1 Temmuz Amatör Denizcilerin Bayramı mı?

 “1 Temmuz”  ile amatör denizcilik ilişkisini sorgulayan yazı Yelken Dünyası’nda 2004’te yayımlandı. “…Eskiden kutlamalar şenlikliydi, herkes katılırdı, zamanında Ayancık’ta çok güzel kutlanırdı 1 Temmuzlar”  diyen bir e-postaya Temmuz 2018’da yazdığım cevabı (Eski Bir Temmuz Kutlamaları…) ilgisi nedeniyle yazı sonuna ekledim.

(Konu ile ilgili ayrıca bkz.: Kabotaj Bayramı, Musilaj Bayramı, Tanıl Bora, birikimdergisi.com, 30 Haziran 2021)




Denizciliğe yaklaşımda ve denizciliğin algılanmasında tavır, his, fikir değişikliği istiyorsak Denizcilik Bayramı’nı da sorgulayalım…

“Amatör denizciliğin gelişiminin önemli göstergelerinden biri her alanda –kurum, mevzuat, dil, yayın, temsilciler, kişiler vb.- gemiadamlarıyla olan farkı ifade edebilecek hale gelebilmektir. Teknenin tanımından, arama kurtarmaya dek amatörlerle ilgili akla gelebilecek her türlü mevzuattaki tanımın gemi adamları/ticaret gemiciliği  üzerinden yapılması şüphesiz tesadüf değil. Gemiadamlarının gölgesinden kurtulup onlarla eşit bir konuma gelebilmek, eşit  statüde konuşabilmek için çaba yine amatör denizcilere düşüyor. Ama farkın yaratılabilmesi onlardan uzak durmak, onlara ilişkin her şeyi reddetmek  demek değil. Tam tersi onları tanımak (örneğin askeri cenahı biliriz de 1848’de Sakız’da denizcilik eğitimi veren sivil Mehmet Çelebi’yi duymamışızdır…) anlamak ve kendimizi, derdimizi  anlatabilmek önemli.Olanları sindirerek, sorgulayarak, dirsek temasında bu farkı yaratmak, yaratabilmek gerek.  Amatör denizciliğe ilişkin derdimizi anlatacak projeler geliştirmek, kurallar, kurumlar oluşturmak bu farkın yaratılması ve kendimiz olabilmek için zorunlu da.”

 30 Temmuz’da DSTİ e-posta grubunda aynı başlıkla ve yukarıdaki girişle  başlayan bir yazı yazmıştım. 1Temmuz’da çıkan yönetmelik sorduğum soruyu daha da anlamlı hale getirdi. Çünkü ADF’nin girişimleriyle ilk defa amatör denizciler gemiadamlarından yani  profesyonel denizcilerden ayrı bir yönetmeliğe kavuştular. Yeni yönetmelik esas olarak sınavlara ilişkin hususları düzenlese de amatör denizcileri “Gemiadamlarının eğitim , belgelendirme, sınav, vardiya tutma, kütükleme ve donatılma esasları hakkındaki yönetmelikten” ayırması nedeniyle başlı başına bir yenilik. Her ne kadar amatör denizciler yönetmelik gereği gemiadamı sayılıyorsa da  fiiliyatın ve işin ruhunun böyle olmadığı, amatör denizcilerin  gemiadamları yönetmeliğinde  adeta  iliştirilmiş gibi durdukları da bir gerçekti.Örneğin amatör denizciler hariç bütün gemiadamları yönetmelik gereği denizde canlı kalma, yangın vb. gibi 4 ayrı sertifikayı  almak zorundaydılar ve Deniz İş Kanunu hükümlerine tâbiydiler. 1 Temmuz’da yayımlanan  Amatör Denizci Yönetmeliği bu muhataralı birlikteliğe son verdi. Amatörler olarak yeni yönetmeliğin tartışmalı kısımlarının gerçek kişilere ait özel teknelerin kayıt usulleri, emniyet teçhizatı ile donatılmaları ve kullanma yeterliklerine ait esasları içeren hükümlerin ortaya çıkması ile giderilebileceğini umuyoruz.

