Deniz Otobüsü İskelesinde Hamaset Tarihi

Birkaç yıl önce milliyetçi hamasetin, şovenizmin sokaklara döküldüğü sıralarda internet sitelerinde ve çoğunlukla da   denizcilikle ilgili internet sitelerinde (ör. 2006’da  DSTİ / yelkenciler lokali / tekne / denizciler /gerçek tekneciler  yahoo gruplarında …)  sık sık “Dünyayı dize getiren Türk denizciliğinin” gücünün önemli belgesi olarak sunulan bir metin dolaşmaya başladı.

 “Hey gidi günler…” başlığıyla  “İnanılacak gibi değil, değil mi ? Ama inanın 200 yıl önce biz buyduk…” diyen metin 1795 yılında Cezayir Dayısıyla ABD arasında imzalanan anlaşmayı, ABD’yi dize getiren ve dolayısıyla denizcilik tarihimizin büyük bir başarısı olarak sunuyordu. Gerçeklikle ilgisi olmayan hamaset dolu bu tür metinler internet sitelerinde dolaşırken mekan değiştirip  allanıp pullanarak İstanbul Bakırköy deniz otobüsleri bekleme salonunda (İDO / Bakırköy) sabit bir teşhir mekânına kavuştu. “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar” başlıklı panoların %85’inde internet sitelerinde dolaşan Cezayir-ABD anlaşması yer alıyordu.

İDO / Bakırköy bekleme salonunda “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar” başlığıyla yer alan 4 büyük pano  hakkında Denizcinin Günlüğü 2009’da şunları yazmıştım:

“İstanbul Bakırköy Deniz Otobüsü İskelesi’nde yer alan Osmanlı denizciliğini övme amacıyla hazırlanmış ‘Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar’ başlığı altındaki 4 pano ne yazık ki koca bir imparatorluk bahriyesine, deniz ticaretine merkez olmuş şehrin tarihine, kültürüne yakışmıyor. ‘Deniz İstanbul’una övgü ve sahip çıkma’ Mağribi korsanların (savaşların…) bilgileri hayli tartışmalı, klişeleşmiş hikâyelerine sığınmaktan geçmez. İçeriğinden habersiz, Türk Ansiklopedisi’nden alınan (1977) hayli derinliksiz bilgilerin hiçbir kaynakla karşılaştırmadan olduğu gibi aktarılması olsa olsa internet sitelerinde rastlanan türden sığ bir propagandanın / milliyetçiliğin ürünü olabilir. Panoların % 85’ini kapsayan Cezayir-ABD anlaşması örneklenirse: Cezayir korsanlarının ABD gemilerini yağmalaması nedeniyle 1795’te imzalanan anlaşmanın ‘Amerika tarihinde yabancı dille imzalanan tek anlaşma olduğu; bu belgenin yabancı bir devlete vergi ödemeyi kabul eden tek Amerikan vesikası olduğu; ve Amerikan donanmasının nüvesinin Türk korsanlarının zorlamasıyla atılmış olduğu’ gibi  ‘lakırdıların’ ayrıntılı ve gerçek hikayesi (örneğin ABD’nin daha önce Fas’la, 1786’da anlaştığı bilgisi…) için, ABD belgeleriyle yapılmış bir akademik araştırmaya bakılabilir: ‘Mine Erol, Amerika’nın Cezayir ile Olan İlişkileri 1785-1816’,  ( İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi, 1979).”

Türk Ansiklopedisi’nde Denizcilik Tarihi

Panolarda yer alan denizcilik tarihi ve ABD-Cezayir anlaşması ile ilgili metinlerin tek bir kaynağı var: Türk Ansiklopedisi. Milli Eğitim Bakanlığı’nca 41 yılda (1943-1984) yayımlanabilen ve genellikle milliyetçi tarihçilerin (hatta Nihal Atsız, Fethi  Tevetoğlu, Buğra  Sofuoğlu vb. gibi ırkçıların da) yazarları arasında bulunduğu Türk Ansiklopedisi  “kültürel, siyasal, bilimsel gelişmelere kapalı kalması nedeniyle bütünlük ve tutarlılığını kısmen yitirdiği” için de eleştirilmişti. Türk Ansiklopedisi’nden panolara aktarılan maddelerin yazarı ise milliyetçi tarihçi Yılmaz  Öztuna. Panolardaki metinler incelendiğinde ansiklopedi hakkındaki eleştirilerin Öztuna’nın bu metinleri için hayli iyimser kaldığı söylenebilir.  

