|

Terimlerin Peşinde…

Kropi Yayınları’ndan denizcilikle ilgili kitaplar yayımlamaya başladığımızda Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü basılınca (Ian Dear&Peter Kemp, çev. Orkun Soyer, Kropi Yay. 2000) kitabın tanınır bilinir olması amacıyla Yachting World dergisinin okuyucu mektuplarına bir not yazmıştım (Mart, 2000). Bu not sonrası başlayan ve genişleyen tartışma/eleştiri Açık Radyo/Açık Deniz programında Beysun Gökçin’le denizcilik dili üzerine bir söyleşi yapmaya kadar gitti. Belirtmem gerekir ki bu tür sorgulamaların/tartışmaların çok faydası var; çünkü birbiri yerine kullanılan birçok terimin aslında farklı anlamları olduğunu/farklarını öğrenmek, yeni ve daha doğru tanımlar yapmak, eskiden yapılan hatalı kullanımları düzeltmek ancak böyle mümkün olabilir. Ancak tartışma had bildirmeye/atışmaya dönüşünce  aslında çok şey öğrenebileceğiniz insanlarla da konuşma/tartışma ortamı yok oluyor maalesef.

Denizcilik diliyle ilgili tartışmalarda dikkatimi çeken iki temel soru/n vardı. İlki “literatür bilgisi” olmadan sanki her şey biliniyormuş rahatlığıyla yazı yazılması/cevap verilmesi iken diğeri  çok az sayıda örnekle genelleme yapılabilmesiydi. Sıradışı ya da az bildiğimiz kullanımlar hakkında konuşurken/yazışırken “bunca yıldır denizlerdeyim öyle bir kullanım duymadım, bilmiyorum” tepkisiyle sıklıkla karşılaştım. Oysa yazılardaki örneklerde görüleceği gibi “duymadım ya da yanlış” denilen terimler/kullanımlar kaynak kitaplarda, sözlüklerde yer alabiliyor. Bir terimin kullanımı konuşma dilinde doğru/yanlış/iddia… ölçüsü olabilirken yazı dilinde sadece bir veridir. Yazı dili nesnellik, bilimsellik ister, argümanları farklıdır, mutabakat arar. Sözlüklerin görevi dildeki bütün anlamları kayda geçirmektir. Literatürü sözlük yönünden zenginleştirebilmek için sözlük yayımlamaya (iki sözlük yayımlayabildik) ya da her kitaba kısa da olsa bir sözlük eklemeye çalıştık. Mustafa Pultar  hocamızın hazırladığı ve yayıncısına (İş Bankası Yay.) teslim ettiği denizcilik sözlüğü yayımlanırsa önemli bir eksiklik giderilmiş olacak.

(Not: Doğrusu polemik/tartışma  yazılarını birlikte yayımlamaktır ama aşağıdaki yazılarda karşı tarafın yazdıklarına yer veremedim.)

(Ekim 2021)


Yazılar:

→Yanlış Olduğuna Emin misiniz? Yachting World, Nisan 2000.

→Zuhal Atasoy’a Zorunlu Bir Cevap, Yachting World, Mayıs 2000.

→Necati Zincirkıran’a Gerekli Bir Cevap, Yachting World, Temmuz 2000.

→Açık Radyo/Açık Deniz programı, Beysun Gökçin’le Denizcilik Dili üzerine söyleşi, Eylül 2000 (bant çözümü halledilebilirse özeti yayımlanacak)


Yanlış Olduğuna Emin misiniz?

Geçen sayıda “Okur Mektupları”nda Tuğrul Tekbulut’un sorularına verdiği cevapta Necati Zincirkıran, Sadun Boro’nun kullandığı “ıskotayı fora etmek” deyiminin “tamamen yanlış” olduğunu, “doğru olan”ın ıskotanın laçka veya lava edilmesi olduğunu belirtiyor.

Geçen ay yayımladığımız “Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü”nde (Kropi Yayınları, 2000) “laşka”nın (“laçka”yı değil “laşka”yı tercih ettik) sözlükteki üç anlamından biri olan “ıskotaların tamamen boşlanması”nın karşılığı olarak “laşka/fora etmek” maddesini kullandık.

Yelkenlerin ayarlanması için lava ıskota/laşka iskota kullanımı daha doğrudur (örneğin bkz. Lütfü Gürçay, Gemici Dili, İst. 1943). Ama ıskotaların tamamen boşlanması, yani yelkenlerin rüzgârda bir bayrak gibi yapraklayacak pozisyona gelmesi için “fora etmek” kullanılabilir.