Ticaret Gemiciliğinin Bayramı: 1 Temmuz

 Sorumuza dönecek olursak; Cumhuriyetin ilk yıllarında uzun uğraşlardan sonra ülkemiz Kabotaj hakkını yani kendi karasularındaki limanlarda taşımacılığı, hükümran bir ülke sıfatıyla kendi gemileriyle yapma hakkını (deniz ticareti ve seferi ) kazandı.1 Temmuz Kabotaj hakkının karasularımızda Türk vatandaşlarına geçmesinden beri (1926) Denizcilik Bayramı olarak da kutlanıyor. Yani ortaya çıkışı deniz ticareti ve seferi ile ilgili, amatör denizcilikle bir ilgisi yok. Bu günlerde  resmi törenin yanında özellikle büyükşehirlerin dışında en yaygın kutlama biçimi, daha doğrusu halkın denizcilik adına katıldığı ve seyrettiği kısmı,  çoğunlukla bir panayır havasını yansıtan, fener alayları, yağlı kazık ucundaki bayrağı alabilme, suda ördek yakalama gibi Osmanlı’dan beri süregelen yarışmalarla, yüzme yarışlarıdır.Büyükşehirlerdeki kutlamalarda daha resmi bir hava solunurken, taşradaki kutlamalarda “panayır” havası hakimdir. Örneğin buralarda  yukarıdakilere ilaveten kumsalda çuvalla yürüme yarışması gibi birçok yarışa şahit olabilirsiniz. Çocuklar arasında kendilerinin binebileceği yüzen nesneler yarışması açmak, onları denizin üstünde olmaya çağırmak gibi absürtlükler doğaldır ki bizde olmuyor.  

Denizci Bir Kültüre Yelken Açmak Kolay Değil

Devlet-bürokrasi geleneğini, masa başı oturma ve yaşama alışkanlığını yansıtan denizin “üstünde” olmak değil sadece bir “sahne” olarak denizi “kullanmak” diye özetleyebileceğimiz bu törenleri  isterseniz bir kenara bırakalım amatör denizciler olarak. Denizci bir kültürün oluşmasını, yerleşmesini istiyorsak sorgulamaya da buradan başlayalım. Bu sorgulamaların DSTİ başta olmak üzere denizcilik üzerine sözü, ufku olan her yerde yapılması, yapılabilmesi  iyi de  olur ama görünen o ki bu pek kolay değil. Zira sayfalarca resmi kutlama programı e-posta gruplarında dolaşırken bunların içeriği, amatör denizcilikle ilgisi hakkında tek kelime edilmiyor. Eleştirel gözle bakılmayınca da kimse zahmet edip günün anlam ve önemini vurgulayan resmi konuşmalarda ne dendiğiyle ilgilenmiyor. Rutin faaliyetler,  örneğin yıl boyu süren deniz temizleme faaliyeti kutlama etkinliğinin  bir parçası olarak sunulabiliyor.Ya da girişin o gün için ücretsiz olması “etkinlik” sayılabiliyor. Önce “etkinlik nedir?” “hangi tür faaliyetler etkinlik sayılır” diye sormak gerekmez mi? Daha da önemlisi önce kendi içimizde kutlamayı becerebilmemiz. Resmiyetten uzak ve panayır havasında değil de “şenlik” havasında coşkulu kutlamaları nasıl yapabiliriz? Yoksa 1Temmuz saat 10.30’da Eminönü Meydanı’nda vapur düdükleri, sirenleri acı acı çalarken yüzlerce kişinin “ne oluyor” diye boş gözlerle bakması ve ne olduğu hakkında hiçbir fikrinin olmaması kaçınılmaz. Ama dakikalarca siren çalmak da bu haftanın bir “etkinliği”.

