|

İstanbul Boğazı Rejimi Tarihi Üzerine…

Sezar Atmaca

TÜDAV/Türk Deniz Araştırmaları Vakfı, Japonya’da dışişleri bakanlığı ve başbakanlık görevlerinde de bulunmuş Dr. Hitoshi Ashida’nın “İstanbul Boğazı Ulaşım Rejimi Tarihi Üzerinde Araştırma” isimli eserini Japonca’dan Türkçeye kazandırdı.

Türkiye ile Japonya arasındaki diplomatik ilişkiler 1924 yılında resmen tesis edilip, ertesi yıl karşılıklı olarak büyükelçilikler açılınca Dr. Hitoshi Ashida  da Türkiye’de  göreve başlamış. Ashida, kariyerinin erken dönemlerinde Sovyetler Birliği’nde diplomat olarak bulunduğu sırada Türk boğazlarına ilgi duymuş. 1925-1929 yılları arasında Türkiye’de Japonya Büyükelçiliğinde başkatip (birinci sekreter) olarak görev yaptığı dönemde “İstanbul Boğazı Ulaşım Rejimi Tarihi Üzerinde Araştırma” isimli çalışmasıyla doktor unvanını almış ve bu eser 1930’da Tokyo’da Japonca olarak yayımlanmış. Ashida, 1947’de Japonya dışişleri bakanlığı ve 1948’de başbakanlık görevlerinde de bulunmuş.

TÜDAV Yayın no: 72, 2024

Türk-Japon diplomatik ilişkilerinin 100. yılı dolayısıyla TÜDAV tarafından 2024’te Chieko Adachi çevirisiyle Türkçeye kazandırılan bu eser, 1930’a kadar Türk boğazlarının tarihsel gelişimini ve uluslararası önemini inceleyen kapsamlı bir çalışma.

İstanbul ve Çanakkale Boğazları, tarih boyunca jeopolitik bir düğüm noktası olarak görülmüş; askeri ve ticari açıdan kritik bir geçiş hattı olmuştur. Ashida, 1930’a dek ele aldığı Boğazlar rejimini yalnızca Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından değil, Süveyş, Panama vb. örneklerle küresel deniz hukukunun gelişimi bağlamında da ele alıyor, tarihsel ve hukuki bir çerçeve sunuyor.

Yazar konuya öncelikle tarihsel yönden yaklaşıyor. Boğazların, antik dönemden Bizans dönemine, Osmanlı döneminden Lozan Antlaşması’na kadar geçirdiği rejim değişikliklerini ele alıyor. Osmanlı dönemi düzenlemeleri yanında, 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmaların boğazlar rejimine etkisini, Lozan Antlaşması’ndaki durumu inceliyor. Söz konusu anlaşmalarda büyük güçlerin Boğazlar üzerindeki stratejik çıkarlarını ve diplomatik müzakerelerdeki tutumlarını değerlendiriyor. Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenlik hakkını nasıl pekiştirdiği ve Lozan ile diplomatik açıdan elde ettiği kazanımları vurguluyor. Kitabını 1930’da yayımlayan Ashida tabii ki bu değerlendirmeleri/tartışmaları 1936 Montrö Anlaşması’yla kaldırılan, Boğazların uluslararası bir komisyonun denetimine bırakıldığı ve silahsızlandırıldığı 1923 Lozan Anlaşması çerçevesinde yapıyor.

Uluslararası hukuk açısından da İstanbul Boğazı’nın durumunu değerlendiren Ashida, kapitülasyonlardan başlayıp Lozan’a uzanıyor, gemilerin güvenliği, çevresel riskler, uluslararası sorumluluk gibi konuları inceleniyor ve boğazın statüsü, serbest geçiş hakkı, kıyı devletlerinin yetkileri ve uluslararası deniz hukukundaki yerini detaylı biçimde tartışıyor. Boğaz rejiminin yalnızca Türkiye için değil, Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler ve küresel ticaret açısından stratejik önemini vurguluyor.

Özetle kitap, İstanbul Boğazı’nın tarihsel ve hukuki boyutlarını derinlemesine ele alarak, akademik ve diplomatik bir bakış sunuyor. Özellikle deniz hukuku, uluslararası ilişkiler ve Türkiye’nin jeopolitik konumu üzerine çalışanlar için öngörüleri günümüze dek uzanan değerli bir kaynak “İstanbul Boğazı Ulaşım Rejimi Tarihi Üzerinde Araştırma”.

