Mesut Baran’ın Ardından…

Bir mirası zenginleştirebilmek

Onca yıl ortada kitap, bilgi edinilecek doğru dürüst kaynak vb. yokken “mütevazı dergisi” Yelken Dünyası ile hayaller denizine doğru yelken açmamızı sağlayan kişidir Mesut Baran.

Mesut Baran yönetimindeki dergi “uzun yıllar” amatör denizciler için sığınılacak bir liman olarak kaldı. Hastalandığında üç ay derginin editörlüğü yapıp, yayına hazırladım ama maalesef 28 Haziran 2008’de veda ettik Mesut abiye. Sonrasında “…kendini Yelken Dünyası yapan ruhu daha da derinleştirmesi/koruması gerektiğini, amatörlüğünden vazgeçmeden daha da uzmanlaşmasını/yetkinleştirmesini…” dilemiştim ama yönetim tercihleri/sorunları nedeniyle 34 yıllık (1984-2018) dergi yayınına ara vermek zorunda kaldı (ya da kapandı). Mesut abinin ardından Yelken Dünyası’na (Ağustos 2008) yazdığım yazı aşağıda. (Ekim 2021)


“Bu Sizin Derginiz”

Mesut Baran’ın mirası Yelken Dünyası dergisinin bir ahlakı ve felsefesi var, bu dergi kimileri gibi “çizdikleri stratejide önüne çıkan herkesi düşman ya da yok edilmesi gereken rakipler” olarak görmüyor.

Sadun ve Oda Boro’nun Kısmet serüveniyle, Mesut ve Ülkü Baran’ın Yelken Dünyası serüveni birçok bakımdan birbirlerine benzer. Sadun ve Oda Boro’nun Kısmet’le yaptıkları yolculuk o zamanın koşulları düşünüldüğünde nasıl her bakımdan meşakkatli ve güçse, 30’lu yaşlarının başındaki Mesut Baran’ın ülkedeki yayıncılık, haberleşmedeki-uluslararası yayınları takip etmedeki güçlük vb. düşünüldüğünde dergi çıkarmaya soyunması, çıkarması da aynı derecede meşakkatli ve güçtür.

Sembol olması, özendirmesi, yol göstermesi açısından Kısmet’in dünya turu neyse Yelken Dünyası’nın katkısı da odur amatör denizciliğimize. Nasıl ki günümüzde dünyayı dolaşan denizcilerimiz yanında Boroları ve Kısmet’i ayrı bir yere koyuyorsak, onları bir kilometre taşı sayıyorsak, Yelken Dünyası’nın da böyle bir yeri vardır dergiciliğimizde, denizciliğimizde. Onca yıl ortada kitap, bilgi edinilecek doğru dürüst kaynak vb. yokken hayaller denizine doğru yelken açmamızı sağlayan dergidir Yelken Dünyası.

Eleştiriler Yol Gösterir

Her türlü eleştiriye tahammüllü, bunların dile getirilmesinden gocunmayan ama yine de çoğu kez kendi çizdiği rotadan şaşmayan bir dergicilik anlayışı vardı Mesut Baran’ın. Her şeyin profesyonelleştiği, piyasanın birçok şeyi etkisi altına aldığı, rakiplerin giderek arttığı bir dünyada hâlâ böyle bir dergiyi yaşatabilmek başlı başına övgüyü hak eder.

Yelken Dünyası gücünü reklamlardan çok öncülüğünden,  edindiği okuyucu kitlesinden, onlarla kurduğu ilişkiden alır. Görsel kültüre değil, yazılı kültüre dayalı bir dergiciliği sürdürmesi de oldukça önemlidir. Her zaman zengin bir konu çeşitliliği vardır yazılarda ve derginin asıl yazarları okurlarıdır. Eleştiriler karşısında her zaman söylediği bir laf vardır Baran’ın: “bu sizin derginiz”. Bu nedenle başyazılarını da Yelken Dünyası imzasıyla yazardı. “Bu dergi sizin”, derken de gelin uğraşın, elinizi taşın altına koyun, dergiyi sahiplenin demeye getirirdi. Dileriz Mesut Baran’dan sonra Ülkü Baran’la da okuyucuların dergiyi sahiplenmeleri artarak sürer.

