|

İstanbul Boğazı Rejimi Tarihi Üzerine…

Sezar Atmaca

TÜDAV/Türk Deniz Araştırmaları Vakfı, Japonya’da dışişleri bakanlığı ve başbakanlık görevlerinde de bulunmuş Dr. Hitoshi Ashida’nın “İstanbul Boğazı Ulaşım Rejimi Tarihi Üzerinde Araştırma” isimli eserini Japonca’dan Türkçeye kazandırdı.

Türkiye ile Japonya arasındaki diplomatik ilişkiler 1924 yılında resmen tesis edilip, ertesi yıl karşılıklı olarak büyükelçilikler açılınca Dr. Hitoshi Ashida  da Türkiye’de  göreve başlamış. Ashida, kariyerinin erken dönemlerinde Sovyetler Birliği’nde diplomat olarak bulunduğu sırada Türk boğazlarına ilgi duymuş. 1925-1929 yılları arasında Türkiye’de Japonya Büyükelçiliğinde başkatip (birinci sekreter) olarak görev yaptığı dönemde “İstanbul Boğazı Ulaşım Rejimi Tarihi Üzerinde Araştırma” isimli çalışmasıyla doktor unvanını almış ve bu eser 1930’da Tokyo’da Japonca olarak yayımlanmış. Ashida, 1947’de Japonya dışişleri bakanlığı ve 1948’de başbakanlık görevlerinde de bulunmuş.

TÜDAV Yayın no: 72, 2024

Türk-Japon diplomatik ilişkilerinin 100. yılı dolayısıyla TÜDAV tarafından 2024’te Chieko Adachi çevirisiyle Türkçeye kazandırılan bu eser, 1930’a kadar Türk boğazlarının tarihsel gelişimini ve uluslararası önemini inceleyen kapsamlı bir çalışma.

İstanbul ve Çanakkale Boğazları, tarih boyunca jeopolitik bir düğüm noktası olarak görülmüş; askeri ve ticari açıdan kritik bir geçiş hattı olmuştur. Ashida, 1930’a dek ele aldığı Boğazlar rejimini yalnızca Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından değil, Süveyş, Panama vb. örneklerle küresel deniz hukukunun gelişimi bağlamında da ele alıyor, tarihsel ve hukuki bir çerçeve sunuyor.

Yazar konuya öncelikle tarihsel yönden yaklaşıyor. Boğazların, antik dönemden Bizans dönemine, Osmanlı döneminden Lozan Antlaşması’na kadar geçirdiği rejim değişikliklerini ele alıyor. Osmanlı dönemi düzenlemeleri yanında, 1841 Londra Boğazlar Sözleşmesi gibi uluslararası anlaşmaların boğazlar rejimine etkisini, Lozan Antlaşması’ndaki durumu inceliyor. Söz konusu anlaşmalarda büyük güçlerin Boğazlar üzerindeki stratejik çıkarlarını ve diplomatik müzakerelerdeki tutumlarını değerlendiriyor. Cumhuriyet döneminde Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenlik hakkını nasıl pekiştirdiği ve Lozan ile diplomatik açıdan elde ettiği kazanımları vurguluyor. Kitabını 1930’da yayımlayan Ashida tabii ki bu değerlendirmeleri/tartışmaları 1936 Montrö Anlaşması’yla kaldırılan, Boğazların uluslararası bir komisyonun denetimine bırakıldığı ve silahsızlandırıldığı 1923 Lozan Anlaşması çerçevesinde yapıyor.

Uluslararası hukuk açısından da İstanbul Boğazı’nın durumunu değerlendiren Ashida, kapitülasyonlardan başlayıp Lozan’a uzanıyor, gemilerin güvenliği, çevresel riskler, uluslararası sorumluluk gibi konuları inceleniyor ve boğazın statüsü, serbest geçiş hakkı, kıyı devletlerinin yetkileri ve uluslararası deniz hukukundaki yerini detaylı biçimde tartışıyor. Boğaz rejiminin yalnızca Türkiye için değil, Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler ve küresel ticaret açısından stratejik önemini vurguluyor.