Panoların girişinde yer alan bilgiler (panoların %15’i) hamaset meraklılarını hayli sevindirecek, tarihle, denizcilik tarihiyle ilgilenenleri ise acı acı güldürecek bilgilerle dolu. Diğer tarihi kaynaklarla karşılaştırılarak okunduğunda sayılamayacak kadar çok yanlış olduğu için birkaç örnekle yetineyim.

1) Kaynaklarda Antikçağdan beri çeşitli amaçlarla çok daha büyük gemiler yapıldığı, Ör. 1419’da Fransa’da Bayonne’de yapılan bir savaş gemisinin boyunun 57 metre olduğu bilinirken Öztuna, 1488’de İstanbul’da inşa edilen (54 m. boyunda / 21 m. eninde olduğunu yazıyor…) bir baştarda için “Dünya tarihinde o zamana dek bu büyüklükte bir gemi asla yapılmamıştı.” diye yazabiliyor.  Bu geminin Matrakçı’dan aktarılan çizimleri İdris Bostan’ın Osmanlı Gemileri kitabında en/boy belirtilmeden yer alıyor.

2)Öztuna “1830’da 2. Mahmud’un Navarin faciasından hemen sonra 2 yıl içinde yaptırdığı ve kendisini yetiştiren 3. Selim’in adını verdiği Selimiye kalyonu… yeryüzünün en iyi harp gemilerinden biri.” olduğunu iddia ediyor. Oysa mimarının Brun olduğu Selimiye kalyonu 3. Selim’in kendi adına yaptırdığı bir kalyondu ve 22 Şubat 1797’de denize indirilmiş, 1812’de tersanede havuza alınarak tamir edilmişti.

Yalınkat bir gaza anlayışının etkisindeki milliyetçi tarihçilik denizcilikte başarı hikâyesi olarak çoğu zaman “Türklere maledilmiş korsan hikayeleri” anlatır. Tıpkı panolarda yer alan Murat Reis metinleri gibi. Oysa karşılaştırmalı okumalar yapıldığında hikâyeler çok farklılaşır. Ör. Saleli korsanların en ünlüsü Cezayir’i de zaman zaman üs edinen (“Cezayir ile Atlas Okyanusu kıyısında yer alan Sale arasındaki en büyük fark, ilkindeki verginin İstanbul’a gitmesi, ikincisinde ise Sale’de kalmasıdır…”) Murat Reis (Murat John Barber, Kaptan John olarak da bilinen asıl adıyla Hollandalı Jan Janz) bunlardan biridir.

Cezayir- ABD Anlaşması

1795’te Cezayir dayısıyla-ABD arasında yapılan anlaşmanın “Türk denizciliğinin altın sayfalarından” biri olduğunu iddia etmek ancak yapay ve denizcilik tarihinden habersiz bir tarihsel söylemin, hamaset ve propagandanın ürünü olabilir.

18. yüzyılın sonlarına doğru Amerika’nın Avrupa’yla ticareti oldukça gelişmişti ve iki kıta arasında binlerce gemi seferi yapılıyordu. ABD bayraklı 80-100 gemi Akdeniz limanlarına girip çıkıyor ve Amerika ticaretini aksaksız yürütmeye çalışıyordu. O yıllarda 22 ila 44 topu bulunan 8 savaş gemisi ile korsanlıkla geçinen Cezayir filosu, 21 kişilik mürettebatı olan ABD ticaret gemilerini ele geçirmeye başlar. 1795’e kadar 11 ticaret gemisi Cezayir korsanlarının eline düşen ABD anlaşma yoluyla konuyu çözmeye çalışır ve Cezayir ile 1812’ye dek sürecek bir barış anlaşması imzalar. (Barış anlaşmasının 1818’e kadar yani 23 yıl sürdüğü iddiası  panolardaki birçok bilgi gibi  yanlış. Ör. anlaşmadaki Cezayir altını Türk altını (!) olmuş ve ödenen fidyenin birimi ve miktarı yanlış vb.).

