|

Terimlerin Peşinde…

Kropi Yayınları’ndan denizcilikle ilgili kitaplar yayımlamaya başladığımızda Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü basılınca (Ian Dear&Peter Kemp, çev. Orkun Soyer, Kropi Yay. 2000) kitabın tanınır bilinir olması amacıyla Yachting World dergisinin okuyucu mektuplarına bir not yazmıştım (Mart, 2000). Bu not sonrası başlayan ve genişleyen tartışma/eleştiri Açık Radyo/Açık Deniz programında Beysun Gökçin’le denizcilik dili üzerine bir söyleşi yapmaya kadar gitti. Belirtmem gerekir ki bu tür sorgulamaların/tartışmaların çok faydası var; çünkü birbiri yerine kullanılan birçok terimin aslında farklı anlamları olduğunu/farklarını öğrenmek, yeni ve daha doğru tanımlar yapmak, eskiden yapılan hatalı kullanımları düzeltmek ancak böyle mümkün olabilir. Ancak tartışma had bildirmeye/atışmaya dönüşünce  aslında çok şey öğrenebileceğiniz insanlarla da konuşma/tartışma ortamı yok oluyor maalesef.

Denizcilik diliyle ilgili tartışmalarda dikkatimi çeken iki temel soru/n vardı. İlki “literatür bilgisi” olmadan sanki her şey biliniyormuş rahatlığıyla yazı yazılması/cevap verilmesi iken diğeri  çok az sayıda örnekle genelleme yapılabilmesiydi. Sıradışı ya da az bildiğimiz kullanımlar hakkında konuşurken/yazışırken “bunca yıldır denizlerdeyim öyle bir kullanım duymadım, bilmiyorum” tepkisiyle sıklıkla karşılaştım. Oysa yazılardaki örneklerde görüleceği gibi “duymadım ya da yanlış” denilen terimler/kullanımlar kaynak kitaplarda, sözlüklerde yer alabiliyor. Bir terimin kullanımı konuşma dilinde doğru/yanlış/iddia… ölçüsü olabilirken yazı dilinde sadece bir veridir. Yazı dili nesnellik, bilimsellik ister, argümanları farklıdır, mutabakat arar. Sözlüklerin görevi dildeki bütün anlamları kayda geçirmektir. Literatürü sözlük yönünden zenginleştirebilmek için sözlük yayımlamaya (iki sözlük yayımlayabildik) ya da her kitaba kısa da olsa bir sözlük eklemeye çalıştık. Mustafa Pultar  hocamızın hazırladığı ve yayıncısına (İş Bankası Yay.) teslim ettiği denizcilik sözlüğü yayımlanırsa önemli bir eksiklik giderilmiş olacak.

(Not: Doğrusu polemik/tartışma  yazılarını birlikte yayımlamaktır ama aşağıdaki yazılarda karşı tarafın yazdıklarına yer veremedim.)

(Ekim 2021)


Yazılar:

→Yanlış Olduğuna Emin misiniz? Yachting World, Nisan 2000.

→Zuhal Atasoy’a Zorunlu Bir Cevap, Yachting World, Mayıs 2000.

→Necati Zincirkıran’a Gerekli Bir Cevap, Yachting World, Temmuz 2000.

→Açık Radyo/Açık Deniz programı, Beysun Gökçin’le Denizcilik Dili üzerine söyleşi, Eylül 2000 (bant çözümü halledilebilirse özeti yayımlanacak)


Yanlış Olduğuna Emin misiniz?

Geçen sayıda “Okur Mektupları”nda Tuğrul Tekbulut’un sorularına verdiği cevapta Necati Zincirkıran, Sadun Boro’nun kullandığı “ıskotayı fora etmek” deyiminin “tamamen yanlış” olduğunu, “doğru olan”ın ıskotanın laçka veya lava edilmesi olduğunu belirtiyor.

Geçen ay yayımladığımız “Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü”nde (Kropi Yayınları, 2000) “laşka”nın (“laçka”yı değil “laşka”yı tercih ettik) sözlükteki üç anlamından biri olan “ıskotaların tamamen boşlanması”nın karşılığı olarak “laşka/fora etmek” maddesini kullandık.

Yelkenlerin ayarlanması için lava ıskota/laşka iskota kullanımı daha doğrudur (örneğin bkz. Lütfü Gürçay, Gemici Dili, İst. 1943). Ama ıskotaların tamamen boşlanması, yani yelkenlerin rüzgârda bir bayrak gibi yapraklayacak pozisyona gelmesi için “fora etmek” kullanılabilir.

