarafından yazılmış 8 satırlık bir giriş yazısı (çevirisi aşağıda, Kissling’in yazısında)

4) Yer isimleri dizini (7 sayfa): Karadeniz’den başlayarak kıyıları saat yönünün tersi istikamette ele alan her sayfada 6×10’luk tablolar halinde,

5) Karadeniz’in doğu kıyılarının bir parçası olan 2 sayfa kayıp (H.J.Kissling)

6) 203 sayfa harita olmak üzere 214 sayfadan oluşuyor. Elyazması 8 satırlık giriş yazısı, yer isimleri dizini ve haritalar dışında metin içermiyor.

Karadeniz ve Akdeniz
İsmindeki Kitaptır
Giriş yazısı (8 satır)
Yer isimleri tablosu örneği

Hans Joachim Kissling aşağıda özetini sunduğumuz 10 sayfalık “Giriş” yazısında Deniz Kitabı’nın içeriği, Seyyid Nuh’un hayatı ve kitabı elde edip kütüphanesine katan Kont Marsigli (1658-1730) hakkında değerlendirmelerde bulunuyor.

Deniz Kitabı’nı 1648-1650 yıllarında kaleme aldığı tahmin edilen Seyyid Nuh’un hayatı hakkında Osmanlı ve Batı kaynaklarında bir bilgi yoksa da Kissling bu konuda bazı çıkarımlarda bulunuyor.

Kissling, Luigi Ferdinando Marsigli’nin (Marsili, Marsilli) Seyyid Nuh’un Deniz Atlası’nı nerede/ne zaman ele geçirdiğiyle ilgili varsayımlarda bulunsa da, bir dipnotta hakkında yazılmış kitapların adı dışında kont hakkında bilgi vermez. Marsigli’nin kitaplara çok meraklı olduğu, “kitap elde etme konusunda hiçbir fırsatı kaçırmadığı”, savaşlarda ele geçirdiği, satın aldığı elyazmaları, haritalar ve evrakla nüvesini oluşturduğu Bologna  Bilim Ensitüsü’nü 1711 yılında kurduğu biliniyor.

Turkuaz Yay. 2024

İtalyan askeri, mühendis, coğrafyacı, doğa bilimcisi, denizcilikle ilgili araştırmaları olan, diplomat-müzakereci Marsigli, Osmanlıya hiç yabancı değildir. Avusturya ordusuna hizmet ederken Viyana kuşatmasında esir düşer, Osmanlı topraklarını birçok kez ziyaret eder, hatta 11 ay ikamet eder, ajanlık yapar, Karlofça Anlaşması müzakerelerinde Avusturya adına yer alır, Osmanlı İmparatorluğu’nda oşinografi çalışmalarını başlatan ilk kişi olarak anılır, 1732’de basılan “Osmanlı İmparatorluğu’nun Askeri Vaziyeti” adlı askeri tarihimiz açısından hayli önemli bir de kitap yazar.

Seyyid Nuh’un Deniz Kitabı’nı 1648-1650 yıllarında kaleme aldığı tahmin ediliyor. Ancak “Deniz Kitabı” başlığını değil Arapça yazılmış“Karadeniz ve Akdeniz ismindeki kitaptır” başlığını taşımasından, sekiz satırlık giriş yazısının içeriğinden ve kitabın sahibi ya da kopyayı çıkaran (üçüncü bir el) tarafından yazılmış notlardan (derkenarlardan) dolayı elimizdeki nüshanın bundan yaklaşık 30 yıl sonra çıkarılmış bir kopya olduğu düşünülüyor.  

Ayrıntılar, Seyyid Nuh’un Deniz Atlası’nı yayına hazırlayan ve “Giriş” yazısını yazan Hans Joachim Kissling’in arkadaşımız Kıvanç Koçak’ın çevirisiyle “kısa bir özetini” sunduğumuz aşağıdaki yazısında.

Deniz Kitabı’ndaki “Çanakkale Hisarı (Kal’a-i Sultâniyye) gerçekçi biçimde bir minyatür gibi renkli olarak tasvir edilmiştir” denilen Seyyid Nuh’un elyazmasının renkli ve orijinal boyutunda dilimize kazandırılması dileğiyle.

Kaynakça:

– Cevat Ülkekul, Piri Reis’in Hayatı ve Eserleri (Yanlışlar ve Doğrular), Dönence, 2015.