Amatör Denizciler Günü/Şenliği

Benim 1 Temmuz’u canlandırmak, ona sahip çıkmak gibi bir fikrim de yok. Tersine , armatör/amatör, profesyonel denizci/amatör denizci, gemiadamı/amatör denizci, amatör denizci/ticaret gibi daha önce iç içe geçmiş ilişkilere yeni tanımlar yapmak, kurallarını yasa ve yönetmeliklerini farklılaştırmak kadar dilini, törenlerini, adetlerini, günlerini de kendimize ait kılmak önemlidir. Kendi yemeğinizi pişirmeden kendi mutfağınızı kuramazsınız. Yeni bir günü Amatör Denizcilik günü olarak kutlamak, dünyadaki ve Türkiye’deki farklı örneklerine de bakarak (örneğin Ankara Yelken Kulübü ) kutlamalarda deniz/tekne/insan ilişkisinde yeni ufuklar açmak kendi mutfağımızı oluşturmanın köşe taşlarından biri bence. Tabii kendi mutfağınızı kurmak, yemeğinizi pişirmek, gemiadamları başta olmak üzere diğer denizcileri sofranızda ağırlamak  gibi bir niyetiniz, ufkunuz varsa. Âli San ve Gani Müjde DSTİ’deki yazılarıyla bu konuda  destek verdiler. Ben  Ali San’ın gün önerisine ve gerekçesine katılıyorum: Örneğin filanca ayın birinci pazarı gibi bir tatil gününü amatör denizciler günü yapalım ki kimse kaytarmasın! …

Belki varacağımız sonuçlar, bulacağımız yol ve yöntemler, coşkusunu yitirip sadece bir tören, hatta askeri bürokratik bir tören havasına bürünen kimi bayramlarımıza da örnek olur.

 Osmanlı’da Kayık ve Geyik Yarışları

Bunlarla ilgilenmiyoruz yemek yediğimiz mutfak fark etmez diyorsanız

Moda Koyu’nda Osmanlı Donanma Cemiyeti yararına yapılan, padişahın da izlediği son büyük kayık (ve de geyik) yarışı izlenimleri özetini sunuyorum: 

“Eğlenceler sabah erkenden gece geç saatlere kadar devam etti.Bahriye Nazırı, Üsküdar Kaymakamı ,… Roding Kulübü’nden oluşan komitenin düzenlediği yarışları sahilde onbinlerce halk, vapurlardan elçilik personelleri,  Ertuğrul Yatı’ndan şehzadelerle birlikte Sultan Reşad da izledi.

Bazı özel yarışlardan sonra Donanma yarışları başladı.

Birinci yarış süvari geyiklerinin yarışıydı ve Faik Paşa’nın geyiği birinci oldu.

İkinci yarış Mecidiye filikasının birinci olduğu beş çifte donanma filikaları yarışıydı.

Üçüncü yarış dört çifte filika yarışıydı.Efrad-ı Cedide’nin filikası birinci oldu.

Dördüncü yarış Ertuğrul Yatı beş çiftesiyle Mecidiye Amiral filikası arasında yapıldı.

Donanma yarışlarından sonra kulüp sandallarının yarışı başladı.Moda’daki Roding Kulüp üyeleri arasında dört çifte sandalları ile bir yarış düzenlendi.

Anlatılan yarışlardan başka birçok özel, bir , iki, üç çifte sandallar ve pazar kayıkları arasında yarışmalar yapıldı.

Bu yarışlar bittikten sonra da yağlı direk eğlencesi tertip olunarak bu eğlencede yirmiden fazla yarışmacı direğin tepesindeki bayrağı almaya çalışmış ise de hiçbirisi su banyosundan başka bir şey yapamamıştır.

Ördek yarışmaları da yapıldı.

