İstanbul Limanında Yacht’ların Seyri,

İbrahim Yıldan


İstanbul Boğazı kuzey kısmı yüzey akıntıları
Bir Boğaz yarışında Âli San’ın teknesi Sanela‘da halat çapariziyle uğraşma (2006)
Boğazın güneyinde akıntı yönleri
Optimist Rehberi, İbrahim Yıldan, 1972.

Yacht, Ocak 1965

İstanbul Limanında Yacht’ların Seyri,

İbrahim Yıldan

(…)

Moda Koyu’ndan Anadolu Feneri’ne gidecek bir yachtın yelkenle seyrettiğinde şu rotaları takip etmesi gerekir:

Moda Koyu’ndan hareketle Kız Kulesi’ni bordalayıncaya kadar Haydarpaşa ile Ahırkapı ve Sarayburnu’na kadar olan sahanın orta hattının sancak (Kadıköy) tarafından yükselecektir.

Kız Kulesi bordalanıncaya kadar Haydarpaşa ile Ahırkapı ve Sarayburnu’na kadar olan sahanın orta hattının sancak (Kadıköy) tarafından yükselecektir.

Yacht, Ocak 1965

Kız Kulesi bordalandığı zaman sürati akıntıyı yenemeyecek kadar azsa karşı sahile Kabataş’a geçmeli ve bu sahilde mevcut ters akıntı ile kısa tramolalarla  Arnavutköy Burnu’na kadar yükselmeli, Arnavutköy Akıntı Burnu’nda çok dikkatli olunmalı, akıntı geçilemeyecek kadar kuvvetli ise Vanıköy sahiline geçerek Kandilli Burnu’na kadar sahilde kısa tramolalar yaparak yükselip Bebek Koyu’na geçmelidir.

Yachtınızda motör varsa sırf yelkenle seyredip iki sahil arasında volta vurarak yükselmeye çalışmayınız, hem vakit kaybedersiniz hem de Boğaz’dan transit geçen gemilerin önlerine düşersiniz bu da tehlikeli durumlar yaratabilir. Bilhassa Boğaz aşağı inmekte olan gemiler akıntı ile indiklerinden güç manevra yaparlar ve zor dururlar. Kabil olduğu kadar gemilerin yollarına çıkmayıp sahillerde kısa tramolalarla yükselmelidir.

Bebek Koyu’nu geçtikten sonra Rumelihisarı Burnu’nu geçebilirseniz, Baltalimanı’nda yine bulacağınız bir ters akıntı yachtınızın Yeniköy Sığlık Şamandırası’na kadar yükselmesine yardımcı olacaktır.

Baltalimanı’nın güney tarafından Rumelihisarı Feneri’ne kadar olan sahada “Şeytan akıntısı” denilen kuvvetli boğaz aşağıya akan bir akıntı mevcuttur. Şayet bu akıntıyı geçip Baltalimanı Koyu’na giremiyorsanız Küçüksu Koyu’na geçip Kanlıca Burnu’na kadar yükselip Baltalimanı’nı ve İstinye Koyu’nu geçerek Yeniköy Sığlık Şamandırasına geldiğinizde çok dikkatli olmanız gerekecektir. Burası Boğaz trafiği ve akıntı bakımından çok kritik bir yerdir. Boğazdan aşağı inmekte olan akıntı yachtınızı kaparak Çubuklu sahiline sürükleyebilir. Veya Karadeniz’den gelip Marmara istikametine gitmekte olan bir gemi 90 derecelik bir dönüş yapacağı bir sahada birden önünüze çıkabilir. Şamandıraya yaklaşıldığında Büyükdere ve Yenimahalle tarafına dikkatle bakılmalıdır. Tarabya ve Kireçburnu sahillerini takiple Kireçburnu Feneri’ne gelindiğinde Umurbey Bankı Feneri ile transitinde boğazın orta hattının Anadolu tarafına geçerek sancak seyrine başlamalıdır. Mania ağları geçilirken daima sancak tarafı takip edilecektir. Ağlar geçildikten sonra da Anadolu sahili takip edilecektir.

