1 Temmuz Amatör Denizcilerin Bayramı mı?

 “1 Temmuz”  ile amatör denizcilik ilişkisini sorgulayan yazı Yelken Dünyası’nda 2004’te yayımlandı. “…Eskiden kutlamalar şenlikliydi, herkes katılırdı, zamanında Ayancık’ta çok güzel kutlanırdı 1 Temmuzlar”  diyen bir e-postaya Temmuz 2018’da yazdığım cevabı (Eski Bir Temmuz Kutlamaları…) ilgisi nedeniyle yazı sonuna ekledim.

(Konu ile ilgili ayrıca bkz.: Kabotaj Bayramı, Musilaj Bayramı, Tanıl Bora, birikimdergisi.com, 30 Haziran 2021)




Denizciliğe yaklaşımda ve denizciliğin algılanmasında tavır, his, fikir değişikliği istiyorsak Denizcilik Bayramı’nı da sorgulayalım…

“Amatör denizciliğin gelişiminin önemli göstergelerinden biri her alanda –kurum, mevzuat, dil, yayın, temsilciler, kişiler vb.- gemiadamlarıyla olan farkı ifade edebilecek hale gelebilmektir. Teknenin tanımından, arama kurtarmaya dek amatörlerle ilgili akla gelebilecek her türlü mevzuattaki tanımın gemi adamları/ticaret gemiciliği  üzerinden yapılması şüphesiz tesadüf değil. Gemiadamlarının gölgesinden kurtulup onlarla eşit bir konuma gelebilmek, eşit  statüde konuşabilmek için çaba yine amatör denizcilere düşüyor. Ama farkın yaratılabilmesi onlardan uzak durmak, onlara ilişkin her şeyi reddetmek  demek değil. Tam tersi onları tanımak (örneğin askeri cenahı biliriz de 1848’de Sakız’da denizcilik eğitimi veren sivil Mehmet Çelebi’yi duymamışızdır…) anlamak ve kendimizi, derdimizi  anlatabilmek önemli.Olanları sindirerek, sorgulayarak, dirsek temasında bu farkı yaratmak, yaratabilmek gerek.  Amatör denizciliğe ilişkin derdimizi anlatacak projeler geliştirmek, kurallar, kurumlar oluşturmak bu farkın yaratılması ve kendimiz olabilmek için zorunlu da.”

 30 Temmuz’da DSTİ e-posta grubunda aynı başlıkla ve yukarıdaki girişle  başlayan bir yazı yazmıştım. 1Temmuz’da çıkan yönetmelik sorduğum soruyu daha da anlamlı hale getirdi. Çünkü ADF’nin girişimleriyle ilk defa amatör denizciler gemiadamlarından yani  profesyonel denizcilerden ayrı bir yönetmeliğe kavuştular. Yeni yönetmelik esas olarak sınavlara ilişkin hususları düzenlese de amatör denizcileri “Gemiadamlarının eğitim , belgelendirme, sınav, vardiya tutma, kütükleme ve donatılma esasları hakkındaki yönetmelikten” ayırması nedeniyle başlı başına bir yenilik. Her ne kadar amatör denizciler yönetmelik gereği gemiadamı sayılıyorsa da  fiiliyatın ve işin ruhunun böyle olmadığı, amatör denizcilerin  gemiadamları yönetmeliğinde  adeta  iliştirilmiş gibi durdukları da bir gerçekti.Örneğin amatör denizciler hariç bütün gemiadamları yönetmelik gereği denizde canlı kalma, yangın vb. gibi 4 ayrı sertifikayı  almak zorundaydılar ve Deniz İş Kanunu hükümlerine tâbiydiler. 1 Temmuz’da yayımlanan  Amatör Denizci Yönetmeliği bu muhataralı birlikteliğe son verdi. Amatörler olarak yeni yönetmeliğin tartışmalı kısımlarının gerçek kişilere ait özel teknelerin kayıt usulleri, emniyet teçhizatı ile donatılmaları ve kullanma yeterliklerine ait esasları içeren hükümlerin ortaya çıkması ile giderilebileceğini umuyoruz.