Genel anlamıyla fora “bir yere bağlanmış veya donatılmış bir halat veya düzeneğin (yelken, tente) çözülmesi veya dağılması anlamına gelen bir emirdir.” Bu nedenle ıskotaların tamamen boşlanması (yani fora halat) anlamındaki kullanımın yanlış olmadığı düşüncesindeyim.

Sezar Atmaca, Yachting World, Okur Mektupları, Nisan 2000.


Zuhal Atasoy’a Zorunlu Bir Cevap

Geçen sayıda (Yachting World, Nisan 2000) Zuhâl Atasoy “kavramların karşılığını bilen” biri olarak “kursakta kalmak” “çileden çıkartmak” “zehir etmek” “yeterli bulmamak” “hatalı yazılar yazmak” “başlarını sallamak”la bezediği yazısında “asla karalamadan” Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü”nü de “irdelemiş”.

Hiçbir nesnel eleştiri ölçütüne sığmayan, böylesine kişisel yargılara dayalı bir yazıya en iyi cevabı trajikomik bir şekilde yine Atasoy’un örnekleri veriyor. Gülümseyerek okuduğım “Türk Denizcilik Dili Kurumu oluşturulsun” türü önerilerine ise değinmeyeceğim.

Bernard Lewis “18. Yüzyılın sonuna doğru Avrupalıların 21 sözlüğünün yanı sıra Arapça, Farsça, Türkçe bilgisi üzerine 95 kitap yayımladıklarını, buna karşılık Arap, İranlı, ve Türk’ün kullanabileceği elyazması ya da basılı herhangi bir Avrupa dilinde tek bir dilbilgisi kitabı ya da sözlük olmadığını” yazıyor. Durumun bizim için yüzyılın başında da değişmediğini Süleyman Nutki (Nutku) Osmanlıca basılan denizcilik sözlükleri, Istılahat-ı Bahriye (1903) ve Kamus-ı Bahri’nin (1917) önsözünde şöyle belirtiyor: “Osmanlı lisanının şivesi ve ahenk-i telaffuzu bahriyemizin (denizcilik terimlerinin) me’huzu (kaynağı olan Avrupa lisanlarına muhalif ve imlamız gayr-i mazbuttur (düznesizdir) resmi bir lügatçemiz dahi mevcut olmadığından, eslene-i ecnebiyeden (yabancı dillerden) alınıp, şimdiye kadar istismal edilmekte (kullanılmakta) olan kelimat-ı muharrefenin (uyarlanmış kelimelerin) asıl ve istikakları da (türetilenleri) kaybolmuştur.”

Kropi Yayınları’nı kurarken, denizciliğe ve yatçılığa yönelik konularda eksikliği duyulan ve alanı zenginleştirici yayınlar yapmak istiyorduk. Çeviriye dayansalar da, özgün bir çalışma gibi sunulan, kaynak belirtmeyen çalışmalara bir yenisini eklemek yerine tüm handikaplarına rağmen, çeviri için alanı zenginleştirecek iyi bir sözlük (Oxford) seçmekte tereddüt etmedik. Yani eleştirilerle değil, sorunla uğraşmayı seçtik.

Çevirmen olarak da genç milli yelkencimizi; 1990 Akdeniz Olimpiyatları’na katılan, yarıştığı sınıflarda dünya klasmanında çok iyi dereceleri olan 200 kere milli olmuş ve olmaya devam eden, iki dil bilen Orkun Soyer’i seçtik.

Orkun Soyer yurtdışında yarışta olduğu için sözlüğün ilk baskısına koyulamayan (ikinci baskıya girecek) önsözünde çevirideki zorlukları belirttikten sonra derdimizi gayet iyi anlatıyordu: “…Bu çalışmanın amacı böyle bir eksikliği gidermekten çok, bu eksikliğin giderilmesine önayak olmak ve yabancı yayınların okunabilmesine yardımcı olmaktır.” “…Türkçeden Türkçe’ye olan kısım İngilizce bir kitap kaynak alındığında tam bir Türkçe terimler sözlüğü olarak düşünülmemelidir.”