Özetle kitap, İstanbul Boğazı’nın tarihsel ve hukuki boyutlarını derinlemesine ele alarak, akademik ve diplomatik bir bakış sunuyor. Özellikle deniz hukuku, uluslararası ilişkiler ve Türkiye’nin jeopolitik konumu üzerine çalışanlar için öngörüleri günümüze dek uzanan değerli bir kaynak “İstanbul Boğazı Ulaşım Rejimi Tarihi Üzerinde Araştırma”.

Montrö’den Günümüze

Dr. Hitoshi Ashida’nın kitabı Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden önce yayımlansa da, Ashida Boğazların jeopolitik öneminden dolayı barışın sürmesi için “uluslararası düzenlemelerin hayati olduğunu” vurgulayarak bu tür bir anlaşmanın kritik önemine dikkat çeker.

Türkiye, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile siyasi ve stratejik bakımdan çok önemli kazanımlar sağladı. Sözleşmeyle, Karadeniz’e kıyısı olan/olmayan savaş gemilerinin geçişi sınırlandı/kısıtlandı (ör. Rusya-Ukrayna savaşının ilk günlerinde Türkiye, Montrö uyarınca, sadece Karadeniz üslerine kayıtlı Rus savaş gemilerinin geçişine izin verdi). Barış zamanında ticaret gemilerinin serbest geçişi garanti altına alındı. Özetle Türkiye’ye egemenlik ve stratejik denge kazandıran Montrö,  Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki kontrolünü ve Karadeniz’in güvenlik mimarisini belirleyen en kritik uluslararası düzenlemelerden biri.

Dünyada ve bölgemizde dengeler değişiyor, barışa değil, askeri/sınai komplekslere, üslere, silahlanmaya yapılan yatırımlar, savaşlar/çatışma ortamları giderek artıyor. Boğazları etkileyecek gelişmelere bakıldığında şu noktalar öne çıkıyor:

Rusya ve Hazar bölgesinden gelen petrol ve doğalgaz sevkiyatları Boğaz üzerinden geçiyor. Avrupa’ya giden enerji hatlarının  (gaz sahaları, doğalgaz  boru hatları) kontrolünde, güvenliğinde  ve çeşitlendirilmesinde (Azerbaycan ve Orta Asya kaynaklarının Avrupa’ya taşınmasında) sorunlar var. ABD, NATO müttefikleriyle birlikte Karadeniz’de askeri varlığını artırarak Rusya’nın etkisini sınırlamaya çalışıyor. 1989’dan sadece 15 yıl sonra, Varşova Paktı’nın Rusya hariç her üyesi, NATO veya Avrupa Birliği üyesi oldu. Rusya-Ukrayna savaşı 4 yıldır sürüyor. Kırım’daki Rus askeri üssü Sivastopol, Rusya’nın Karadeniz’deki tek büyük limanı. Kırım’ın ilhakından sonra Rusya’nın Karadeniz filosunu geliştirmeye çalıştığı, Novorrossiysk limanını modernleştirmek için milyonlarca ruble harcadığı, öte yandan Bulgaristan ve Romanya’nın NATO’ya katıldığı ve ABD’nin Romanya’yı Karadeniz filosunu genişletmeye teşvik ettiği biliniyor. Girit’teki Suda Körfezi’nde stratejik bir konuma sahip bir ABD deniz üssüne ev sahipliği yapan Yunanistan, 2020’de ABD’yle olan anlaşmasını güncelledi ve anlaşmaya kuzeydeki Dedeağaç limanına “engelsiz erişim ve kullanım” da dahil edildi.

Bütün bu gelişmeler, ABD’nin dünyada zorbalıkla sürdürdüğü politikaları/stratejileri, Ortadoğu’da İsrail’in mutlak güvenliğini esas alan organik ilişkisi ve bu bölgedeki çatışmalar/gelişmeler, Trump’ın iltifatlarına/ihsanlarına mazhar olmaya çalışan ülkelerle birlikte düşünüldüğünde bölgemizdeki gidişat hayli iç karartıcı ve belirsizliklerle dolu.

Otoriterleştikçe adâletten uzaklaşan ülkemizin halleri, yeni stratejileri/stratejistleriyle Lozan sınırlarını kısıtlayıcı bulan hamleleri, inişli-çıkışlı zıtlıklarla dolu dış politikası, stratejik ve ekolojik açıdan kaos ya da felaket yaratabileceği belirtilen Kanal İstanbul projesi ve İstanbul’un yoğun yapılaşması da Boğazların geleceği üzerinde etkili olabilecek yurtiçi faktörler olarak değerlendirilebilir.