Montrö’den Günümüze

Dr. Hitoshi Ashida’nın kitabı Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden önce yayımlansa da, Ashida Boğazların jeopolitik öneminden dolayı barışın sürmesi için “uluslararası düzenlemelerin hayati olduğunu” vurgulayarak bu tür bir anlaşmanın kritik önemine dikkat çeker.

Türkiye, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile siyasi ve stratejik bakımdan çok önemli kazanımlar sağladı. Sözleşmeyle, Karadeniz’e kıyısı olan/olmayan savaş gemilerinin geçişi sınırlandı/kısıtlandı (ör. Rusya-Ukrayna savaşının ilk günlerinde Türkiye, Montrö uyarınca, sadece Karadeniz üslerine kayıtlı Rus savaş gemilerinin geçişine izin verdi). Barış zamanında ticaret gemilerinin serbest geçişi garanti altına alındı. Özetle Türkiye’ye egemenlik ve stratejik denge kazandıran Montrö,  Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki kontrolünü ve Karadeniz’in güvenlik mimarisini belirleyen en kritik uluslararası düzenlemelerden biri.

Dünyada ve bölgemizde dengeler değişiyor, barışa değil, askeri/sınai komplekslere, üslere, silahlanmaya yapılan yatırımlar, savaşlar/çatışma ortamları giderek artıyor. Boğazları etkileyecek gelişmelere bakıldığında şu noktalar öne çıkıyor:

Rusya ve Hazar bölgesinden gelen petrol ve doğalgaz sevkiyatları Boğaz üzerinden geçiyor. Avrupa’ya giden enerji hatlarının  (gaz sahaları, doğalgaz  boru hatları) kontrolünde, güvenliğinde  ve çeşitlendirilmesinde (Azerbaycan ve Orta Asya kaynaklarının Avrupa’ya taşınmasında) sorunlar var. ABD, NATO müttefikleriyle birlikte Karadeniz’de askeri varlığını artırarak Rusya’nın etkisini sınırlamaya çalışıyor. 1989’dan sadece 15 yıl sonra, Varşova Paktı’nın Rusya hariç her üyesi, NATO veya Avrupa Birliği üyesi oldu. Rusya-Ukrayna savaşı 4 yıldır sürüyor. Kırım’daki Rus askeri üssü Sivastopol, Rusya’nın Karadeniz’deki tek büyük limanı. Kırım’ın ilhakından sonra Rusya’nın Karadeniz filosunu geliştirmeye çalıştığı, Novorrossiysk limanını modernleştirmek için milyonlarca ruble harcadığı, öte yandan Bulgaristan ve Romanya’nın NATO’ya katıldığı ve ABD’nin Romanya’yı Karadeniz filosunu genişletmeye teşvik ettiği biliniyor. Girit’teki Suda Körfezi’nde stratejik bir konuma sahip bir ABD deniz üssüne ev sahipliği yapan Yunanistan, 2020’de ABD’yle olan anlaşmasını güncelledi ve anlaşmaya kuzeydeki Dedeağaç limanına “engelsiz erişim ve kullanım” da dahil edildi.

Bütün bu gelişmeler, ABD’nin dünyada zorbalıkla sürdürdüğü politikaları/stratejileri, Ortadoğu’da İsrail’in mutlak güvenliğini esas alan organik ilişkisi ve bu bölgedeki çatışmalar/gelişmeler, Trump’ın iltifatlarına/ihsanlarına mazhar olmaya çalışan ülkelerle birlikte düşünüldüğünde bölgemizdeki gidişat hayli iç karartıcı ve belirsizliklerle dolu.

Otoriterleştikçe adâletten uzaklaşan ülkemizin halleri, yeni stratejileri/stratejistleriyle Lozan sınırlarını kısıtlayıcı bulan hamleleri, inişli-çıkışlı zıtlıklarla dolu dış politikası, stratejik ve ekolojik açıdan kaos ya da felaket yaratabileceği belirtilen Kanal İstanbul projesi ve İstanbul’un yoğun yapılaşması da Boğazların geleceği üzerinde etkili olabilecek yurtiçi faktörler olarak değerlendirilebilir.