Yarışların bitiminde düzenleyenleri kabul eden Sultan Reşad teşekkür ederek gelenlere: “Artık tamamen inanıyorum ki, bu millet yükselmeye doğru adım atmıştır. İnşallah beş on sene zarfında daha ziyade yükselecektir. Gidiniz halkıma selamımı bildiriniz”…dedi.(Sabah gazetesinin 29 Ağustos 1910 tarihli nüshasından aktaran Atıf Kahraman/ Osmanlı Devletinde Spor)

(Yelken Dünyası, Ağustos 2004)

***

(“…Eskiden kutlamalar şenlikliydi, herkes katılırdı, zamanında Ayancık’ta çok güzel kutlanırdı 1 Temmuzlar”  diyen bir e-postaya 3 Temmuz 2018’da yazdığım cevap)

Eski Bir Temmuz Kutlamaları…

….Örnekleriniz hoş, bir kısmına da katılırım. Bir zamanlar denize ulaşılabilecek/açılabilecek  kıyılar/sahiller, sandallar/kayıklar vardı… Ayancık’ta çaparlar, takalar… “Sanayi denizciliği” öncesi denizcilik (yani deniz/tekne /insan ilişkisi) meslek/iş olarak da, işleyiş olarak da, araçlarıyla da kıyı yerleşimleriyle iç içeydi. Şüphesiz sosyal, ekonomik ve kültürel olarak denizle daha iç içe olunan bu zamanlarda daha çoşkulu kutlamalar da yapılırdı. Samsun’da liman yokken sahilde mahşeri kalabalık önünde iki tekne arasında yapılan 1 Temmuz yüzme yarışlarını hatırlarım, liman sonrası hüzünlüdür… Karadeniz sahilyolunun kıyı yerleşimlerinin denizle ilişkisini koparması gibi… Ayancık’a girerken deniz kenarında sahilyolu garabetinden kurtulan sadece Ayancık Kereste Fabrikası’nın arazisiydi  o da özelleştirildikten sonra ne oldu bilmiyorum… Denizle hâlâ iç içe olabilen örneğin Amasra, Sinop gibi birkaç yerdeki kutlamaların daha çoşkulu olması durumu pek değiştirmiyor. Örneğin Ayancık’taki son çaparlardan birinin başına Sinop tersanesinde Viking motifi koyarak (2013) Sinop turizmine sunmanın  ilin deniz kültürüne/sevgisine bir katkısı olabilir mi?… Kısacası yıl 2018, Karadeniz boyunca bütün yerleşimlerin posta vapurlarını beklediği zamanlar değil… Kıyıların, denizin, denizciliğin hali ortada… deniz/tekne/insan ilişkisinde (denizcilikte) değişen, gelişen, farklılaşan birçok unsur var. Eski yazıda da  belirttiğim gibi derdim “1 Temmuz’u” canlandırmak değil, amatör-sportif denizciliğin “deniz/tekne/insan ilişkisini” nasıl geliştirebileceği… gidişatı nasıl değiştirebileceği daha çok… (…)

(denizciler@yahoogroups.com, 3 Temmuz 2018)