Şüphesiz denize sırtını dönmüş, deniz kültürünün yerleşmediği bir ülkede böyle bir çalışmanın eksik, tartışılır yanları, anlatım zaafları olabilir. Bunların pek çok açılımlarıyla konuşulmasını, tartışılmasını hem gerekli, hem de zenginleştirici sayıyoruz. Ancak böyle bir tartışma zemininin oluşabilmesi için üslûp çok önemelidir. Üslûp kişisel değil nesnel, karalayıcı (tenkit edici) değil eleştirel olmalıdır. Kişisel kanaatlerinizi, kabul görmüş genel doğrular gibi sunarsanız, tartışma kolaylıkla eleştiri zemininden atışma, üstünlük kurma zeminine kayabilir. Kimsenin anlayamayacağı yığınla çam devirebileceğiniz bir ülkede “benim dediğim doğrudur” gibi kestirme hükümlere teşne, referanssız, karalayıcı bir dil yerine yapıcı, eleştirel, nesnel bir dil bu zemini geliştirir, zenginleştirir.

Aralık 1999’da derginizin eki olarak verilen “Beş Dilde Denizcilik Terimleri Kılavuzu” kişisel-nesnel ayrımına güzel bir örnek. Atasoy Türkçe bölümünü kendisinin hazırladığını, diğer dört dili Barbara Webb’in kitabından aldığını belirtiyor. Oysa Webb’in kitabı geliştirilmiş olarak 1995’ten beri Türkçe ve Yunanca eklenmesiyle Yachtsman Ten Language Dictionary (Türkçe bölümü çevirisi Ahmet Muhittin Öney ve Hasan Kaçmaz) olarak basılıyor. Kitap Türkiye’de de epeyce tanıtıldı ve ithal edilerek satıldı (Hatta yayıncısı A. Coles Nautical tarafından Yayınları’na önerildi!). Kişisel olarak bunu bilmeyebilirsiniz, ama dergi eki olarak veriyorsanız (üstelik her hakkı mahfuz!) bilmek zorundasınız. Yani biraz nesnellik, örneğin burada hukuk bilgisi. Ayrıntısına burada giremeyeceğim; Öney/Kaçmaz ve Atasoy’un çevirileri arasındaki farklar işin güçlüğünü de gösteriyor.

Atasoy eleştirisine sözlüğü inceleyince “yeni bilgiler edinme” hevesinin kursağında kaldığını belirterek başlıyor. Oysa sözlüğün en önemli özelliklerinden biri Türkiye’de hiç yayımlanmamış yeni bilgiler sunması. Geçen sayıda Atasoy’un bir bölge adı olan “Kükreyen Kırklar”ı açıklarken bu adın “bölgede sürekli 40 knot ve üzeri esen rüzgârlardan” dolayı verildiğini belirtiyor. Oysa sözlüğü okursanız bu adın rüzgârın süratinden değil, bulunulan enlemlerden (40-50 enlemler arası) dolayı verildiğini anlayabilirsiniz.

Atasoy, TÜBİTAK’ın “Tekneler” kitabını tanıtırken (Yachting Word Türkiye Temmuz 1999), “hep merak ettiği” hız olarak knot’ın kökenini bu kitaptan öğrendiğini sevinerek yazıyordu. Umarım yine sevinir: Diğer yüzlerce madde gibi knot’un kökeni hakkında daha ayrıntılı bir açıklama sözlükte yer alıyor.

Temel kaynakların çoğalması, denizcilik dilinin gelişmesine, zenginleşmesine, kişisel yargılardan uzaklaşmasına ortam hazırlar.

Atasoy irdelemelerine verdiği tek örnekte alarganın sözlükteki yazılışının kendisi için bir “anlam ifade etmediğini” söylüyor, “karşılığını bildiği için” maddenin nasıl yazılabileceğini “gösteriyor”. Oysa Atasoy’un “bildiğinin” ve “gösterdiğinin” aksine teknenin alargada demirli olması gerekmez. İtalyanca “largo”dan gelen ve “açıkta” demek olan alarga teknenin sahilden açıkta bulunması, yatmasıdır. Tekne demirli olabilir de, olmayabilir de. Alarga bir durum bir haldir; Atasoy’un dediği gibi teknenin demirli olduğu yer değildir. Atasoy anlamları farklı -kimi alargayla ilgisi olmayan- altı İngilizce kelimeyi alarga olarak aktarıyor. Örneğin alargaya çıkmak ve açık alarganın anlamları ve karşılıkları farklıdır. Hepsinin anlamları farklı, ama olsun hepsi alarga! Tabii böyle yaklaşırsanız sözlükteki İngilizce-Türkçe indeksi “yeterli bulmazsınız”. Sözlükte sadece orijinal metindeki kelimelerin karşılığı var. Ayrıntı dilin zenginliğidir. Toptancı yaklaşımlar dili zenginleştirmez.