Kendi Özgünlüğünü Koruyarak Gelişmek

Yelken Dünyası’nı hep bir limanda yatan klasik, gözalıcı ahşap bir tekneye benzetirim. Giderek artan rakipleri karşısında (biri amatör denizciliğe uzak olsa da aylık dergi sayısı şimdilik beş ama İtalya’dan adapte altıncısı da yolda galiba…) açık denizlere yol alması, yeni mecralara kapı açması, denizciliğin sorunlarını gündeme taşıyıp söz alması için daha fazla donanıma ihtiyacı olduğunu düşünürüm. Dergicilikteki gelişimde “etkili” olmasını beklerim. Ama rakiplerine benzemesi gerektiğini hiç düşünmem, istemem. Tersine kendi özgünlüğünü, kendini Yelken Dünyası yapan ruhu daha da derinleştirmesi, koruması gerektiğini, amatörlüğünden vazgeçmeden daha da uzmanlaşması,  yetkinleştirmesi, daha eleştirel olması, yazılı kültür geleneğini koruması gerektiğini düşünürüm. Okuyucu eleştirilerinin dikkate alınmasını, birbirinin tekrarı yazılardan, konulardan kaçınılmasını, üçüncü tekil şahıs gibi kendinden söz ederek kendini öven yazıların yayımlanmamasını beklerim. Dergiyle ilgili kimi eleştirilerin örneğin benim Eylül 2006’da yazdığım, ya da Prof. Dr. Mahmut Berkman’ın Mart 2008’de yazdığı “Şüphesiz herkesin yazısı değerlidir. Ancak artık böyle bir dergide Bodrum’dan çıktık, Marmaris’e gittik çok keyif aldık ne eğlendik, ne eğlendik türündeki yazıların okuyucu tarafından beğenilmediğine ve okunmadığına inanıyorum. Böyle bir dergide yayınlanan yazıların yazarına bir övünme sebebi değil, okuyucuya iyi vakit geçirtmesi ve öğretici olması –fayda sağlaması- gerektiğini düşünüyorum.”  türü bir eleştirinin dergide karşılık bulmasını, derginin geleceği açısından önemli bulurum. Şüphesiz bunların soyut olarak doğru olduğunu söylesem de yerine getirmek, sürdürmek için dergi yönetiminin niyeti yanında daha fazla okuyucu desteğine, “ilkelere” daha fazla değer veren bir denizcilik anlayışına ( veya daha sorgulayıcı okuyuculara) da ihtiyaç var.

Yalanı Haber Yapabilmek…

Özellikle okuyucu niteliği ve ilkeler ile neyi vurgulamak istediğimi Mesut Baran’ı da çok üzen bir örnekle açmaya çalışayım. Geçen yıl Yelken Dünyası’nda Naviga dergisinin verdiği yanlışlarla dolu bir takvimi eleştirdiğim için işi şirazesinden çıkaran bu derginin ortağı ve yazarı Sabah gazetesinde isim vermeden benim “tetikçi”, Mesut Baran’ın da “sağa sola saldıran” “tetikçi kullanan” olduğunu söylediği satırlarında Yelken Dünyası’nı da işin içine katarak şunları yazdı: “Dünya, popüler olduğu halde gelişime, değişime ayak uyduramadığı için silinip gitmiş, pek çok kişi ve kuruluşa sahne olmuş. Çaresini sağa sola saldırmakta bulup, tetikçi kullananlar sadece yaşamakta oldukları süreci hızlandırırlar.” (Yazarın öngörüsüne dikkat!..)

İlkelerin etkili olduğu bir faunada okuyucuların, kurumların sıradan bir eleştiriye bile tahammül edemeyen bu anlayışa tepki göstermesi, yalan haber yapan kişinin özür dilemesi (dikkatinizi çekmek isterim ki bir haberin yalan çıkması başka, bir yalanın haber yapılması başka bir şeydir…) yanlış bir yeniyıl takvimi veren derginin okuyucuları için en azından bir doğru yanlış cetveli vermesi, vermiyorsa okuyucuların da bunu talep etmesi beklenir.

