|

Moda Sandalı (Athar Beşpınar’la Söyleşi)

Taylan Sağnak


Harun Ülman çizimi Moda sandalı (Deniz, 1 Haziran 1937, sayı: 24)


Athar Beşpınar ve Taylan Sağnak hakkında

Athar Beşpınar www.cobanaboat.com
Taylan Sağnak


Yacht, Ekim 1967

MODA SANDALI

Taylan Sağnak

(…)

… Sevgili okurlarımız, yaptıracağınız teknenin tipini sizlere yazının başında empoze etmeye kalkmak düpedüz peşin fikirlilik olur. Bırakalım bu konuda selahiyetliler konuşsun. Biz onlarla birer mülakat yapmakla yetinelim, yine kararını siz kendiniz verin.

Türkiye’de yacht inşası 35-40 senelik bir maziye sahiptir. Bu hususta en eski inşaiyeci olarak Beşpınar ailesi gösterilebilir. Daha sonra Harun Ülman, Denizcilik Bankası’nın Camialtı tersanesi bu meyanda ileri adımlar atmışlardır. (…)

Yacht, Ekim 1967

Biz (…) eski Yacht’çıların pek iyi hatırladıkları Asaf Beşpınar’ın oğlu Athar ile röportajımıza başlamayı uygun bulduk. Gelincik, Ondin, Sanane ve nihayet Kısmet, Lilli II’nin inşa edildiği Beşpınar tezgâhlarının mümessili bugün için her şeyden evvel denizci yetiştirmenin elzem olduğu fikrinde ve bu haklı iddiasını her sözü ile ispatlamaya çalıştı…

TAYLAN SAĞNAK: Yeni tekne yaptırmağa arzulu bir yacht’çıya ne tavsiye edersiniz?

ATHAR BEŞPINAR: Çok zor ve elastiki bir sual. Bu her şeyden evvel para meselesi, ihtiyaç meselesi. Sonra yaptıracağı tekneyi ne maksatlarla kullanacak. Eğer plajdan plaja dolaşacaksa başka, Tuzla, Üçburunlar Adalar arası yine başka; ve en son Marmara ve adalar denizi hayal ediliyorsa ona göre ebad ve faktörleri hesaba katmak lazım.

TAYLAN SAĞNAK: O kadar da büyüğüne gitmemek lazım, tabii herkesin harcı olmaz. Bizim öğrenmek istediğimiz Üçburunlar ile Adalar Yeşilköy arasında her havada rahat olarak gezebilecek denize dayanır çok da hantal olmayan daha ziyade yelkenli bir tekne, belki motor da yardımcı olabilir. Sonra ucuz olmalı.

ATHAR BEŞPINAR: Desenize tam benim düşündüğüm tipi arıyorsunuz. Gerçi siz mecmua olarak bir müsabaka açıp bir neticeye ulaştınız ve elde ettiğiniz planlar güzel ve tatbik edilebilir ama benim gönlümde yatan biraz daha başka.

TAYLAN SAĞNAK: Nasıl bir şey?

ATHAR BEŞPINAR: Çok meraklanmaya lüzum yok. Bu tipi eski denizciler gayet iyi hatırlar. İsmi Moda Sandalı’dır. Ama bunu bugün gördüğünüz kürekli lüfer sandalları ile karıştırmamak lazım. Boyu 8, azami 10 metre, latin yelkenli, KOLİN-ARCHER tipi bir tekne, yani başı kıçı bir. Aynı tip dünyanın iki yerinde gelişmiş biri Skandinavya’da Viking kayıkları (ki bunlar bütün dünyayı dolaşmıştır) diğer de kadim medeniyet merkezlerinden Mısır’da Nil kayıkları. Kuzeydeki teknelerden Norveç tipi gerek ticaret ve gerekse süratli yacht’ları doğurmuş. Nil kayığından da Akdeniz ve Adalar denizinde  sefer yapan Tırhandil ve pereme gibi yelkene iyi giden denizci süratli tekneler doğmuştur. Herkesin bildiği gibi bu ikincilerin yelkenleri Haliç’te ketenden dikilirmiş. Ve 50 sene evveline kadar bu tip teknelerin Boğazdan voltalar vurarak yükseldiğini görenler çoktur.  Son yelkenci ustası Perşembe Pazarı’nda Yusuf Usta idi.

