Yelkencilik Geri Gidiyor

Harun Ülman


Av ve Deniz Sporları, 15 Eylül 1948 sayı: 2
Coşkun yolesi (Yacht Eylül 1967)
Ülman, katıldığı seyirde İtalya’da yanan (7 Ağustos 1951) Rüya yatında

***


Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları, sayı: 2, 15 Eylül 1948

Yelkencilik Geri Gidiyor

Harun Ülman

Son zamanlarda kotralarına kuvvetli motör koyma heveslileri pek çoğaldı. 25-30 beygir kuvvetindeki motörleri maldan bile saymıyorlar. Halbuki kotralarda motör “yardımcı” bir vasıta sayılırdı; şimdi ise yelken “yardımcı” vaziyete geçiyor.

İş bununla da kalmıyor; bakıyorsunuz güzel bir yelken havasında bir kotra bütün yelkenleri sarılı motörle seyrediyor. Bunun başlıca iki sebebi var: Birincisi tembellik “Şimdi uzun uzadıya kim yelken basacak” denip makine seyri tercih ediliyor. Zira marş düğmesine basar basmaz motör derhal harekete geçiyor. İkinci sebep de esasen iyi yelken kullanamıyanların yelkenden tam istifade edip arzu ettikleri gibi seyredememeleridir. Bu çeşit yelkenciler yelkene karşı pek samimiyet beslemeyenlerdir ve hiçbir zaman tam bir yelkenci olamazlar. Yelkenle seyrin zevkini tatmış olanlar, mecburi bir makine seyrinden sonra motör durdurulunca “Oh!” derler. Zira o patırtı insanı bayağı rahatsız eder.

Benim küçüklüğümde, bir kotraya motör koymak hiç akla gelmezdi; zaten böyle bir ihtiyaç da arzulanmazdı. Yelkenle şamandıraya gelinir, şamandıradan kalkılır, dar yerlerde manevra yapılır, Boğaza çıkılır vs. vs… Hep bunlar motörsüz yapılırdı. Şimdi ise birçok yelkenciler bu işleri motör sayesinde başarıyorlar. Bir yelkenci arkadaşımın tabirine göre “kotraların şerefi kalmadı.”

Bu vaziyet gösteriyor ki son seneler zarfında yelkencilik ileri gideceğine bilakis geri gitmiş. Amatör arkadaşlara tavsiye ederim, teknelerindeki motörü yok bilsinler ve esas itibariyle yelkenlerine güvensinler ve ona göre hareket etsinler. İyi bir tekne yelken altında ve iyi bir elde, her yerde kendisini kurtarır. Zaten iyi bir yelkenci için hiçbir makinede yelkendeki emniyet yoktur. Motör rüzgârsız havalarda bir yardımcı vasıta olarak kalmalıdır. En iyi denizcilerin de yelkencilikten yetiştiği unutulmamalıdır.

(Harun Ülman, Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları, sayı: 2, 15 Eylül 1948)

Bağlantılı yazı, bkz: “Yeni Bir Amatör-Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…”

Benzer Gönderiler

  • Sadun Boro’dan Bir Mektup Bir Yazı: Örnek Bir Yat Kulübü / Marina Ayrı, Barınak Ayrı