Birliğini sağlayan ve yayılmacılığını sürdüren ABD, İngiltere ile olan savaşı sona erince Şubat 1815’te Cezayir’e (Osmanlılara değil!) savaş açar ve donanma göndererek ünlü korsan Hamid Reis’i öldürüp, yeni bir anlaşmayla sorunu kendi lehine çözer.

Şüphesiz ayrıntıya girildiğinde ABD-İngiltere-Fransa ilişkileri (örneğin İngiltere’nin ABD gemilerini vurması için Cezayir’i teşvik etmesi), Cezayir dayısı-Osmanlı ilişkileri ( o dönemde Cezayir dayılarının sürekli yeniçeriler tarafından öldürülmesi, korsanlığın şaşalı devrini geride bırakıp yasaklanmaya başladığı ve hoş görülmediği bir dönemde Cezayir’in ana geçim kaynağının korsanlık olması, hatta 1816’da Osmanlı gemilerini bile yağmalaması…) gibi birçok karşılaştırmalı veriye bakıldığında, panolarda ileri sürülen “İş bu belge Osmanlının gerileme devri denilen senelerde dahi dünya devletleri arasında hangi mevkide olduğunun bariz bir göstergesidir.” iddiasının tarihi gerçeklerle ilgisi olmadığı daha da belirginleştirilebilir.

2010 Avrupa Kültür Başkenti !

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. “2010 Avrupa Kültür Başkenti” olarak ilan edilen İstanbul’un tarih ve kültür  zenginliğini gözler önüne seren  “Kültür Başkenti İstanbul”, “Havadan İstanbul”, “İstanbul Keşfetmek İçin Bak” gibi birçok İngilizce/Türkçe kitap yayımlarken diğer taraftan belediyenin diğer bir kuruluşu “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar”  başlığı altında tarih anlatısı ne yazık ki koca bir imparatorluk bahriyesine, deniz ticaretine merkez olmuş şehrin tarihine, kültürüne yakışmayan hamaset dolu metinleri sergileyebiliyor.

Kullanılan kaynaklar panoları hazırlayanların tarih anlayışı, bilgisi hakkında bir fikir verse de önemli olan kimin hangi bilgi, iddia, öngörü ve yetkiyle kamuya açık bir yerde ve kurumunun kaynaklarını kullanarak milliyetçi hamasetten öteye gitmeyen böylesi panoları astırdığı, astırabildiğidir.

Dileriz İstanbul 2010’da Avrupa kültür başkenti olmaya hazırlanırken kültür değil “hamaset başkentine” yakışan bu panoların yerini denizcilik tarihini, deniz İstanbul’unu, şehrin bu alandaki tarih ve kültür zenginliğini gözler önüne seren panolar alır.

Özet kaynakça:

* Osmanlılar ve Deniz, İdris Bostan Küre Yay. 2007.

* Kapdan Paşa, Adolphus Slade, çev. Osman Öndeş, Boğaziçi Yay. 1973.

* “Deniz Otobüsü İskelesinde Tarih Fukaralığı” Denizcinin Günlüğü 2009, Sezar Atmaca, ADF Yay. 2008.

* Türk Ansiklopedisi, Cilt 26, MEB, 1977.

* The Sailing Ship, Romola ve R.C. Anderson, Dover Pub. 2003.

* Korsan Ütopyaları, Peter L. Wilson, Aykırı Yay. 2005.

* Tarihte 70 Büyük Yolculuk, Robin Hanbury Tenision, çev. Nurettin Elhüseyni, Oğlak 2007.

* Tarih Lenk, Hakan Erdem, Doğan Kitap, 2009.

* Geçmişiniz İtinayla Temizlenir, Cemil Koçak, İletişim Yayınları, 2009.

(Yazının kısa bir sürümü şurada yayımlandı: “Deniz Otobüsü İskelesinde Tarih Fukaralığı” Denizcinin Günlüğü 2009, Sezar Atmaca, ADF Yay. 2008.)