Genel anlamıyla fora “bir yere bağlanmış veya donatılmış bir halat veya düzeneğin (yelken, tente) çözülmesi veya dağılması anlamına gelen bir emirdir.” Bu nedenle ıskotaların tamamen boşlanması (yani fora halat) anlamındaki kullanımın yanlış olmadığı düşüncesindeyim.

Sezar Atmaca, Yachting World, Okur Mektupları, Nisan 2000.


Zuhal Atasoy’a Zorunlu Bir Cevap

Geçen sayıda (Yachting World, Nisan 2000) Zuhâl Atasoy “kavramların karşılığını bilen” biri olarak “kursakta kalmak” “çileden çıkartmak” “zehir etmek” “yeterli bulmamak” “hatalı yazılar yazmak” “başlarını sallamak”la bezediği yazısında “asla karalamadan” Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü”nü de “irdelemiş”.

Hiçbir nesnel eleştiri ölçütüne sığmayan, böylesine kişisel yargılara dayalı bir yazıya en iyi cevabı trajikomik bir şekilde yine Atasoy’un örnekleri veriyor. Gülümseyerek okuduğım “Türk Denizcilik Dili Kurumu oluşturulsun” türü önerilerine ise değinmeyeceğim.

Bernard Lewis “18. Yüzyılın sonuna doğru Avrupalıların 21 sözlüğünün yanı sıra Arapça, Farsça, Türkçe bilgisi üzerine 95 kitap yayımladıklarını, buna karşılık Arap, İranlı, ve Türk’ün kullanabileceği elyazması ya da basılı herhangi bir Avrupa dilinde tek bir dilbilgisi kitabı ya da sözlük olmadığını” yazıyor. Durumun bizim için yüzyılın başında da değişmediğini Süleyman Nutki (Nutku) Osmanlıca basılan denizcilik sözlükleri, Istılahat-ı Bahriye (1903) ve Kamus-ı Bahri’nin (1917) önsözünde şöyle belirtiyor: “Osmanlı lisanının şivesi ve ahenk-i telaffuzu bahriyemizin (denizcilik terimlerinin) me’huzu (kaynağı olan Avrupa lisanlarına muhalif ve imlamız gayr-i mazbuttur (düznesizdir) resmi bir lügatçemiz dahi mevcut olmadığından, eslene-i ecnebiyeden (yabancı dillerden) alınıp, şimdiye kadar istismal edilmekte (kullanılmakta) olan kelimat-ı muharrefenin (uyarlanmış kelimelerin) asıl ve istikakları da (türetilenleri) kaybolmuştur.”

Kropi Yayınları’nı kurarken, denizciliğe ve yatçılığa yönelik konularda eksikliği duyulan ve alanı zenginleştirici yayınlar yapmak istiyorduk. Çeviriye dayansalar da, özgün bir çalışma gibi sunulan, kaynak belirtmeyen çalışmalara bir yenisini eklemek yerine tüm handikaplarına rağmen, çeviri için alanı zenginleştirecek iyi bir sözlük (Oxford) seçmekte tereddüt etmedik. Yani eleştirilerle değil, sorunla uğraşmayı seçtik.

Çevirmen olarak da genç milli yelkencimizi; 1990 Akdeniz Olimpiyatları’na katılan, yarıştığı sınıflarda dünya klasmanında çok iyi dereceleri olan 200 kere milli olmuş ve olmaya devam eden, iki dil bilen Orkun Soyer’i seçtik.

Orkun Soyer yurtdışında yarışta olduğu için sözlüğün ilk baskısına koyulamayan (ikinci baskıya girecek) önsözünde çevirideki zorlukları belirttikten sonra derdimizi gayet iyi anlatıyordu: “…Bu çalışmanın amacı böyle bir eksikliği gidermekten çok, bu eksikliğin giderilmesine önayak olmak ve yabancı yayınların okunabilmesine yardımcı olmaktır.” “…Türkçeden Türkçe’ye olan kısım İngilizce bir kitap kaynak alındığında tam bir Türkçe terimler sözlüğü olarak düşünülmemelidir.”