    Amatör denizciler yıllardır teknelerin barınabilmesi için daha basit ve ucuz çözüm arayışlarını sürdürüyor. Tekne barınmasını kolaylaştırıcı basit/ucuz çözüm arayışlarına yönelik Sadun Boro’nun kaleminden iki örnek yazı var ekte. İlkinde dünya turu sırasında (1966’da) gördüğü “Bir tekne sahibi olarak bir kulüpten daha ne kolaylık beklersiniz!” dediği örnek bir deniz kulübünü anlatıyor; diğerinde yıllar sonra (2008’de) “önemli olan barınmak” diyerek marina ile barınağın farkını/işlevini, teknelerin barınma sorununu vurguluyor.
    UAB, 2009 yılında yapılan 10. Ulaştırma Şurası’nda “200 adet balıkçı barınağının 55’inin kademeli olarak yat limanına dönüştürülmesi ya da kademeli olarak ortak kullanım modelinin oluşturulması” kararı aldıysa da, belirlenen hedefler ve gerçekleştirilme oranları amatör/sportif denizcilik açısından ümit verici olmadı. Örneğin bu modeli uygulayan barınaklarda fiyatlar neredeyse marinalarla yarışır düzeye ulaştı. Belediyelerce yapılan ya da işletilen marinalarda da durum farklı değil. (Güncel bir örnek: İstanbul’da İstmarin Tarabya Tekne Park’ta 2023’te 44.600 lira ödenen 9.10 metre boyundaki tekneden 2024 için istenen bedel: 238.800 lira). Kısacası teknelerin barınması için marinalar yanında basit/ucuz çözümlere, bunları sağlayacak yeni yapılanmalara/örgütlenmelere ihtiyaç gün geçtikçe artıyor, arayışlar sürüyor.

  • |

    Hedefi Olmayan Tekne…

    Eylül 2014’te yayımlanan Hedefi Olmayan Tekne. yazısı genel olarak amatör/sportif denizciliğin sorunlarını ele alsa da “özel olarak” ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu’nun “ faaliyet ve yönetim olarak başlangıçtaki fikri iddialarından uzaklaşmasını” dert edinen bir yazı. Amatör sportif denizciliği kültürel açıdan ve kurumsal yapı itibarıyla değerlendiren ve birbirini besleyen yazılar, zorunlu olarak da bazı yönlerden birbirinin tekrarı niteliğindedir.
    …. …. ….
    Sadun ve Oda Boro’nun (+ Miço), 10.5 metrelik Kısmet’le yaptıkları dünya turu (1965-1968) sonrası amatör/sportif denizciliğe yönelik toplumsal ilgi/heves doruk noktasına ulaşsa da bireylerin hevesini, merakını teşvik edip, gelişmesine yardımcı olacak bir kültür ve spor örgütlenmesi olmadığı için bu ilgi/heves zamanla kayboldu. Başka bir deyişle heves kırıldı, merak cezalandırıldı! Çünkü Türkiye, spor kültürünün değil, skor kültürünün geliştiği ve Avrupa’da spor yapma oranı en düşük ülkelerden biri. Spor dallarındaki çeşitlilik de kısıtlı. Batı ülkeleri, sporu, devletin düzenleyici, kollayıcı, teşvik edici etkisi altında, “sporun öznesi” kulüp/dernek/federasyon gibi merkezler eliyle yöneterek kitle sporunu, spor kültürünü geliştirirken, Türkiye, dünyada sporun devlet eliyle yönetildiği Kuzey Kore, Çin gibi birkaç ülkeden biri. Spor federasyonları kanunla değil yönetmelikle yönetiliyor, federasyonlar (ve seçimleri) siyasi etkilere çok açık. Buna devletin vatandaşa güvenmeyen, iknaya değil hizaya zorlayan zihniyeti ile kulüp ve federasyonların “demokratikleşmeye/paylaşmaya” değil, devlet gücüne /zihniyetine/mevzuata bel bağlayan/yaslanan zihniyeti de eklenince çaparizler çoğalıyor.

  • MAT Yatının Atlantik Gezisi

    Yılın her zamanında seyirde görebileceğiniz Teoman (Arsay) abimizin teknesi MAT’ın Karadeniz’den Kızıldeniz’e, oradan Atlantik’e “kayıtlı” yaklaşık 200 bin mil seyri, seyirler boyunca biriktirdiği onlarca anısı, denizciliğe ilişkin sayısız bilgisi/deneyimi var.

