Yakınımızdaki Uzak Denizler

Sezar Atmaca

Tersane-i Amire’nin yerine  “Bu tarihi mekânda –bütün denizci dünya devletlerinde olduğu gibi- bir Tersane ve Deniz Müzesinin kurulması” önerisinin karşılık bulması üzerine bir değerlendirme yazısıydı “Yakınımızdaki Uzak Denizler” (Radikal 2, 5 Temmuz 2009).

Belediye Başkanı’nın “Haliç Tersanesi’nin deniz müzesi olacağını İstanbullulara müjdelemesi”… rüzgârın drise ettiğinin bir göstergesi sayılabilir mi? diye ihtiyatla/iyi niyetle değerlendirmişim gelişmeleri ama sonra rüzgâr bambaşka bir yöne drise etti: Rantsal dönüşüm…

Haliç Tersaneleri (Tersane-i Amire)  -ki aslında Camialtı, Taşkızak ve Haliç Tersanesi olarak üç tersanedir- geçtiğimiz yıl 565. yaşını kutladı. Ancak Camialtı ve Taşkızak Tersaneleri 2013 yılında açılan bir ihale ile Haliçport Projesi (Şubat 2019’dan sonra Tersane İstanbul Projesi…) ile elden gitti. İki büyük kızak ve üç kuru havuzun yer aldığı Haliç Tersanesi’nde ise halen İBB/ Şehir Hatları’nın gemi bakım ve onarım faaliyetleri sürüyor.

Haliç Tersanesi’nin kamu yararı yaklaşımıyla korunabileceğine inanan “Haliç Dayanışması” rantsal dönüşüme karşı mücadele ediyor. Haliç Dayanışması’na katkı ve Haliç Tersaneleri’nde yaşananlar hakkında bilgi için aşağıdaki linklerden faydalanılabilir:

(Ekim, 2021)


Denizciliğe yönelik eleştirilerin/soruların/sorunların, hamasi nutukların, sloganların gölgesinde kaldığı 1 Temmuz Denizcilik Bayramı her yıl bildik rüzgârların eşliğinde kutlanır. Oysa yeni ufuklara, denizlere yelken açabilmek için denizciliğin zenginlikleri kadar sorunlarını, zaaflarını da gündeme getirmek, tartışmak gerekir.

Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın “Haliç Tersanesinin deniz müzesi olacağını İstanbullulara müjdelemesi” (Sabah, 27 Haziran 2009) ve yelkenli bir eğitim gemisi yapılması için dernek kurulması gibi gelişmeler rüzgârın drise ettiğinin bir göstergesi sayılabilir mi? Deniz tarihçisi İdris Bostan’ın yıllardır dile getirdiği  (Ör. “Bir Tersane Müzesi’ne Niçin İhtiyaç Var?, Deniz Ticareti dergisi, Mart, 2006) Osmanlıların merkezi deniz üssü  olan Haliç kıyısındaki Tersane-i Amire’nin yerine  “Bu tarihi mekanda –bütün denizci dünya devletlerinde olduğu gibi- bir Tersane ve Deniz Müzesinin kurulması” önerisinin karşılık bulması olumlu bir gelişme.

Akdeniz’de Müzeler, Gemiler

Akdeniz ülkelerinde irili ufaklı 100’den fazla deniz müzesi ve arması, tipi itibarıyla eskinin özelliklerini taşıyan, okul / eğitim gemisi olarak da kullanılan çoğu kabasorta armalı (dört köşe yelkenli) yaklaşık 50 büyük yelkenli gemi var.

Donanması asırlarca bu denizde bayrak göstermiş, ticaret gemileri yelken açmış, Hint Okyanusu’na  kadar uzanmış Osmanlı İmparatorluğu’nun ve bu topraklarda varolmuş Osmanlı öncesi uygarlıkların (Selçuklu, Bizans ve diğerlerinin) “denizcilik serüvenini” “denizcilikteki gelişmeleri” izleyebileceğimiz, bahriye, ticaret donanması, balıkçılık, bilimsel denizcilik, spor ve amatör denizcilik gibi denizciliğin tüm kollarını bünyesinde barındırançağdaş müzecilik standartlarında bir denizcilik müzemiz ne yazık ki yok (Bodrum ya da Yenikapı arkeolojik alanı projesi gibi batıklarla ilgili olanlar hariç)

Kabasorta armalı geminin ne olduğunu unutalı ise uzun yıllar oldu.