İşte Moda sandalı bu tiplerin ıslah edilmiş olanı yani bugünkü anlayışımızla Türkiye’nin ilk Yacht’larıdır. Bunları İstanbul’da ikamet eden ecnebiler inşa ettirirler ve kendi aralarında yarışırlardı. Bu hikâye İngiltere’de Yacht sporu başladıktan sonradır. Oradan buraya Yacht getirmek veya burada o tip tekne inşası o zamanlar imkânsız olduğu için pratik düşünen ecnebiler süratli olan Moda sandalını seçmişlerdir. Latin yelken bugünün aerodinamik şartlarına en iyi intibak eden bir tiptir.  (Finn yelkeni gibi direği bükülür ve rüzgârın şok tesirlerini abzorbe eder.) Neyse teoriye fazla kaçmayalım, denize dayanıklı ve süratli tekneler imiş. Türkler ne yazık ki bu teknelere ve bu tarz spora rağbet etmediler. Bugün bile çoğunlukla denize ayağımızı dahi sokmaktan korkarız. Moda sandalı ecnebiler arasında doğup yine hemen hemen onlar arasında öldü. Türklerden pek bir iki kişinin de aynı teknelere merak sardığı kaydedilir. 1920-1925 seneleri arasında bunlardan birkaç tanesine Moda Koyu’nda rastlamak kabil idi. Herhalde 1928 Lodosu bir haylisini temizlemiş olacak. Ayrıca bu tipin ustaları beyninde de dejenere olmasında veya kaybolmasında bazı amiller olmuştur. Mesela motorun keşfi ile tekneler ufaldı. Yarım ayna kıç derken bugünkü acayip sandallar ortaya çıktı. Bir diğer sebep de Avrupa’dan bir kısım Yacht ithal edilmesi ile bizim ananevi Moda sandalları gözden düştü. Mesela Abbas Halim Paşa’nın Rüya’sı (Dream), Jo Fredi’nin balta baş skuneri (uskunası) bizler için değişik tiplerdi. Harplerde geçen durgunluk devirleri (1914-1925), Atatürk’ün ölümünden sonraki duraklama (1939-45). En son olarak da Denizciliğin yerini yarışçılığın almasıdır. Yarışçılarımız Moda Koyundan dışarı çıkmaz oldular, halbuki sandal daha ziyade apazına ve yarım laçkasına süratli bir tekne olmasına rağmen şarpi, pirat veya dragon plaj yakınında seri manevra yapmaya, fiyakalı dönüşlerle oradakilerin nazarı dikkatini celbetmeğe daha elverişlidir. Bizim denizci Moda sandalı salma omurgalılara nazaran ağır kaldı.

TAYLAN SAĞNAK: Beşpınar Ailesi sandalı idame ettirmek için herhangi bir gayret sarfetti mi?

ATHAR BEŞPINAR: Bu hususta ne kadar faydalı olabildiğimizi tam olarak kestiremiyeceğim. Yalnız ilk olarak 1929 senesinde kendim için bir yelkenli Moda sandalı yaptırdım. O senelerde koyda 8 ilâ 12 metre boyunda 3-5 mürettebatlı birkaç Moda sandalı vardı. Yani örnekler tamamen ölmemişti. Benimkisi bu kadar büyük olmayıp tek kişi ile abranabilecek bir ebatta idi. Yani boy altı metre, genişlik 1,35, fiyat:28 TL.sı yani bir metreküp budaksız çam ağacı fiyatı. Bugün için de oran devam etmektedir. Normal bir sandal 1000 lira, bir metreküp iyi ağaç da yine 1000 liradır.

TAYLAN SAĞNAK: Bu sandalı gerek plan ve gerek konstrüksiyon bakımından etkilediniz mi?