Bağlantılı yazı bkz: Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin

Similar Posts

  • |

    Klasik Tekne Tutkunu M. Cem Gür’ün Anısına…

    Klasik tekne tutkunu M. Cem Gür, çok değerli bir kitap ve yaptığı güzel/klasik tekneler, klasik teknelerle ilgili yazılar bırakarak 17 Nisan 2021’de ayrıldı aramızdan. M. Cem Gür ile hiç tanışmadım ama yaptığı tekneler ve yazıları hakkında bilgim vardı. “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras” kitabının ilanını görünce almış, kitabı elden geçirdikten sonra da bir arkadaşımdan Cem’in e-posta adresini isteyip 13 Şubat 2021’de “tebrik ve teşekkür” başlıklı “Yaptığınız tekneleri gördükçe sizi hayırla yadetmiş ve konuyla ilgili yazılarınızın (ki haberleşme dışında pek internet ve mecralarını kullanmadığım için hayli geç de fark ettim) geliştirilerek kitap olmasını istemiş/dilemiş biri olarak…” diye başlayan bir e-posta göndermiştim.
    15 Şubat 2021’de “Kendi adıma, karınca kararınca, ulusal deniz kültürüne bir tuğla koyabildim ise ancak onur duyarım.” diye biten zarif bir cevap almıştım M. Cem Gür’den.
    Hastalığından ve ölümünden geç haberdar oldum, benim için hayli gecikmiş ve yarıda kalmış, trajik bir tanışma/yazışma/ayrılma oldu ne yazık ki… Tek tesellim kitabı hakkındaki düşüncelerimi kendisine iletebilmiş olmam.
    M. Cem Gür’ün “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras” kitabının etkileyici bir tarafı da ülkemizde 2000’li yıllarda güncel/dinamik olan ancak çabuk silikleşen amatör denizcilik (ruhu) için önemli bir kaynak olmasıydı. Amatör denizciliğin araçları/dünyadaki örnekleri, bizdeki gidişatı hakkında değerli ipuçlarıyla doluydu “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras”. Kitabın sonuna eklediği ve çevirisini kendisinin yaptığı “Sakin Seyir Manifestosu” bunca yıldır yaptığı/yapmaya/anlatmaya çalıştığı şeylerin belki de bir özeti, adeta ideal bir amatör denizcilik manifestosu gibiydi. Dilerim denizcilik sitelerinde yer alan diğer yazıları bir araya getirilerek tasnif edilir/paylaşıma açılır, kitap olabilecek haldeyse yayımlanması sağlanır.
    M. Cem Gür kitabında hükümetin/Et ve Balık Kurumu’nun talebiyle FAO (BM Gıda ve Tarım Örgütü) tarafından bölgesel şartlara uygun tekne tasarımları hazırlaması/önermesi için 1957’de Türkiye’ye gönderilen ve ülkemizde on ay kalarak “Report To The Government Of Turkey On Fishing Boats” (Türkiye Hükümetine Balıkçı Tekneleri Hakkında Rapor) başlıklı balıkçı tekneleri envanteri ve raporu hazırlayan dünya çapında bir tasarımcıdan da söz eder: Howard Irving Chapelle.
    Henüz Türkçeye çevrilmemiş olan 105 sayfalık bu raporun ekinde yer alan 24 tekneyle ilgili 44 çizimi klasik tekne tutkunu M. Cem Gür’ün anısına ekte yayımlıyorum.
    M. Cem Gür’ün “Kaybolan Miras” diye adlandırdığı teknelerden de örnekler içeren bu çizimler yok olmuş ya da nadir örnekleri kalmış bir mirası da gözler önüne seriyor.

  • Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-1946)

    Sunuş: Bir Sahafiye Belge / Sezar Atmaca
    “Samsunda Deniz Faaliyeti” İstanbul’da Sahaflarda bulduğum, 1945-46 eğitim yılında hazırlanmış her sayfası öğrenciler tarafından resmedilmiş bir öğrenci ödevi. Ödev,  15 yaşındaki Samsun Lisesi öğrencisi Hasan Altınörs imzalı ama girişteki “…resimler öğretmenimiz Hasan Kavruk’un teşviki ve gayretleriyle bizim çalışmalarımızın mahsülleri” açıklamasına bakılırsa çizimlerde birden çok öğrencinin katkısı var.*

    Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.

  • Denizcinin Günlüğü Hangi Denize Açılır?

    Denizcinin Günlüğü yıllık olarak 5 sene yayımlandı (2006, 2007, 2008, 2009, 2010-ADF Yayınları). Denizcilik kültürünü besleyecek bir kanal olarak ADF/Amatör Denizcilik Federasyonu üyesi kulüplerin, kulüp üyelerinin, yöredeki denizcilerin yastık altındaki resimlerini, notlarını, hikâyelerini, söyleşilerini aktarmak hedeflenmişti ama böyle bir kanal oluşturulamadı ne yazık ki. Bu tür benzer yıllıkların basılması veya amatör sportif denizcilik konulu efemera malzemesine dayanarak ajanda, takvim, foto albümler hazırlanması için çaba gösterilebilir (bu nedenle sahafiye malzeme/mezat takibi önemlidir).

    Denizcinin Günlüğü’ne sığması için kısaltılmış metinleri normal hale getirip, gerekli ekleme/çıkartma ve düzeltmelerle (hatalı yerler de var) elden geçirip bir deniz/denizcilik kültürü yayın (basılı veya dijital) taslağı oluşturmaya çalıştım ama epey işi var.