Bin 500 maddelik bir sözlükte alarga vb. birçok madde daha anlaşılır şekilde anlatılabilir, anlatılmalıdır. Bunları düzeltmek de görevimiz. Örneğin sözlükte kullandığımız “Alarga (afloat): Yüzer halde” yerine “teknenin açıkta olduğunu ifade eder” denebilirdi.

Atasoy’un sözlüğe yardım eden kişiler için kullandığı “başlarını sallamakla yetinmişler” lafı da pek hoş değil, gene kişisel. Bir sohbette söylediğim “keşke daha sıkı eleştirilseydik” mealindeki bir temenninin teşekkür borçlu olduğumuz insanlara karşı sohbette olmayan biri tarafından bu şekle dönüştürülmesi bizi üzdü. Kimse “başını sallamadı”, herkes gücü, vakti, isteği, niyeti oranında yardım etti. Hepsine teşekkür borçluyuz.

Sezar Atmaca, Yachting World, Okur Mektupları, Mayıs 2000.


Necati Zincirkıran’a Gerekli Bir Cevap

Bir tartışma olur umuduyla Necati Zincirkıran’ın bir okuyucu mektubuna verdiği cevaba (Yachting World, Mart 2000) bir not yazmıştım. Notta Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü’nde (Kropi Yay.) ıskotaların “tamamen” boşlanması için (ayarlanması için değil) laşkadan başka “fora etmek” terimini de kullandığımızı bunun da yanlış olmadığını belirtmiştim. Hâlâ da aynı düşüncedeyim. Fora edilecek nesne belirtilmek kaydıyla denizcilikte birçok şey için “fora” emri verilir. Örneğin halat, kürek, tente, sancak, yelken (gabya, flok…), manivela, mürsele, bosa, palanga, tirenti…

Zincirkıran’ın bunun külliyen yanlış olduğunu belirttiği “Türk denizcilik terimlerinin kökeni” (YW, Haziran 2000) başlıklı, daha çok kendi “kökenini” anlattığı yazısı bu ülkede herhangi bir şeyi tartışabilmenin güçlüğünü bir kez daha gösterdi.

Zincirkıran “Eğer Sezar Atmaca bana telefon edip –ki kolaylıkla ulaşabilirdi- sorsaydı kendisine doğru bilgiyi verirdim” diyor. Önce bir yanlışı düzelteyim. Ben size soru sormadım. Bu kullanımın “yanlış olmadığı düşüncesindeyim” diye yazdım. Yachting World editörlerinin koyduğu yazı başlığını yayımlandıktan sonra gördüm. Niyetim farklı bir kullanımı belirtmekti.

“Tabii böyle bir yanlışı Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü gibi iddialı bir kitap yayımlayan biri yapıyorsa, doğrusu o sözlüğün içeriğinden de kuşku edilir” diye Zincirkıran “hiç görmediği” 1500 maddelik bir sözlüğü bu vesileyle karalıyor. İlgilisi için belirteyim iki sıkı İngiliz denizcinin yazdığı –milli yelkencimiz Orkun Soyer’in çevirdiği- Türkçe madde katkılarıyla zenginleştirmeye çalıştığımız 1500 maddelik bu sözlük An A/Z of Sailing Terms’ün (Oxford Yayınları) Türkçe çevirisidir!

Zincirkıran’ın satırlarındaki ruh halini anlamak mümkün de böylesine kestirme, toptancı hükümlerle nereye varılır? Örneğin Yachting World’ün geçen sayısında (Haziran 2000) çapı 12.7 cm.den –hatta 25.4 cm.den- büyük ipleri halat kabul eden (doğrusu çevresi 1 burgatadan -2.54 cm.- büyük ipler), başlığı da “ipler hakkında bilmek istediğiniz her şey” olan (denizciler halatı tercih eder) bir yazı vardı. Şimdi bu bilgilerden yola çıkarak “doğrusu o derginin içeriğinden de kuşku edilir” diyen ve bunu da binlerce kişinin okuduğu bir dergide yapan biri onca emeğe haksızlık, saygısızlık etmiş olmaz mı? Önce karalayıp sonra da “Ancak bizim anlayışımız denizcilik üzerine verilen her eseri saygıyla karşılamak ve destek vermektir” derse ne kadar inandırıcı olur?