Şüphesiz denize sırtını dönmüş, deniz kültürünün yerleşmediği bir ülkede böyle bir çalışmanın eksik, tartışılır yanları, anlatım zaafları olabilir. Bunların pek çok açılımlarıyla konuşulmasını, tartışılmasını hem gerekli, hem de zenginleştirici sayıyoruz. Ancak böyle bir tartışma zemininin oluşabilmesi için üslûp çok önemelidir. Üslûp kişisel değil nesnel, karalayıcı (tenkit edici) değil eleştirel olmalıdır. Kişisel kanaatlerinizi, kabul görmüş genel doğrular gibi sunarsanız, tartışma kolaylıkla eleştiri zemininden atışma, üstünlük kurma zeminine kayabilir. Kimsenin anlayamayacağı yığınla çam devirebileceğiniz bir ülkede “benim dediğim doğrudur” gibi kestirme hükümlere teşne, referanssız, karalayıcı bir dil yerine yapıcı, eleştirel, nesnel bir dil bu zemini geliştirir, zenginleştirir.

Aralık 1999’da derginizin eki olarak verilen “Beş Dilde Denizcilik Terimleri Kılavuzu” kişisel-nesnel ayrımına güzel bir örnek. Atasoy Türkçe bölümünü kendisinin hazırladığını, diğer dört dili Barbara Webb’in kitabından aldığını belirtiyor. Oysa Webb’in kitabı geliştirilmiş olarak 1995’ten beri Türkçe ve Yunanca eklenmesiyle Yachtsman Ten Language Dictionary (Türkçe bölümü çevirisi Ahmet Muhittin Öney ve Hasan Kaçmaz) olarak basılıyor. Kitap Türkiye’de de epeyce tanıtıldı ve ithal edilerek satıldı (Hatta yayıncısı A. Coles Nautical tarafından Yayınları’na önerildi!). Kişisel olarak bunu bilmeyebilirsiniz, ama dergi eki olarak veriyorsanız (üstelik her hakkı mahfuz!) bilmek zorundasınız. Yani biraz nesnellik, örneğin burada hukuk bilgisi. Ayrıntısına burada giremeyeceğim; Öney/Kaçmaz ve Atasoy’un çevirileri arasındaki farklar işin güçlüğünü de gösteriyor.

Atasoy eleştirisine sözlüğü inceleyince “yeni bilgiler edinme” hevesinin kursağında kaldığını belirterek başlıyor. Oysa sözlüğün en önemli özelliklerinden biri Türkiye’de hiç yayımlanmamış yeni bilgiler sunması. Geçen sayıda Atasoy’un bir bölge adı olan “Kükreyen Kırklar”ı açıklarken bu adın “bölgede sürekli 40 knot ve üzeri esen rüzgârlardan” dolayı verildiğini belirtiyor. Oysa sözlüğü okursanız bu adın rüzgârın süratinden değil, bulunulan enlemlerden (40-50 enlemler arası) dolayı verildiğini anlayabilirsiniz.

Atasoy, TÜBİTAK’ın “Tekneler” kitabını tanıtırken (Yachting Word Türkiye Temmuz 1999), “hep merak ettiği” hız olarak knot’ın kökenini bu kitaptan öğrendiğini sevinerek yazıyordu. Umarım yine sevinir: Diğer yüzlerce madde gibi knot’un kökeni hakkında daha ayrıntılı bir açıklama sözlükte yer alıyor.

Temel kaynakların çoğalması, denizcilik dilinin gelişmesine, zenginleşmesine, kişisel yargılardan uzaklaşmasına ortam hazırlar.

Atasoy irdelemelerine verdiği tek örnekte alarganın sözlükteki yazılışının kendisi için bir “anlam ifade etmediğini” söylüyor, “karşılığını bildiği için” maddenin nasıl yazılabileceğini “gösteriyor”. Oysa Atasoy’un “bildiğinin” ve “gösterdiğinin” aksine teknenin alargada demirli olması gerekmez. İtalyanca “largo”dan gelen ve “açıkta” demek olan alarga teknenin sahilden açıkta bulunması, yatmasıdır. Tekne demirli olabilir de, olmayabilir de. Alarga bir durum bir haldir; Atasoy’un dediği gibi teknenin demirli olduğu yer değildir. Atasoy anlamları farklı -kimi alargayla ilgisi olmayan- altı İngilizce kelimeyi alarga olarak aktarıyor. Örneğin alargaya çıkmak ve açık alarganın anlamları ve karşılıkları farklıdır. Hepsinin anlamları farklı, ama olsun hepsi alarga! Tabii böyle yaklaşırsanız sözlükteki İngilizce-Türkçe indeksi “yeterli bulmazsınız”. Sözlükte sadece orijinal metindeki kelimelerin karşılığı var. Ayrıntı dilin zenginliğidir. Toptancı yaklaşımlar dili zenginleştirmez.