Ticaret Gemiciliğinin Bayramı: 1 Temmuz

 Sorumuza dönecek olursak; Cumhuriyetin ilk yıllarında uzun uğraşlardan sonra ülkemiz Kabotaj hakkını yani kendi karasularındaki limanlarda taşımacılığı, hükümran bir ülke sıfatıyla kendi gemileriyle yapma hakkını (deniz ticareti ve seferi ) kazandı.1 Temmuz Kabotaj hakkının karasularımızda Türk vatandaşlarına geçmesinden beri (1926) Denizcilik Bayramı olarak da kutlanıyor. Yani ortaya çıkışı deniz ticareti ve seferi ile ilgili, amatör denizcilikle bir ilgisi yok. Bu günlerde  resmi törenin yanında özellikle büyükşehirlerin dışında en yaygın kutlama biçimi, daha doğrusu halkın denizcilik adına katıldığı ve seyrettiği kısmı,  çoğunlukla bir panayır havasını yansıtan, fener alayları, yağlı kazık ucundaki bayrağı alabilme, suda ördek yakalama gibi Osmanlı’dan beri süregelen yarışmalarla, yüzme yarışlarıdır.Büyükşehirlerdeki kutlamalarda daha resmi bir hava solunurken, taşradaki kutlamalarda “panayır” havası hakimdir. Örneğin buralarda  yukarıdakilere ilaveten kumsalda çuvalla yürüme yarışması gibi birçok yarışa şahit olabilirsiniz. Çocuklar arasında kendilerinin binebileceği yüzen nesneler yarışması açmak, onları denizin üstünde olmaya çağırmak gibi absürtlükler doğaldır ki bizde olmuyor.  

Denizci Bir Kültüre Yelken Açmak Kolay Değil

Devlet-bürokrasi geleneğini, masa başı oturma ve yaşama alışkanlığını yansıtan denizin “üstünde” olmak değil sadece bir “sahne” olarak denizi “kullanmak” diye özetleyebileceğimiz bu törenleri  isterseniz bir kenara bırakalım amatör denizciler olarak. Denizci bir kültürün oluşmasını, yerleşmesini istiyorsak sorgulamaya da buradan başlayalım. Bu sorgulamaların DSTİ başta olmak üzere denizcilik üzerine sözü, ufku olan her yerde yapılması, yapılabilmesi  iyi de  olur ama görünen o ki bu pek kolay değil. Zira sayfalarca resmi kutlama programı e-posta gruplarında dolaşırken bunların içeriği, amatör denizcilikle ilgisi hakkında tek kelime edilmiyor. Eleştirel gözle bakılmayınca da kimse zahmet edip günün anlam ve önemini vurgulayan resmi konuşmalarda ne dendiğiyle ilgilenmiyor. Rutin faaliyetler,  örneğin yıl boyu süren deniz temizleme faaliyeti kutlama etkinliğinin  bir parçası olarak sunulabiliyor.Ya da girişin o gün için ücretsiz olması “etkinlik” sayılabiliyor. Önce “etkinlik nedir?” “hangi tür faaliyetler etkinlik sayılır” diye sormak gerekmez mi? Daha da önemlisi önce kendi içimizde kutlamayı becerebilmemiz. Resmiyetten uzak ve panayır havasında değil de “şenlik” havasında coşkulu kutlamaları nasıl yapabiliriz? Yoksa 1Temmuz saat 10.30’da Eminönü Meydanı’nda vapur düdükleri, sirenleri acı acı çalarken yüzlerce kişinin “ne oluyor” diye boş gözlerle bakması ve ne olduğu hakkında hiçbir fikrinin olmaması kaçınılmaz. Ama dakikalarca siren çalmak da bu haftanın bir “etkinliği”.