Bugünkü bölgesel tabloya/gelişmelere bakıldığında Ashida’nın o dönemde yaptığı ve günümüzde de geçerli şu uyarısı hayli önem kazanıyor:

Bu bölgedeki durum hakkında biraz bilgisi olanlar, İstanbul Boğazı’nın gelecekte yeniden uluslararası çekişmelerin merkezi haline gelebileceği konusunda hemfikirdir.” (sayfa, 345)

Kaynakça:

Coğrafya Mahkumları, Dünyanın Kaderini Değiştiren On Harita, Tim Marshall, çev. Mert Doğruer, Epsilon, 2018.

Coğrafyanın Gücü, Dünyamızın Geleceğini Gösteren On Harita, Tim Marshall, Çev. Gökçen Keçici, Epsilon, 2024.


Japonca baskısının kapağı, 1930

“İstanbul Boğazı Ulaşım Rejimi Tarihi Üzerinde Araştırma”, Dr. Hitoshi Ashida, Çev. Chieko Adachi, ed. Bayram Öztürk, TÜDAV yayın no.72, 2024. (karton kapak, geri dönüştürülmüş kâğıt,16×23.5, 347 sayfa).

Özgün adı: Kumpu Kaikyo Seido Shiron, 1930.

Kitap https://tudav.org/yayinlar/kitaplar/adresinden pdf olarak indirilebilir.

Yazı TurkSail’de de yayımlandı:

https://turksail.com/kitap/19558-istanbul-bogazi-rejimi-tarihi-uzerine

Similar Posts

  • Yayıncılık Adına Bir Vurdumduymazlık Örneği

    Bu kısa yazı, ilk baskısını eleştirdiğimiz, bu yıl “genişletilmiş” üçüncü baskısı yapılan Amatör ve Deniz kitabının (Turgay Noyan, Naviga Yayınları, 1. Baskı 2019, 3. Baskı 2024) hiçbir düzelti yapılmadan, üstelik yeni hatalar/çaparizler eklenerek basılması üzerine yazarın, yayıncının, okuyucunun sorumluluğunu merak eden bir fikri takip yazısıdır.

    “Turgay Noyan’ın Amatör ve Deniz Kitabının Eleştirisi: Kaptan Yatakta… “ başlıklı yazıda “Başucu kitabı olmaya aday” “Zengin içerikli bir eğitim kitabı” olarak pazarlanan Amatör ve Deniz kitabını önce kısa, sonra geniş bir şekilde ele alıp, kitapta yer alan bilgilerin “bir eğitim kitabı yazmak” için yeterli olmadığını belirterek, gelecek baskılarda gözden geçirilir/düzeltilir umuduyla görebildiğim hatalardan, eksikliklerden/çaparizlerden “örnekler” vermiştim. Aynı yazıda kitabın “genişletilmiş” ikinci baskısının çıktığını (Şubat 2020) ancak bu baskıyı kontrol etmediğimi, dolayısıyla neyin genişletildiğini bilmediğimi ama örneğin kaynakçanın aynı yanlışlarla basıldığını, bir düzeltme yapıldıysa da önsözde belirtilmediğini de yazmıştım.
    Ancak bu sene kitabın üçüncü baskısı yapılınca (Şubat 2024) neyin ne kadar düzeltildiğini merak ederek bu baskıyı satın aldım.

    “Turgay Noyan’ın Amatör ve Deniz Kitabının Eleştirisi: Kaptan Yatakta…” başlıklı yazımda beş sayfaya sığdırabildiğim hatalardan, eksikliklerden/çaparizlerden en azından bir kısmı düzeltilir diye beklerken dört sayfalık “Denize Adam Düştü!” bölümü eklenen kitapta hiçbir düzelti yapılmadığını, onca sakat cümleye bile dokunulmadığını ama yeni yanlışlar eklendiğini gördüm.