– Fikret Sarıcaoğlu, Kitâb-ı Bahriyye, , İslâm Ansiklopedisi: https://islamansiklopedisi.org.tr/kitab-i-bahriyye

Güner Doğan,“İtalyan General Kont Luigi Ferdinando Marsigli veya Nâm-ı Diğer Hezârfen (1658-1730)” Osmanlı İmparatorluğu’nun Askeri Vaziyeti, Luigi Ferdinando Marsigli, çev. Volkan Dökmeci, yay. Haz. Güner Doğan, Turkuaz Yay. 2024, içinde sayfa 15-38. Bu kitabın ilk çevirisi: Osmanlı İmparatorluğunun Zuhur ve Terakkisinden İnhitatı Zamanına Kadar Askeri Vaziyeti, Graf Marsilli, çev. Nazmi, Büyük Erkanı Harbiye Matbaası, 1934.

Hans Joachim Kissling (yay. haz.) Der See-Atlas des Sejjid Nûh, Dr.Dr. Rudolf Trofenik, München 1966.

– İdris Bostan, Osmanlı Deniz Haritaları (1650-1800), Osmanlı İmparatorluğu’nda Coğrafya ve Kartografya, içinde, s. 175-187, ed. Mahmut Ak-Ahmet Üstüner, İstanbul Ün. Yay.:  Osmanlı Deniz Haritaları (1650-1800)

– İdris Bostan, Pîrî Reis, İslâm Ansiklopedisi:https://islamansiklopedisi.org.tr/piri-reis

– Kemal Özdemir, Piri Reis Hazinesi Nasıl Bulundu, Dönence Yay. 2022.

– Luigi Ferdinando Marsigli, Osmanlı İmparatorluğu’nun Askeri Vaziyeti, çev. Volkan Dökmeci, Yay. Haz. Güner Doğan, Turkuaz Yay. 2024.

– Semavi Eyice, Çanakkale Hisarı: https://islamansiklopedisi.org.tr/canakkale-hisari

– Turgut Akpınar, Hans Joachim Kissling: https://islamansiklopedisi.org.tr/kissling-hans-joachim

Özgür Kolçak, Luigi Ferdinando Marsigli, https://islamansiklopedisi.org.tr/marsigli-luigi-ferdinando


GİRİŞ* / Hans Joachim Kissling (çeviri Kıvanç Koçak)

Seyyid Nuh’un Deniz Atlası’na ilk kez F. Babinger, Imago Mundi XI’deki (Leiden 1955, s. 180-182) “Seyyid Nuh and his Turkish Sailing Handbook” makalesinde … değinmiş olmalı. Hoca, Bologna Üniversitesi Kütüphanesi’nde saklı harikalar arasından bulduğu Atlas’ın fotoğraflarını yayımlamış ve bize bu çalışmasıyla birlikte yayım haklarını da devretmişti.  (…)

Çeviride, kitabın fiyatını epey yükselteceği için bu sanat eserinin renklendirilmesinden ne yazık ki vazgeçildi.  

Seyyid Nuh’un Deniz Atlası, yıllarını Avusturya hizmetinde geçirmiş Bolognalı Kont Luigi Ferdinando Marsili’nin (1658-1730)[1] zengin koleksiyonuna aittir ve Bologna Üniversitesi Kütüphanesi mülkiyetine ondan geçmiştir. Eski elyazması hakkında, F. Babinger’in yukarıda değinilen makalesinde yer alan ve çok önem taşımayan başka birçok tarifle birlikte bilgi sahibi oluyoruz ( )

Almanca baskının (1966) kapağı

(…) Biz burada çalışmada yer alan belli başlı bazı kayıtlara değinmekle yetineceğiz. Söz konusu olan kıyı şeridini, adaları ve limanları göstermesi bakımından denizcilikle ilgili amaçlara yönelik bir dizi harita, yani bir Portolandır. … Deniz Atlası’mızdan Akdeniz’deki kıyılar ve adalarla, onun yan denizleri (Karadeniz, Adriyatik vb.) öğrenilmektedir. Nil, Tuna ve Po deltasının akıntı yönünü de oldukça kapsamlı şekilde içermektedir. Her yaprakta … akıntılar, sığlıklar (genelde noktalarla belirtilmiştir), sınır işaretleri (nişan) ve deniz seferleri için önemli başka şeylere dair ipuçlarıyla birlikte bir de bir rüzgâr gülü bulunmaktadır. Rüzgâr gülü, genelde stilize edilmiş bir pusula iğnesi şeklindedir ancak bazen sadece rüzgâr gülünde bulunan ana ve ara yönleri gösteren basit bir çizimdir: Kuzey, güney, doğu, batı, kuzeydoğu, kuzeybatı, güneydoğu, güneybatı. Bunlar şu teknik terimlerle kullanılmıştır[2]: Kuzey=yıldız, Güney=kıble, Doğu=gün doğusu, Batı=batı, Kuzeydoğu=poyraz, Kuzeybatı=kara yel, Güneydoğu=keşişleme, Güneybatı=lodos.  Akdeniz’de kuzey kutbunu gösteren gerçek yerinden az miktarda sapmış olması göz ardı edilmiştir.  Deniz Atlası’mızda kıble, her ne kadar ifade Mekke yönü anlamına geliyor olsa da, istisnasız “güney” için kullanılmıştır; elbette her yerde/mevkide daima değişmektedir. Seyyid Nuh zamanında, hiç değilse haritalarda, kıblenin en azından deniz yolculuklarında güney yönünün tam olarak gösterilmesi için kullanıldığı açıktır; daha önceki Piri Reis’in Bahriye’si gibi örneklerdeyse cenubun (yani kıble cenub) Mekke yönünün ve güney yönünün tam olarak gösterilmesinde karışık olarak kullanılmasına dikkat edilmemiştir. (…)