Bugünkü bölgesel tabloya/gelişmelere bakıldığında Ashida’nın o dönemde yaptığı ve günümüzde de geçerli şu uyarısı hayli önem kazanıyor:

Bu bölgedeki durum hakkında biraz bilgisi olanlar, İstanbul Boğazı’nın gelecekte yeniden uluslararası çekişmelerin merkezi haline gelebileceği konusunda hemfikirdir.” (sayfa, 345)

Kaynakça:

Coğrafya Mahkumları, Dünyanın Kaderini Değiştiren On Harita, Tim Marshall, çev. Mert Doğruer, Epsilon, 2018.

Coğrafyanın Gücü, Dünyamızın Geleceğini Gösteren On Harita, Tim Marshall, Çev. Gökçen Keçici, Epsilon, 2024.


Japonca baskısının kapağı, 1930

“İstanbul Boğazı Ulaşım Rejimi Tarihi Üzerinde Araştırma”, Dr. Hitoshi Ashida, Çev. Chieko Adachi, ed. Bayram Öztürk, TÜDAV yayın no.72, 2024. (karton kapak, geri dönüştürülmüş kâğıt,16×23.5, 347 sayfa).

Özgün adı: Kumpu Kaikyo Seido Shiron, 1930.

Kitap https://tudav.org/yayinlar/kitaplar/adresinden pdf olarak indirilebilir.

Yazı TurkSail’de de yayımlandı:

https://turksail.com/kitap/19558-istanbul-bogazi-rejimi-tarihi-uzerine

Similar Posts

  • |

    İskenderiye Limanı’na Kırlangıçtan Bakmak

    Sosyoloji ve kamu yönetimi alanındaki akademi serüvenini sona erdirdikten sonra coğrafya, doğabilim ve yolculuk yazınına yönelen Ömer Bozkurt hocayı denizciler daha çok bu alandaki yazına katkılarıyla ve “gezginlik yer küreyi, doğayı sevmektir” diyen yönüyle tanırlar/bilirler.

    Şileple, yük/posta/araştırma gemileriyle, kabasorta armalı yelkenliyle yaptığı en ücra köşelere dek uzanan yolculukları hakkındaki yazıları/kitapları/çevirileri, çektiği fotoğraflar Türkçedeki en özgün örneklerdendir.

    Bozkurt, konforun, rahatın değil, gerçek bir deniz/denizci ortamında yapılan gemi yolculuklarının peşindedir. Gemiyle yolculuğun tarihsel gelişimini/değişimini anlattığı “Gemiyle Yolculuk” yazısında şileple yolculuğun farkını vurgular:  “… deniz yolculuğu artık çoğunlukla deniz eğlence gezisine dönüşmüştür. Deniz gezisi için değil de, bir yerden bir yere gitmek ve bunu mümkün olduğunca gerçek bir deniz ve denizci ortamında yapmak için günümüzde tek yol şileple yolculuk gibi görünüyor.”

    Enis Batur, Ömer Bozkurt’un Kutup Toprağı Svalbard’ayaptığı yolculuğu anlattığı Soğuk Kıyıları kitabını “konforlu gezmen izlenimleri peşindeki okuru en hafifinden dürtükleyecek içeriği ve üslubuyla” Türkçedeki en özgün örneklerden biri olarak değerlendirir: “Alışveriş haritasına, tumturaklı yemek mönülerine, çılgınca(!) eğlenme ritüellerine yer tanımayan bir keşif gözlem seyir defteri.”

    Yolculuk yaptığı gemilerdeki hayatı komuta merkezinden, köprüden izleyerek, mürettebatın günlük yaşamından, profesyonel denizcilerin dünyasından değerli kesitler aktarır, en ücra köşelerde çektiği fotoğrafları sunar bize. Çevirilerine adeta kitabı zenginleştiren kapsamlı ve mükemmel sunuşlar yazar.

    Ömer Bozkurt hocanın denizcilikle ilgili yazdığı ve çevirdiği kitapları yazı sonuna ekledim ama diğer kitapları, kitap incelemeleri, yolculuk yazıları, klasik müzik tutkusu, fotoğrafları, fotoğraf sergileri -ki kitaplarındaki/makalelerindeki fotoğrafları kendisi çeker- akademik kariyeri hakkında bilgi edinmek isteyenler yazarın kişisel sitesini (www.omerbozkurt.com) ziyaret edebilir.