Yukarıda tarif edilen seyir şimal (kuzey) rüzgârlarına ve akıntıların normal durumuna göre anlatılmıştır. Bilhassa lodos havalarda boğaz suları ve akıntıları anormal haller gösterir, akıntı süratinde ve istikametinde değişiklikler olur, orkozlar meydana gelir. Rüzgârı kıç tarafından alıp rahatça Boğaz yukarı seyredecek bir yacht boğaz nizamatına uygun seyretmeye çok daha müsait olup gösterilen hudutlar içinde icap eden seyri yapmalıdır.

(…)

Dolmabahçe Camii’nin önünde sahilden yarım mil mesafeye kadar uzayan kirli bir saha vardır. Burada demirlendiğinde Gazhaneden denize dökülen ürün artıklarıyla deniz dibi tamamen kirlendiğinden demiriniz ve demir zinciriniz kirlenir. Temizlemekte çok güçlük çekersiniz.

(İstanbul Limanında Yacht’ların Seyri, İbrahim Yıldan, Yacht, Ocak 1965.)

Bağlantılı yazı, bkz: “Yeni Bir Amatör-Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…”

Similar Posts

  • |

    Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…

    “Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…” üst başlığıyla yer alacak dosyadaki yazılarda, baskın denizcilik algısını, anlayışını sorgulayacak, kimi eski dergi/gazete sayfalarında kalmış, kimi yakın tarihli, kimi yeni yazılmış ya da yazılacak:
    ● amatör/sportif denizciliğin ne olduğunu gösteren, hatırlatan, vurgulayan, açıklayan…
    ● olan-biteni amatör/sportif denizciliğin süzgecinden geçiren,
    ● amatör/sportif denizciliğin sorunları ve değişen/gelişen yüzü kadar nelerin kaybolduğunu da dert edinen…
    ● kültürü pozitif anlamda kullanan, “kültürsüzlük”ten değil, denizcilik kültürünün canlı olmayışından söz eden, bunun nedenlerini araştıran,
    ● denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan;
    yazılara öncelikle yer verilecek.
    Şimdilik eski kaynaklardan aktarmayı düşündüğüm yazılmış veya taslakları hazır yeni yazıların başlıklarını/konularını kabaca şöyle sıralayabilirim (alfabetik):

  • Amatör Denizcilerin Açık Denizlerdeki Uzun Yolculukları Üzerine

    Teoman Arsay

    Derin sulardaki her uzun yolculuk, önce bir psikolojik olaydır. Kişi kendisini yepyeni bir ortamda tanıyacaktır. Bu nedenle de yolculuğa, özellikle teknik açıdan, iyi hazırlanmış olmak esastır.

    Bir yelkenli teknenin markası, yapı malzemesi, boyu posu o kadar da önemli değildir, önemli olan zayıf noktalarının önceden iyi bilinir olmasıdır. Örneğin dümeni destekli (skeg var mı?) midir değil midir (pala dümen mi)? Arması, çarmıhları ve yelkenleri planlanan yolculuğa uygun mudur? Denizciler arasında söylendiği gibi Akdeniz armalı mıdır yoksa bodur armalı mıdır, kısacası arması göreceli yüksek midir, alçak mıdır? Bilmek gerekir ki örneğin bir okyanus geçişinde veya sert rüzgârlı bölgelerde aranan arma, daima biraz alçak olur.