Nasıl Bir Müze?

Daha çok bir sergi  ve  depo mahiyetindeki Beşiktaş’taki Deniz Müze’si Osmanlı İmparatorluğu’nun denizcilik serüveninden kesitler sunsa da bahriyeyle sınırlı bir müze görünümünde. “Karşılaştırma için Fransa Ulusal Denizcilik Müzesi’nde sergilenen farklı konulardaki eser sayısının 40 binden fazla olduğunu, oysa İstanbul / Beşiktaş’taki Deniz Müzesi’nde askeri temalı  4000 eser sergilenebildiğini akılda tutmakta fayda var.”  (Denizcinin Günlüğü 2008, Sezar Atmaca, ADF Yayınları.)

Deniz Müzesi, müze binası, koruma, eğitim, sergileme, satın alma yönünden de çağdaş müzecilikten uzak. (Örneğin Deniz Müzesi envanterine irat kaydedilerek teşhir mekânına kavuşturulan Atasoylar’ın dünya turu yaptığı “Uzaklar” teknesi müzeden uzaklaştırıldı…)

Turist olarak gidilen bir kentte ziyaret edilen  ilk yerlerden biridir müzeler. Turisti, halkı müzelere çekecek bir sergi açmak sadece malzemeyi bir yerden başka bir yere taşımakla, ya da kısa bir hazırlıkla olmuyor ne yazık ki.

Radikal 2, 5 Temmuz 2009

Haliç’teki tarihi tersanenin müze yapılacak olması tersane alanındaki tarihi yapıların, eserlerin, malzemenin korunması, geleceğe taşınması, alanın değerlendirilmesi adına sevindirici bir haber ama tartışılması gereken önemli soru “nasıl bir anlayışla” müzenin düzenleneceği? Prof. Bostan “yeni bir müzecilik anlayışı gerekiyor” diyerek içinde kültür merkezi de olan bir müze alanından söz ediyor. (Yeni Bir Müzecilik Anlayışı Gerekiyor, Vira, Şubat-Mart 2009) 

Osmanlı İmparatorluğu’nun gücünü sadece askeri zaferlerden ibaret sayan hamasi, militarist argümanların, dilin, sembollerin hakimiyetinde bir tasarım anlayışıyla müze düzenlenmesi hiç de uzak bir ihtimal değil. Dünyada başarılı olmuş deniz müzesi örnekleri de incelenerek “Nasıl bir müze” konusunun enine boyuna tartışılması gerekiyor. Dilerim kurulacak müze bu konudaki geçmiş zaafların, eksikliklerin üstesinden gelir ve müzede örneğin Sinoplu gemi ustası Jullus Callinicus’un  mezar taşından, kadırga mimarı Mustafa Ağa’ya uzanan, denizcilik tarihinin zenginliklerini yansıtacak yaratıcı, araştırıcı, eğitsel, yönlendirici etkinlikler, sergiler izlemek mümkün olur.