Amatör Denizciler Günü/Şenliği

Benim 1 Temmuz’u canlandırmak, ona sahip çıkmak gibi bir fikrim de yok. Tersine , armatör/amatör, profesyonel denizci/amatör denizci, gemiadamı/amatör denizci, amatör denizci/ticaret gibi daha önce iç içe geçmiş ilişkilere yeni tanımlar yapmak, kurallarını yasa ve yönetmeliklerini farklılaştırmak kadar dilini, törenlerini, adetlerini, günlerini de kendimize ait kılmak önemlidir. Kendi yemeğinizi pişirmeden kendi mutfağınızı kuramazsınız. Yeni bir günü Amatör Denizcilik günü olarak kutlamak, dünyadaki ve Türkiye’deki farklı örneklerine de bakarak (örneğin Ankara Yelken Kulübü ) kutlamalarda deniz/tekne/insan ilişkisinde yeni ufuklar açmak kendi mutfağımızı oluşturmanın köşe taşlarından biri bence. Tabii kendi mutfağınızı kurmak, yemeğinizi pişirmek, gemiadamları başta olmak üzere diğer denizcileri sofranızda ağırlamak  gibi bir niyetiniz, ufkunuz varsa. Âli San ve Gani Müjde DSTİ’deki yazılarıyla bu konuda  destek verdiler. Ben  Ali San’ın gün önerisine ve gerekçesine katılıyorum: Örneğin filanca ayın birinci pazarı gibi bir tatil gününü amatör denizciler günü yapalım ki kimse kaytarmasın! …

Belki varacağımız sonuçlar, bulacağımız yol ve yöntemler, coşkusunu yitirip sadece bir tören, hatta askeri bürokratik bir tören havasına bürünen kimi bayramlarımıza da örnek olur.

 Osmanlı’da Kayık ve Geyik Yarışları

Bunlarla ilgilenmiyoruz yemek yediğimiz mutfak fark etmez diyorsanız

Moda Koyu’nda Osmanlı Donanma Cemiyeti yararına yapılan, padişahın da izlediği son büyük kayık (ve de geyik) yarışı izlenimleri özetini sunuyorum: 

“Eğlenceler sabah erkenden gece geç saatlere kadar devam etti.Bahriye Nazırı, Üsküdar Kaymakamı ,… Roding Kulübü’nden oluşan komitenin düzenlediği yarışları sahilde onbinlerce halk, vapurlardan elçilik personelleri,  Ertuğrul Yatı’ndan şehzadelerle birlikte Sultan Reşad da izledi.

Bazı özel yarışlardan sonra Donanma yarışları başladı.

Birinci yarış süvari geyiklerinin yarışıydı ve Faik Paşa’nın geyiği birinci oldu.

İkinci yarış Mecidiye filikasının birinci olduğu beş çifte donanma filikaları yarışıydı.

Üçüncü yarış dört çifte filika yarışıydı.Efrad-ı Cedide’nin filikası birinci oldu.

Dördüncü yarış Ertuğrul Yatı beş çiftesiyle Mecidiye Amiral filikası arasında yapıldı.

Donanma yarışlarından sonra kulüp sandallarının yarışı başladı.Moda’daki Roding Kulüp üyeleri arasında dört çifte sandalları ile bir yarış düzenlendi.

Anlatılan yarışlardan başka birçok özel, bir , iki, üç çifte sandallar ve pazar kayıkları arasında yarışmalar yapıldı.

Bu yarışlar bittikten sonra da yağlı direk eğlencesi tertip olunarak bu eğlencede yirmiden fazla yarışmacı direğin tepesindeki bayrağı almaya çalışmış ise de hiçbirisi su banyosundan başka bir şey yapamamıştır.

Ördek yarışmaları da yapıldı.

Yarışların bitiminde düzenleyenleri kabul eden Sultan Reşad teşekkür ederek gelenlere: “Artık tamamen inanıyorum ki, bu millet yükselmeye doğru adım atmıştır. İnşallah beş on sene zarfında daha ziyade yükselecektir. Gidiniz halkıma selamımı bildiriniz”…dedi.(Sabah gazetesinin 29 Ağustos 1910 tarihli nüshasından aktaran Atıf Kahraman/ Osmanlı Devletinde Spor)

(Yelken Dünyası, Ağustos 2004)

***

(“…Eskiden kutlamalar şenlikliydi, herkes katılırdı, zamanında Ayancık’ta çok güzel kutlanırdı 1 Temmuzlar”  diyen bir e-postaya 3 Temmuz 2018’da yazdığım cevap)