    Yazılı kaynaklarımız oldukça sınırlı olduğu için ne yazık ki önceki kuşakların denizcilikle ilgili öykülerini/hikâyelerini, bilgilerini bil(e)miyoruz, araştırmıyoruz dolayısıyla geleceğe aktaramıyoruz. Tabii ki bu tür araştırmalar farklı bir ilgi, hayli emek/çaba/zaman gerektiriyor, bu yapılmayınca yeri/boşluğu kolayca benzer konulardaki çeviri makale bolluğu ile doldurulmaya çalışılıyor!…

    Denizcinin Günlüğü 2010’da yer alan Denizcinin Günlüğü Hangi Denize Açılır? yazısı Günlüğün haritası bir bakıma. Günlükteki yazıları “yazdıklarım” ya da söylettiklerim yani seçmelerim olarak ayırabilirim. Yazdıklarımda ilk defa günlüklerde yayımlananlar yanında daha önce yayımlanmış yazılardan özetler de yer alıyor.

  • |

    Yalanı Haber Yapabilen “Gazeteci”:Turgay Noyan

    2007’de olmuş bu olayı neden yıllar sonra hatırlatma ve ek bir yazı yazma (Ekim 2021) gereği duydun denebilir. Yıllarca burada anlatılanlarla ilgili özür dilenmesini bekledim, karşı taraf gibi “bir şey yokmuşçasına” davranmadım ya da “akıntıya bırakmadım”, yeri geldi olayı/yapılanları/talebi tekrar hatırlattım. Tartışma/eleştiri kültürü açısından bakıldığında da sembolik bir olaydır burada anlatılanlar/yapılanlar. Benzerlerine karşı sessiz kalınmasın dileğiyle, yapılanlar derli-toplu kayda geçsin, unutulmasın istedim. Başta denizcilik bürokrasisi, sonra TYF olmak üzere eleştirilere karşı yapılan karalamalardan da biliyorum ki bu tür tavır ve davranışlar asıl cesareti sessizlikten, yeterince tepki gösterilmemesinden alıyor…

    Amatör-sportif denizcilik sekenesinden biri olarak şu sorunun cevabını hâlâ bilmiyorum ne yazık ki: “Bir tartışma, eleştiri kültürü yerleştirebilecek miyiz, yoksa her türlü yolu kullanarak karalamak, yok etmek, yalan söylemek, yalanı haber yapmak geçerli mi olacak?”

    Ekteki yazıların sırası şöyle:

    1) Yalanı Haber Yapabilen “Gazeteci…”, Ekim 2021.
    2) Oya Yazı Yaz. Bak Bu Kalem. dsti@yahoogroups.com ve Yelken Dünyası, Mart 2007.
    3) ADF’nin 17.02.2007 tarihli cevabi yazısının görseli.
    4) ADF Açıklaması: Turgay Noyan Yazısına Düzeltme ve Cevap Hakkımızı Kullandık, www.adf.org.tr, Şubat 2007.
    5) Sabah Gazetesi Okur Temsilcisine… (8 Şubat 2007)
    6) Turgay Noyan’ın Sabah‘taki yazıları:
    a) Denizcinin Günlüğü’ndeki yanlışlar, T. Noyan, Sabah, 4 Şubat 2007.
    b) ADF’yi yıpratmak istemem, T. Noyan, Sabah 18 Şubat 2007.

  • |

    Denize Su Taşımak

    Naviga dergisinde üç ay boyunca (Mayıs, Haziran, Temmuz 2005) yayımlanan Yücel Köyağasıoğlu’nun, “Tekne Tipleri” yazı dizisinde verilen kimi bilgilerin, referans olarak gösterilen kaynaklarla dahi uyuşmaz ve özellikle eski kaynaklarla dahi çelişirken, kesin hüküm içeren bir dil kullanmanın sakıncalarını gözler önüne sererek daha açık uçlu tartışmalara zemin oluşturmak amacı ve düşüncesiyle yazılmıştı “Denize Su Taşımak”. “Yoruma açık, tartışmaya açık, yanlış bildiğimiz ya da kullandığımız konuları ve terimleri ortaya döküp, sağırlar diyaloğuna çevirmeden tartışabilirsek, denizcilik kültürünün zenginleşmesine bir nebze de olsa katkımız olur umarım.” dileğiyle de bitirmiştim yazıyı. Gerek Köyağasıoğlu’nun soru/sorunlara değinmeyen, cevap bile sayılamayacak yazısı gerekse cevabımı ötelemeye çalışan derginin olumsuz tavrı nedeniyle tartışmayı sürdürmedim.
    (Not: Görsellerini ilettiğim fotoğrafların altyazıları Naviga dergisinde yanlış basılmıştır. Ekim 2005 sayısında yer alan Naviga’daki yazının ilk sayfasındaki çizim gulet değil, “velena yelkenli sefine”, üçüncü sayfadaki ise gulettir.)

  • Amatör Sportif Denizciliğin Sorunları

    Marmara Üniversitesi VIII. Türk Deniz Ticareti Sempozyumu’na sunulan bu bildiri amatör/sportif denizcilikle ilgili yeni rotalar çizip, yol göstermek için değil, ülkemizdeki “deniz-tekne-insan” ilişkisini farklı bir çerçeveye oturtabilecek doğru düzgün bir “harita oluşturabilmek” amacıyla kaleme alınmıştır. Çünkü rota çizebilmek için, “navigasyon bilgisi” yanında öncelikle güncel ve doğru bir “harita” gerekir.
    Denizle olan ilişkimiz daha çok bakmak/izlemek, yolculuk keyfi üzerine kurulmuş, oldukça duygusal ve dolaylı bir ilişkidir. “Üç tarafımız denizle çevrili ama denize sırtımızı dönmüşüz” diye başlayan eleştiriler denize olan tutkuyu anlamaktan/anlatmaktan uzaktır. Çünkü bu algı “denizle ilgili” (denizel) olanla, “denizcilikle ilgili” (denizsel) olanın farkını yok sayar. Oysa yeterince ilgimiz/ilişkimiz olmayan deniz değil, denizcilik, yani“deniz-tekne-insan ilişkisi”dir. Yazı bunun nedenlerini/niçinlerini de gösterebilen bir harita oluşturabilme amacındadır. Günümüzde denize açılmanın, denizle yaşamanın sevildiği, “deniz-tekne-insan” ilişkisinin geliştiği ülkeler genellikle tarihinden gelen, denizaşırı gelişmiş bir deniz ticareti sayesinde “denizden yararlanma” oranı yüksek ülkelerdir. …
    Amatör/sportif denizci, herhangi bir maddi kazanç amacı taşımaksızın, sevgisi, hevesi, merakı, eğlencesi, sporu, hobisi için “denizi kullanan” kimsedir. Günümüzde “deniz-tekne-insan” ilişkisinin, bu çerçevede geliştiği, denizciliğin “yalın (saf) ve bireysel kaynağı”nın amatör-sportif denizcilik olduğu, hatta doğru dürüst bir amatör/sportif denizcilik olmadan profesyonel denizciliğin de yeterince beslenemeyeceği/gelişemeyeceği söylenebilir.
    Dünyada amatör/sportif denizciliğin geliştiği ülkeler, profesyonel denizci/amatör denizci, gemiadamı/amatör denizci… gibi ayrımların netleştiği/yerli yerine oturduğu ve bu sayede kurum, mevzuat, dil, yayın, temsilci, vb. olarak amatörlüğün özerkleştiği ve bağımsızlaştığı ülkelerdir.
    Ülkemizdeki duruma bakıldığında “denizde çalışan/denizi kullanan” ayrımının belirginleşmediği, özellikle bahriye ve ticaret denizciliğinin “iş-meslek” temelli denizcilik algısının kendi mesleki faaliyet alanları dışında da “denizcilik bizden sorulur” anlayışıyla hegemonyasını sürdürdüğü görülür. Bu zihniyetin beslenmesinde amatör/sportif denizciliğin de yeterli katkısı var şüphesiz.