Bin 500 maddelik bir sözlükte alarga vb. birçok madde daha anlaşılır şekilde anlatılabilir, anlatılmalıdır. Bunları düzeltmek de görevimiz. Örneğin sözlükte kullandığımız “Alarga (afloat): Yüzer halde” yerine “teknenin açıkta olduğunu ifade eder” denebilirdi.

Atasoy’un sözlüğe yardım eden kişiler için kullandığı “başlarını sallamakla yetinmişler” lafı da pek hoş değil, gene kişisel. Bir sohbette söylediğim “keşke daha sıkı eleştirilseydik” mealindeki bir temenninin teşekkür borçlu olduğumuz insanlara karşı sohbette olmayan biri tarafından bu şekle dönüştürülmesi bizi üzdü. Kimse “başını sallamadı”, herkes gücü, vakti, isteği, niyeti oranında yardım etti. Hepsine teşekkür borçluyuz.

Sezar Atmaca, Yachting World, Okur Mektupları, Mayıs 2000.


Necati Zincirkıran’a Gerekli Bir Cevap

Bir tartışma olur umuduyla Necati Zincirkıran’ın bir okuyucu mektubuna verdiği cevaba (Yachting World, Mart 2000) bir not yazmıştım. Notta Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü’nde (Kropi Yay.) ıskotaların “tamamen” boşlanması için (ayarlanması için değil) laşkadan başka “fora etmek” terimini de kullandığımızı bunun da yanlış olmadığını belirtmiştim. Hâlâ da aynı düşüncedeyim. Fora edilecek nesne belirtilmek kaydıyla denizcilikte birçok şey için “fora” emri verilir. Örneğin halat, kürek, tente, sancak, yelken (gabya, flok…), manivela, mürsele, bosa, palanga, tirenti…

Zincirkıran’ın bunun külliyen yanlış olduğunu belirttiği “Türk denizcilik terimlerinin kökeni” (YW, Haziran 2000) başlıklı, daha çok kendi “kökenini” anlattığı yazısı bu ülkede herhangi bir şeyi tartışabilmenin güçlüğünü bir kez daha gösterdi.

Zincirkıran “Eğer Sezar Atmaca bana telefon edip –ki kolaylıkla ulaşabilirdi- sorsaydı kendisine doğru bilgiyi verirdim” diyor. Önce bir yanlışı düzelteyim. Ben size soru sormadım. Bu kullanımın “yanlış olmadığı düşüncesindeyim” diye yazdım. Yachting World editörlerinin koyduğu yazı başlığını yayımlandıktan sonra gördüm. Niyetim farklı bir kullanımı belirtmekti.

“Tabii böyle bir yanlışı Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü gibi iddialı bir kitap yayımlayan biri yapıyorsa, doğrusu o sözlüğün içeriğinden de kuşku edilir” diye Zincirkıran “hiç görmediği” 1500 maddelik bir sözlüğü bu vesileyle karalıyor. İlgilisi için belirteyim iki sıkı İngiliz denizcinin yazdığı –milli yelkencimiz Orkun Soyer’in çevirdiği- Türkçe madde katkılarıyla zenginleştirmeye çalıştığımız 1500 maddelik bu sözlük An A/Z of Sailing Terms’ün (Oxford Yayınları) Türkçe çevirisidir!

Zincirkıran’ın satırlarındaki ruh halini anlamak mümkün de böylesine kestirme, toptancı hükümlerle nereye varılır? Örneğin Yachting World’ün geçen sayısında (Haziran 2000) çapı 12.7 cm.den –hatta 25.4 cm.den- büyük ipleri halat kabul eden (doğrusu çevresi 1 burgatadan -2.54 cm.- büyük ipler), başlığı da “ipler hakkında bilmek istediğiniz her şey” olan (denizciler halatı tercih eder) bir yazı vardı. Şimdi bu bilgilerden yola çıkarak “doğrusu o derginin içeriğinden de kuşku edilir” diyen ve bunu da binlerce kişinin okuduğu bir dergide yapan biri onca emeğe haksızlık, saygısızlık etmiş olmaz mı? Önce karalayıp sonra da “Ancak bizim anlayışımız denizcilik üzerine verilen her eseri saygıyla karşılamak ve destek vermektir” derse ne kadar inandırıcı olur?