  • Biraz tekne, biraz seyir, biraz bakım, biraz yaşam

    Teoman Arsay abimiz yıllar önce denizciliğe yönelik ilginin artışı nedeniyle “amatör denizciler için seyir uyarıları/hatırlatmaları” diyebileceğim notları yazma ihtiyacı duymuştu.
    İlk defa yıllar önce Yelken Dünyası dergisinde “Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlığıyla maddeler halinde yayımlanan notlar “seyre
    çıkarken/yolda/seyirde/dönerken” nelere dikkat edilmesi gerektiğini, “genel uyarılar ve önerilerle” birlikte sıralıyordu.
    Teknik konular, seyir bilgisi, tekne kullanma/navigasyon ve motor uyarıları,
    emniyet/güvenlik kuralları, mevzuata/geleneklere ilişkin hatırlatmalar, teknede/seyirde
    davranış/nezaket kuralları ile denizcilik kültürüne de değinen maddeler kısa cümlelerle, öğütlerle, kimi zaman “denizden gelmeyeni denize atma” gibi aforizmalarla nelere dikkat
    edilmesi/uyulması gerektiğini deneyimli bir denizcinin gözünden özetliyordu.
    “Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlıklı yazının güncellenmiş bir versiyonu Ali Boratav’ın “Mavi Yolculuk Rehberi” kitabının 2. baskısında (Ege Yayınları,
    Mart 2021) yer aldı.
    Boratav yazıyı yeniden yayımlamak için “Hepimizin komodoru” Amatör Denizcilik
    Federasyonu eski başkanı Teoman Arsay’dan izin istediğini ve Arsay’ın notlarını gözden geçirip günümüzün gerektirdiği bazı eklemeler yaptığını aktarır ve “ Teoman Ağabey’in
    öğütlerinden her zaman, hepimize dersler var” diye de ekler.
    “Biraz Tekne, Biraz Seyir, Biraz Bakım, Biraz Yaşam” başlıklı maddeler halindeki bu notların “tek elle izbarço, bayrak katlama” çizimleriyle birlikte son güncellenmiş halini (22.08.2022)
    sunuyoruz. “Hepimizin komodoru”nun bilgelikle yazdıklarını teknede hatta gözönü dosyası
    olarak dümenbaşında/el altında bulundurup zaman zaman göz atmakta fayda var. Deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun, keyifli seyirler…

  • |

    Moda Sandalı (Athar Beşpınar’la Söyleşi)

    Sunuş / Kullanımı Kolay Denizci Tekne Arayışları / Sezar Atmaca
    Denizciliği gelişmiş ülkelerin tekne parkları denize açılmayı kolaylaştıran, heveslendiren, “başlangıç tekneleri” de diyebileceğimiz “kürekli veya yelkenli”, özgün, yaygın dingi modelleri ya da küçük tekne tipleriyle doludur. Bu ülkelerde, barınma/örgütlenme/üretim gibi temel konulardaki gelişmişlik, zamanın bilgi ve teknolojisine uygun yeni tekne tiplerinin tasarımının ve üretiminin yanında, eski/klasik teknelerin korunması, yaşatılması/replikalarının yapılması için gösterilen çabalarla da beslenir.

    Ülkemize bakacak olursak; küçük, ucuz “kürekli veya yelkenli” tekne tiplerinin varlığı/üretimi/barınma olanakları amatör-sportif denizciliğin gelişmesini/yaygınlaşmasını besleyecek başlıca koşullardan biriyken bu konuda çağdaş standartların çok gerisinde kaldığımızı, bazı örneklerini artık denizlerimizde değil Koç Müzesi, Deniz Müzesi gibi müzelerde görebildiğimiz kürekli veya yelkenli eski/klasik tekne tiplerinin de artık kaybolduğunu ya da nadir hale geldiğini görüyoruz.

    Yayımlanan “Bağlama Kütüğü” istatistikleri değersiz verilerden ibaret olduğu için kütüğe kayıtlı teknelerin boyları, yelkenli tekne sayısı, motor gücü ya da 50 ya da 100 yaşında kaç tekne var gibi ayrıntıları bilemiyoruz.