Mesut Baran’ın bu karalamalar karşısındaki tepkisi tahammül ve hoşgörüsünün görünenden çok daha fazla olduğunu düşündürtmüştü bana; çok üzülmüştü, uyku uyuyamadığını söylemesine rağmen bu konuda söylediği tek kelime “terbiyesizlik” oldu.

Yukarıdaki beklentilerimin hiçbiri olmadı, sadece yazar aynı gazetede bir hafta sonra tepkiler karşısında iki sütunda yapmayı becerdiği 22 yanlışı küçültmeye uğraşarak “iş şirazesinden çıktı” diye yazdı, ama ne benden ne de Yelken Dünyası’ndan ve Mesut Baran’dan özür diledi (bir yazıyla özür dileyene kadar da bu konunun takipçisiyim…). Dergi bahanelere sığınarak okuyucularından özür diledi ama, bir doğru yanlış cetveli vermedi (gelişim ve değişim böyle bir şey mi acaba? ), derginin benden başka hiçbir okuyucusu bunu talep etmedi, hiçbir okuyucusu bu yanlışlar nelerdir diye sormadı (kimse o takvimi masasında kullanmadı mı? ya da dergiler alınıyor ama okunmuyor mu?).

Ekseriyetin Sessizliği Acıtıyor…

Bu karalamalara tek anlamlı tepki Yacht Türkiye (Mart 2007) dergisinde “Ne yazık, sadece ben yazıyorum…” başlığıyla Çetin Gusnek’ten geldi. ( O da artık dergide yazmıyor…) Aslında yazının başlığı yanında alt başlığı da durumu özetliyordu:  “Hakkaniyet adına kayıpların çetelesini tutmak giderek imkansızlaşıyor, liste öyle kabarık ki… Tabii listenin uzunluğuna ağlaşmak bir tarafa insanın içini esas, ekseriyetin sessizliği acıtıyor.” 

Mesut Baran’ın duruşundaki tevazu, dürüstlük ve sabırı, yaptığı işin güçlüğünü daha iyi anlamak için bu güzel yazıdaki “Kifayetsizler” başlıklı bölümü yazarına teşekkürle sizlere de aktarmak istiyorum:

Denizler, ne acı, kimseyi terbiye etmiyor artık.

(… )

Elbette ki elindeki aracı silah, kelimeleri kurşun sayar bu iklimin vücut verdiği zihniyet ve elbette ki 500 bin satan gazetelere 5000 bile satmayan mecmualardaki fikirleri saldırı kabul ve bahane ederek, aynı denizleri paylaştığını iddia ettiği refikine acımasızca vurur. Hem de ipe sapa gelmez iddialarına, bahis hakkında en ufak bir fikri olmayan yüzbinlerce kişiyi şahit tutmanın, hakkaniyet prensibiyle en ufak alakası olmadığını göz ardı ederek… Halbuki herkes, esas derdin kendi kabahatini örtbas etmek olduğunu bal gibi bilir.

Elbette ki üzerinde sakil duran küçük dağları ben yarattım kıyafetine bürünmekte beis görmez bu iklimden beslenen riyakar ve daha düne kadar en büyük destekçisi olduğunu ayan beyan ilan ettiği bir organizasyondaki rolünü, insanların gözünün içine baka baka inkar eder. Halbuki herkes, riyakarın ani çark sebebinin, maddi menfaatlerini koruma kaygısı olduğunu bilir.

Ve fakat bu çok acayip ve son kertede pervasız tiyatroda benim en fazla canımı acıtan nedir, biliyor musunuz?

Bu trajikomedisi kendini aşan oyunu, belki de mazide o güzelim meydanları tıklım tıkış, yüce bir cemiyetin mensubu olmanın coşkusuyla dolduranların gıkını bile çıkartmadan seyretmesidir: Ne acı…

Sığınılacak Bir Liman

Mesut Baran’ın mirası Yelken Dünyası’nın bir ahlakı ve felsefesi var, bu dergi kimileri gibi “çizdikleri stratejide önüne çıkan herkesi düşman ya da yok edilmesi gereken rakipler” olarak görmüyor, onları da bu faunanın vazgeçilmez kaynakları arasında sayıyor.