Gelelim “icat edildiği” “galat olduğu”, gemici dilini de bilen kişilerin kitaplarına “bakılsa ‘laşka’ diye bir deyim bulunmaz” denilen “laşka/laçka” meselesine (laşka bir deyim değil, terimdir). “TDK sözlüğüne baksalardı doğrusunun laçka olduğunu göreceklerdi. Onlar L. Gürçay’ın ‘Gemici Dili’ kitabının (1943) tesiri altında kalmışlar” diyor Zincirkıran. Şüphesiz öyle yapsak işimiz çok kolaydı. Sözlük için ağırlıkla faydalandığımız eserleri kitabın önsözünde belirtmiştim. Doğrusunun “laçka” olduğu söylenen yazıda Kamus-ı Türki, The Lingua Franca gibi kaynaklar da zikrediyor ve örneğin Y. Süygen gibi “uzun yıllar denizcilik yapmış iyi İngilizce ve Türk gemici dilini de bilen kişilerin eserlerine bakılsa ‘laşka’ diye bir deyim bulunmaz” deniliyor. Ama galiba onlara da pek bakılmamış. Örneğin Süygen’in Kaptanın Kılavuzu (1983) sayfa 165’te “laşka etmek “ olarak geçiyor.

Terim geçen yüzyılda yazılan kitaplarda “laşka” olarak geçiyor. Venedik İtalyanlarından ve konuşma dilinden geçen bu sözcük muhtemelen dilimize girdiği zamandan beri yüzyıllardır böyle kullanılıyor. TDK sözlüğünü hazırlayanlar arasında yer alan Yeditepe Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölüm başkanı Dil profesörü Talat Tekin’e göre de “Venedik İtalyanlarının veya bize aktaran etnik grubun telaffuzu ile sözlüklere geçmiş olabilir.”

Kamus-ı Türki (Ş.Sami, 1899), Lehçe-i Osmani (A.Vefik Paşa, 1876), A Turkish and English Lexicon (kendisi de iyi bir denizci olan J.W. Redhouse, 1890) gibi önemli kaynaklarda terim sadece “laşka” olarak geçiyor. Sözlüğü hazırlarken faydalandığımız The Lingua Franca in the Levant (Tietze, Kahane, 1988) gibi daha birçok kaynak da her iki kullanımı birlikte veriyor. Örneğin TDK Derleme Sözlüğü (12 cilt, 1993), Ansiklopedik Sözlük (İ.A. Gövsa, 5 cilt, 1954), MEB Türkçe Sözlüğü (4 cilt, 1996), İTÜ Gemicilik Notları (S. Çağatay-R. Sarıalp, 1984), Meydan Larousse

Terim amiral adaylarının yetiştirildiği askeri okullarda okutulan veya askeri kaynaklı kitapların çoğunda da sadece “laşka” olarak geçiyor. Örneğin Kamus-ı Bahri (Bnb. S. Nutki, 1917), Gemici Dili (Bnb. L. Gürçay, 1943), Gemicilik Kitabı  (Yzb. H. Dağada, 1939), Gemicilik Kitabı 1 (Yb. S. Burak, 1942), Gemicilik Sözlüğü (Alb. B. Seri, 1967), Gemici Dili (Alb. M. Zaloğlu, 1988).

Yazı boyunca belirtmeye çalıştığım gibi kaynaklarda ağırlıkla “laşka” olarak geçtiği için Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü’nde “laşka”yı tercih ettik. Ancak sözlükte terimlerin farklı kullanımını madde başlıklarında belirtmeye çalıştık. Bu mantığa göre de laşka/laçka şeklinde vermemiz daha doğru olurdu. Yachting World’ün Mayıs 2000 sayısında yayımlanan “Zuhal Atasoy’a zorunlu bir cevap”ta da S. Nutki’nin (1917) satırlarını aktararak denizcilik/yatçılık’ın bu tür tartışmalara olan ihtiyacını vurgulamaya çalışmış “bir tartışma zemininin oluşabilmesi için üslubun kişisel değil nesnel, karalayıcı değil eleştirel olmasını” böyle bir anlayışın denizcilik ufkunun gelişmesine, zenginleşmesine katkıda bulunabileceğini belirtmiştim.