İşaretlerin meskun (ve aynı zamanda yok edilmiş) yerleri, kaleleri ve değişik binaları gösterdiği durumlar, ağırlıklı olarak bir ev ya da küçük kule resmiyle ifade edilmiştir ki bunların gerçek görünüşlerle hiçbir alakası yoktur. Bunların dışında Adriyatik Denizi, Konstantinopel’in büyük kısmı, Kahire vb. gibi bazı önemli liman şehirleri şehrin gerçek görünüşünün o zamanlar bilinen haline uygun şekilde kabataslak çizilmiştir. Kuzey Afrika’ya dair harita sayfalarında çadırlar ve ağaçlık araziler görülmektedir. (…) Harita sayfaları Arapça numaralandırmıştır ve ayrıca bir tane de geç Avrupa sayısı bulunmaktadır. (…)

Kitaptaki sıraya göre haritaları olan yerler

Düzenlemede, Karadeniz haritaları eksik olsa da, (…) Piri Reis’in sıralamasının takip edildiğini görüyoruz. Eski elyazmasında, büyük ihtimalle sahibi tarafından yapılmış, sekiz satırlık girişin bir tercümesi bulunmaktadır. (…) Farklı haritalar üzerinde, denizcilerle ilgili önemli hallerle/durumlarla ilgili üçüncü bir elin derkenarları bulunur. (…)

Atlas, giriş kısmında da belirtildiği gibi, çizdiği yerleri bizzat gezen bir adamın eseridir. Dolayısıyla Atlas’ın yaratıcısının en basit şüphelerine ve bunlara bağlı olarak ortaya çıkan kimi sorulara/şüphelere vakıf değiliz. …Sekiz satırlık giriş kısmının tam metni… şöyledir:

İşbu kitab Sultan Mehmedün evail-i padişahluğunda Seyyid Nuh nam bir efendi gezdüği vilayetleri tasfir eyleyüb bu kitabı telif eyleyüb Deniz Kitabı ism komuslardur. Der haliya fi’lğümle reisan mabeyninde istimal olunur zira eğer Bahr-i Asvad ve Bahr-i Abyad mühim olmağla limanların bulmağicün vaz eylemişlerdür ve gemi’i-i buldan ki eger mamur ve eger harab resmi içinde resm olunmuşdur ve ismi bu ğedvalatda şarh olunmuşdur.

Başlık buradan gelmektedir … : Hada kitab al-ism Bahr al-Asvad va’l-Abyad.

Trabzon

Türkçe giriş kısmı gibi Arapça başlığın da dilbilgisi yönünden bozuk olması eser sahibinin daha doğrusu kaleme alanın/kopyayı çıkaranın Türk ya da Arap değil muhtemelen Avrupalı bir dönme/mühtedi olduğu yönündeki tahminleri güçlendirmektedir. F. Babinger, Seyyid Nuh’un da böyle biri olduğunu ileri sürmektedir; bu fikre, Seyyid unvanının burada her zamanki gibi peygamber soyundan gelen kimse anlamında değil Osmanlı İmparatorluğu’nda gemi kaptanlarına da verilen bir adlandırma olarak kullanıldığını ifade ederek varmıştır. Seyyid Nuh’un baba ocağının özellikle Adriyatik Denizi olduğu kabul edilecek olursa[3], İtalyan olduğu, daha ziyade de Venedik kökenli olduğu anlamına gelecektir. Seyyid Nuh’un mühtediliği konusu ise daha az tartışmalıdır, zira dönemin usta gemi kaptanları gerçek Türkler değil, Yunan, İtalyan ya da İberyalı denizci halklardan olan mühtedilerdi. … Nuh adı mühtediler arasında hiçbir şekilde yaygın olmasa da, F. Babinger konuyla ilgili örneklerle göstermiştir. (…)