Gönüllü katkı ve muhabirlikle yürüyen sistemini yıllardır sürdürebilen Yelken Dünyası’nın bu tablosunu artan okuyucu katkısıyla geliştirerek, derinleştirerek sürdürmesini diliyorum. Bu konuda  dergi yönetimi kadar, okuyuculara, denizcilere önemli roller düşüyor. Mesut Baran’ın mirasına  sahip çıkılıp, zenginleştirilerek büyütülmesi en büyük dileğim.  Unutmayın burası tüm denizciler için yeri geldiğinde sığınılacak bir liman…

Dilerim hep de öyle kalır. Yedi deniz mekanın olsun Mesut Abi.

Kaynakça:

* Sezar Atmaca, Dergideki Yazı Sayısı mı Yazı Kalitesi mi? Yelken Dünyası, Ekim 2006.

* Mahmut Berkman, Bir Atlantik Geçişi, Yelken Dünyası, Mart 2008.

* Sezar Atmaca, İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek, Yelken Dünyası, Şubat 2007.

* Çetin Gusnek, Ne Yazık, Sadece Ben Yazıyorum…, Yacht Türkiye, Mart 2007.

(Yelken Dünyası, Ağustos 2008)

Similar Posts

  • Edebiyat Okyanusunda Tartışma Kazaları

    Motor Boat& Yachting/ MBY dergisinin Ağustos 2008 sayısında Ali Adabeyi imzalı, denizcilik kitaplarını eleştiren bir yazı yayımlandı. Bunca yıldır denizcilik kitaplarıyla uğraşan ve yazıda adı geçen bazı kitapların editörü olarak Adabeyi’nin yazısındaki fikirlere katılmadığımı belirten bir yazı yazdım. Yayımlanıp yayımlanmayacağı öğrenmek için Motor Boat& Yachting dergisi editörüne gönderdim, kısaltıp, başlık atarsam yayımlayabileceklerini belirttiler. Kısaltıp, başlık koyarak gönderdim.

    Ancak derginin Eylül sayısında yazımın yer almadığını gördüm. Kimi dergilerin maalesef açık yüreklilikle sayfalarını bu tür yazılara, tartışmalara açmak yerine kendilerini kapsayan eleştirileri yayımlamamak veya vaktinde yayımlamamak için türlü yollara başvurduklarını örneklerle biliyordum. Daha sonra yazıişleri müdüründen özür dileyen ve geniş bir açıklama yapacağını bildiren bir e-posta alsam da bir açıklama gelmedi. Ama yayımlayacaklarını belirttikleri yazıyı MBY okuyucularına “okutmamak” için ne gibi gerekçeleri vardı, belki bir gün açıklayan bir “sorumlu” çıkar. Yazıyı daha da kısaltıp başka bir mecrada yayımlanacak hale getirip “Edebiyat Okyanusunda Tartışma Kazaları” başlığıyla Yelken Dünyası’nda yayımlatmak istedim ama orası bizim için sığınılacak bir liman olmaktan çıkmıştı. Yıllar geçse de yazı dergilerin tavrıyla, yayıncı olarak bizim sorunlarımızla/projelerimizle, kitaplarla ilgili olduğu için yayımlansın istedim.

  • |

    Terimlerin Peşinde…

    Kropi Yayınları’ndan denizcilikle ilgili kitaplar yayımlamaya başladığımızda Yelkende Denizcilik Terimleri Sözlüğü basılınca (Ian Dear&Peter Kemp, çev. Orkun Soyer, Kropi Yay. 2000) kitabın tanınır bilinir olması amacıyla Yachting World dergisinin okuyucu mektuplarına bir not yazmıştım (Mart, 2000). Bu not sonrası başlayan ve genişleyen tartışma/eleştiri Açık Radyo/Açık Deniz programında Beysun Gökçin’le denizcilik dili üzerine bir söyleşi yapmaya kadar gitti. Belirtmem gerekir ki bu tür sorgulamaların/tartışmaların çok faydası var; çünkü birbiri yerine kullanılan birçok terimin aslında farklı anlamları olduğunu/farklarını öğrenmek, yeni ve daha doğru tanımlar yapmak, eskiden yapılan hatalı kullanımları düzeltmek ancak böyle mümkün olabilir. Ancak tartışma had bildirmeye/atışmaya dönüşünce  aslında çok şey öğrenebileceğiniz insanlarla da konuşma/tartışma ortamı yok oluyor maalesef.