    MAT’ın uzun seyirlerinden biri olan, 16 Eylül 2002’de başlayan Atlantik gezisi Yelken Dünyası dergisinde “MAT Yatının Atlantik Seferi” üst başlığıyla bölümler halinde yayımlanmıştı (2002-2003). Dokuz ay süren 12 892 millik Atlantik gezisinin fotoğraflar, çizimler ve metin elden geçirilerek tek bölüm haline getirilen seyri “MAT Yatının Atlantik Gezisi” başlığıyla toplu halde ilk kez okuruyla buluşuyor. Teoman abinin seyir notlarına/gözlemlerine toplumsal gidişatımız/geçmişimiz ve amatör denizcilik üzerine düşünceleri de eşlik ediyor. Keyifli okumalar…

  • Biraz tekne, biraz seyir, biraz bakım, biraz yaşam

    Teoman Arsay abimiz yıllar önce denizciliğe yönelik ilginin artışı nedeniyle “amatör denizciler için seyir uyarıları/hatırlatmaları” diyebileceğim notları yazma ihtiyacı duymuştu.
    İlk defa yıllar önce Yelken Dünyası dergisinde “Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlığıyla maddeler halinde yayımlanan notlar “seyre
    çıkarken/yolda/seyirde/dönerken” nelere dikkat edilmesi gerektiğini, “genel uyarılar ve önerilerle” birlikte sıralıyordu.
    Teknik konular, seyir bilgisi, tekne kullanma/navigasyon ve motor uyarıları,
    emniyet/güvenlik kuralları, mevzuata/geleneklere ilişkin hatırlatmalar, teknede/seyirde
    davranış/nezaket kuralları ile denizcilik kültürüne de değinen maddeler kısa cümlelerle, öğütlerle, kimi zaman “denizden gelmeyeni denize atma” gibi aforizmalarla nelere dikkat
    edilmesi/uyulması gerektiğini deneyimli bir denizcinin gözünden özetliyordu.
    “Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlıklı yazının güncellenmiş bir versiyonu Ali Boratav’ın “Mavi Yolculuk Rehberi” kitabının 2. baskısında (Ege Yayınları,
    Mart 2021) yer aldı.
    Boratav yazıyı yeniden yayımlamak için “Hepimizin komodoru” Amatör Denizcilik
    Federasyonu eski başkanı Teoman Arsay’dan izin istediğini ve Arsay’ın notlarını gözden geçirip günümüzün gerektirdiği bazı eklemeler yaptığını aktarır ve “ Teoman Ağabey’in
    öğütlerinden her zaman, hepimize dersler var” diye de ekler.
    “Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlıklı maddeler halindeki bu notların “tek elle izbarço, bayrak katlama” çizimleriyle birlikte son güncellenmiş halini (22.08.2022)
    sunuyoruz. “Hepimizin komodoru”nun bilgelikle yazdıklarını teknede hatta gözönü dosyası
    olarak dümenbaşında/el altında bulundurup zaman zaman göz atmakta fayda var. Deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun, keyifli seyirler…

  • İstanbul Limanında Yacht’ların Seyri,

    Sunuş / Boğaz Akıntısında Yelken Seyri / Sezar Atmaca

    Motorlu tekne sayısının az olduğu, rüzgâr ve yelkenle yol alınan, yelkenli teknelerin Boğaz’da voltalar vurarak yükselmeye (tırmanmaya) çalıştığı, ters akıntılarla boğuştuğu yıllar…