ATHAR BEŞPINAR: Hayır, tamamen inisiyatifi ustaya bıraktım. Derede Halim Usta babadan görme kalıplar ve ölçülerle sandalı inşa etti. Yine o günlerdeki bir müşahedemi zikretmeden geçemeyeceğim. Karamürselli Ziya Kaptan 1930 senesinin yazında 10 metre boyunda hakiki bir Moda sandalı yaptırdı ve her hafta bu sandala binip karısı ve çocukları ile yelkenle Karamürsel’den Moda Koyu’na gelir ve dönerlerdi. Bu sportmen ailenin kızları sonra yüzücü olup muvaffakiyet kazanmışlardı. 1936-1937 senelerinde (İpar Yacht’ının geldiği günlerde) babam ikinci Moda sandalını inşa ettirdi. O zamanlar gerek Camialtı’nda gerek İstanbul’da motor tekneleri inşaası bizim ailenin inhisarında idi. Bunlara rağmen babam bu ikinci teknede sadece bodoslama ve omurga sistemini tadil etmekle yetindi. Yine endazeyi ustaya bıraktı. Tradisyon ile tekniğin meczedilmesi harika bir sonuç verdi. 7,30 boy, 1,70 eninde, altında 220 kg. kurşun bulunan 12 ilâ 18 metrekarelik bu sandal (latin ve sürme pena, flok) fevkalade idi. Ufak Yachtları ve Şemsi Kaptan Fehmi Usta’ya dört tane daha bu tipten sandal yaptırdılar. Fakat hiç biri bizimki gibi düşmedi.

İzmir’de Giraud’ya ait “Sana Ne” isimli sandal

TAYLAN SAĞNAK: O da ne demek?

ATHAR BEŞPINAR: Burada çok mühim bir noktaya parmak bastınız. O zamanlar yapılan tekneler bir plan ile tesbit edilmediklerinden ananevi hatların çerçevesinde fakat birbirinden değişik şeylerdi. Öyle ki bir usta aynı boy ve ende iki tekne yapsa aralarında fark olurdu. Halen Bodrum, Ayvansaray aynı kaidelere tabidir. Bu yüzden halk arasında “ya düşmezse” diye bir endişe yaygındır. Bu endişe yeni tekne yaptırmaktan ziyade eskilerin el değiştirmesine sebep olmuştur. Hatta ALOHA (LİLLİ II) yaptıktan sonra onu pek beğenen Tuksavul Bey aynısını yaptırmak istedi fakat ya düşmezse diye endişelenip mevcudu satın aldı. Halbuki bugün sularımızda bir Aloha bir de LİLLİ II olacaktı. Neyse mevzumuza dönelim bu sandalı 1936’da İzmirli Edmond Giro (Giraud)1500 TL.sına oğlu için satın aldı. Aynı senede havuzlarda 150 adet şarpi yapıldı ve dağıtıldı.

TAYLAN SAĞNAK: Bu şarpilerin sizce Yacht’çılığa faydası oldu mu?

ATHAR BEŞPINAR: Bilmem ama sandalı öldürdüler ve yacht’çılığı Moda Koyu’na inhisar ettirdiler. Bugün bunlardan ve 1952 senesinde yapılıp dağıtılan piratlardan daha sonra Yelken Federasyonu’nun ithal edip dağıttığı F.D.lerden (Flying Dutchman) kaç tanesi sağlam ve kullanılır vaziyette? Bugün yeniden dingi yapılıp dağıtılacağı hararetle konuşuluyor. Bu tekneler nerede muhafaza edilecek ve kaç sene dayanacak? Benim gördüğüm kadarı, 1952’de dağıtılan pirat ve dragonlardan sadece dragonlar günümüze kadar sağlam kalmış, piratlar ise tesis noksanlığından kısa bir zamanda parçalanıp gitmiştir. Yine de eğer bu hususta yatırım yapılacaksa evvela kayıkhane, mendirek, çekek yerleri, kışlama hangarları inşa edildikten sonra jünyorlar için Moda sandalı, belki dragon ve mektep teknesi. Yoksa ithal malı F.D., çabuk deforme olan ve büyük cirosu olan, üç beş gün sonra bir yeri kırılınca tamir olunamayan, çürümeye terkedilen ve yarış makinesi olmaktan ileri gidemeyip, haftada sadece iki saat denize indirilen teknelerden katiyetle vazgeçilmelidir.