  • Turgay Noyan’ın Amatör ve Deniz Kitabının Eleştirisi: Kaptan Yatakta…

    Turgay Noyan’ın Amatör ve Deniz adlı kitabı “zengin içerikli bir eğitim kitabı” olarak sunulmuş ama çok çaparizi var. Arka kapak yazısındaki reklam kokan satırların sihrini bozmayalım desem de pek mümkün değil. Yazar “Kendi teknemin reisi olmak bana yetiyor” (s. 17) demiş, amatör reislerin çoğunun itiraz etmeyeceği bu satırlar “bir eğitim kitabı yazmak” için yetmiyor ne yazık ki… Gelecek baskılarda gözden geçirilir/düzeltilir umuduyla yazdıklarımı somutlayabilecek eksikliklerden/çaparizlerden “örnekler” vereyim.
    (Kitabın “genişletilmiş” ikinci baskısını kontrol etmedim, dolayısıyla neyin genişletildiğini bilmiyorum ama örneğin kaynakçanın aynı yanlışlarla basıldığını, bir düzeltme yapıldıysa da önsözde belirtilmediğini biliyorum).
    EKLEME (MAYIS 2024): Aynı kitabın hiçbir düzelti yapılmadan, üstelik yeni hatalar/çaparizler eklenerek 2024’te 3. baskısının yapılması üzerine yazarın, yayıncının, okuyucunun sorumluluğunu merak eden bir fikri takip yazısı için bakınız: Yayıncılık Adına Bir Vurdumduymazlık Örneği

  • Kuralını Bilmeyen Oynayamaz!

    Olimpiyatlar için hazırlanmış kitabın yelken ve rüzgar sörfü bölümlerinin eleştirisi.

    Denizcilik kadar, denizcilik yazınına da meraktan, içinde deniz geçen her kitaba bakmaya, beğenirsem almaya çalışırım. NTV yayını Spor Kitabı’nı da içindeki su sporlarına ve özellikle yelkene göz atmak için aldım. Öncelikle belirtmeliyim ki 200’den fazla spor dalı hakkında bilmemiz gereken her şeyi anlatma iddiasındaki, 448 sayfalık hayli hacimli ve faydalı kitapla ilgili eleştirilerim öncelikle yelken ve rüzgar sörfü ile ilgili toplam 12 sayfalık 2 bölümü kapsıyor.

  • | |

    Kitâb-ı Bahriyye’nin Üçüncü Versiyonu “Seyyid Nuh’un Deniz Kitâbı” Hakkında

    Pîrî Reis’in (1470-1553) Bahriye’si (Kitâb-ı Bahriyye) özellikle haritalarıyla birçok Osmanlı coğrafya eserine kaynaklık etmiş, model oluşturmuştur.

    İlk versiyonu (telifi) 1521, ikinci versiyonu ise 1526’da kayda geçen Bahriye’nin günümüzde bilinen 44 kopyasının 16’sı yurtdışında bulunuyor. 2013’te yapılan bir Sotheby’s müzayedesinde 1718 tarihli 121 haritalı Bahriye yazmasının 325.500 sterline satıldığı biliniyor.

    Akdeniz ve Ege kıyılarının atlası niteliğindeki Bahriye’de denizcilikle ilgili demir yerleri, sığlıklar, yerleşim yerleri gibi bilgiler yanında sınırlar, sosyal hayat, coğrafya, bitki örtüsü, su ve benzeri kaynaklar hakkında da birçok farklı bilgi yer alır. Anlatımı Gelibolu’da başlayıp-biten Bahriye kopyalarının bazısında sadece metin (şiir/düzyazı), bir bölümünde hem metin hem de harita vardır. Şiir (nazım) kısımlarını Seyyid Murâdî’nin hazırladığı yazmaların ilk versiyonlarında en fazla 134 harita yer alırken, kapsamı daha geliştirilmiş ikinci versiyonlarında (örneğin Ayasofya yazmasında) 223 harita yer alır.

    Orijinali bulunamayan bu yazma eserin bilinen en eski nüsha tarihi ise 1544. Gemi reisleri veya ilgili (mevki sahibi) kişiler için kopya edilerek çoğaltılan Bahriye nüshalarına bu kopyalamalarda Pîrî Reis’in çizmediği yerler de eklenmiştir.