Ezber ve Kalıplaşmış Bilgiler

Prof. Bostan’ın “Denizcilik konusunda ezbere dayanan ve kalıplaşmış bilgiler üreten bir toplum olmaktan kurtulmanın ilk adımı atılmış olur” gerekçesiyle önerdiği “deniz araştırmaları merkezi” ve“denizcilik ihtisas kütüphanesi kurulması ve iskelelerden birinin buna tahsisi” önerisinin gerekçeleriöncelikle İDO yayınlarını ilgilendiriyor. Yıllardır Bakırköy İDO iskelesinde “Türk Denizciliğinden Altın Sayfalar” başlığıyla sergilenen 4 pano ne yazık ki koca bir imparatorluk bahriyesine, deniz ticaretine merkez olmuş şehrin tarihine, kültürüne yakışmıyor. Türk Ansiklopedisi’nden alınan (MEB, 1977) ve daha çok internette dolaşan hayli derinliksiz ve yanlışlarla dolu “lakırdıların” (ör. kadırgada 150 top bulunduğu, 54 metrelik bir teknenin o devirde dünyanın en büyük gemisi olduğu…) hiçbir kaynakla karşılaştırmadan olduğu gibi aktarılması nasıl bir anlayışın ürünüdür? İDO yayını Sea Life (Mayıs 2009)  dergisi de bu bilgileri tekrarladığı ve yine İDO’nun çocuklar için hazırladığı “Denizcilik Tarihimiz” (2008) kitapçığı da yanlışlarla  dolu (ör. kaptanıderya isimleri yanlış) olduğu için ayrı bir yazıyı hak ediyor ( panoların kısa bir eleştirisi için bkz. “Deniz Otobüsü İskelesinde Tarih Fukaralığı” Denizcinin Günlüğü 2009, Sezar Atmaca, ADF Yay.). İDO bir iskelesini kütüphanenin kuruluşuna tahsis ederek kendi yayınlarındaki hamasi iddiaları kontrol etmek ve düzeltmek imkânına kavuşabilir !

Denizcilik Kapasitesi

Kabasorta armalı bir gemi veya eğitim gemisi yaptırma girişimi de hız kazandı ama yenisini yaparken daha öncekilerin neden muhafaza edilemediğini de hatırlamakta fayda var.

 “Bir ülkenin büyük yelkenli gemisinin olması aynı zamanda bu gemileri sahiplenme, işletebilme, bakabilme, kullanabilme kapasitesine sahip bir denizciliğe de işaret ediyor. Cumhuriyetimizin ilk yelkenli okul gemisi olan, 1938’de Yüksek Denizcilik Ticaret Mektebi’ne verilen 22 metrelik Yıldız kotrası yıllarca kullanılamayıp, bakımsızlık ve tahsisat yokluğundan elden çıkarılmıştı.” (Atmaca, 2008, y.a.g.e.) Yelkenli olmasa da okul gemisi olarak 1951’de Deniz Kuvvetleri’ne tahsis edilen Savarona 1979’da yanmış, 1989’da 6 bin dolara hurda olarak MKE’ye devredilecekken özel gayretlerle 49 yıllığına kiralanmış ve yeni sahibinin belirttiğine göre (Hürriyet, 19 Mayıs 2009) içinden  4.5 ton fare temizlenerek  restore edilmişti.

Kıyıların uzunluğu ya da üç tarafın denizle çevrili olması değil; denize açılmak, denizin üzerinde olmak; seyredilen, bayrağın, flamanın dalgalandığı denizler denizci yapar bizi. Bu da denizciliği kültürümüzün önemli bir parçası haline getirebilmekle mümkündür.

(Radikal 2, 5 Temmuz 2009)

Benzer Gönderiler

  • Kartal Römorkörünün Bitmeyen Hikâyesi ve Cevap Bekleyen Sorular

    Konunun ayrıntıları yazıda ama tanıtım için hikâyenin ilk bölümünü “Kartal’ı Kurtarma Platformu” başkanı Cem Gürdeniz’in kaleminden özetleyelim:
    “… 2016 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün, İstanbul’un işgal edildiği 13 Kasım 1918 tarihinde, güvertesinde: ‘Geldikleri Gibi Giderler!’ diyerek Kurtuluş Savaşı’nın ilk işaretini verdiği Hollanda yapımı 108 yaşındaki Kartal istimbotu tesadüfen gemi Kurtarmacı Arif Ertik ve gazeteci Gökhan Karakaş tarafından bulundu. -Cem Gürdeniz’in- başkanlığında ve kaptan Levent Akson’un teknik yönetimi altında oluşan gönüllü bir grup sayesinde restorasyona geçildi ve 13 Kasım 2018 tarihinde anıt gemi yapılmak üzere Deniz Kuvvetleri’ne teslim edildi.”