    Konuyla ilgili yazılar sırasıyla şöyle:
    →Yanlış Olduğuna Emin misiniz? Yachting World, Nisan 2000.

    →Zuhal Atasoy’a Zorunlu Bir Cevap, Yachting World, Mayıs 2000.

    →Necati Zincirkıran’a Gerekli Bir Cevap, Yachting World, Temmuz 2000.

    →Açık Radyo/Açık Deniz programı, Beysun Gökçin’le Denizcilik Dili üzerine söyleşi, Eylül 2000 (bant çözümü halledilebilirse özeti yayımlanacak)

  • Denizcilikte 100 “Az Bilinen” Konu

    Deniz Kuvvetleri Dergisi’nin, Mart, Temmuz ve Kasım 2005 sayılarında “100 Bilinmeyen Konu” başlığı ile üç ek verdi.

    Yelken Dünyası dergisinin Mart 2006 sayısında “Denizcilikte 100 ‘Az Bilinen’ Konu” başlığıyla yazdığım yazıda eklerde yer alan konuları değerlendirip kimi konuların gözden geçirilip, güncellendikten sonra kitap haline getirilmesini önermiştim. Ancak bu eleştirilere/önerilere rağmen anlamlı bir değişiklik/düzelti yapılmadan 10 yıl sonra söz konusu üç ek birleştirilip kitap haline getirildi ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından “Bahriyede 100 Bilinmeyen” (Dz.K.K. 2016) adıyla yayımlandı. Yelken Dünyası’nda yer alan aşağıdaki yazı bu kitabın eleştirisi olarak da okunabilir.

  • Eski Denizcilik Dergileri Dizini II: Av ve Deniz (Eylül 1945-Nisan 1948)

    “Memleketimizde Amatör Yelkencilik Nasıl Başladı?”

     Sezar Atmaca

    “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” Serisi Hakkında” yazısında söz ettiğimiz dergilerden biri olan Av ve Deniz dergisi (Eylül 1945-Nisan 1948) 18 sayı yayımlanır, ancak dört sayısına henüz ulaşamadım (sayı: 7, 15, 16, 17). 30 Eylül 1945 tarihli ilk sayı künyesine göre dergi “av, deniz, balıkçılık, binicilik, dağcılık, otomobil, tayyarecilik sporlarından, turizm, bahçe ziraati ve amatör fotoğrafçılıktan” söz edecektir.
    İlk sayıda Önsöz’de Turhan Tamerler derginin çıkış hikâyesini anlatır. (…)
    Dergi yazıları ağırlıkla derginin adı gibi avcılık (kara avcılığı ve balıkçılık) ve denizcilikle ilgilidir ki bu durum kapak görsellerine de yansır: yayımladığımız sayılardan üçünün kapağı denizcilikle, kalanı avcılıkla ilgilidir.
    Kara avcılığının da denizcilik/yelkencilik gibi bir spor sayılması, avcılıkla/denizciliğin birlikte anılması o yıllar için sıradan bir durumdur. Çünkü dönem … özellikle kara avcılığının başlıca amatör spor kabul edildiği, en kolay ve ekonomik ulaşım yolunun denizyolu olduğu, avcıların sulak alanlarda avlanmak veya av sahalarına ulaşmak için tekne kullandığı yıllardır. Dolayısıyla avcılık (özellikle kara avcılığı) amatör denizciler arasında da popülerdir. Sembol isimlerden biri, (…) “Çulluk Sait” lakaplı, İYK/İstanbul Yelken Kulübü’nün kurucularından ve 1957-60 arasında TYF/Türkiye Yelken Federasyonu başkanlığını yapmış olan Sait Selâhattin Cihanoğlu’dur.