Eklemem gerekiyor ki yazılarda kullanılan dildeki “kesinlikten” çok “ben bilirim tavrı” da açık uçlu tartışmalar yapabilmenin önünde ciddi bir engel. Birbirini tanıyan insanların arasındaki dille (sohbet, ilişki, yazışma vb.) başka insanlara yazı/yayın yoluyla ulaşma dili farklıdır. Örneğin Zincirkıran ya da bir başkası “kalama” kullanıyor diye terimin doğrusu bu olmaz. Konuşma dilinde bu bir doğru/yanlış/iddia… vb. ölçüsü olabilirken yazı dilinde sadece bir veridir. Yazı dili nesnellik, bilimsellik ister, argümanları farklıdır, mutabakat arar. Bunun dışındaki yöntem ve sonuçlarda anlaşabilmek, derdini anlatabilmek, tartışabilmek çok güç. Daha fazla bu güçlüğün içinde de yer almak istemiyorum.

Kropi Yayınları olarak alanı zenginleştireceğini bildiğimiz bir kitap çevirdik. Bunun konuların daha derin tanınmasına, tartışılmasına yol açacağını umuyor, Yachting World okurlarından sözlükle ilgili eleştirilerini bize ulaştırmalarını bekliyoruz.

Sezar Atmaca, Yachting World, Okur Mektupları, Temmuz 2000.

Similar Posts

  • Eski Denizcilik Dergileri Dizini II: Av ve Deniz (Eylül 1945-Nisan 1948)

    “Memleketimizde Amatör Yelkencilik Nasıl Başladı?”

     Sezar Atmaca

    “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” Serisi Hakkında” yazısında söz ettiğimiz dergilerden biri olan Av ve Deniz dergisi (Eylül 1945-Nisan 1948) 18 sayı yayımlanır, ancak dört sayısına henüz ulaşamadım (sayı: 7, 15, 16, 17). 30 Eylül 1945 tarihli ilk sayı künyesine göre dergi “av, deniz, balıkçılık, binicilik, dağcılık, otomobil, tayyarecilik sporlarından, turizm, bahçe ziraati ve amatör fotoğrafçılıktan” söz edecektir.
    İlk sayıda Önsöz’de Turhan Tamerler derginin çıkış hikâyesini anlatır. (…)
    Dergi yazıları ağırlıkla derginin adı gibi avcılık (kara avcılığı ve balıkçılık) ve denizcilikle ilgilidir ki bu durum kapak görsellerine de yansır: yayımladığımız sayılardan üçünün kapağı denizcilikle, kalanı avcılıkla ilgilidir.
    Kara avcılığının da denizcilik/yelkencilik gibi bir spor sayılması, avcılıkla/denizciliğin birlikte anılması o yıllar için sıradan bir durumdur. Çünkü dönem … özellikle kara avcılığının başlıca amatör spor kabul edildiği, en kolay ve ekonomik ulaşım yolunun denizyolu olduğu, avcıların sulak alanlarda avlanmak veya av sahalarına ulaşmak için tekne kullandığı yıllardır. Dolayısıyla avcılık (özellikle kara avcılığı) amatör denizciler arasında da popülerdir. Sembol isimlerden biri, (…) “Çulluk Sait” lakaplı, İYK/İstanbul Yelken Kulübü’nün kurucularından ve 1957-60 arasında TYF/Türkiye Yelken Federasyonu başkanlığını yapmış olan Sait Selâhattin Cihanoğlu’dur.

    “…Yatçılık bir zevk ve sefa alemi değildir. Yachting ada ile Moda arasında pupa yelken, güvertede sırt üstü yatmak ve dostlarla sohbet etmek manasına gelmez.”, (Sayı 1, Eylül 1945), ya da“… Marmara Adası’na kadar gidip gelmek 140/150 milin içindedir. Av ve Deniz mecmuası böyle bir yarış açtı. Kimse rağbet etmedi.”(Sayı 11, Ekim 1946), diyen Fikret Bayraktaroğlu’nun eleştirileri gibi o yılların denizciliği hakkında fikir verecek birçok yazı dergide yer alır. Örneğin Sadun Boro’nun Bir Hayalin Peşinde (Ege Yayınları, 2004) kitabında tanıttığı ve “onun yardımı ile ben de yazı ve yayın hayatına … başlamış oldum” dediği Bahriyeli Ali Rıza Seyfi’nin (Dayıbey) amatör denizciliğe, amatör yelkenciliğe ait hatıralarını aktardığı “Memleketimizde Amatör Yelkencilik Nasıl Başladı?” (Sayı 14, Mayıs 1947) başlıklı yazı serisinin ilk yazısı da bunlardan biridir. Amatör-sportif denizcilik tarihinden söz eden ilk yazılardan biri olan bu önemli makaleyi de tarayarak dizinin sonuna ekledim.
    Av ve Deniz dergisinin içindekiler görselini ve altına da bizi ilgilendireceğini düşündüğüm makalelerin dizinini verip, bazı makalelerin yanına parantez içinde kısa açıklamalar ekledim.