    Kartal’ın o yıldan (2018’den) beri D.K.K. Pendik Tersanesi’nde bekletildiği biliniyor. Deniz Kuvvetleri envanterine kaydolduğu söylenen teknenin neden sergilenmediği ya da Beşiktaş’ta yapılacağı ileri sürülen “… İBB tarafından yapılacak anıt alanı projesinin” neden gerçekleşmediği hakkında bugüne dek (Haziran 2024) herhangi bir “resmi” açıklama yapılmadı.

    “Kartal’ı Kurtarma Platformu” üyelerinden Kaptan Adil Tuğcu’dan aktarılan bilgilere göre deniz tarihi araştırmacısı Osman Öndeş’in iddialarının Kartal’ın “makus talihinde ciddi bir payı” vardır.
    Osman Öndeş “Kartal İsimli Römorkör Nasıl Kahraman Yapıldı?” başlıklı yazısında Kartal’la ilgili bilgilerin doğru olmadığı, ayrıca Atatürk’ün işgal kuvvetlerinin değil, “Askeri Sevkiyat’ın” bir teknesine bindiği, Kartal’la kurulmak istenen Atatürk bağlantısının uydurma, yapılanların da “skandal” olduğunu ileri sürer.
    Adil Tuğcu, Öndeş’in Cumhurbaşkanı, DKK ve İBB Başkanlığına da ilettiği bu iddialarının doğru olmadığını, Öndeş’in yanlış yere baktığını, Kartal römorkörünün Bureau Veritas 1914 Year Book kayıtlarında yer aldığını söyler (belgesi henüz açıklanmadı) ve ekler: “Öndeş böyle bir hataya nasıl düştü bilmiyoruz.” Ancak Tuğcu, Öndeş’in, Atatürk’ün Kartal’la değil, yaveri Cevat Abbas’ın anılarında yazdığı gibi Askeri Sevkiyat’ın bir teknesine binerek Haydarpaşa’dan karşıya geçtiği iddiasına cevap vermez.

    Kaynak olarak açıklanan, ancak yakın tarihte yazılan ve konuya ilişkin bilinen alıntılarla sınırlı kitapların da “kaynak değeri” hayli sorunlu/tartışmalı. “Kaynak değeri” olabilecek başka kitap, makale, belge var mıdır araştırılması gerekir.

    Bu polemiğin sonlandırılması adına römorkörü envanterine aldığı belirtilen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın, bu süreci baştan beri yürüten Kartal’ı Kurtarma Platformu (Kartal İstimbotu Platformu) ilgililerinin, ya da sergilemeye yanaşmayan Belediyelerin yaklaşık altı senedir akıbetini bekleyen Kartal römorkörü hakkında kamuoyuna ve bu girişime kumbarasıyla/emekli maaşıyla destek veren onca insana resmi bir açıklama borcu ve sorumluluğu var.

  • |

    Setur Marinaları Seyir Defteri’nin Hali

    Setur Marinaları’nın müşterilerine dağıtmak üzere hazırladığı “Setur Marinas Seyir Defteri” ile Teoman abinin (Arsay) teknesi “Mat” ta karşılaştım (Haziran 2017). “Bir göz atsana” demişti ama onun da ilk izlenimleri hayli olumsuzdu. Gözden geçirip aşağıdaki e-postayı Teoman abiye yazdım. Sonrasında onun girişimiyle Seyir Defterini hazırlayan marina ilgilisi ile Mat’ta görüştük, “hazırlık sürecini” konuştuk. Bu görüşme çerçevesinde Jurnal (Seyir Defteri) Hazırlanması İçin Öneriler başlıklı ikinci yazıyı görüştüğümüz marina ilgilisine gönderdim. Ancak sonraki yıllarda da Setur Marinas Seyir Defteri’nin dağıtımının sürdüğünü biliyorum (herhalde stoklar bitinceye dek dağıtımı sürdürüldü).