    1930’lu-40’lı yıllarda Bebek-Beykoz, Moda-Beykoz git-gel yelken yarışları var. Hatta Yeşilköy’den yarışa katılacak tekneler birbirine eklenip römorköre yedeklenerek Bebek’e start mahalline ulaştırılıyor. Yatlar, Sarayburnu-Fındıklı hattının batısı hariç yelken seyri yapabiliyor. Ancak yat sayısı da, yarışan tekne sayısı da, sınıfı da hayli yetersiz. Örneğin 29 Ekim1945’te Moda-Beykoz-Moda arasında yapılan Barbaros Kupası yarışına sadece üç büyük tekne katılıyor : Yıldız, Esen ve Rüya. 10 Temmuz 1948’de yapılan Bebek-Beykoz-Bebek yarışına o zamanlar tek yarış sınıfı olan 11 şarpi katılıyor. 11 Temmuz 1950’de mevsimin ilk yelken yarışı olan Boğaziçi Kupası da aynı rotada yine şarpiler arasında yapılıyor…
    …
    Boğaz’da daha sık/çok yelken yapabilen eski denizciler bu seyre yatkın olsa da Boğaziçi yarışları/seyri ilk katılımcılar için zordur, özellikle akıntıların dilinden anlayan bir dümenci varsa seyirde çok çapariz yaşanmaz, hayli zorlanılsa da yarış/seyir selametle bitirilir. Gerçi boğazdaki yapılaşmanın (gökdelenler ya da blok halindeki binalar vb.) artık bölgesel rüzgârları, dolayısıyla yarışçıları etkilediği de biliniyor. Kıyıdan balık avlayanların oltalarından-kurşunlarından sakınılarak sürdürülen kıyıyla iç içe, göz göze keyifli bir yarıştır Boğaziçi yarışları.

    Günümüzde Boğaz’da yelken seyri yasak, yarışlar belirli günlerde boğaz trafiği kapatılarak yapılabiliyor. Sadece yarışlarda değil belirli günlerde de Boğaz’ın yelken seyrine açılmasını, bu amaçla daha çok kullanılmasını dileyelim.

  • |

    Moda Sandalı (Athar Beşpınar’la Söyleşi)

    Sunuş / Kullanımı Kolay Denizci Tekne Arayışları / Sezar Atmaca
    Denizciliği gelişmiş ülkelerin tekne parkları denize açılmayı kolaylaştıran, heveslendiren, “başlangıç tekneleri” de diyebileceğimiz “kürekli veya yelkenli”, özgün, yaygın dingi modelleri ya da küçük tekne tipleriyle doludur. Bu ülkelerde, barınma/örgütlenme/üretim gibi temel konulardaki gelişmişlik, zamanın bilgi ve teknolojisine uygun yeni tekne tiplerinin tasarımının ve üretiminin yanında, eski/klasik teknelerin korunması, yaşatılması/replikalarının yapılması için gösterilen çabalarla da beslenir.

    Ülkemize bakacak olursak; küçük, ucuz “kürekli veya yelkenli” tekne tiplerinin varlığı/üretimi/barınma olanakları amatör-sportif denizciliğin gelişmesini/yaygınlaşmasını besleyecek başlıca koşullardan biriyken bu konuda çağdaş standartların çok gerisinde kaldığımızı, bazı örneklerini artık denizlerimizde değil Koç Müzesi, Deniz Müzesi gibi müzelerde görebildiğimiz kürekli veya yelkenli eski/klasik tekne tiplerinin de artık kaybolduğunu ya da nadir hale geldiğini görüyoruz.

    Yayımlanan “Bağlama Kütüğü” istatistikleri değersiz verilerden ibaret olduğu için kütüğe kayıtlı teknelerin boyları, yelkenli tekne sayısı, motor gücü ya da 50 ya da 100 yaşında kaç tekne var gibi ayrıntıları bilemiyoruz.

    Bir de restore etme/edebilme sorunumuz var. Geleneksel tekne üretim usullerinin ve ustalığının kaybolmaya yüz tutması nedeniyle tekne sahipleri açısından var olanları klasik halleriyle (arma/donanım…) yaşatmak, geleceğe aktarmak zorlaşıyor. Tekne ustalarının yerini sıradan marangozlar alıyor. Kimi kurumların restore etmek yerine onarma/yenileştirme adı altında tekneleri ve tarihi deforme ettiğini üzülerek görüyoruz…