  • MAT Yatının Atlantik Gezisi

    Yılın her zamanında seyirde görebileceğiniz Teoman (Arsay) abimizin teknesi MAT’ın Karadeniz’den Kızıldeniz’e, oradan Atlantik’e “kayıtlı” yaklaşık 200 bin mil seyri, seyirler boyunca biriktirdiği onlarca anısı, denizciliğe ilişkin sayısız bilgisi/deneyimi var.

    MAT’ın uzun seyirlerinden biri olan, 16 Eylül 2002’de başlayan Atlantik gezisi Yelken Dünyası dergisinde “MAT Yatının Atlantik Seferi” üst başlığıyla bölümler halinde yayımlanmıştı (2002-2003). Dokuz ay süren 12 892 millik Atlantik gezisinin fotoğraflar, çizimler ve metin elden geçirilerek tek bölüm haline getirilen seyri “MAT Yatının Atlantik Gezisi” başlığıyla toplu halde ilk kez okuruyla buluşuyor. Teoman abinin seyir notlarına/gözlemlerine toplumsal gidişatımız/geçmişimiz ve amatör denizcilik üzerine düşünceleri de eşlik ediyor. Keyifli okumalar…

  • Kader’in Kadersizliği Devam Edecek mi?

    Yelkenli teknesiyle Filipinler’e gitmek üzere coşkulu bir kalabalık tarafından yaklaşık 70 yıl önce, 21 Ekim 1951’de İstanbul/Dolmabahçe’den uğurlanan, ancak “liman müruriyesi (geçiş müsadesi) ile sağlık patentesi” işlemlerini yerine getirmediği gerekçesiyle İzmir Liman İdaresi’nce seferden alıkonan Sinan Everest’in hikâyesini ve mücadelesini ilk kez iki usta denizci Teoman Arsay ve Necati Zincirkıran’ın kaleminden Yelken Dünyası Aralık 2005 sayısında okumuştum.[1]

    Denizciliğimizin gelişiminden/yapısal sorunlarından ilginç kesitler sunan, “Denizcilik tarihimizde ilk defa girişilen bir teşebbüs olması ve yarıda kalmak bahtsızlığına uğraması…” ile bilinen bu ilginç hikâyeyi “Denizcinin Günlüğü, 2006”da da özetleyerek aktarmıştım.[2]

    Beden Terbiyesi’nin sponsorluğunda Harun Ülman’a yaptırılan tekneye bir başka kamu otoritesinin izin vermemesini garip bulsam da nedenleri hakkında o günlerde başkaca bir kaynak bulamamıştım.

    Denizcilikle ilgili eski dergileri/kaynakları tararken Sinan Everest’in, tekneyi yapan Harun Ülman’ın ve konuya ilişkin tartışmalara taraf olmuş kimi denizcilerin kaleminden çıkmış bu olayla ilgili ayrıntılara ulaşınca hikâyeyi yeniden ele almaya karar verdim.

  • Sarıyer Belediyesi Yeşil Martı Dergisi

    Denizcinin Günlüğü (ADF Yayınları, 2006-2010) serisini kaynak olarak kullanma izni isteyen bir arkadaşım Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin Ocak 2018 sayısının pdf dosyasını gönderip, değerlendirmemi istemişti. Ancak dergide Denizcinin Günlüğü’nden çok alıntı olmasına rağmen bunun gerektiği gibi belirtilmediğini gördüm, yol açabileceği sorunları kendisine ilettim. Ayrıca derginin denizcilikle ilgili kısımlarında gördüğüm eksiklikleri/yanlışları yazdım.

    Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin 8. sayısının (Ocak 2018) denizcilikle ilgili kısımlarını inceledim. “Olay denizde geçiyor” ama çok çapariz var. Geçen sene Şubat’taki Boat Show’da aldığım ilk sayısında da denizcilikle ilgili yazılarda epey hata ve kaynak göstermeme durumu vardı, “ilk sayıdır olur” demiştim ama sonraki sayıları görmedim. Derginin hazırlanmasında kullanılacak eserlerden/kaynaklardan nasıl faydalanılabileceğinin bilinmesi gerekir. Kullanılan/faydalanılan kaynakları belirtme kimsenin ihtiyarına/keyfine kalmış bir konu değildir. Kanunun (5846) gereğini bir tarafa bıraktık öncelikle emeğe saygı gösterilmesi esastır, faydalanılan kaynaklar yağmalanacak kamu malı değildir. Faydalanılan kaynakların belirtilmesi etik olduğu kadar hazırlayanın ne tür kaynaklardan faydalandığını (ör. kaynak değeri var mı?) gösterdiği için de önemlidir. Üzülerek görüyorum ki böyle bir hassasiyet sekizinci sayıda da oluşmamış…