Eski Bir Temmuz Kutlamaları…

….Örnekleriniz hoş, bir kısmına da katılırım. Bir zamanlar denize ulaşılabilecek/açılabilecek  kıyılar/sahiller, sandallar/kayıklar vardı… Ayancık’ta çaparlar, takalar… “Sanayi denizciliği” öncesi denizcilik (yani deniz/tekne /insan ilişkisi) meslek/iş olarak da, işleyiş olarak da, araçlarıyla da kıyı yerleşimleriyle iç içeydi. Şüphesiz sosyal, ekonomik ve kültürel olarak denizle daha iç içe olunan bu zamanlarda daha çoşkulu kutlamalar da yapılırdı. Samsun’da liman yokken sahilde mahşeri kalabalık önünde iki tekne arasında yapılan 1 Temmuz yüzme yarışlarını hatırlarım, liman sonrası hüzünlüdür… Karadeniz sahilyolunun kıyı yerleşimlerinin denizle ilişkisini koparması gibi… Ayancık’a girerken deniz kenarında sahilyolu garabetinden kurtulan sadece Ayancık Kereste Fabrikası’nın arazisiydi  o da özelleştirildikten sonra ne oldu bilmiyorum… Denizle hâlâ iç içe olabilen örneğin Amasra, Sinop gibi birkaç yerdeki kutlamaların daha çoşkulu olması durumu pek değiştirmiyor. Örneğin Ayancık’taki son çaparlardan birinin başına Sinop tersanesinde Viking motifi koyarak (2013) Sinop turizmine sunmanın  ilin deniz kültürüne/sevgisine bir katkısı olabilir mi?… Kısacası yıl 2018, Karadeniz boyunca bütün yerleşimlerin posta vapurlarını beklediği zamanlar değil… Kıyıların, denizin, denizciliğin hali ortada… deniz/tekne/insan ilişkisinde (denizcilikte) değişen, gelişen, farklılaşan birçok unsur var. Eski yazıda da  belirttiğim gibi derdim “1 Temmuz’u” canlandırmak değil, amatör-sportif denizciliğin “deniz/tekne/insan ilişkisini” nasıl geliştirebileceği… gidişatı nasıl değiştirebileceği daha çok… (…)

(denizciler@yahoogroups.com, 3 Temmuz 2018)

Bağlantılı yazı bkz: Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin

Similar Posts

  • |

    Amatör-Sportif Denizcilik İçin Yayın-Yayıncılık Önerileri

    Kitap denizine açılmak

    Amatör-sportif denizcilik literatürüne, 20 yılı aşkın bir sürede, emek verdiğim/katkıda bulunduğum sayısı 50’ye ulaşan kitapların ve uğraşının deneyimiyle denize açılarak yazılan ekteki yazı, yayın/yayıncılık için neler yapılabilirin rotası hakkında bir harita çizmeye çalışırken, güzergâhtaki kayalıklara, sığlıklara, yosun tutmuş/kekamoz bağlamış ilerlemeye engel nedenlere de değiniyor, eleştiriyor, önerilerde bulunuyor. Kitaplara/denize ilgi duyan herkesle paylaşmanız dileğiyle, deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun.

  • |

    Deniz Seyahati (1944-1945)

    Sunuş : “…kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum” / Sezar Atmaca

    Daha önce (Kasım 2022’de) yayımladığımız Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-46) yazısının sunuşunda  bu sahafiye belgeden de söz etmiştik:

    “Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.”

    Sevgili arkadaşımız Murat Koraltürk’e bu sahafiye belgeyi bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz.

    Kapakla birlikte 8 suluboya renkli çizimin yer aldığı bu ödevi, Silifke’de lise son sınıf öğrencisi olan, 18 yaşındaki Kâmil Doğruöz hazırlamış. Kalın karton kapaklı, 21×14.5 santim ebadında, tel halkalı, sayfa aralarına pelur kâğıt sayfa eklenmiş, her sayfasında bir tekne çizimi olan özenli bir ödev Deniz Seyahati (1944-45). Samsun’da Deniz Faaliyeti’nde olduğu gibi bu metinde de epey imla/yazım hataları varsa da ödevin güzelliğine gölge düşürmediği gibi o dönem bunlara çok önem verilmediğini de gösteriyor. Resim altındaki açıklamalar metinle karıştığı için, yeşil çizgiyle resim altyazısı ile metni ayırdım.

    Kâmil Doğruöz’ün ailesinin yaşadığı Gilindire o dönemde  yerlilerin Kelindir dediği Gülnar kazasının merkezi. İlçeye adını veren Gülnar, şimdiki adı Aydıncık olan Gilindire/Kelenderis kasabası.