Gelelim “icat edildiği” “galat olduğu”, gemici dilini de bilen kişilerin kitaplarına “bakılsa ‘laşka’ diye bir deyim bulunmaz” denilen “laşka/laçka” meselesine (laşka bir deyim değil, terimdir). “TDK sözlüğüne baksalardı doğrusunun laçka olduğunu göreceklerdi. Onlar L. Gürçay’ın ‘Gemici Dili’ kitabının (1943) tesiri altında kalmışlar” diyor Zincirkıran. Şüphesiz öyle yapsak işimiz çok kolaydı. Sözlük için ağırlıkla faydalandığımız eserleri kitabın önsözünde belirtmiştim. Doğrusunun “laçka” olduğu söylenen yazıda Kamus-ı Türki, The Lingua Franca gibi kaynaklar da zikrediyor ve örneğin Y. Süygen gibi “uzun yıllar denizcilik yapmış iyi İngilizce ve Türk gemici dilini de bilen kişilerin eserlerine bakılsa ‘laşka’ diye bir deyim bulunmaz” deniliyor. Ama galiba onlara da pek bakılmamış. Örneğin Süygen’in Kaptanın Kılavuzu (1983) sayfa 165’te “laşka etmek “ olarak geçiyor.

Terim geçen yüzyılda yazılan kitaplarda “laşka” olarak geçiyor. Venedik İtalyanlarından ve konuşma dilinden geçen bu sözcük muhtemelen dilimize girdiği zamandan beri yüzyıllardır böyle kullanılıyor. TDK sözlüğünü hazırlayanlar arasında yer alan Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm başkanı Dil profesörü Talat Tekin’e göre de “Venedik İtalyanlarının veya bize aktaran etnik grubun telaffuzu ile sözlüklere geçmiş olabilir.”

Kamus-ı Türki (Ş.Sami, 1899), Lehçe-i Osmani (A.Vefik Paşa, 1876), A Turkish and English Lexicon (kendisi de iyi bir denizci olan J.W. Redhouse, 1890) gibi önemli kaynaklarda terim sadece “laşka” olarak geçiyor. Sözlüğü hazırlarken faydalandığımız The Lingua Franca in the Levant (Tietze, Kahane, 1988) gibi daha birçok kaynak da her iki kullanımı birlikte veriyor. Örneğin TDK Derleme Sözlüğü (12 cilt, 1993), Ansiklopedik Sözlük (İ.A. Gövsa, 5 cilt, 1954), MEB Türkçe Sözlüğü (4 cilt, 1996), İTÜ Gemicilik Notları (S. Çağatay-R. Sarıalp, 1984), Meydan Larousse

Terim amiral adaylarının yetiştirildiği askeri okullarda okutulan veya askeri kaynaklı kitapların çoğunda da sadece “laşka” olarak geçiyor. Örneğin Kamus-ı Bahri (Bnb. S. Nutki, 1917), Gemici Dili (Bnb. L. Gürçay, 1943), Gemicilik Kitabı  (Yzb. H. Dağada, 1939), Gemicilik Kitabı 1 (Yb. S. Burak, 1942), Gemicilik Sözlüğü (Alb. B. Seri, 1967), Gemici Dili (Alb. M. Zaloğlu, 1988).

Yazı boyunca belirtmeye çalıştığım gibi kaynaklarda ağırlıkla “laşka” olarak geçtiği için Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü’nde “laşka”yı tercih ettik. Ancak sözlükte terimlerin farklı kullanımını madde başlıklarında belirtmeye çalıştık. Bu mantığa göre de laşka/laçka şeklinde vermemiz daha doğru olurdu. Yachting World’ün Mayıs 2000 sayısında yayımlanan “Zuhal Atasoy’a zorunlu bir cevap”ta da S. Nutki’nin (1917) satırlarını aktararak denizcilik/yatçılık’ın bu tür tartışmalara olan ihtiyacını vurgulamaya çalışmış “bir tartışma zemininin oluşabilmesi için üslubun kişisel değil nesnel, karalayıcı değil eleştirel olmasını” böyle bir anlayışın denizcilik ufkunun gelişmesine, zenginleşmesine katkıda bulunabileceğini belirtmiştim.