Deniz Atlası’mızın, burada gösterildiği biçiminin Seyyid Nuh zamanında da aynı olduğuna dair şüphelerimizi muhafaza etmemiz gerekiyor. Buna dair ciddi bulgular vardır. Giriş kısmına şöyle bir göz atmak, Seyyid Nuh’un Atlası’nı çizen kişinin üçüncü şahıs anlatımıyla konuştuğunu göstermekte. Bu “kitabın”, Seyyid Nuh namlı bir Efendi (…) tarafından yazıldığını söylüyor. Seyyid Nuh, dolaştığı yerleri/bölgeleri tasvir etmiş ve bu tasvirlerini Deniz Kitabı adlı bir eserde bir araya getirmiştir. Girişteki hatalı Türkçe kullanımı, bölümün, Seyyid Nuh’un “Sultan Mehmet’in hükümdarlığının ilk yıllarında” (Sultan Mehmedün eva’il-i padişahluğunda) gezdiği yerleri mi yoksa Deniz Kitabı’nın tamamını mı kastettiğinin tam olarak anlaşılmasını engellemektedir. (…) Durum, Sultan’la kastedilenin ancak 1648-1687 yılları arasında Osmanlı tahtında oturan Sultan IV. Mehmet olabileceğini göstermektedir. Girişin Latince tercümesi Sultan IV. Mehmet’ten açıkça söz etmekte, Türkçe metni kafamızda netleştirmektedir: Deniz Kitabı’nın kaleme alınışı IV. Mehmet’in hükümdarlığının ilk zamanlarındadır.(…) Giriş, aynı zamanda, denizcilikle ilgili önemi dolayısıyla Atlas’ın “artık/şimdi” bütün denizcilerin istifadesine sunulduğundan vb. söz etmektedir. Ayrıca, tamamı Türkçe olan, portolanın eldeki hali Deniz Kitabı başlığını değil, yukarıda değindiğimiz gibi, Arapça “Karadeniz ve Akdeniz Üzerine Kitap” başlığını taşımaktadır. Atlas’ın “artık” tüm kaptanların istifadesine sunulması ifadesinden, Seyyid Nuh’un eseri daha önce kaleme aldığını çıkarabiliriz. Ayrıca, üçüncü el tarafından yer yer düşülen notlarla Seyyid Nuh’un Deniz Kitabı’nı kaleme alması arasında en az 30 yıllık bir zaman dilimi olması gerektiği gösterebilecek durumdayız. Az önce söylediklerimizden, Seyyid Nuh’un Deniz Kitabı’nı Sultan IV. Mehmet’in hükümdarlığının ilk yıllarında, muhtemelen 1648-1650 yıllarında, kaleme aldığı anlaşılmaktadır. Fakat öte yandan Atina yaprağında (bizim numaralandırmamızla 65 numara), Aegina Adası (gezire-i Egine) için “Venedik’e ait” (tâbi-i Venedik) notu bulunmaktadır. Aegina Adası ancak 1687’de, daha sonra Doç olacak Venedikli -il Peloponnesiaco olarak da bilinen- amiral Francesco Morosini (1618-1694) tarafından Venedik topraklarına katılmıştır. Piri Reis’in söz ettiğimiz sayfalarında da -değindiğimiz gibi Seyyid Nuh bunlara sadık kalmıştır- Aegina Adası için tâbi-i Venedik notu yer alsa da (…), bu durum Seyyid Nuh’taki notun üçüncü bir el tarafından eklendiğine dair bakış açımızı değiştirmemekte; bu not esas eserde yer almamaktadır zira kaleme alındığı sırada Aegina pekâlâ Türklerin elindedir. Bu anlatılanlardan, üçüncü el tarafından düşülen notların haritalara 1687’den sonra işlendiği açıktır. Sultan IV. Mehmed, aynı yıl, 1687’de (…) tahttan indirildiğinden, Deniz Atlası, notları düşen, muhtemelen bir gemi kaptanı olan kişinin eline bir sonraki padişah Sultan II. Süleyman (1687-1691) döneminde geçmiş olmalıdır.  Akıl yürütmemize devam edecek olursak, giriş kısmına göre Seyyid Nuh, haritalarında yer verdiği her yeri gezmiş, ondan sonra Deniz Kitabı’nda bir araya getirmiştir, ki bu da gördüğümüz gibi 1648-1650 yıllarındadır. Seyyid Nuh, çalışmalarını kağıda döktüğü yıllarda artık gençlik yaşlarını geride bırakmış olmalıdır. (…)

Deniz Atlası’mız şimdilik bilinmeyen, başka yollarla Bolognalı kontun eline geçmiş olmalıdır: Bir Türk denizciden satın almış veya hediye edilmiş olabilir; Mora Savaşı’ndan bir ganimet olabilir ancak her durumda 1687 yılından sonra onun olmuştur.