    Bayram tatilinde ailesini görmek için Silifke’den Gilindire’ye gelen Kâmil Doğruöz, dönüşte kızkardeşini de yanına alarak Akbaba motoru ile Taşucu’na oradan da arabayla Silifke’ye gitmek üzere 1 Aralık 1944’te (bir kanunievvel) “deniz seyahati”ne başlar. Yelken açan teknenin sereni kırılır, tamir edilir, hava sertleşince tekrar kırılır, motor çalışmaz, fırtınayla baş edilmeye çalışılır. Akbaba, Tekin ve Aygır tekneleri aynı yolun yolcusudur. Uğranılan, sığınılan limanlar, koylar, arızalanan/yedeklenen tekne, yelken tamiri, makine tamiri, balık avı, kıçtan kara, gece yelken seyri… Bir hafta süren, yaklaşık 35-40 millik maceralı bir deniz yolculuğunu anlatan kısa bir ödev metni “Deniz Seyahati”.

    Seyirde karşılaşılan sorunlarla uğraşılırken kız kardeşine cesaret vermeye çalışan Kâmil Doğruöz selametle karaya ulaşınca doğal olarak kışın yapılan bu seyre ihtiyatla yaklaşmış:

    “ Bu seyahatimde heyecanlı dakikalar ve tehlikeler atlatmakla cesaretimin artması ile beraber kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum.”

    Deniz Seyahati’nin, rotasını bölgenin SHOD haritasının ilgili parçasında göstermeye çalıştım:

  • Amatör Sportif Denizciliğin Sorunları

    Marmara Üniversitesi VIII. Türk Deniz Ticareti Sempozyumu’na sunulan bu bildiri amatör/sportif denizcilikle ilgili yeni rotalar çizip, yol göstermek için değil, ülkemizdeki “deniz-tekne-insan” ilişkisini farklı bir çerçeveye oturtabilecek doğru düzgün bir “harita oluşturabilmek” amacıyla kaleme alınmıştır. Çünkü rota çizebilmek için, “navigasyon bilgisi” yanında öncelikle güncel ve doğru bir “harita” gerekir.
    Denizle olan ilişkimiz daha çok bakmak/izlemek, yolculuk keyfi üzerine kurulmuş, oldukça duygusal ve dolaylı bir ilişkidir. “Üç tarafımız denizle çevrili ama denize sırtımızı dönmüşüz” diye başlayan eleştiriler denize olan tutkuyu anlamaktan/anlatmaktan uzaktır. Çünkü bu algı “denizle ilgili” (denizel) olanla, “denizcilikle ilgili” (denizsel) olanın farkını yok sayar. Oysa yeterince ilgimiz/ilişkimiz olmayan deniz değil, denizcilik, yani“deniz-tekne-insan ilişkisi”dir. Yazı bunun nedenlerini/niçinlerini de gösterebilen bir harita oluşturabilme amacındadır. Günümüzde denize açılmanın, denizle yaşamanın sevildiği, “deniz-tekne-insan” ilişkisinin geliştiği ülkeler genellikle tarihinden gelen, denizaşırı gelişmiş bir deniz ticareti sayesinde “denizden yararlanma” oranı yüksek ülkelerdir. …
    Amatör/sportif denizci, herhangi bir maddi kazanç amacı taşımaksızın, sevgisi, hevesi, merakı, eğlencesi, sporu, hobisi için “denizi kullanan” kimsedir. Günümüzde “deniz-tekne-insan” ilişkisinin, bu çerçevede geliştiği, denizciliğin “yalın (saf) ve bireysel kaynağı”nın amatör-sportif denizcilik olduğu, hatta doğru dürüst bir amatör/sportif denizcilik olmadan profesyonel denizciliğin de yeterince beslenemeyeceği/gelişemeyeceği söylenebilir.
    Dünyada amatör/sportif denizciliğin geliştiği ülkeler, profesyonel denizci/amatör denizci, gemiadamı/amatör denizci… gibi ayrımların netleştiği/yerli yerine oturduğu ve bu sayede kurum, mevzuat, dil, yayın, temsilci, vb. olarak amatörlüğün özerkleştiği ve bağımsızlaştığı ülkelerdir.
    Ülkemizdeki duruma bakıldığında “denizde çalışan/denizi kullanan” ayrımının belirginleşmediği, özellikle bahriye ve ticaret denizciliğinin “iş-meslek” temelli denizcilik algısının kendi mesleki faaliyet alanları dışında da “denizcilik bizden sorulur” anlayışıyla hegemonyasını sürdürdüğü görülür. Bu zihniyetin beslenmesinde amatör/sportif denizciliğin de yeterli katkısı var şüphesiz.