    İkinci yazıdaki jurnal önerileri, bizim denizlerimize göre hazırlanacak “düzgün/denizci” bir jurnal için taslak olarak da düşünülebilir.

  • |

    Derneğin Zaafları

    DSTİ (Denizciler Sivil Toplum İnsiyatifi) 2000’li yılların başında tartışmalarıyla/yaptıklarıyla amatör denizciliğe taze rüzgârlar getirmiş, birçok denizcinin birbirini tanımasına/kaynaşmasına neden olmuş bir platformdu. Esintisi fazla uzun sürmese de hoş anılar bıraktı. DSTİ’nin yapısını/işleyişini ve o günlerde çokça dile getirilen dernek olma fikrini/tartışmalarını değerlendiren aşağıdaki yazı 8 Ocak 2003’te DSTİ sitesinde (dsti@yahoogroups.com ) yayımlanmıştı.

    ***

    DSTİ kendiliğinden oluşmuş iktidar olma arayışına sıkışmayan ama müdahil/müdahaleci yapısıyla AD/Amatör Denizcilik sorunlarına yeni bir soluk getirme potansiyeli taşıyor. Çoğunluk açısından ağırlıkla yazışma edimi üzerine kurulu bir etkinlik işlevi görse de kurulan ve işleyen grupları (ör. iletişim grubu) ile bunun ötesinde bir işleyisi de var. DSTİ’nin daha da canlanmasını amatör denizcilikle ilgili, söz alıp girişimde bulunup, insiyatif geliştirmesini umarken derneğin ortaya çıkmasının bu gidişatı zaafa uğratacağını düşünüyorum.

    DSTİ’nin ufkunu açacak olan kendi “içsel dinamiği”dir. DSTİ’nin öncü ve taban olacağı, yönlendireceği büyüklü küçüklü pek çok projenin yavaş yavaş da olsa şekillenmesine çalışılmalı. Örneğin imkânlar dahilinde bir organizasyon olsa da gezi/site/hukuki ve diğer girişimler, taslaklar/amatör tekne yapımı… gibi birçok faaliyetin sahicileştirilmesi, daha da geliştirilmesi için çaba gösterilmeli. Bu süreçte en önemli şey insanların birbirini tanıması ve katılımın artmasıdır. Örneğin kimin hangi işi yapabileceği, hangisine katılabileceği, kimin sözünde durduğu, ne kadar gönüllü olduğu… fikirler, güçler, imkânlar … olumlu olumsuz birçok tavır/davranış/katkı/gelişme… bu sürecin benzersiz kazanımlarıdır. Bu kazanımların yaratacağı içsel dinamizm amatör denizciliğin sorunlarını paylaşmayı tartışmayı, çözmeyi göğüslemeyi… de sağlar. Sürecin bu yönde zenginleşmesi umulurken “dernek kurma” yönündeki “müdahale” bu gidişatı sekteye uğratabilir.

  • |

    Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…

    “Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…” üst başlığıyla yer alacak dosyadaki yazılarda, baskın denizcilik algısını, anlayışını sorgulayacak, kimi eski dergi/gazete sayfalarında kalmış, kimi yakın tarihli, kimi yeni yazılmış ya da yazılacak:
    ● amatör/sportif denizciliğin ne olduğunu gösteren, hatırlatan, vurgulayan, açıklayan…
    ● olan-biteni amatör/sportif denizciliğin süzgecinden geçiren,
    ● amatör/sportif denizciliğin sorunları ve değişen/gelişen yüzü kadar nelerin kaybolduğunu da dert edinen…
    ● kültürü pozitif anlamda kullanan, “kültürsüzlük”ten değil, denizcilik kültürünün canlı olmayışından söz eden, bunun nedenlerini araştıran,
    ● denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan;
    yazılara öncelikle yer verilecek.
    Şimdilik eski kaynaklardan aktarmayı düşündüğüm yazılmış veya taslakları hazır yeni yazıların başlıklarını/konularını kabaca şöyle sıralayabilirim (alfabetik):