Çanakkale Boğazı ve kaleleri

Bunlar, Seyyid Nuh’un hayatı hakkında elbette çok az şey anlatmaktadır. Ancak incelememizden açıkça, kendisinin aktif denizcilik yaşamının Sultan IV. Mehmed döneminden önce başladığı söylenebilir. Seyyid Nuh’un hayatına dair ne Osmanlı ne de Batı kaynaklarında bilgi bulunduğundan, yapılacak tahminler şimdilik belirsiz kalmaya mahkûmdur. Buna rağmen şu fikirde olduğumuzu belirtmek istiyoruz: Çıkarımlarımız doğruysa Seyyid Nuh, Akdeniz seyahatlerini Sultan IV. Murad (1623-1640) ve İbrahim (1640-1648) döneminde gerçekleştirmiştir. Deniz Kitabı’nı hazırlamak için yaklaşık 60 yaşlarında emekliye ayrıldığı kabul edilirse, doğum tarihi olarak yaklaşık 1590 bulunur. Ne zaman Osmanlı’ya katılarak din değiştirdiğini (muhtemelen bir dönmedir) söylemek zordur, ancak bu olay ergenliğinden önce olmuş olmalıdır; Türkler tarafından çocukluk yıllarında evinden zorla alınmış da olabilir. Seyyid Nuh genç yaşlarında kaptanlığa kadar yükselmiş de olamaz.  O dönemde tüm Akdeniz’de seyahat edebildiğine göre Osmanlı’da Seyyid göreviyle geçen hayatı daha sonra başlayacak olmalıdır. Seyyid Nuh ayrıca “en iyi zamanları” denilen şeyi 1645-1664 yılları arasındaki Türk-Venedik savaşları döneminde yaşamış olmalıdır. Dolayısıyla, daha ziyade denizde yaşanan uzun süren bu çatışmaların kendisine Akdeniz’i daha iyi tanıma ve Deniz Atlası için örneğin Piri Reis’te kimi tashihler yapmak için malzeme toplamasına fırsat verdiği yönündeki tahminler kuvvetlenmektedir. Şimdiye kadar değinilen hususlar ışığında, eldeki mevcut Deniz Atlası’nın Seyyid Nuh’un kendi hazırladığı biçimde olduğunu söylemek zordur. Akla yakın şekilde, Seyyid Nuh’un Deniz Atlası’nı Piri Reis’in Bahriye’siyle (Kurtoğlu-Alpagut 1935;-tıpkıbasımı TTK, 2002, S.A.) karşılaştırınca, kuşkularımız azalmaz. Piri Reis’te mevcut olmayan Karadeniz haritaları dışında her iki harita çalışması da epey benzerdir; tek farkla ki, Pîrî Reis’te birden çok  haritaya ayrılmış parçalar Seyyid Nuh’un çoğu haritasında bir arada yer almaktadır. Aşağıdaki cetvelde, aynı biçimde oldukları en bariz olanları sıralıyoruz. (Burada  173 haritalık bir cetvel var. S.A.)

Mevkilerin yazılması, açıklayıcı haşiyeler vb. Seyyid Nuh’ta Piri Reis’e göre epey basitleştirilmiştir. Buna karşın Seyyid Nuh’un daha doğrusu Atlas’ın kopyasını çıkaranın ya da sahibinin farklı yerlerdeki notları, yeni durumları ortaya koymaktadır. Bununla beraber şu kesin olarak söylenebilir:  Seyyid Nuh’un Deniz Atlası’nın esası her durumda Piri Reis’in Bahriye’sine dayanmaktadır; Bahriye’nin Türkçe baskısı için yapılmış redaksiyon temel alınsa bile. Esere Seyyid Nuh’un katkısı Atlas’ı “modernize” etmesindedir; Seyyid Nuh düştüğü notlarla veya çizimlerle dönemini sergilemiştir, ayrıca Piri Reis’te eksik olan Karadeniz kıyılarını da ekleyerek Piri Reis’i …yenilemiştir. (…)