  • |

    Amatör Denizci Elkitabı’nın Hikâyesi

    ADEK / Amatör Denizci Elkitabı’nın ilk baskısı 2005 yılında yayımlandı ama 18 yıldır basılı ya da sosyal medyadan kimse merak edip de kitabın hikâyesini sormadı, ta ki Setur Marinaları’nın telefon uygulamasında yer alan Highlights’tan Kayhan Yavuz sorana kadar. ADEK’le ilgili sorulara verdiğim cevapların Highlights* yorumlarıyla yayımlanan metni aşağıda.

    Konusunda amatör denizciler tarafından yazılmış/hazırlanmış bir ilk kitap olduğu için ADEK / Amatör Denizci Elkitabı’nın hikâyesini içeren bu yazışmayı “Yeni Bir Amatör Sportif Denizcilik Anlayışı İçin” dosyasına bir ilk yazı olarak eklemekte tereddüt etmedim. İşin emektarı ben olsam da kollektif bir çalışmayı/çabayı göstermesi açısından da güzel/özenilesi bir hikâyedir ADEK/Amatör Denizci Elkitabı’nın hikâyesi.

    *(Setur Marinaları telefon uygulaması Highlights’a erişim için uygulamayı appstore veya Google Play’den –ücretsiz- indirip telefonda açmak gerekiyor. )

  • Dünden Bugüne Atlantik Şiiri

    “Dünden Bugüne Atlantik Şiiri” başlıklı e-posta amatör/sportif denizciliğin gündeme gelmeyen-tartışıl(a)mayan önemli sorunlarından birisi olan “sponsor/pazarlama/reklam/gizli reklam/haber/bilgi” ilişkisine dikkat çekmek için, “Medyatik Cazibe” başlıklı ikinci e-posta ise ilk yazı hakkındaki bir eleştiriye cevap olarak yazılmıştı.

    Yazılanlar kişilerle veya seyirle değil bir “meseleyle” ilgili. Bir seyri medyatik cazibesi olan bir olay/reklam haline getirebilmek için yapılanlardan ör. haberdeki bilginin kayboluşundan, gerçeklerin göz ardı edilmesinden söz ediyorum. Yoksa her türlü riski ve zorluğu barındıran 2700 millik bir açık deniz seyri şüphesiz ki kolay değildir. 16 yaşındaki genç denizcimizi bu girişimi ve başarısı için kutlamak gerekir.

    ARC rallisi (Atlantic Rally for Crusiers) başka ralliler de düzenleyen World Cruising Club’ın Atlantik geçişini özendirmek ve popüler hale getirmek için yıllardır sürdürdüğü bir organizasyondur. Organizasyonun istediği koşulları yerine getiren ve katılım bedelini ödeyen her tekne veya şahıs bu ralliye katılabilir. Örneğin 2010’da katılan 233 teknenin 19’u yarış/IRC Racing sınıfında yarışmaktadır. Ülkemizde de bu yolla Atlantik’i geçen birçok tekne ve kişi var. Ayrıntılı bilgi için www.worldcruising.com bakılabilir.

  • |

    Teknede Bayrak

    Teoman Arsay

    Denizde Milli Bayrak Terminolojisi ve Kullanılması

    Tekneler bayrakları ile tanınırlar. Bayrak ulusal simgedir, saygı ister, sevgi ister. Bayrağın kullanma yöntemlerini doğru bilmek, doğru uygulamak ve uygulatmak gerekir.

    Konumuzun, esas itibariyle amatör denizcilerin kullandıkları teknelerle ilgili olması nedeniyle, yazıda Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’ndeki tanımlamaya da sadık kalınarak, askeri gemiler hariç gemi yerine tekne tanımı kullanılmış, yasal düzenlemeler yanında konunun teamül haline gelmiş uygulamaları da öne çıkarılmaya özen gösterilmiştir.

    Bayrağın kullanılması ile ilgili diğer konular/ayrıntılar için (örneğin örtülebileceği yerler, yasaklar, cezalar, standartlar, bayrak töreni, katlanması, özel bayraklar…) bayrak mevzuatına başvurulmalıdır.