  • Sadece Bir Amatör Denizcinin Değil, Amatör Denizciliğimizin de Hikâyesi…

    Geçen yıl Kader kotrasının harap halde “sahibinden.com” adresinde satışa sunulduğunu görünce denizcilik tarihinde önemli bir yeri olan bu tekneye sahip çıkılması dileğiyle yazdığım yazıda (Ocak 2022) bu konuda yeni bilgilere ulaştığımı, ayrıntılarını daha sonra aktarmaya çalışacağımı belirtmiştim. Biraz geç de olsa önce, bürokrasi engelledi diye bilinen hikâyeyi değiştirebilecek yeni kaynakları/tartışmaları aktarıp, son bölümde de bu bilgiler ışığında rüzgârın neden aniden Sinan Everest aleyhine döndüğünü değerlendirmeye/yorumlamaya çalışacağım.

    Sinan Everest’in başına gelenler sadece bir amatör denizcinin değil, bir bakıma amatör denizciliğimizin de hikâyesi…

  • “Amatör Denizciler” Değil “Uzak Yol Denizcileri” Anıtı

    İstanbul Kalamış’ta “Sadun-Oda Boro ve Amatör Denizciler Anıtı” adıyla Mayıs 2011’de açılan, araçsal bir zihniyetin ürünü olan anıt Boroların sembolik anlamlarını sıradanlaştırdığı gibi, tartışmalı yönleriyle de (anıtın adı, yeri, temsil gücü, yer alanların seçim kıstasları…) amatör denizciliğe bir değer kat(a)mıyor ne yazık ki. Konunun ayrıntıları aşağıdaki yazılarda.

    “Sembollerin Kaybı ve Amatör Denizciler Anıtı” ve devamındaki yazılar bir anlamda amatör denizciliğimizde değişen/gelişen değerlerin halini sorgulayan yazılar olarak da okunabilir. Yazı yayımlandıktan sonra verilen yanıtlara/sorulara cevaplar “Kısmet’in Yekesi” yazısında yer alıyor.

    Üçüncü yazı dünyayı dolaşan ama ne hikmetse Kalamış’taki anıtta ismi yer almayan Ayfer Er’in durumunu, anıtta yer almanın kıstaslarını sorguluyor. Anıtın “Bilgi Akışı ve Arşiv Çalışması”nı yapan Turgay Noyan “Dünyayı dolaşan kadın denizcimiz diye Sabah gazetesinde/Naviga dergisinde haber yaptığı halde Ayfer Er’e anıtta yer vermemiş… “Dünyayı dolaşan kadın denizcimiz Ayfer Er…” yazısından sonra, ne Turgay Noyan bir açıklama yaptı, ne de “anıtseverler” bir sorumluluk duydu. Bugüne kadar da değişen bir şey olmadı.

    Yazılarda ileri sürdüğüm birçok nedenden dolayı hiç olmazsa anıtın adının “uzak yol denizcileri anıtı” diye değiştirilmesini de önermiştim. Artık anıttaki rölyeflere “profesyonel denizciler” de eklendiği için adı değiştirilmese de anıtın “Uzak Yol Denizcileri Anıtı” olarak anılması daha doğru olur.

    Sadun Abi anıtla ilgili daha sonra şunları yazdı:

    “…Meğer bizim heykel yapılıyormuş! Turgay Noyan’ı aradım ve ‘ne haltlar karıştırıyorsunuz anlat bakalım’ deyince artık olan oldu deyip, tüm hikâyeyi anlattı. Zaten heykel bitmek üzereymiş, Mayısta açılacakmış bile. Şaşırdım, bir tuhaf oldum. Ömür boyu bu tip olaylardan her zaman kaçındım, kesinlikle onaylamadım… Diğer taraftan bir kurt içimi kemiriyor: Hakikaten böyle bir anıta layık mıydık, fazla mı abartıldı? Bu da bana bir eziklik hissi veriyor, önünden geçmeye sıkılıyorum.”

    (Sadun Boro, Bir Misyon Bir Ömür, Naviga, Ağustos 2011)