Marmaris Limanı

Seyyid Nuh’un Deniz Atlası’nın, Piri Reis’in Bahriye’sinin sanki yeni bir versiyonu gibi olması durumu, bazı yeni görüşlere/gerekçelere de imkân vermektedir. Giriş kısmındaki kısa satırlar ve yer isimleri dizini sayılmazsa, Seyyid Nuh’un Deniz Atlası haritalar dışında metin içermemektedir. Oysa Piri Reis Bahriye’de haritaları -salt bir denizcinin ilgisinin ötesinde- geniş ölçüde kayıtlarla, kısmen koşuklarla doldurmuştur. Derinlikleri, akıntıları, gemiler için elverişli demir atma yerlerini vb. göstermenin yanı sıra tarihî ve denizcilikle alakalı olmayan başka açıklamalar da, hatta Akdeniz dışındaki yerler hakkında ayrıntılı söylenceler de yer almaktadır. Bunun nedeni, Bahriye’yi, Türkçe baskıda görüldüğü gibi, yüce makamlara sunacağı bir tür “özel/lüks baskı” olarak ele alması olabilir. Bahsi geçen metinler ve salt denizcilikle ilgili kısımları denizciler için pratikte son derece gereksizdir; kaleme alındığı zamana göre gemi kaptanlarının deneyimlerinin/bilgilerinin daha da artması da haritalardaki küçük işaretlerin bile yeterli olmasını sağlamıştır. Seyyid Nuh da metinlerden katkı almıştır ancak bunlar sadece salt denizcilikle ilgili tarzda olmuştur. (…)

(…) Atlas’ın giriş kısmına göre bütün denizcilerin istifadesine sunulduğu ifade ediliyor olmasına karşın sonraki kuşaklara şimdiye kadar sadece bir tanesinin kalmış olmasının izahı zordur. Gizli tutulmuş olması düşünülebilir. Bize öyle geliyor ki, muhtemelen işin doğrusu günlük kullanım sonucu yavaş yavaş ortadan yok olmuş veya birçok durumda gemilerle birlikte denize batmıştır. Kont L. F. Marsili bizim parçamıza 1691-92 yıllarında Türklerle uğraşırken veya 1699’da gayriresmî biçimde katıldığı Karlofça Antlaşması görüşmeleri sırasında sahip olmuştur. (…)

* Der See-Atlas des Sejjid Nûh, Dr.Dr. Rudolf Trofenik, München 1966. “Giriş” Hans Joachim Kissling, sayfa VII-XVI, (çeviri: Kıvanç Koçak)


[1] Kont Marsili (genellikle okunduğu gibi Marsigli değil) … (…)

[2] Seyyid Nuh’taki bulgular büyük ölçüde Piri Reis’le aynıdır. (…)

[3] İtalya yarımadasındaki limanlar en doğru biçimde çizilmiştir.

Similar Posts

  • |

    Denize Su Taşımak

    Naviga dergisinde üç ay boyunca (Mayıs, Haziran, Temmuz 2005) yayımlanan Yücel Köyağasıoğlu’nun, “Tekne Tipleri” yazı dizisinde verilen kimi bilgilerin, referans olarak gösterilen kaynaklarla dahi uyuşmaz ve özellikle eski kaynaklarla dahi çelişirken, kesin hüküm içeren bir dil kullanmanın sakıncalarını gözler önüne sererek daha açık uçlu tartışmalara zemin oluşturmak amacı ve düşüncesiyle yazılmıştı “Denize Su Taşımak”. “Yoruma açık, tartışmaya açık, yanlış bildiğimiz ya da kullandığımız konuları ve terimleri ortaya döküp, sağırlar diyaloğuna çevirmeden tartışabilirsek, denizcilik kültürünün zenginleşmesine bir nebze de olsa katkımız olur umarım.” dileğiyle de bitirmiştim yazıyı. Gerek Köyağasıoğlu’nun soru/sorunlara değinmeyen, cevap bile sayılamayacak yazısı gerekse cevabımı ötelemeye çalışan derginin olumsuz tavrı nedeniyle tartışmayı sürdürmedim.
    (Not: Görsellerini ilettiğim fotoğrafların altyazıları Naviga dergisinde yanlış basılmıştır. Ekim 2005 sayısında yer alan Naviga’daki yazının ilk sayfasındaki çizim gulet değil, “velena yelkenli sefine”, üçüncü sayfadaki ise gulettir.)

  • Denizcilik Kültürü Notları 

    Amatör Denizcilik Federasyonu/ADF için hazırladığım Denizcinin Günlüğü yıllıkları beş sene boyunca (2006-2010) yayımlandı. Günlükler, ADF üyesi kulüplerin, üyelerinin, yöresel denizcilerin yastık altındaki resimlerini, notlarını, hikâyelerini, söyleşilerini aktararak denizcilik kültürünü besleyecek bir kanal olarak düşünülmüştü ama böyle bir kanal oluşturulamadı ne yazık ki.