Eklemem gerekiyor ki yazılarda kullanılan dildeki “kesinlikten” çok “ben bilirim tavrı” da açık uçlu tartışmalar yapabilmenin önünde ciddi bir engel. Birbirini tanıyan insanların arasındaki dille (sohbet, ilişki, yazışma vb.) başka insanlara yazı/yayın yoluyla ulaşma dili farklıdır. Örneğin Zincirkıran ya da bir başkası “kalama” kullanıyor diye terimin doğrusu bu olmaz. Konuşma dilinde bu bir doğru/yanlış/iddia… vb. ölçüsü olabilirken yazı dilinde sadece bir veridir. Yazı dili nesnellik, bilimsellik ister, argümanları farklıdır, mutabakat arar. Bunun dışındaki yöntem ve sonuçlarda anlaşabilmek, derdini anlatabilmek, tartışabilmek çok güç. Daha fazla bu güçlüğün içinde de yer almak istemiyorum.

Kropi Yayınları olarak alanı zenginleştireceğini bildiğimiz bir kitap çevirdik. Bunun konuların daha derin tanınmasına, tartışılmasına yol açacağını umuyor, Yachting World okurlarından sözlükle ilgili eleştirilerini bize ulaştırmalarını bekliyoruz.

Sezar Atmaca, Yachting World, Okur Mektupları, Temmuz 2000.

Similar Posts

  • Çapar: Kaybolan Tekne

    “Ortaçağ’dan Gelip 1950’lerde Kaybolan Bir Tekne: Paraskalmion/Palaşkerme/Çapar” (Denizcinin Günlüğü 2010) diye hakkında yazı yazdığım çapara kısa bir Karadeniz gezisinde Sinop’ta rastlamıştık. Bu vesileyle ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu’na önerdiğim tekneyi yaşatma/kullanma projesi mümkün olabilir mi diye bir kez daha Sinop’a gitmiştik ADF başkanı Teoman Arsay, Güngör Acar ve rahmetli Ali Gündüz’le. Tekneyi ADF faaliyetleri için kullanma projesi gerçekleşmese de ADF adına Sinop ve Ayancık’ta vali-kaymakamlık-belediye ile yapılan resmi görüşmeler sonrasında teknelerden biri Sinop Cezaevi’nde sundurma altında (yağmurdan) korumaya alındı. Bildiğim kadarıyla da öylece duruyor yıllardır.
    Proje gerçekleşmeyince Atlas dergisine Haziran 2012 sayısında yayımlanan yazıyla çaparların varlığını/durumunu aktarmaya çalıştım. Güzel bir haber Degetar- Deniz, Gemi, Tekne Arkeolojisi ekibinden aldığım Atlas‘taki yazı için “teşekkür eden” e-posta oldu. Kaybolan tekne tipleri üzerine çalışan Degetar “beklenmeyen sürpriz bir şekilde sizin Atlas‘taki o güzel yazınızla mutlu olduk ve Çapar teknesinin günümüze kadar gelen somut bir örneği olduğundan bu tekneye öncelik tanıyarak çalışmasına başladık.” diyordu. Degetar’ın Atlas dergisi Aralık 2013’te aynı konudaki teşekkür mektubunu da aşağıya ekledim.

  • Bir Okul Gemisinin Karanlık Yılları

    Geçtiğimiz ay İstanbul’u tekrar ziyaret eden Şili okul gemisi Esmeralda’yla ilgili iki haber vardı gazetelerde ve bunlardan biri geminin kanlı tarihini de hatırlatıyordu.

    Şili donanmasına bağlı okul gemisi 113 metrelik uskuna barko Esmeralda daha önce de birçok kez limanlarımızı ziyaret etmiş ve gazetelere konu olmuştu. 28 Mayıs 1967’de Oktay Sönmez, 16 Ağustos 1994’te Mümtaz Soysal Cumhuriyet gazetesindeki yazılarında İstanbul’u ziyaret eden Esmeralda’yı tanıtmış, hatta Soysal’ın yazısı, Sönmez’in 27 yıl önceki haber küpürüyle birlikte yer almıştı.

    Geçtiğimiz ay İstanbul’u tekrar ziyaret eden Esmeralda’yla ilgili iki haber vardı gazetelerde, ancak bunlardan biri gemiyle ilgili övücü eski haberlerin aksine geminin kanlı tarihini hatırlatıyordu. Oktay Sönmez’in 2 Ağustos 2008 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki Esmeralda’yı övücü yazısına yazar Necmiye Alpay Radikal’de ( 7 Ağustos 2008) ironik bir yazıyla cevap verip, Esmeralda’nın karanlık tarihinden söz ediyordu. Seçimle Şili devlet başkanı olan Salvador Allende’yi darbeyle devirip, öldürterek iktidara gelen General Augusto Pinochet döneminde (1973-1990) sistematik işkence gemisi olarak kullanılmıştı Esmeralda.