    Bunlardan biri de üçüncü versiyon Bahriye kopyası sayılan, Seyyid Nuh adında bir denizcinin düzenlediği  Deniz Kitâbı’dır. Seyyid Nuh’un bu kitabına ilk kez F. Babinger, Imago Mundi XI’deki (Leiden 1955, s. 180-182) “Seyyid Nuh and his Turkish Sailing Handbook” makalesinde değinmiştir. 1648-1650 yılları arasında kaleme alındığı tahmin edilen bu eserin bilinen tek nüshası Bologna’daki üniversite kütüphanesinde Luigi Ferdinando Marsigli’nin Arapça-Türkçe-Farsça yazmalar bulunduran “Şark Eserleri Koleksiyonu’nda (Biblioteca Universitaria di Bologna, Manoscritti Arabi) yer almaktadır. F. Babinger’in belirttiği gibi bu elyazması “türünün tek örneğidir ve başka hiçbir yerde saptanamamıştır.”
    Elyazması 1966’da tıpkıbasım olarak Der See-Atlas des Sejjid Nûh (Seyyid Nuh’un Deniz Atlası) adıyla yayımlanmıştır.

  • Eski Denizcilik (Ahmet Rasim Barkınay’ın) Kitaplarının “İçi Zedelenmiş/Boşaltılmış” Yeni Baskıları

    Osmanlı ya da Cumhuriyet Bahriyesinin yayını olan ve denizcilik kültürünün/literatürünün sürekliliğini sağlayacak eski kaynak kitapların Deniz Kuvvetleri Yayınları arasında yer almaması kurumun yayın politikası açısından düşündürücüdür.
    Basılması gereken kitaplardan da örnekler vererek bu eksikliği birçok kez yazmıştım. Söz konusu yazılardan birinde Ahmet Rasim Barkınay’ın kılavuz kitaplarını da basılması gereken eserler arasında saymıştım.
    Denizcilik alanına ilgisini duymadığımız/bilmediğimiz bir yayınevinin (Dorlion Yayınları) Ahmet Rasim Barkınay’ın üçü kılavuz kitabı (Karadeniz, Akdeniz ve Ege), toplam beş eserini birbiri peşisıra yayımladığını öğrenince kitapları edindim. Cumhuriyetin ilk yıllarında yeni yazıyla basılmış bu beş kitap sadeleştirilerek günümüze ulaştırılmış, ancak, eski ve yeni (sadeleştirilmiş) baskılar karşılaştırıldığında yayıncının Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun sağladığı bir haktan bir an önce faydalanarak yol alma/ilk olma, terlemeden kazanma hevesi dışında bir niyeti/gayreti olmadığını gördüm.
    “Deniz haritacılığımızın öncüsü bir deniz subayı” olan Barkınay Cumhuriyet döneminin başlarında kaleme aldığı “hâlâ aşılamamış” kıyı kılavuzları hazırladığı için Prof. Dr. Mustafa Pultar “ona Cumhuriyet’in Pîrî Reisi’i” unvanını verirsek hiç abartmış olmayız” der.
    Bu kısa bilgiyi vermemin nedeni Dorlion Yayınları’nın Ahmet Rasim Barkınay hakkında kitaplarda tek kelime yazmamış olmasıdır.
    Basılan kitapların durumunu gösterebilmek için önce beş kitaptaki (Karadeniz Sevahili, 1930; Akdeniz Kılavuzu, 1945; Ege Denizi ve Edremit Körfezi Deniz Kılavuzu, 1939; Denizcilere Faydalı Bilgiler, 1939; Gemicilik Sözlüğü -Ufak Gemicilik Lügatı, 1947-) ortak noktaları vurgulayıp sonra da tek tek eski baskılarına bakarak bazı örneklerle yeni baskıları değerlendirelim.
    Yazı boyunca vereceğim örnekler, yapılan ekleme, çıkarma, atlama, uydurma ve değişiklikler kitaplardaki “sadeleştirmenin niteliği ve özeni hakkında” yeterli bir fikir veriyor, bu nedenle karşılaştırmaları kitapların ilk 10-15 sayfasını esas alarak yaptım, fazlasına gerek duymadım.

    Belki “zaten baskıları yoktu, üstelik de sadeleştirilmiş, hiç yoktan iyidir” diyen de çıkabilir, ancak, kitapların düzgün bir yayıncı ciddiyetinden uzak, keyfi müdahalelerle “içi boşaltılmış” yeni hallerini bir “yayıncılık hizmeti” saymak mümkün değildir.