    Yazılı kaynaklarımız oldukça sınırlı olduğu için önceki kuşakların denizcilikle ilgili öykülerini/hikâyelerini, bilgilerini bil(e)miyoruz, araştırmıyoruz dolayısıyla geleceğe aktaramıyoruz. Denizcilik kültürü açısından bu tür benzer yıllıkların basılması veya amatör sportif denizcilik konulu efemera malzemesine dayanarak ajanda, takvim, foto albümler hazırlanması için çaba gösterilmesi yanında sözlü tarih/sözlü aktarım ve yayınlar, faaliyetler/yarışmalar düşünülmeli, projelendirilmelidir. Tabii ki bu tür araştırmalar farklı bir ilgi, hayli emek/çaba/zaman gerektiriyor[1], bu yapılmayınca yeri/boşluğu kolayca benzer konulardaki çeviri makale bolluğu ile ya da “ürün”lerle doldurulmaya çalışılıyor…

    Deniz kültürünü/görgüsünü ele alan eserlerin birinci el kaynaklara, yeterli bir araştırmaya dayanması, çalakalem yazılmış birçok hatalı bilgiyi tekrar etmemesi, çeviri metinleri/uyarlamaları sorgulaması, kavramları yerli yerinde kullanması beklenir. Örneğin ‘Yeni Bir Yatçılık Tarihi’nde Mike Bender (A New History of Yachting, Mike Bender, The Boydell Press, 2017) yatçılık tarihi ile ilgili eski metinlerin büyük yarış yatları üzerine yoğunlaştığını ve bu tarihçelerin prestijli zenginlerin yaşadığı olaylarla ilgili olduğunu anlatır. Ülkemizde denizde nezaket/görgü hakkında yazılmış kaynaklar bunlardan esintilerle doludur…

  • |

    Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…

    “Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…” üst başlığıyla yer alacak dosyadaki yazılarda, baskın denizcilik algısını, anlayışını sorgulayacak, kimi eski dergi/gazete sayfalarında kalmış, kimi yakın tarihli, kimi yeni yazılmış ya da yazılacak:
    ● amatör/sportif denizciliğin ne olduğunu gösteren, hatırlatan, vurgulayan, açıklayan…
    ● olan-biteni amatör/sportif denizciliğin süzgecinden geçiren,
    ● amatör/sportif denizciliğin sorunları ve değişen/gelişen yüzü kadar nelerin kaybolduğunu da dert edinen…
    ● kültürü pozitif anlamda kullanan, “kültürsüzlük”ten değil, denizcilik kültürünün canlı olmayışından söz eden, bunun nedenlerini araştıran,
    ● denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan;
    yazılara öncelikle yer verilecek.
    Şimdilik eski kaynaklardan aktarmayı düşündüğüm yazılmış veya taslakları hazır yeni yazıların başlıklarını/konularını kabaca şöyle sıralayabilirim (alfabetik):

  • |

    Yazı Sayısı mı Kalitesi mi?

    Mesut Baran yönetimindeki Yelken Dünyası amatör denizciliğimizin amatör yüzünün yüzakıydı uzun yıllar. Dergiye yönelik eleştirileri bile çekincesiz basar, gocunmaz, yazıyı kabul ederken de “burası sizin derginiz, yerinde eleştiriler bize yol gösterir” derdi. Onun yönetimindeki dergi bizler için de sığınılacak bir limandı ancak sayıların giderek daha fazla birbirine benzemeye, tekrara düşmeye başladığını düşününce Eylül 2006 sayısına bu yazıyı yazmıştım.

    Yelken Dünyası’nın Ağustos sayısını okuduğumda aklıma “Acaba Yelken Dünyası gönderilen her yazıyı olduğu gibi basmakta mıdır?” sorusu geldi. Gelen her yazıyı istisnasız basmanın belki yazı çeşidi (nicelik) yönünden dergiye epey bir katkısı olsa da yazıların öncelikle nitelik yönünden katkısını da düşünmek gerekmez mi? Dergiyi daha değerli yapacak olan nitelik değil midir? Gelen yazıların dilbilgisi, derdini anlatabilme, yeni bilgiler-yeni bakış açıları sunma, konuya hakimiyet, yeterlik, gelişmelerden-mevcut ve yeni yazılı eserlerden haberdar olma, gelişmeleri aktarma, tekrara düşmeme, vb. kriterlerle değerlendirilmesi daha doğru olmaz mı? Bu açıdan bakıldığında kimi yazıların eksikliklerini, zaaflarını gidermesi için iade edilmesi, kimi yazılara okuyucuyu bilgilendirmek için kısa notlar düşülmesi gerekmez mi?

  • |

    Fırtına Nerede?

    Hangi deniz, hangi rüzgâr, hangi “haber” buluşturur bizi?

    Denizdeki her olay denizi, denizciliği tanımak, tanıtmak için bir fırsattır ama bunun gerçekleşmesi konuya yaklaşıma ve eklenecek bilgilere bağlıdır.

    2006’da yaşanmış bir kaza dolayısıyla haberlerin ele alınışını, bilginin kaybolmasını, magazinleştirilmesini ve gittikçe kaybolan amatör ruhu ele alan bir değerlendirme…

    Birçok göstergeye bakarak ülkemizde denizciliğe olan ilginin, denize açılan insan ve tekne sayısının giderek arttığı söylenebilirse de genel olarak bu artışın denizcilik kültürünü incelttiğini, ona yeni “değerler” kattığını söylemek oldukça zor.

    Denizciliğin daha dar alanlardan çıkıp giderek yaygınlaşmasından söz edeceksek canlı, ufku açık, her bindiği teknenin şarkısını söylemeyen kendi değerleri ve kimliği billurlaşmış amatör ruhlu bir denizcilik kültürü için mevcut veya oluşmaya başlayan kimi değerleri sorgulamamız, bu alandaki olumlu mirasa sahip çıkmamız gerekir. Çok sayıda parametreden (tekne, eğitim, kurum, yayın -kitap, dergi, gazete-, sporcu, yarış, sponsor vb.) farklı örnekler vermek mümkün ama çok daha sıradan birkaç örnekle konuya gireyim.

    Tekne sayısı arttıkça usturmaçalarını üzüm salkımı gibi sarkıtarak seyreden tekne sayısının artması; liman içinde VHF telsizlerinin 1 watt değil de 25 watt çıkış gücünde kullanılarak herkesin rahatsız edilmesi sıradan bilgilerin bile “içselleştirilemediğini” gösteren örnekler. Bir değerin oluşabilmesi, kalıcılaşması için sadece bilgiye sahip olmak yetmiyor, o bilginin “içselleştirilmesi” de gerekiyor. Doğaldır ki bu alandaki gelişmeler denizdeki yağmurla, fırtınayla gelip yerleşmiyor, ülkenin kültüründeki olumlu ve olumsuz (zaafları, eksiklikleri…) yönleri, gelişmeleri bünyesinde taşıyor, yansıtıyor. Ayrıca denizcilik adına yapılan her şey iyidir gibi ilkesiz, ölçüsüz bir anlayışın yaygınlığı da bunu pekiştiriyor. Örneğin “Türkiye Yelken Açtı” başlığıyla gazetemiz (Milliyet Pazar, 4 Haziran) 2 tam sayfa haber yapıyor ama muhabir yaptığı röportajların yönlendirmesiyle (!) amatör denizci belgesiyle “şilep” kullanılabileceğini yazıyor.

    Denizcilik alanındaki gelişmeleri, tartışmaları her açıdan değerlendirmek, eleştirmek, denizciliğin ufkunu açacak yerel ve evrensel kuralların, değerlerin, referansların belirginleştirilmesini, sindirilmesini sağladığı gibi amatör bir ruhu kaybetmeden filizlenmekte olan denizcilik dilinin, kimliğinin ve sonucunda kültürünün sınırlarını çizebilir.

  • |

    Terimlerin Peşinde…

    Kropi Yayınları’ndan denizcilikle ilgili kitaplar yayımlamaya başladığımızda Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü basılınca (Ian Dear&Peter Kemp, çev. Orkun Soyer, Kropi Yay. 2000) kitabın tanınır bilinir olması amacıyla Yachting World dergisinin okuyucu mektuplarına bir not yazmıştım (Mart, 2000). Bu not sonrası başlayan ve genişleyen tartışma/eleştiri Açık Radyo/Açık Deniz programında Beysun Gökçin’le denizcilik dili üzerine bir söyleşi yapmaya kadar gitti. Belirtmem gerekir ki bu tür sorgulamaların/tartışmaların çok faydası var; çünkü birbiri yerine kullanılan birçok terimin aslında farklı anlamları olduğunu/farklarını öğrenmek, yeni ve daha doğru tanımlar yapmak, eskiden yapılan hatalı kullanımları düzeltmek ancak böyle mümkün olabilir. Ancak tartışma had bildirmeye/atışmaya dönüşünce  aslında çok şey öğrenebileceğiniz insanlarla da konuşma/tartışma ortamı yok oluyor maalesef.

    Konuyla ilgili yazılar sırasıyla şöyle:
    →Yanlış Olduğuna Emin misiniz? Yachting World, Nisan 2000.

    →Zuhal Atasoy’a Zorunlu Bir Cevap, Yachting World, Mayıs 2000.

    →Necati Zincirkıran’a Gerekli Bir Cevap, Yachting World, Temmuz 2000.

    →Açık Radyo/Açık Deniz programı, Beysun Gökçin’le Denizcilik Dili üzerine söyleşi, Eylül 2000 (bant çözümü halledilebilirse özeti yayımlanacak)