  • Sarıyer Belediyesi Yeşil Martı Dergisi

    Denizcinin Günlüğü (ADF Yayınları, 2006-2010) serisini kaynak olarak kullanma izni isteyen bir arkadaşım Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin Ocak 2018 sayısının pdf dosyasını gönderip, değerlendirmemi istemişti. Ancak dergide Denizcinin Günlüğü’nden çok alıntı olmasına rağmen bunun gerektiği gibi belirtilmediğini gördüm, yol açabileceği sorunları kendisine ilettim. Ayrıca derginin denizcilikle ilgili kısımlarında gördüğüm eksiklikleri/yanlışları yazdım.

    Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin 8. sayısının (Ocak 2018) denizcilikle ilgili kısımlarını inceledim. “Olay denizde geçiyor” ama çok çapariz var. Geçen sene Şubat’taki Boat Show’da aldığım ilk sayısında da denizcilikle ilgili yazılarda epey hata ve kaynak göstermeme durumu vardı, “ilk sayıdır olur” demiştim ama sonraki sayıları görmedim. Derginin hazırlanmasında kullanılacak eserlerden/kaynaklardan nasıl faydalanılabileceğinin bilinmesi gerekir. Kullanılan/faydalanılan kaynakları belirtme kimsenin ihtiyarına/keyfine kalmış bir konu değildir. Kanunun (5846) gereğini bir tarafa bıraktık öncelikle emeğe saygı gösterilmesi esastır, faydalanılan kaynaklar yağmalanacak kamu malı değildir. Faydalanılan kaynakların belirtilmesi etik olduğu kadar hazırlayanın ne tür kaynaklardan faydalandığını (ör. kaynak değeri var mı?) gösterdiği için de önemlidir. Üzülerek görüyorum ki böyle bir hassasiyet sekizinci sayıda da oluşmamış…

  • Eski Denizcilik Dergileri Dizini III: Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları (Eylül 1948-Nisan 1954?)

    “Memleketimizde Amatör Yelkenciliğin İlk Günlerine Ait Hatıralar”
    Sezar Atmaca
    Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları (Eylül 1948-Nisan 1954?) ya da kısa adıyla Av ve Deniz Sporları dergisi aralıklarla 30 sayı yayımlanır. Derginin beş sayısına henüz ulaşamadım (sayı 25, 27, 28, 29, 30).
    İlk sayısında yer alan “Sayın Okuyucularımıza” başlıklı başyazıya göre dergi Nisan 1948’de son sayısı çıkan “Av ve Deniz” (Eylül 1945-Nisan 1948) dergisinin devamıdır. Derginin sahibi ve yazıişleri müdürü Av ve Deniz’i hazırlayan Turhan Tamerler’dir. Tamerler, anlaşmazlık nedeniyle yayımına son verdiği Av ve Deniz dergisinin yerine artık Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları dergisini çıkaracağını, Av ve Deniz abonelerine, abonelikleri bitinceye kadar yeni dergiyi göndereceklerini belirtir.
    1 Eylül 1948 tarihli ilk sayı künyesine göre dergi “av, deniz, balıkçılık, binicilik, dağcılık, otomobil, tayyarecilik sporlarından ve turizmden bahseder spor gazetesidir.” Av ve Deniz dergisinin “bahçe ziraati ve amatör fotoğrafçılık” konuları yeni dergide yer almasa da bu dergideki yazılar da çoğunlukla avcılıkla ilgilidir. Elimizdeki sayılardan sadece ikisinin kapağı denizle ilgilidir. Dergi idarehanesi Nuruosmaniye Caddesi No: 57, Cağaloğlu adresindedir.
    Turhan Tamerler başyazısında derginin 15 günde bir çıkacağını belirtir ancak ilk sayılarda gayret edilse de devamında mümkün olmaz, dergi belirsiz aralıklarla çıkar. Tamerler dağıtım sorunlarından söz ederek abonelikle destek olunmasını ister. “Acı bir hakikat olarak” bunun son tecrübesi olduğunu belirterek okuyucuları uyarır : “Benden başka bir fedainin daha çıkacağını tahmin etmiyorum.”
    “Eski Denizcilik Dergileri Dizini Serisi Hakkında” yazısında da belirttiğim gibi bu dizin de “eksiksiz” bir dizin değil, amatör-sportif denizciliği ilgilendiren konularla sınırlı, bazı balıkçılıkla ilgili yazılara da yer verdim ve parantez içinde bazı açıklamalar ekledim. Bütün yazı başlıklarının görülebilmesi için “İçindekiler” sayfası olan sayıların görselini eklesek de onuncu sayıdan itibaren içindekiler kaldırılıp sadece kapakta genel konu başlıkları sıralanarak basılmış dergi.
    Av ve Deniz Sporları dergisinin sayfalarında birkaç sayı yer alan Sinan Everest’in Kader teknesiyle Filipinler’e doğru yelken açmaya çabalamasıyla ilgili hikâyeyi, tarafların görüşleriyle birlikte daha önce yayımlamıştım.
    Ali Rıza Seyfi’nin Av ve Deniz dergisinde başlayan “Memleketimizde Amatör Yelkencilik Nasıl Başladı?” (sayı 14, Mayıs 1947),  “Memleketimizde Amatör Yelkenciliğin İlk Günlerine Ait Hatıralar” (Sayı 18, Nisan 1948) başlıklı yazı serisi Av ve Deniz Sporları dergisinin ilk sayısından itibaren de devam eder. Dönemin amatörlük algısını/anlayışını yansıtması açısından önemli ve ilginç olan bu dizinin derginin ilk sayısında yer alan yazısının görselini sona ekledim. Amatör-sportif denizcilik tarihi için anlamlı olabilecek bu yazılardan arada eksik sayılar var, sayıları tamamlamak veya eksik yazılara ulaşmak mümkün olursa bu ilginç yazıları topluca yayımlamaya çalışacağım.