    Bu tür kitapları günümüze aktarabilmek geçmişe ve geleceğe olan sorumluluğumuzdur ama bunun için hayli emek, çaba, bilgi ve iyi niyet gerekiyor, yoksa özensiz, üstten bakan bir el değdirmeyle terlemeden kazanacak bir “ürün” çıkarmak işin kolayı. Orijinal metinleri olduğu gibi basmak ya da dijital hallerinin erişilebilir hale getirilmesi de bir çözüm ama değerli olan bu eserlerin yazar biyografili, açıklamalı gerekirse notlamalı, derkenârlı çeviriyazılarını/sadeleştirmelerini hazırlayabilmek (bunun güzel bir örneği de var: Adalar Denizi Kılavuzu (1926) çeviriyazı, Prof. Dr. Mustafa Pultar).

    Dileriz Barkınay’ın kitaplarının başına gelenler benzeri diğer denizcilik kitaplarının başına gelmez, çünkü denizcilik geçmişimizi tanıma ve bilmenin kazandıracağı bilgi birikimine ihtiyacımız var.

  • |

    Deniz Seyahati (1944-1945)

    Sunuş : “…kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum” / Sezar Atmaca

    Daha önce (Kasım 2022’de) yayımladığımız Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-46) yazısının sunuşunda  bu sahafiye belgeden de söz etmiştik:

    “Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.”

    Sevgili arkadaşımız Murat Koraltürk’e bu sahafiye belgeyi bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz.

    Kapakla birlikte 8 suluboya renkli çizimin yer aldığı bu ödevi, Silifke’de lise son sınıf öğrencisi olan, 18 yaşındaki Kâmil Doğruöz hazırlamış. Kalın karton kapaklı, 21×14.5 santim ebadında, tel halkalı, sayfa aralarına pelur kâğıt sayfa eklenmiş, her sayfasında bir tekne çizimi olan özenli bir ödev Deniz Seyahati (1944-45). Samsun’da Deniz Faaliyeti’nde olduğu gibi bu metinde de epey imla/yazım hataları varsa da ödevin güzelliğine gölge düşürmediği gibi o dönem bunlara çok önem verilmediğini de gösteriyor. Resim altındaki açıklamalar metinle karıştığı için, yeşil çizgiyle resim altyazısı ile metni ayırdım.

    Kâmil Doğruöz’ün ailesinin yaşadığı Gilindire o dönemde  yerlilerin Kelindir dediği Gülnar kazasının merkezi. İlçeye adını veren Gülnar, şimdiki adı Aydıncık olan Gilindire/Kelenderis kasabası.

    Bayram tatilinde ailesini görmek için Silifke’den Gilindire’ye gelen Kâmil Doğruöz, dönüşte kızkardeşini de yanına alarak Akbaba motoru ile Taşucu’na oradan da arabayla Silifke’ye gitmek üzere 1 Aralık 1944’te (bir kanunievvel) “deniz seyahati”ne başlar. Yelken açan teknenin sereni kırılır, tamir edilir, hava sertleşince tekrar kırılır, motor çalışmaz, fırtınayla baş edilmeye çalışılır. Akbaba, Tekin ve Aygır tekneleri aynı yolun yolcusudur. Uğranılan, sığınılan limanlar, koylar, arızalanan/yedeklenen tekne, yelken tamiri, makine tamiri, balık avı, kıçtan kara, gece yelken seyri… Bir hafta süren, yaklaşık 35-40 millik maceralı bir deniz yolculuğunu anlatan kısa bir ödev metni “Deniz Seyahati”.

    Seyirde karşılaşılan sorunlarla uğraşılırken kız kardeşine cesaret vermeye çalışan Kâmil Doğruöz selametle karaya ulaşınca doğal olarak kışın yapılan bu seyre ihtiyatla yaklaşmış:

    “ Bu seyahatimde heyecanlı dakikalar ve tehlikeler atlatmakla cesaretimin artması ile beraber kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum.”

    Deniz Seyahati’nin, rotasını bölgenin SHOD haritasının ilgili parçasında göstermeye çalıştım: