1 Temmuz Amatör Denizcilerin Bayramı mı?

 “1 Temmuz”  ile amatör denizcilik ilişkisini sorgulayan yazı Yelken Dünyası’nda 2004’te yayımlandı. “…Eskiden kutlamalar şenlikliydi, herkes katılırdı, zamanında Ayancık’ta çok güzel kutlanırdı 1 Temmuzlar”  diyen bir e-postaya Temmuz 2018’da yazdığım cevabı (Eski Bir Temmuz Kutlamaları…) ilgisi nedeniyle yazı sonuna ekledim.

(Konu ile ilgili ayrıca bkz.: Kabotaj Bayramı, Musilaj Bayramı, Tanıl Bora, birikimdergisi.com, 30 Haziran 2021)




Denizciliğe yaklaşımda ve denizciliğin algılanmasında tavır, his, fikir değişikliği istiyorsak Denizcilik Bayramı’nı da sorgulayalım…

“Amatör denizciliğin gelişiminin önemli göstergelerinden biri her alanda –kurum, mevzuat, dil, yayın, temsilciler, kişiler vb.- gemiadamlarıyla olan farkı ifade edebilecek hale gelebilmektir. Teknenin tanımından, arama kurtarmaya dek amatörlerle ilgili akla gelebilecek her türlü mevzuattaki tanımın gemi adamları/ticaret gemiciliği  üzerinden yapılması şüphesiz tesadüf değil. Gemiadamlarının gölgesinden kurtulup onlarla eşit bir konuma gelebilmek, eşit  statüde konuşabilmek için çaba yine amatör denizcilere düşüyor. Ama farkın yaratılabilmesi onlardan uzak durmak, onlara ilişkin her şeyi reddetmek  demek değil. Tam tersi onları tanımak (örneğin askeri cenahı biliriz de 1848’de Sakız’da denizcilik eğitimi veren sivil Mehmet Çelebi’yi duymamışızdır…) anlamak ve kendimizi, derdimizi  anlatabilmek önemli.Olanları sindirerek, sorgulayarak, dirsek temasında bu farkı yaratmak, yaratabilmek gerek.  Amatör denizciliğe ilişkin derdimizi anlatacak projeler geliştirmek, kurallar, kurumlar oluşturmak bu farkın yaratılması ve kendimiz olabilmek için zorunlu da.”

 30 Temmuz’da DSTİ e-posta grubunda aynı başlıkla ve yukarıdaki girişle  başlayan bir yazı yazmıştım. 1Temmuz’da çıkan yönetmelik sorduğum soruyu daha da anlamlı hale getirdi. Çünkü ADF’nin girişimleriyle ilk defa amatör denizciler gemiadamlarından yani  profesyonel denizcilerden ayrı bir yönetmeliğe kavuştular. Yeni yönetmelik esas olarak sınavlara ilişkin hususları düzenlese de amatör denizcileri “Gemiadamlarının eğitim , belgelendirme, sınav, vardiya tutma, kütükleme ve donatılma esasları hakkındaki yönetmelikten” ayırması nedeniyle başlı başına bir yenilik. Her ne kadar amatör denizciler yönetmelik gereği gemiadamı sayılıyorsa da  fiiliyatın ve işin ruhunun böyle olmadığı, amatör denizcilerin  gemiadamları yönetmeliğinde  adeta  iliştirilmiş gibi durdukları da bir gerçekti.Örneğin amatör denizciler hariç bütün gemiadamları yönetmelik gereği denizde canlı kalma, yangın vb. gibi 4 ayrı sertifikayı  almak zorundaydılar ve Deniz İş Kanunu hükümlerine tâbiydiler. 1 Temmuz’da yayımlanan  Amatör Denizci Yönetmeliği bu muhataralı birlikteliğe son verdi. Amatörler olarak yeni yönetmeliğin tartışmalı kısımlarının gerçek kişilere ait özel teknelerin kayıt usulleri, emniyet teçhizatı ile donatılmaları ve kullanma yeterliklerine ait esasları içeren hükümlerin ortaya çıkması ile giderilebileceğini umuyoruz.

Ticaret Gemiciliğinin Bayramı: 1 Temmuz

 Sorumuza dönecek olursak; Cumhuriyetin ilk yıllarında uzun uğraşlardan sonra ülkemiz Kabotaj hakkını yani kendi karasularındaki limanlarda taşımacılığı, hükümran bir ülke sıfatıyla kendi gemileriyle yapma hakkını (deniz ticareti ve seferi ) kazandı.1 Temmuz Kabotaj hakkının karasularımızda Türk vatandaşlarına geçmesinden beri (1926) Denizcilik Bayramı olarak da kutlanıyor. Yani ortaya çıkışı deniz ticareti ve seferi ile ilgili, amatör denizcilikle bir ilgisi yok. Bu günlerde  resmi törenin yanında özellikle büyükşehirlerin dışında en yaygın kutlama biçimi, daha doğrusu halkın denizcilik adına katıldığı ve seyrettiği kısmı,  çoğunlukla bir panayır havasını yansıtan, fener alayları, yağlı kazık ucundaki bayrağı alabilme, suda ördek yakalama gibi Osmanlı’dan beri süregelen yarışmalarla, yüzme yarışlarıdır.Büyükşehirlerdeki kutlamalarda daha resmi bir hava solunurken, taşradaki kutlamalarda “panayır” havası hakimdir. Örneğin buralarda  yukarıdakilere ilaveten kumsalda çuvalla yürüme yarışması gibi birçok yarışa şahit olabilirsiniz. Çocuklar arasında kendilerinin binebileceği yüzen nesneler yarışması açmak, onları denizin üstünde olmaya çağırmak gibi absürtlükler doğaldır ki bizde olmuyor.  

Denizci Bir Kültüre Yelken Açmak Kolay Değil

Devlet-bürokrasi geleneğini, masa başı oturma ve yaşama alışkanlığını yansıtan denizin “üstünde” olmak değil sadece bir “sahne” olarak denizi “kullanmak” diye özetleyebileceğimiz bu törenleri  isterseniz bir kenara bırakalım amatör denizciler olarak. Denizci bir kültürün oluşmasını, yerleşmesini istiyorsak sorgulamaya da buradan başlayalım. Bu sorgulamaların DSTİ başta olmak üzere denizcilik üzerine sözü, ufku olan her yerde yapılması, yapılabilmesi  iyi de  olur ama görünen o ki bu pek kolay değil. Zira sayfalarca resmi kutlama programı e-posta gruplarında dolaşırken bunların içeriği, amatör denizcilikle ilgisi hakkında tek kelime edilmiyor. Eleştirel gözle bakılmayınca da kimse zahmet edip günün anlam ve önemini vurgulayan resmi konuşmalarda ne dendiğiyle ilgilenmiyor. Rutin faaliyetler,  örneğin yıl boyu süren deniz temizleme faaliyeti kutlama etkinliğinin  bir parçası olarak sunulabiliyor.Ya da girişin o gün için ücretsiz olması “etkinlik” sayılabiliyor. Önce “etkinlik nedir?” “hangi tür faaliyetler etkinlik sayılır” diye sormak gerekmez mi? Daha da önemlisi önce kendi içimizde kutlamayı becerebilmemiz. Resmiyetten uzak ve panayır havasında değil de “şenlik” havasında coşkulu kutlamaları nasıl yapabiliriz? Yoksa 1Temmuz saat 10.30’da Eminönü Meydanı’nda vapur düdükleri, sirenleri acı acı çalarken yüzlerce kişinin “ne oluyor” diye boş gözlerle bakması ve ne olduğu hakkında hiçbir fikrinin olmaması kaçınılmaz. Ama dakikalarca siren çalmak da bu haftanın bir “etkinliği”.

Amatör Denizciler Günü/Şenliği

Benim 1 Temmuz’u canlandırmak, ona sahip çıkmak gibi bir fikrim de yok. Tersine , armatör/amatör, profesyonel denizci/amatör denizci, gemiadamı/amatör denizci, amatör denizci/ticaret gibi daha önce iç içe geçmiş ilişkilere yeni tanımlar yapmak, kurallarını yasa ve yönetmeliklerini farklılaştırmak kadar dilini, törenlerini, adetlerini, günlerini de kendimize ait kılmak önemlidir. Kendi yemeğinizi pişirmeden kendi mutfağınızı kuramazsınız. Yeni bir günü Amatör Denizcilik günü olarak kutlamak, dünyadaki ve Türkiye’deki farklı örneklerine de bakarak (örneğin Ankara Yelken Kulübü ) kutlamalarda deniz/tekne/insan ilişkisinde yeni ufuklar açmak kendi mutfağımızı oluşturmanın köşe taşlarından biri bence. Tabii kendi mutfağınızı kurmak, yemeğinizi pişirmek, gemiadamları başta olmak üzere diğer denizcileri sofranızda ağırlamak  gibi bir niyetiniz, ufkunuz varsa. Âli San ve Gani Müjde DSTİ’deki yazılarıyla bu konuda  destek verdiler. Ben  Ali San’ın gün önerisine ve gerekçesine katılıyorum: Örneğin filanca ayın birinci pazarı gibi bir tatil gününü amatör denizciler günü yapalım ki kimse kaytarmasın! …

Belki varacağımız sonuçlar, bulacağımız yol ve yöntemler, coşkusunu yitirip sadece bir tören, hatta askeri bürokratik bir tören havasına bürünen kimi bayramlarımıza da örnek olur.

 Osmanlı’da Kayık ve Geyik Yarışları

Bunlarla ilgilenmiyoruz yemek yediğimiz mutfak fark etmez diyorsanız

Moda Koyu’nda Osmanlı Donanma Cemiyeti yararına yapılan, padişahın da izlediği son büyük kayık (ve de geyik) yarışı izlenimleri özetini sunuyorum: 

“Eğlenceler sabah erkenden gece geç saatlere kadar devam etti.Bahriye Nazırı, Üsküdar Kaymakamı ,… Roding Kulübü’nden oluşan komitenin düzenlediği yarışları sahilde onbinlerce halk, vapurlardan elçilik personelleri,  Ertuğrul Yatı’ndan şehzadelerle birlikte Sultan Reşad da izledi.

Bazı özel yarışlardan sonra Donanma yarışları başladı.

Birinci yarış süvari geyiklerinin yarışıydı ve Faik Paşa’nın geyiği birinci oldu.

İkinci yarış Mecidiye filikasının birinci olduğu beş çifte donanma filikaları yarışıydı.

Üçüncü yarış dört çifte filika yarışıydı.Efrad-ı Cedide’nin filikası birinci oldu.

Dördüncü yarış Ertuğrul Yatı beş çiftesiyle Mecidiye Amiral filikası arasında yapıldı.

Donanma yarışlarından sonra kulüp sandallarının yarışı başladı.Moda’daki Roding Kulüp üyeleri arasında dört çifte sandalları ile bir yarış düzenlendi.

Anlatılan yarışlardan başka birçok özel, bir , iki, üç çifte sandallar ve pazar kayıkları arasında yarışmalar yapıldı.

Bu yarışlar bittikten sonra da yağlı direk eğlencesi tertip olunarak bu eğlencede yirmiden fazla yarışmacı direğin tepesindeki bayrağı almaya çalışmış ise de hiçbirisi su banyosundan başka bir şey yapamamıştır.

Ördek yarışmaları da yapıldı.

Yarışların bitiminde düzenleyenleri kabul eden Sultan Reşad teşekkür ederek gelenlere: “Artık tamamen inanıyorum ki, bu millet yükselmeye doğru adım atmıştır. İnşallah beş on sene zarfında daha ziyade yükselecektir. Gidiniz halkıma selamımı bildiriniz”…dedi.(Sabah gazetesinin 29 Ağustos 1910 tarihli nüshasından aktaran Atıf Kahraman/ Osmanlı Devletinde Spor)

(Yelken Dünyası, Ağustos 2004)

***

(“…Eskiden kutlamalar şenlikliydi, herkes katılırdı, zamanında Ayancık’ta çok güzel kutlanırdı 1 Temmuzlar”  diyen bir e-postaya 3 Temmuz 2018’da yazdığım cevap)

Eski Bir Temmuz Kutlamaları…

….Örnekleriniz hoş, bir kısmına da katılırım. Bir zamanlar denize ulaşılabilecek/açılabilecek  kıyılar/sahiller, sandallar/kayıklar vardı… Ayancık’ta çaparlar, takalar… “Sanayi denizciliği” öncesi denizcilik (yani deniz/tekne /insan ilişkisi) meslek/iş olarak da, işleyiş olarak da, araçlarıyla da kıyı yerleşimleriyle iç içeydi. Şüphesiz sosyal, ekonomik ve kültürel olarak denizle daha iç içe olunan bu zamanlarda daha çoşkulu kutlamalar da yapılırdı. Samsun’da liman yokken sahilde mahşeri kalabalık önünde iki tekne arasında yapılan 1 Temmuz yüzme yarışlarını hatırlarım, liman sonrası hüzünlüdür… Karadeniz sahilyolunun kıyı yerleşimlerinin denizle ilişkisini koparması gibi… Ayancık’a girerken deniz kenarında sahilyolu garabetinden kurtulan sadece Ayancık Kereste Fabrikası’nın arazisiydi  o da özelleştirildikten sonra ne oldu bilmiyorum… Denizle hâlâ iç içe olabilen örneğin Amasra, Sinop gibi birkaç yerdeki kutlamaların daha çoşkulu olması durumu pek değiştirmiyor. Örneğin Ayancık’taki son çaparlardan birinin başına Sinop tersanesinde Viking motifi koyarak (2013) Sinop turizmine sunmanın  ilin deniz kültürüne/sevgisine bir katkısı olabilir mi?… Kısacası yıl 2018, Karadeniz boyunca bütün yerleşimlerin posta vapurlarını beklediği zamanlar değil… Kıyıların, denizin, denizciliğin hali ortada… deniz/tekne/insan ilişkisinde (denizcilikte) değişen, gelişen, farklılaşan birçok unsur var. Eski yazıda da  belirttiğim gibi derdim “1 Temmuz’u” canlandırmak değil, amatör-sportif denizciliğin “deniz/tekne/insan ilişkisini” nasıl geliştirebileceği… gidişatı nasıl değiştirebileceği daha çok… (…)

(denizciler@yahoogroups.com, 3 Temmuz 2018)

Bağlantılı yazı bkz: Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin

Similar Posts

  • Dünden Bugüne Atlantik Şiiri

    “Dünden Bugüne Atlantik Şiiri” başlıklı e-posta amatör/sportif denizciliğin gündeme gelmeyen-tartışıl(a)mayan önemli sorunlarından birisi olan “sponsor/pazarlama/reklam/gizli reklam/haber/bilgi” ilişkisine dikkat çekmek için, “Medyatik Cazibe” başlıklı ikinci e-posta ise ilk yazı hakkındaki bir eleştiriye cevap olarak yazılmıştı.

    Yazılanlar kişilerle veya seyirle değil bir “meseleyle” ilgili. Bir seyri medyatik cazibesi olan bir olay/reklam haline getirebilmek için yapılanlardan ör. haberdeki bilginin kayboluşundan, gerçeklerin göz ardı edilmesinden söz ediyorum. Yoksa her türlü riski ve zorluğu barındıran 2700 millik bir açık deniz seyri şüphesiz ki kolay değildir. 16 yaşındaki genç denizcimizi bu girişimi ve başarısı için kutlamak gerekir.

    ARC rallisi (Atlantic Rally for Crusiers) başka ralliler de düzenleyen World Cruising Club’ın Atlantik geçişini özendirmek ve popüler hale getirmek için yıllardır sürdürdüğü bir organizasyondur. Organizasyonun istediği koşulları yerine getiren ve katılım bedelini ödeyen her tekne veya şahıs bu ralliye katılabilir. Örneğin 2010’da katılan 233 teknenin 19’u yarış/IRC Racing sınıfında yarışmaktadır. Ülkemizde de bu yolla Atlantik’i geçen birçok tekne ve kişi var. Ayrıntılı bilgi için www.worldcruising.com bakılabilir.

  • |

    İskenderiye Limanı’na Kırlangıçtan Bakmak

    Sosyoloji ve kamu yönetimi alanındaki akademi serüvenini sona erdirdikten sonra coğrafya, doğabilim ve yolculuk yazınına yönelen Ömer Bozkurt hocayı denizciler daha çok bu alandaki yazına katkılarıyla ve “gezginlik yer küreyi, doğayı sevmektir” diyen yönüyle tanırlar/bilirler.

    Şileple, yük/posta/araştırma gemileriyle, kabasorta armalı yelkenliyle yaptığı en ücra köşelere dek uzanan yolculukları hakkındaki yazıları/kitapları/çevirileri, çektiği fotoğraflar Türkçedeki en özgün örneklerdendir.

    Bozkurt, konforun, rahatın değil, gerçek bir deniz/denizci ortamında yapılan gemi yolculuklarının peşindedir. Gemiyle yolculuğun tarihsel gelişimini/değişimini anlattığı “Gemiyle Yolculuk” yazısında şileple yolculuğun farkını vurgular:  “… deniz yolculuğu artık çoğunlukla deniz eğlence gezisine dönüşmüştür. Deniz gezisi için değil de, bir yerden bir yere gitmek ve bunu mümkün olduğunca gerçek bir deniz ve denizci ortamında yapmak için günümüzde tek yol şileple yolculuk gibi görünüyor.”

    Enis Batur, Ömer Bozkurt’un Kutup Toprağı Svalbard’ayaptığı yolculuğu anlattığı Soğuk Kıyıları kitabını “konforlu gezmen izlenimleri peşindeki okuru en hafifinden dürtükleyecek içeriği ve üslubuyla” Türkçedeki en özgün örneklerden biri olarak değerlendirir: “Alışveriş haritasına, tumturaklı yemek mönülerine, çılgınca(!) eğlenme ritüellerine yer tanımayan bir keşif gözlem seyir defteri.”

    Yolculuk yaptığı gemilerdeki hayatı komuta merkezinden, köprüden izleyerek, mürettebatın günlük yaşamından, profesyonel denizcilerin dünyasından değerli kesitler aktarır, en ücra köşelerde çektiği fotoğrafları sunar bize. Çevirilerine adeta kitabı zenginleştiren kapsamlı ve mükemmel sunuşlar yazar.

    Ömer Bozkurt hocanın denizcilikle ilgili yazdığı ve çevirdiği kitapları yazı sonuna ekledim ama diğer kitapları, kitap incelemeleri, yolculuk yazıları, klasik müzik tutkusu, fotoğrafları, fotoğraf sergileri -ki kitaplarındaki/makalelerindeki fotoğrafları kendisi çeker- akademik kariyeri hakkında bilgi edinmek isteyenler yazarın kişisel sitesini (www.omerbozkurt.com) ziyaret edebilir.

    Yaklaşık 10 yıl önce, 2016’da gemiyle yaptığı bir Doğu Akdeniz yolculuğundan tadımlık bir bölüm. Katkısı için değerli dostumuz Ömer Bozkurt hocaya teşekkürlerimizle.

  • |

    Hedefi Olmayan Tekne…

    Eylül 2014’te yayımlanan Hedefi Olmayan Tekne. yazısı genel olarak amatör/sportif denizciliğin sorunlarını ele alsa da “özel olarak” ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu’nun “ faaliyet ve yönetim olarak başlangıçtaki fikri iddialarından uzaklaşmasını” dert edinen bir yazı. Amatör sportif denizciliği kültürel açıdan ve kurumsal yapı itibarıyla değerlendiren ve birbirini besleyen yazılar, zorunlu olarak da bazı yönlerden birbirinin tekrarı niteliğindedir.
    …. …. ….
    Sadun ve Oda Boro’nun (+ Miço), 10.5 metrelik Kısmet’le yaptıkları dünya turu (1965-1968) sonrası amatör/sportif denizciliğe yönelik toplumsal ilgi/heves doruk noktasına ulaşsa da bireylerin hevesini, merakını teşvik edip, gelişmesine yardımcı olacak bir kültür ve spor örgütlenmesi olmadığı için bu ilgi/heves zamanla kayboldu. Başka bir deyişle heves kırıldı, merak cezalandırıldı! Çünkü Türkiye, spor kültürünün değil, skor kültürünün geliştiği ve Avrupa’da spor yapma oranı en düşük ülkelerden biri. Spor dallarındaki çeşitlilik de kısıtlı. Batı ülkeleri, sporu, devletin düzenleyici, kollayıcı, teşvik edici etkisi altında, “sporun öznesi” kulüp/dernek/federasyon gibi merkezler eliyle yöneterek kitle sporunu, spor kültürünü geliştirirken, Türkiye, dünyada sporun devlet eliyle yönetildiği Kuzey Kore, Çin gibi birkaç ülkeden biri. Spor federasyonları kanunla değil yönetmelikle yönetiliyor, federasyonlar (ve seçimleri) siyasi etkilere çok açık. Buna devletin vatandaşa güvenmeyen, iknaya değil hizaya zorlayan zihniyeti ile kulüp ve federasyonların “demokratikleşmeye/paylaşmaya” değil, devlet gücüne /zihniyetine/mevzuata bel bağlayan/yaslanan zihniyeti de eklenince çaparizler çoğalıyor.

  • Kader’in Kadersizliği Devam Edecek mi?

    Yelkenli teknesiyle Filipinler’e gitmek üzere coşkulu bir kalabalık tarafından yaklaşık 70 yıl önce, 21 Ekim 1951’de İstanbul/Dolmabahçe’den uğurlanan, ancak “liman müruriyesi (geçiş müsadesi) ile sağlık patentesi” işlemlerini yerine getirmediği gerekçesiyle İzmir Liman İdaresi’nce seferden alıkonan Sinan Everest’in hikâyesini ve mücadelesini ilk kez iki usta denizci Teoman Arsay ve Necati Zincirkıran’ın kaleminden Yelken Dünyası Aralık 2005 sayısında okumuştum.[1]

    Denizciliğimizin gelişiminden/yapısal sorunlarından ilginç kesitler sunan, “Denizcilik tarihimizde ilk defa girişilen bir teşebbüs olması ve yarıda kalmak bahtsızlığına uğraması…” ile bilinen bu ilginç hikâyeyi “Denizcinin Günlüğü, 2006”da da özetleyerek aktarmıştım.[2]

    Beden Terbiyesi’nin sponsorluğunda Harun Ülman’a yaptırılan tekneye bir başka kamu otoritesinin izin vermemesini garip bulsam da nedenleri hakkında o günlerde başkaca bir kaynak bulamamıştım.

    Denizcilikle ilgili eski dergileri/kaynakları tararken Sinan Everest’in, tekneyi yapan Harun Ülman’ın ve konuya ilişkin tartışmalara taraf olmuş kimi denizcilerin kaleminden çıkmış bu olayla ilgili ayrıntılara ulaşınca hikâyeyi yeniden ele almaya karar verdim.

  • |

    Setur Marinaları Seyir Defteri’nin Hali

    Setur Marinaları’nın müşterilerine dağıtmak üzere hazırladığı “Setur Marinas Seyir Defteri” ile Teoman abinin (Arsay) teknesi “Mat” ta karşılaştım (Haziran 2017). “Bir göz atsana” demişti ama onun da ilk izlenimleri hayli olumsuzdu. Gözden geçirip aşağıdaki e-postayı Teoman abiye yazdım. Sonrasında onun girişimiyle Seyir Defterini hazırlayan marina ilgilisi ile Mat’ta görüştük, “hazırlık sürecini” konuştuk. Bu görüşme çerçevesinde Jurnal (Seyir Defteri) Hazırlanması İçin Öneriler başlıklı ikinci yazıyı görüştüğümüz marina ilgilisine gönderdim. Ancak sonraki yıllarda da Setur Marinas Seyir Defteri’nin dağıtımının sürdüğünü biliyorum (herhalde stoklar bitinceye dek dağıtımı sürdürüldü).

    İkinci yazıdaki jurnal önerileri, bizim denizlerimize göre hazırlanacak “düzgün/denizci” bir jurnal için taslak olarak da düşünülebilir.

  • |

    Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…

    “Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…” üst başlığıyla yer alacak dosyadaki yazılarda, baskın denizcilik algısını, anlayışını sorgulayacak, kimi eski dergi/gazete sayfalarında kalmış, kimi yakın tarihli, kimi yeni yazılmış ya da yazılacak:
    ● amatör/sportif denizciliğin ne olduğunu gösteren, hatırlatan, vurgulayan, açıklayan…
    ● olan-biteni amatör/sportif denizciliğin süzgecinden geçiren,
    ● amatör/sportif denizciliğin sorunları ve değişen/gelişen yüzü kadar nelerin kaybolduğunu da dert edinen…
    ● kültürü pozitif anlamda kullanan, “kültürsüzlük”ten değil, denizcilik kültürünün canlı olmayışından söz eden, bunun nedenlerini araştıran,
    ● denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan;
    yazılara öncelikle yer verilecek.
    Şimdilik eski kaynaklardan aktarmayı düşündüğüm yazılmış veya taslakları hazır yeni yazıların başlıklarını/konularını kabaca şöyle sıralayabilirim (alfabetik):