TAYLAN SAĞNAK: Mevzuu yeniden toparlarsak sizce denizci yetiştirmek için rahat bir tekne nasıl olmalıdır?

ATHAR BEŞPINAR: Bilmem anlaşılmadıysa bir daha söyleyeyim. Basit, ucuz, rahat, denizci, yerli malzeme ile inşa edilebilir. Ve her ustanın yapabileceği MODA SANDALI…

(Yacht, Ekim 1967, Moda Sandalı, Taylan Sağnak)


Deniz, sayı 24, 1 Haziran 1937

DENİZ SPORLARI

Harun Ülman

(…)

Harp sonrası “Birçok profesyoneller amatörlerle birlikte kürek ve yelken yarışlarına iştirak ederlerdi. İstanbul’da o vakitler büyük kotralar adeta sayılı ve çoğu ecnebilerin elinde idi.” (…)Bu büyüklerden maada çok muhtelif tipte birkaç küçük kotra daha mevcuttu. Bu tekneler arasında bir “Moda sandalı” tipi, oldukça rağbet görmüş ve birçok meraklılar tarafından yaptırılmıştır.

Harun Ülman çizimi Moda sandalı
Deniz, 1 Haziran 1937, sayı: 24

Moda sandalları 7-8,5 m. Boyda, 1,80-2,40 m. genişlikte başı kıçı bir olup çektikleri su 0,60 metreyi geçmemekte idi. Arma sürme çubuk pane (şimdiki markoni denilen yelkencilerin şeklinde) bir veya   iki floktan ibaretti. Teknelerin içerisinde 1-2 ton safra bulundurulurdu. Ekseriyetle yalnız bir başörtüsü güvertesi vardı. Tekne yattığı vakit içerisine su girmemesi ve kısmen çırpıntıdan da muhafaza edilebilmesi için yanlara krokide kesik hat ile gösterildiği veçhile 30 cm kadar genişlikte muşamba gerilir ve bu suretle teknenin bordası yükseltilmiş olurdu. Bu tekneler o vakit daha iyisi olmadığı için mahzurlarına rağmen amatör ve profesyoneller tarafından kullanılıyor ve ideal tekne addediliyordu. Bu kanaat bazı eski sporcularda o kadar kökleşmiştir ki, el’an “Ah nerede o güzel Moda sandalları” derler. Halbuki iyi bir yelken teknesinin zevkini alan bir sporcu bir daha Moda sandalını aramaz ve bu sebeptendir ki Moda sandalları ortadan kayboldu ve yerini diğer birçok küçük ve büyük modern teknelere bıraktı.

Son senelerde bir iki tane daha Moda sandalı yapıldı ise de onlar şekil ve evsaf itibariyle eskilerine bile yaklaşacak vaziyette olmayıp şimdiki seri ve yüksek manevra kabiliyetli tekneler arasında az çok gülünç vaziyete düşüyorlar.”

(Deniz, sayı 24, 1 Haziran 1937, Deniz Sporları, Harun Ülman)

EKLEME (EYLÜL 2024): Memleketimizde Amatör Yelkencilik Nasıl Başladı?, Ali Rıza Seyfi, AV VE DENİZ → Mayıs 1947, Sayı 14:

“…o zamanki (1900’lerin başı, S.A.) Moda sandallarından ve Moda iskelesinden şöylece bahsedeyim: O sıralarda Moda iskelesinde hiç Türk sandalcı veya yelkenci yoktu. Bütün kürek ve yelken sandalları da Rumların elinde idi. ‘Moda sandalı’ sözü bir tip yelkenli sandala ad olmuştu. Bunlar başı kıçı bir 20, 22 veya 24 kademlik güvertesiz teknelerdi. Müşteri olan için bundan büyükleri yapılmazdı ve 20 yahut 22 kademlik olanların yelkenleri ekseriyetle latin ise de teknenin derinliği fazla ve kontura omurgalı idi. İçerisine münasip miktarda safra konuluyordu. Bunların büyücekleri mesela 22 veya 24 kademlikler pena yelken, bir flok ve bir trinketine flok taşırlardı, şu kadar ki: O zaman markoni donanımı olmadığı için kısa ana direğin üstündeki çubuk sürmekte ve yelken sarılırken yahut camadan tutarken ekseriye çubukta mayna edilmekte idi.

Bu yelkenli Moda sandallarının tipini ve ebadını takip edilerek sonraki yıllarda birçok ve daha büyücek sandallar yapılmış ve birtakımlarına göğerte de konulmuştur.”

Bağlantılı yazı, bkz: “Yeni Bir Amatör-Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…”

Benzer Gönderiler

  • |

    Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…

    “Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…” üst başlığıyla yer alacak dosyadaki yazılarda, baskın denizcilik algısını, anlayışını sorgulayacak, kimi eski dergi/gazete sayfalarında kalmış, kimi yakın tarihli, kimi yeni yazılmış ya da yazılacak:
    ● amatör/sportif denizciliğin ne olduğunu gösteren, hatırlatan, vurgulayan, açıklayan…
    ● olan-biteni amatör/sportif denizciliğin süzgecinden geçiren,
    ● amatör/sportif denizciliğin sorunları ve değişen/gelişen yüzü kadar nelerin kaybolduğunu da dert edinen…
    ● kültürü pozitif anlamda kullanan, “kültürsüzlük”ten değil, denizcilik kültürünün canlı olmayışından söz eden, bunun nedenlerini araştıran,
    ● denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan;
    yazılara öncelikle yer verilecek.
    Şimdilik eski kaynaklardan aktarmayı düşündüğüm yazılmış veya taslakları hazır yeni yazıların başlıklarını/konularını kabaca şöyle sıralayabilirim (alfabetik):

  • | |

    TYF/ Türkiye Yelken Federasyonu’nun ADB Uygulama Eğitimi Programı: RECAP ve DEBRIEF

    UAB/ Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ve TYF/Türkiye Yelken Federasyonu arasında gerçekleştirilen protokolün ardından “Yelken Kulüplerinde” uygulamalı eğitimler başladı. Buna göre, bakanlık bünyesindeki 10 saatlik teorik çevrimiçi eğitimlere, Yelken Kulüpleri eliyle denizde verilecek dört saatlik uygulamalı yüz yüze eğitim eklendi. Bu iki eğitimi başarıyla geçenler yine bakanlık bünyesinde çevrim-içi (online) yapılan ADB/Amatör Denizci Belgesi sınavlarına girebilecekler.

    Üç aşamalı yeni sınav düzenini değerlendiren ilk yazıda UAB/TYF protokolü ve uygulamanın esasları belli olduğunda daha doğru değerlendirmeler yapılabilir demiştim ama açıklamalar/uygulamalar, soruları ve endişe duyulacak konuları arttırdı.

    TYF’nin ADB/Amatör Denizci Belgesi Uygulama Eğitimi programı için kestirmeden bir “recap ve debrief” (özet ve değerlendirme) yapalım. Modüllerden oluşan bu program belli ki İngilizce bir kaynaktan kes-yapıştır usulüyle hazırlanmış. Bunun izlerini, başlıkları yayımlanan üç sayfalık eğitim modülünün dilinde görmek mümkün:

    LAUNCH, SPORTS BOAT, HULL ÇEŞİTLERİ, RIB (RIF INFLATABLE BOAT), COOLING WATER INLET, KILL CORD, DRIFT, MAN OVER BOARD, RECAP VE DEBRIEF gibi kullanımlar yanında (RIF de RIGID olacak herhalde) “TORNİSTON”, “ÇAPALAMA” gibi bir “eğitim” programında olmaması gereken hatalar da var.

  • |

    Yelken Kulüplerinde Komodorluk Müessesesi

    “Amatör-sportif denizcilik örgütlenmesinin temelini oluşturan yelken kulüplerinin çoğu maddi sorunlar, yer problemi gibi çözülemeyen temel sorunların cenderesinde sportif faaliyetler ile gelir yaratmaya yönelik sosyal faaliyetler arasında bocalayıp duruyor. Faaliyetlerde ‘kulüp’le ‘işletme’nin farkına varılamaması da önemli bir eksiklik. Amatör-sportif denizciliğin gelişmesi, amatörlük ruhunun yükseltilmesi, kulüplerin, sporcularını/üyelerini ‘denizle buluşturacak’, denizde vakit geçirme kültürü oluşturmayı özendirecek, farklı araçlar, yol ve yöntemler geliştirmesine bağlıyken, yelken kulüpleri eğiticiliğe değil, yarışmacılığa, ‘performansa ve yarışa dönük’ denizcilik faaliyetlerine önem veriyor; kulüplerin sadece ‘yarışla/yarışmacılıkla’ ilgili faaliyetleri federasyonlar tarafından destekleniyor. Özellikle sponsorlar pahalı ve yüksek ödüllü yarışmalarla ilgi/katılım çekmeye çalışıyor. Oysa her amatör spor gibi amatör-sportif denizcilik de bolca heves, sıradan bir  beceri, düşük sayılabilen yetenek halinde bile sürdürülebilen bir faaliyettir.” (Deniz Kültürü ve Amatör-Sportif Denizcilik – Denizcinin Günlüğü (denizciningunlugu.org)

    Komodor, yatçılıkta “bir yat kulübünün en üst mevkii ya da seçilmiş en yüksek rütbeli üyesi”dir. Kökeni Hollanda dilinden ve bahriyedeki kullanımından gelen bu terim deniz kuvvetlerinde çeşitli savaş gemilerinin oluşturduğu bir birliğin (konvoy/filotilla) komutanını tanımlar.

    Yelken/yat kulüplerinde denizcilik faaliyetleri geleneksel olarak “komodorluk” eliyle yürütülmesi beklenir/istenir.  Ancak kulüplerde denizcilik dışı sosyal faaliyetlerin ağırlık kazanması oranında komodorluğun “üst mevkii” olma vasfı hızla anlamını yitirirken, bu durum kulüplerin denizcilik faaliyetlerinden hızla uzaklaştığı anlamına da gelir.

    Denizcilik yazınında komodorluğun önemini vurgulayan, komodorluk hakkında yazılmış nadir yazılardan biridir Faruk Birgen’in yazısı (Yacht, Ekim 1966).

  • Biraz tekne, biraz seyir, biraz bakım, biraz yaşam

    Teoman Arsay abimiz yıllar önce denizciliğe yönelik ilginin artışı nedeniyle “amatör denizciler için seyir uyarıları/hatırlatmaları” diyebileceğim notları yazma ihtiyacı duymuştu.
    İlk defa yıllar önce Yelken Dünyası dergisinde “Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlığıyla maddeler halinde yayımlanan notlar “seyre
    çıkarken/yolda/seyirde/dönerken” nelere dikkat edilmesi gerektiğini, “genel uyarılar ve önerilerle” birlikte sıralıyordu.
    Teknik konular, seyir bilgisi, tekne kullanma/navigasyon ve motor uyarıları,
    emniyet/güvenlik kuralları, mevzuata/geleneklere ilişkin hatırlatmalar, teknede/seyirde
    davranış/nezaket kuralları ile denizcilik kültürüne de değinen maddeler kısa cümlelerle, öğütlerle, kimi zaman “denizden gelmeyeni denize atma” gibi aforizmalarla nelere dikkat
    edilmesi/uyulması gerektiğini deneyimli bir denizcinin gözünden özetliyordu.
    “Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlıklı yazının güncellenmiş bir versiyonu Ali Boratav’ın “Mavi Yolculuk Rehberi” kitabının 2. baskısında (Ege Yayınları,
    Mart 2021) yer aldı.
    Boratav yazıyı yeniden yayımlamak için “Hepimizin komodoru” Amatör Denizcilik
    Federasyonu eski başkanı Teoman Arsay’dan izin istediğini ve Arsay’ın notlarını gözden geçirip günümüzün gerektirdiği bazı eklemeler yaptığını aktarır ve “ Teoman Ağabey’in
    öğütlerinden her zaman, hepimize dersler var” diye de ekler.
    “Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlıklı maddeler halindeki bu notların “tek elle izbarço, bayrak katlama” çizimleriyle birlikte son güncellenmiş halini (22.08.2022)
    sunuyoruz. “Hepimizin komodoru”nun bilgelikle yazdıklarını teknede hatta gözönü dosyası
    olarak dümenbaşında/el altında bulundurup zaman zaman göz atmakta fayda var. Deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun, keyifli seyirler…

  • | |

    ADES /Amatör Denizci Eğitim Sistemi’nin Dünü ve Bugünü…

    ADES, denizcilik bürokrasisinin amatör-sportif denizcilik hakkındaki bilgisini/tasavvurunu, duyarsızlığını, hesap vermeme ve denetimsizlikten kaynaklanan donanımsız özgüvenini, alabora olan zihniyetini, heder edilen kamu kaynaklarını gösteren baştan sona ibretlik bir hikâyedir. Hikâye uzun ama önce bir özetini yapıp sonra da unutulmasın ve kayda geçsin diye Denizcilik Müsteşarlığı’na, UDHB ve UAB/Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na yaptığım başvuruları/şikâyetleri ve verilen cevapları “ADES YAZILARI / YAZIŞMALARI” dosyasında sıraladım. Yazdıklarımı karalamak, ADES’i haklı gösterebilmek için ilgili bürokratların düştüğü seviyeyi gösteren konuşmalar da bu dosyada yer alıyor.

    Aslında karaya oturmuş fantezileri uğruna “kamu kaynaklarını heder eden” bürokrasinin iddialarındaki, dilekçelere verdikleri cevaplardaki, nobran/ üstten konuşan/hesap vermez/denetlenemez (ve artık cevap bile vermez…) dil, ülkemiz hakkında anlamak isteyenlere çok şey söylüyor…

  • Kader’in Kadersizliği Devam Edecek mi?

    Yelkenli teknesiyle Filipinler’e gitmek üzere coşkulu bir kalabalık tarafından yaklaşık 70 yıl önce, 21 Ekim 1951’de İstanbul/Dolmabahçe’den uğurlanan, ancak “liman müruriyesi (geçiş müsadesi) ile sağlık patentesi” işlemlerini yerine getirmediği gerekçesiyle İzmir Liman İdaresi’nce seferden alıkonan Sinan Everest’in hikâyesini ve mücadelesini ilk kez iki usta denizci Teoman Arsay ve Necati Zincirkıran’ın kaleminden Yelken Dünyası Aralık 2005 sayısında okumuştum.[1]

    Denizciliğimizin gelişiminden/yapısal sorunlarından ilginç kesitler sunan, “Denizcilik tarihimizde ilk defa girişilen bir teşebbüs olması ve yarıda kalmak bahtsızlığına uğraması…” ile bilinen bu ilginç hikâyeyi “Denizcinin Günlüğü, 2006”da da özetleyerek aktarmıştım.[2]

    Beden Terbiyesi’nin sponsorluğunda Harun Ülman’a yaptırılan tekneye bir başka kamu otoritesinin izin vermemesini garip bulsam da nedenleri hakkında o günlerde başkaca bir kaynak bulamamıştım.

    Denizcilikle ilgili eski dergileri/kaynakları tararken Sinan Everest’in, tekneyi yapan Harun Ülman’ın ve konuya ilişkin tartışmalara taraf olmuş kimi denizcilerin kaleminden çıkmış bu olayla ilgili ayrıntılara ulaşınca hikâyeyi yeniden ele almaya karar verdim.