    Bir de restore etme/edebilme sorunumuz var. Geleneksel tekne üretim usullerinin ve ustalığının kaybolmaya yüz tutması nedeniyle tekne sahipleri açısından var olanları klasik halleriyle (arma/donanım…) yaşatmak, geleceğe aktarmak zorlaşıyor. Tekne ustalarının yerini sıradan marangozlar alıyor. Kimi kurumların restore etmek yerine onarma/yenileştirme adı altında tekneleri ve tarihi deforme ettiğini üzülerek görüyoruz…

  • MAT Yatının Atlantik Gezisi

    Yılın her zamanında seyirde görebileceğiniz Teoman (Arsay) abimizin teknesi MAT’ın Karadeniz’den Kızıldeniz’e, oradan Atlantik’e “kayıtlı” yaklaşık 200 bin mil seyri, seyirler boyunca biriktirdiği onlarca anısı, denizciliğe ilişkin sayısız bilgisi/deneyimi var.

    MAT’ın uzun seyirlerinden biri olan, 16 Eylül 2002’de başlayan Atlantik gezisi Yelken Dünyası dergisinde “MAT Yatının Atlantik Seferi” üst başlığıyla bölümler halinde yayımlanmıştı (2002-2003). Dokuz ay süren 12 892 millik Atlantik gezisinin fotoğraflar, çizimler ve metin elden geçirilerek tek bölüm haline getirilen seyri “MAT Yatının Atlantik Gezisi” başlığıyla toplu halde ilk kez okuruyla buluşuyor. Teoman abinin seyir notlarına/gözlemlerine toplumsal gidişatımız/geçmişimiz ve amatör denizcilik üzerine düşünceleri de eşlik ediyor. Keyifli okumalar…

  • |

    Yelken Kulüplerinde Komodorluk Müessesesi

    “Amatör-sportif denizcilik örgütlenmesinin temelini oluşturan yelken kulüplerinin çoğu maddi sorunlar, yer problemi gibi çözülemeyen temel sorunların cenderesinde sportif faaliyetler ile gelir yaratmaya yönelik sosyal faaliyetler arasında bocalayıp duruyor. Faaliyetlerde ‘kulüp’le ‘işletme’nin farkına varılamaması da önemli bir eksiklik. Amatör-sportif denizciliğin gelişmesi, amatörlük ruhunun yükseltilmesi, kulüplerin, sporcularını/üyelerini ‘denizle buluşturacak’, denizde vakit geçirme kültürü oluşturmayı özendirecek, farklı araçlar, yol ve yöntemler geliştirmesine bağlıyken, yelken kulüpleri eğiticiliğe değil, yarışmacılığa, ‘performansa ve yarışa dönük’ denizcilik faaliyetlerine önem veriyor; kulüplerin sadece ‘yarışla/yarışmacılıkla’ ilgili faaliyetleri federasyonlar tarafından destekleniyor. Özellikle sponsorlar pahalı ve yüksek ödüllü yarışmalarla ilgi/katılım çekmeye çalışıyor. Oysa her amatör spor gibi amatör-sportif denizcilik de bolca heves, sıradan bir  beceri, düşük sayılabilen yetenek halinde bile sürdürülebilen bir faaliyettir.” (Deniz Kültürü ve Amatör-Sportif Denizcilik – Denizcinin Günlüğü (denizciningunlugu.org)

    Komodor, yatçılıkta “bir yat kulübünün en üst mevkii ya da seçilmiş en yüksek rütbeli üyesi”dir. Kökeni Hollanda dilinden ve bahriyedeki kullanımından gelen bu terim deniz kuvvetlerinde çeşitli savaş gemilerinin oluşturduğu bir birliğin (konvoy/filotilla) komutanını tanımlar.

    Yelken/yat kulüplerinde denizcilik faaliyetleri geleneksel olarak “komodorluk” eliyle yürütülmesi beklenir/istenir.  Ancak kulüplerde denizcilik dışı sosyal faaliyetlerin ağırlık kazanması oranında komodorluğun “üst mevkii” olma vasfı hızla anlamını yitirirken, bu durum kulüplerin denizcilik faaliyetlerinden hızla uzaklaştığı anlamına da gelir.

    Denizcilik yazınında komodorluğun önemini vurgulayan, komodorluk hakkında yazılmış nadir yazılardan biridir Faruk Birgen’in yazısı (Yacht, Ekim 1966).