Similar Posts

  • Denizcilik Terimlerinden Argoya Geçen Söz Varlığı

    “Denizci argosu, denizcilik dili gibi ağırlıkla denizcilikle uğraşanların kullandığı, kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerden oluşan özel bir dildir. Hulki Aktunç, Büyük Argo Sözlüğü’nde denizcilik argosunun bir ‘alan argosu’ olduğunu belirtir ve alan argosunu özetle ‘yaşama ortam ve biçimleri birbirine yakın kişilerce yaratılıp benimsenmiş sözcükler, deyimler bütünü; bu sözcükler bütününe dayalı konuşma biçimi’ olarak tanımlar ve ekler: ‘Kimi alan argoları, azınlık dillerine ve çevre dillerine özel bir yakınlık gösterir: Örneğin denizci argosu ile İtalyancanın, Lingua Franca’nın ilişkileri gibi… Alan argoları, özel ilişki içinde bulundukları dillerden alınan sözcük ve deyimleri genel argoya taşır.’”
    Denizcilikte ve özellikle deniz ticaretinde yaşanan ekonomik-teknolojik gelişmeler nedeniyle çektirme, kabasorta veya randa armalı brik, brigantin gibi yelkenli teknelerin bu dilin taşıyıcısı denizcilerle birlikte giderek denizlerden çekilmesi, daha çok bu tekneler zamanında kullanılan denizci argosunun kitap sayfalarında kalmasına yol açmıştır.

    Dr. Öğretim Üyesi Zahide Parlar’ın yirmi sekiz sayfalık araştırma makalesi denizcilik terimlerinde argonun izini süren ve bu konuda bizlere derli-toplu bir değerlendirme sunan değerli bir çalışma. Misalli Büyük Türkçe Sözlük ile Büyük Argo Sözlüğü’nü (Hulki Aktunç) denizcilik terimleri bakımından tarayan yazar, “Giriş” yazısında makalesinin amacını şöyle özetlemiş: “…argoda kullanılan denizcilik terimlerini derlemek ve denizcilik terimlerinin argoya nasıl yansıdığının ve argoda nasıl bir kavram alanına sahip olduğunu” tesbit etmek.
    Bu değerli makalenin denizciningunlugu.org’da yayımlanmasına izin verdikleri için sayın Dr. Öğr. Üyesi Zahide Parlar ve AVRASYA Uluslararası Araştırmalar Dergisi’ne teşekkürlerimizle…

  • |

    HIZIR (BARBAROS) HAYREDDİN PAŞA’NIN VAKFİYENAMESİ VE VASİYETNAMESİ

    Yıllar önce bir sahaf mezatından edindiğim “Hızır (Barbaros) Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’ni yayına hazırlamak için epey uğraşmış ama süreç uzayınca bir kenara koymuştum. Karantina günlerinde yeniden ele almak mümkün oldu. (…) Epeyce dipnot var, umarım yayında sorun olmaz. Metnin başlıkları şöyle:

    (I). BİR SAHAFİYE BELGESİNİN HİKÂYESİ

    (II). VAKFİYENAME VE ÇAPARİZLER/DÜĞÜMLER

    (III). VAKFİYENAME’DEKİ GELİR KAYNAKLARI VE HARCAMA KALEMLERİ

    (IV). SAHAFİYE BELGESİ: ÇEVRİYAZI HIZIR HAYREDDİN PAŞA’NIN VAKFİYENAMESİ

    Metin, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’nin Osmanlıca harflerden Latince harflere tam metin olarak çevirisini, yani çevriyazısını (transkripsiyonu) da içeriyor. Dolayısıyla çevriyazı da olsa Barbaros Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’nin “tamamının” ilk (+dijital) yayını. Şüphesiz araştırarak/sorarak bilgi edinmeye çalışsam da (sorularıma verdikleri cevaplar için İdris Bostan hocama ve Murat Koraltürk’e teşekkür ederim) yazıda çıkabilecek hataların/netameli bilgilerin sorumluluğu bana aittir. Dilerim tarihe, Barbaros Hayreddin Paşa’ya meraklı olanların işine yarar.

  • “Amatör Denizciler” Değil “Uzak Yol Denizcileri” Anıtı

    İstanbul Kalamış’ta “Sadun-Oda Boro ve Amatör Denizciler Anıtı” adıyla Mayıs 2011’de açılan, araçsal bir zihniyetin ürünü olan anıt Boroların sembolik anlamlarını sıradanlaştırdığı gibi, tartışmalı yönleriyle de (anıtın adı, yeri, temsil gücü, yer alanların seçim kıstasları…) amatör denizciliğe bir değer kat(a)mıyor ne yazık ki. Konunun ayrıntıları aşağıdaki yazılarda.

    “Sembollerin Kaybı ve Amatör Denizciler Anıtı” ve devamındaki yazılar bir anlamda amatör denizciliğimizde değişen/gelişen değerlerin halini sorgulayan yazılar olarak da okunabilir. Yazı yayımlandıktan sonra verilen yanıtlara/sorulara cevaplar “Kısmet’in Yekesi” yazısında yer alıyor.

    Üçüncü yazı dünyayı dolaşan ama ne hikmetse Kalamış’taki anıtta ismi yer almayan Ayfer Er’in durumunu, anıtta yer almanın kıstaslarını sorguluyor. Anıtın “Bilgi Akışı ve Arşiv Çalışması”nı yapan Turgay Noyan “Dünyayı dolaşan kadın denizcimiz diye Sabah gazetesinde/Naviga dergisinde haber yaptığı halde Ayfer Er’e anıtta yer vermemiş… “Dünyayı dolaşan kadın denizcimiz Ayfer Er…” yazısından sonra, ne Turgay Noyan bir açıklama yaptı, ne de “anıtseverler” bir sorumluluk duydu. Bugüne kadar da değişen bir şey olmadı.

    Yazılarda ileri sürdüğüm birçok nedenden dolayı hiç olmazsa anıtın adının “uzak yol denizcileri anıtı” diye değiştirilmesini de önermiştim. Artık anıttaki rölyeflere “profesyonel denizciler” de eklendiği için adı değiştirilmese de anıtın “Uzak Yol Denizcileri Anıtı” olarak anılması daha doğru olur.

    Sadun Abi anıtla ilgili daha sonra şunları yazdı:

    “…Meğer bizim heykel yapılıyormuş! Turgay Noyan’ı aradım ve ‘ne haltlar karıştırıyorsunuz anlat bakalım’ deyince artık olan oldu deyip, tüm hikâyeyi anlattı. Zaten heykel bitmek üzereymiş, Mayısta açılacakmış bile. Şaşırdım, bir tuhaf oldum. Ömür boyu bu tip olaylardan her zaman kaçındım, kesinlikle onaylamadım… Diğer taraftan bir kurt içimi kemiriyor: Hakikaten böyle bir anıta layık mıydık, fazla mı abartıldı? Bu da bana bir eziklik hissi veriyor, önünden geçmeye sıkılıyorum.”

    (Sadun Boro, Bir Misyon Bir Ömür, Naviga, Ağustos 2011)

  • |

    Kitâb-ı Bahriyye’nin Üçüncü Versiyonu “Seyyid Nuh’un Deniz Kitâbı” Hakkında

    Pîrî Reis’in (1470-1553) Bahriye’si (Kitâb-ı Bahriyye) özellikle haritalarıyla birçok Osmanlı coğrafya eserine kaynaklık etmiş, model oluşturmuştur.

    İlk versiyonu (telifi) 1521, ikinci versiyonu ise 1526’da kayda geçen Bahriye’nin günümüzde bilinen 44 kopyasının 16’sı yurtdışında bulunuyor. 2013’te yapılan bir Sotheby’s müzayedesinde 1718 tarihli 121 haritalı Bahriye yazmasının 325.500 sterline satıldığı biliniyor.

    Akdeniz ve Ege kıyılarının atlası niteliğindeki Bahriye’de denizcilikle ilgili demir yerleri, sığlıklar, yerleşim yerleri gibi bilgiler yanında sınırlar, sosyal hayat, coğrafya, bitki örtüsü, su ve benzeri kaynaklar hakkında da birçok farklı bilgi yer alır. Anlatımı Gelibolu’da başlayıp-biten Bahriye kopyalarının bazısında sadece metin (şiir/düzyazı), bir bölümünde hem metin hem de harita vardır. Şiir (nazım) kısımlarını Seyyid Murâdî’nin hazırladığı yazmaların ilk versiyonlarında en fazla 134 harita yer alırken, kapsamı daha geliştirilmiş ikinci versiyonlarında (örneğin Ayasofya yazmasında) 223 harita yer alır.

    Orijinali bulunamayan bu yazma eserin bilinen en eski nüsha tarihi ise 1544. Gemi reisleri veya ilgili (mevki sahibi) kişiler için kopya edilerek çoğaltılan Bahriye nüshalarına bu kopyalamalarda Pîrî Reis’in çizmediği yerler de eklenmiştir.

    Bunlardan biri de üçüncü versiyon Bahriye kopyası sayılan, Seyyid Nuh adında bir denizcinin düzenlediği  Deniz Kitâbı’dır. Seyyid Nuh’un bu kitabına ilk kez F. Babinger, Imago Mundi XI’deki (Leiden 1955, s. 180-182) “Seyyid Nuh and his Turkish Sailing Handbook” makalesinde değinmiştir. 1648-1650 yılları arasında kaleme alındığı tahmin edilen bu eserin bilinen tek nüshası Bologna’daki üniversite kütüphanesinde Luigi Ferdinando Marsigli’nin Arapça-Türkçe-Farsça yazmalar bulunduran “Şark Eserleri Koleksiyonu’nda (Biblioteca Universitaria di Bologna, Manoscritti Arabi) yer almaktadır. F. Babinger’in belirttiği gibi bu elyazması “türünün tek örneğidir ve başka hiçbir yerde saptanamamıştır.”
    Elyazması 1966’da tıpkıbasım olarak Der See-Atlas des Sejjid Nûh (Seyyid Nuh’un Deniz Atlası) adıyla yayımlanmıştır.

  • |

    Amatör-Sportif Denizcilik İçin Yayın-Yayıncılık Önerileri

    Kitap denizine açılmak

    Amatör-sportif denizcilik literatürüne, 20 yılı aşkın bir sürede, emek verdiğim/katkıda bulunduğum sayısı 50’ye ulaşan kitapların ve uğraşının deneyimiyle denize açılarak yazılan ekteki yazı, yayın/yayıncılık için neler yapılabilirin rotası hakkında bir harita çizmeye çalışırken, güzergâhtaki kayalıklara, sığlıklara, yosun tutmuş/kekamoz bağlamış ilerlemeye engel nedenlere de değiniyor, eleştiriyor, önerilerde bulunuyor. Kitaplara/denize ilgi duyan herkesle paylaşmanız dileğiyle, deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun.

  • |

    Hedefi Olmayan Tekne…

    Eylül 2014’te yayımlanan Hedefi Olmayan Tekne. yazısı genel olarak amatör/sportif denizciliğin sorunlarını ele alsa da “özel olarak” ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu’nun “ faaliyet ve yönetim olarak başlangıçtaki fikri iddialarından uzaklaşmasını” dert edinen bir yazı. Amatör sportif denizciliği kültürel açıdan ve kurumsal yapı itibarıyla değerlendiren ve birbirini besleyen yazılar, zorunlu olarak da bazı yönlerden birbirinin tekrarı niteliğindedir.
    …. …. ….
    Sadun ve Oda Boro’nun (+ Miço), 10.5 metrelik Kısmet’le yaptıkları dünya turu (1965-1968) sonrası amatör/sportif denizciliğe yönelik toplumsal ilgi/heves doruk noktasına ulaşsa da bireylerin hevesini, merakını teşvik edip, gelişmesine yardımcı olacak bir kültür ve spor örgütlenmesi olmadığı için bu ilgi/heves zamanla kayboldu. Başka bir deyişle heves kırıldı, merak cezalandırıldı! Çünkü Türkiye, spor kültürünün değil, skor kültürünün geliştiği ve Avrupa’da spor yapma oranı en düşük ülkelerden biri. Spor dallarındaki çeşitlilik de kısıtlı. Batı ülkeleri, sporu, devletin düzenleyici, kollayıcı, teşvik edici etkisi altında, “sporun öznesi” kulüp/dernek/federasyon gibi merkezler eliyle yöneterek kitle sporunu, spor kültürünü geliştirirken, Türkiye, dünyada sporun devlet eliyle yönetildiği Kuzey Kore, Çin gibi birkaç ülkeden biri. Spor federasyonları kanunla değil yönetmelikle yönetiliyor, federasyonlar (ve seçimleri) siyasi etkilere çok açık. Buna devletin vatandaşa güvenmeyen, iknaya değil hizaya zorlayan zihniyeti ile kulüp ve federasyonların “demokratikleşmeye/paylaşmaya” değil, devlet gücüne /zihniyetine/mevzuata bel bağlayan/yaslanan zihniyeti de eklenince çaparizler çoğalıyor.