  • |

    Gökova Rehberi Hakkında

    Sevgili Deniz Boro’yla Vira Demir hakkında konuşurken, Naviga dergisinin Vira Demir’den alıntılarla hazırladığı ve dergi eki olarak verdiği (2017) Gökova Rehberi’ne bakıp değerlendirme sözü vermiştim, yazı onun e-postası (21 Ağustos 2017).

    (…)

    Naviga dergisi eki olarak verilen Gökova Rehberi‘ne genel olarak baktım ve kabaca gördüklerimi/önerilerimi şöyle sıralayabilirim:

    ●Sadun abinin kullanımları/yazdıkları zorunluluk olmadıkça, keyfi olarak değiştirilmemeli. Örneğin Açıklamalar bölümünde (s.7) Vira Demir’de “çapa” olan terim “çıpa” diye değiştirilmiş ki yanlış hatırlamıyorsam Sadun abi diğer kitaplarında da çapa diye kullandı.

    Yine aynı sayfada yer alan “Fenerlerin son durumu ve koordinatları, yeni konan ve değiştirilen fenerler ‘Askeri Deniz Yasak Sahalar’ ve ‘Dalışa Yasak Sahalar’ SHOD tarafından kontrol edilmiştir.” ifadesi hatalı/sakıncalı bir ifade ve Vira Demir’deki cümleyle ilgisi yok. Özel bir kitaba SHOD böyle bir hizmet vermez/veremez ve böyle bir sorumluluk almaz/alamaz. Bu kitabı yazanlara/hazırlayanlara düşer ki Vira Demir’deki cümle de bunu (hangi kaynakların esas alındığını) anlatır.

    ….

  • Amatör Denizcilerin Açık Denizlerdeki Uzun Yolculukları Üzerine

    Teoman Arsay

    Derin sulardaki her uzun yolculuk, önce bir psikolojik olaydır. Kişi kendisini yepyeni bir ortamda tanıyacaktır. Bu nedenle de yolculuğa, özellikle teknik açıdan, iyi hazırlanmış olmak esastır.

    Bir yelkenli teknenin markası, yapı malzemesi, boyu posu o kadar da önemli değildir, önemli olan zayıf noktalarının önceden iyi bilinir olmasıdır. Örneğin dümeni destekli (skeg var mı?) midir değil midir (pala dümen mi)? Arması, çarmıhları ve yelkenleri planlanan yolculuğa uygun mudur? Denizciler arasında söylendiği gibi Akdeniz armalı mıdır yoksa bodur armalı mıdır, kısacası arması göreceli yüksek midir, alçak mıdır? Bilmek gerekir ki örneğin bir okyanus geçişinde veya sert rüzgârlı bölgelerde aranan arma, daima biraz alçak olur.