    Yaklaşık 10 yıl önce, 2016’da gemiyle yaptığı bir Doğu Akdeniz yolculuğundan tadımlık bir bölüm. Katkısı için değerli dostumuz Ömer Bozkurt hocaya teşekkürlerimizle.

  • |

    Porsun Ambarı’na Çeviri Yazılar

    “Porsun Ambarı adlı, seyre/donanıma/kullanıma ilişkin telif/çeviri veya derleme birçok yazının yer alacağı yeni bir kategoride yazılar yayımlayacağımızı” 2024 yılı başında belirtsek de bugüne dek ancak iki yazı yayımlayabildik. Yıllardır üye olarak ilgiyle takip ettiğimiz sitelerden biri olan www.skippertips.com’un kurucusu Kaptan John Jamieson’un “özel izniyle” çevirip/yayımlayacağımız yazıların da katkılarıyla Porsun Ambarı’nı zenginleştirmeye çalışacağız.
    Yazıların çevirilerini, Tekne Mekaniği Elkitabı, Tekne Bakım Elkitabı, Pratik Teknecilik Ansiklopedisi (Ali Gündüz’le birlikte), Denizciler İçin Faydalı Bilgiler Kitabı ve Sürdürülebilir Yelkencilik kitaplarının çevirileriyle literatüre önemli katkılar yapan değerli dostumuz Doğan Çelen yapacak.
    ABD’nin doğu kıyısı ve Karayipler’de onbinlerce mil kat etmiş, uzun yıllar ~8 metrelik (27 feet) yelkenli teknesinde yaşamış bir deniz emektarı olan Kaptan John, yirmi yılı aşkın bir süre Amerika Birleşik Devletleri Sahil Güvenliği’nde navigatör, arama kurtarma sorumlusu, gemi kaptanı ve eğitim uzmanı olarak görev yaptıktan sonra Florida’daki Chapman Denizcilik Okulu’nda denizcilik ve harita navigasyonu bölümlerini yönetmiştir.
    Kaptan John Jamieson, yelkencilik, navigasyon, demirleme, bağlar, tekne kullanma ve hava durumu gibi konularda işe yarayacak denenmiş, kanıtlanmış özlü/pratik bilgiler sunan yazılarıyla teknenizde meydana gelebilecek problemlerin üstesinden gelebilecek, hızlı ve kolay kararlar almanın yollarını göstermeye çalışıyor.
    Seamanship Secrets (Denizcilik Sırları) ve Captain John’s Sailing Skills Series (Kaptan John’un Yelken Becerileri Serisi) kitaplarının da yazarı olan Kaptan John’un makaleleri Blue Water Sailing ve Good Old Boat dergilerinde yayımlanmıştır.

  • 2018 Deniz Kitapları Örnekleri

    Ülkemizde günde yaklaşık 150 kitap basılıyor, çok az da olsa bunların bazıları deryayla ilgili. Bunların bilinmesi/tanınması ancak paylaşmayla mümkün. Geçen yıl gönderdiğim, 2017 Deniz Kitapları Örnekleri’ne bir katkı olmadı, ama şu kitaplar da 2017’de basılmış: →Osmanlı Denizciliği (1825-55), Levent Düzcü, Doğu Kütüphanesi; →Sultanın Casusları, Emrah Sefa Gürkan, Kronik Kitap (üstelik 2017’de 3 baskı yapmış); →Osmanlı Bahriyesinde Bir Amerikalı, Bucknam Paşa, Ender Kuntsal, İş Bankası Yayınları; →Pruvamız Neta II, Erdal Kurumlu, Boyut Yayınları.

    Aşağıda “ilk baskısı” 2018’de yapılan ilgi alanımıza girebilecek kitaplardan ulaşabildiklerimin bir listesi var, katkı olur, genişletilir umuduyla gönderiyorum. Kitaplara, kısa notlar, tanıtım/eleştiri yazıları yazdım. Keyifle kitap okunabilecek/seyir yapılabilecek günler dileğiyle…

  • Amat’ta Denizcilik Dili

    İhsan Oktay Anar son romanında (Amat, İletişim Yayınları İstanbul 2005), 1670’te İstanbul’dan demir alarak denize açılan gizemli kalyon Amat’ın fantastik hikayesini büyülü ve oturaklı bir dille anlatıyor. Romanın büyülü ve oturaklı dilinde denizcilik terimleri önemli bir yer tutuyor. Okuyucu denizcilikle ilgili bilmediği birçok kelimeyle, terimle karşılaşsa da, kitap akıcılığından, sürükleyiciliğinden bir şey kaybetmiyor. Aksine kalyondaki efsanevi insanlar ve hikâyeler denizcilik diliyle süsleniyor, derinleşiyor. Denizcilikle ilgili bu kadar çok bilinmeyen kelime, terim, deyim kullanmasına rağmen bunları sanki hepimizin bildiği şeylermiş gibi anlatabilmesi de romanın başarısı. Kimi kelimelerin karşılıklarını satır aralarında bulabiliyorsunuz. Örneğin “gemici dilinde tavlon denen alt güverte” veya “ariva komutuyla marineller ve diğer denizciler çarmıklardan direklere tırmandılar”, gibi açıklamalarla gemici dilinin bağı çözülüyor. Denizcilik dilini, kültürünü yadırgatmadan, eğreti durmadan metne böylesine yedirebilmesi Amat’ı çok başarılı bir denizcilik romanı yapıyor.

  • Denizcilik Terimlerinin Kullanımı

    Ustam Rüzgâr ele aldığı temayı hayatın tüm alanına yaymaya çalışan, onun rehberliğini esas aldığımızda, izlediğimizde hayatta ne kadar başarılı olabileceğimizi anlatan kişisel gelişim kitaplarından biri. Galata Yayıncılık’tan çıkan kitabı Suğra Öncü çevirmiş. Orijinal adı ‘ilk işin küçük bir sandalda kürek çekmeyi öğrenmek olsun’ olan veon üç dile çevrilen kitap, denizcilikle ilgili teması nedeniyle yurdumuzda özellikle amatör denizciler arasında oldukça ilgi görmüş bir otobiyografik eser. Richard Bode rüzgâr, tekne , insan ilişkisinden yola çıkarak, doğaya ve aerodinamik kurallarına sadık kalırsak, uyum gösterirsek nasıl başarılı olabileceğimizin, tekneyi (hayatımızı) nasıl yönlendirebileceğimizin öyküsünü anlatıyor. Yelken dergilerinde “denizle ve hayatla ilgili olan herkesin ilgisini çekecek bir eser” (Can Tokman, Yelken Dünyası, Ekim 2003), denizcilik sitelerinde, “her denizcinin mutlaka, her insanın da denizciyi, yelkenciyi anlayabilmesi için okuması gereken bir kitap Ustam Rüzgâr”(Ahmet Davran, DSTİ, Kasım 2003) diye övgüyle söz edilen kitabın yazarı Richard Bode iletmek istediği hayat felsefesini ilk gençliğinde öğrendiği denizcilik ve yelkencilik deneyimleri aracılığıyla okura aktarıyor. Doğal olarak ve sıklıkla denizcilik, yelkencilik terimleri kullanan Bode, vermek istediği detayları, vurguları, nüansları bu dille anlatıyor. Dolayısıyla anlatımda denizcilik dili ve terimleri önem kazanıyor. Ancak çevirmenin denizcilikten ve özel olarak yelken seyrinden anlamaması, konuya vakıf ol(a)maması yüzünden ciddi yanlışlarla dolu çeviride bu ayrıntılar kaybolup gidiyor.

  • Sığ Sularda İki Denizcilik Kitabı

    Denizcilik eğitimi konusunda denizcilik kütüphanemizin eksiği çok. Yayımlanan kitapların var olan kitap sayısını arttırmaktan öte bir anlamının olması, eksiklikleri gidermesi, verdiği bilgilerle denizcilik terminolojisini geliştirmesi, eski yayınlarda görülen hatalı terimleri ve kullanımları elden geçirmesi, düzeltmesi, örnek olması, kısacası denizcilik kütüphanemizi zenginleştirmesi beklenir. Çeviri kitaplarda kitap seçimi, çeviri dili ve terminoloji bilgisi gibi kıstaslar nedeniyle bu konudaki beklentiler daha da büyür. Denizcilik kütüphanemize kazandırılan iki çeviri kitap (Her Yönüyle Yelken Kitabı ve Resimlerle Navigasyon)ne yazık ki söz konusu beklentileri karşılamaktan hayli uzak.