  • Denizcilik Terimlerinden Argoya Geçen Söz Varlığı

    “Denizci argosu, denizcilik dili gibi ağırlıkla denizcilikle uğraşanların kullandığı, kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerden oluşan özel bir dildir. Hulki Aktunç, Büyük Argo Sözlüğü’nde denizcilik argosunun bir ‘alan argosu’ olduğunu belirtir ve alan argosunu özetle ‘yaşama ortam ve biçimleri birbirine yakın kişilerce yaratılıp benimsenmiş sözcükler, deyimler bütünü; bu sözcükler bütününe dayalı konuşma biçimi’ olarak tanımlar ve ekler: ‘Kimi alan argoları, azınlık dillerine ve çevre dillerine özel bir yakınlık gösterir: Örneğin denizci argosu ile İtalyancanın, Lingua Franca’nın ilişkileri gibi… Alan argoları, özel ilişki içinde bulundukları dillerden alınan sözcük ve deyimleri genel argoya taşır.’”
    Denizcilikte ve özellikle deniz ticaretinde yaşanan ekonomik-teknolojik gelişmeler nedeniyle çektirme, kabasorta veya randa armalı brik, brigantin gibi yelkenli teknelerin bu dilin taşıyıcısı denizcilerle birlikte giderek denizlerden çekilmesi, daha çok bu tekneler zamanında kullanılan denizci argosunun kitap sayfalarında kalmasına yol açmıştır.

    Dr. Öğretim Üyesi Zahide Parlar’ın yirmi sekiz sayfalık araştırma makalesi denizcilik terimlerinde argonun izini süren ve bu konuda bizlere derli-toplu bir değerlendirme sunan değerli bir çalışma. Misalli Büyük Türkçe Sözlük ile Büyük Argo Sözlüğü’nü (Hulki Aktunç) denizcilik terimleri bakımından tarayan yazar, “Giriş” yazısında makalesinin amacını şöyle özetlemiş: “…argoda kullanılan denizcilik terimlerini derlemek ve denizcilik terimlerinin argoya nasıl yansıdığının ve argoda nasıl bir kavram alanına sahip olduğunu” tesbit etmek.
    Bu değerli makalenin denizciningunlugu.org’da yayımlanmasına izin verdikleri için sayın Dr. Öğr. Üyesi Zahide Parlar ve AVRASYA Uluslararası Araştırmalar Dergisi’ne teşekkürlerimizle…

  • |

    Denize Su Taşımak

    Naviga dergisinde üç ay boyunca (Mayıs, Haziran, Temmuz 2005) yayımlanan Yücel Köyağasıoğlu’nun, “Tekne Tipleri” yazı dizisinde verilen kimi bilgilerin, referans olarak gösterilen kaynaklarla dahi uyuşmaz ve özellikle eski kaynaklarla dahi çelişirken, kesin hüküm içeren bir dil kullanmanın sakıncalarını gözler önüne sererek daha açık uçlu tartışmalara zemin oluşturmak amacı ve düşüncesiyle yazılmıştı “Denize Su Taşımak”. “Yoruma açık, tartışmaya açık, yanlış bildiğimiz ya da kullandığımız konuları ve terimleri ortaya döküp, sağırlar diyaloğuna çevirmeden tartışabilirsek, denizcilik kültürünün zenginleşmesine bir nebze de olsa katkımız olur umarım.” dileğiyle de bitirmiştim yazıyı. Gerek Köyağasıoğlu’nun soru/sorunlara değinmeyen, cevap bile sayılamayacak yazısı gerekse cevabımı ötelemeye çalışan derginin olumsuz tavrı nedeniyle tartışmayı sürdürmedim.
    (Not: Görsellerini ilettiğim fotoğrafların altyazıları Naviga dergisinde yanlış basılmıştır. Ekim 2005 sayısında yer alan Naviga’daki yazının ilk sayfasındaki çizim gulet değil, “velena yelkenli sefine”, üçüncü sayfadaki ise gulettir.)