    “…Yatçılık bir zevk ve sefa alemi değildir. Yachting ada ile Moda arasında pupa yelken, güvertede sırt üstü yatmak ve dostlarla sohbet etmek manasına gelmez.”, (Sayı 1, Eylül 1945), ya da“… Marmara Adası’na kadar gidip gelmek 140/150 milin içindedir. Av ve Deniz mecmuası böyle bir yarış açtı. Kimse rağbet etmedi.”(Sayı 11, Ekim 1946), diyen Fikret Bayraktaroğlu’nun eleştirileri gibi o yılların denizciliği hakkında fikir verecek birçok yazı dergide yer alır. Örneğin Sadun Boro’nun Bir Hayalin Peşinde (Ege Yayınları, 2004) kitabında tanıttığı ve “onun yardımı ile ben de yazı ve yayın hayatına … başlamış oldum” dediği Bahriyeli Ali Rıza Seyfi’nin (Dayıbey) amatör denizciliğe, amatör yelkenciliğe ait hatıralarını aktardığı “Memleketimizde Amatör Yelkencilik Nasıl Başladı?” (Sayı 14, Mayıs 1947) başlıklı yazı serisinin ilk yazısı da bunlardan biridir. Amatör-sportif denizcilik tarihinden söz eden ilk yazılardan biri olan bu önemli makaleyi de tarayarak dizinin sonuna ekledim.
    Av ve Deniz dergisinin içindekiler görselini ve altına da bizi ilgilendireceğini düşündüğüm makalelerin dizinini verip, bazı makalelerin yanına parantez içinde kısa açıklamalar ekledim.

  • |

    İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek

    Özel Teknelerin Kayıt, Belgelendirme ve Donatımına İlişkin Yönerge’de (2006) yapılan bir değişiklikle ADEK/Amatör Denizci Elkitabı, bir süre her teknede bulunması zorunlu yayınlar arasına katılmıştı. Bu yazıdaki “Zorunlu Kitaplar” bölümünde “Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.” diye yazıp ADF’ye de bu şartın kabul edilebilir bir şey olmadığını ifade etmiştim. ADF’nin girişimiyle bir süre sonra mevzuat değiştirilerek bu tekel durumuna son verildi.

    Yazıda yer alan “Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi” başlıklı bölümündeki eleştiriler nedeniyle Naviga dergisi kurucusu/söz sahibi Turgay Noyan’ın yaptıkları için “Yalanı Haber Yapabilen ‘Gazeteci…’” yazısına da bakın lütfen.

    Üç denizcilik dergisinin satış toplamının 15 bini aşması, amatör denizci belgesi veya yelken eğitimi almak isteyenlerin çokluğu gibi birçok göstergeye bakarak son yıllarda denizciliğe olan ilginin, denize açılan, açılmaya niyetlenen insan ve tekne sayısının giderek arttığını söyleyebiliyoruz. İlginin sadece sayısal bir artış olarak kalmaması nitelikçe bir zenginleşmeyle birlikte mümkündür. On sorudan dördünü yapana ADB/amatör denizci belgesi vermek yerine, sınavları, bilgiyi ölçen, öğrenmeye teşvik eden, herkese eşit uygulanan bir biçimde yapmak (Amatör Denizcilik Federasyonu’nun -ADF- yapmaya çabaladığı gibi) veya denizcilik/yelken eğitimini eğitim/eğitmen yönünden bir standarda kavuşturmak gibi örnekler, denizcilikte bir nitelik artışına işaret eder.

    Giderek zenginleşen bir nitelik artışıyla tanımlayabileceğimiz bir değişim, denizciliği sığ sulardan çıkarıp engin denizlere taşıyabilir. İlginin, denizciliğin gelişmesi, yaygınlaşması, zenginleşmesiyle birlikte yürümesi, bu işi öğrenmeye hevesli insanların sayısını giderek arttıracak, ilginin kalıcı olmasını sağlayacaktır.

  • Sarıyer Belediyesi Yeşil Martı Dergisi

    Denizcinin Günlüğü (ADF Yayınları, 2006-2010) serisini kaynak olarak kullanma izni isteyen bir arkadaşım Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin Ocak 2018 sayısının pdf dosyasını gönderip, değerlendirmemi istemişti. Ancak dergide Denizcinin Günlüğü’nden çok alıntı olmasına rağmen bunun gerektiği gibi belirtilmediğini gördüm, yol açabileceği sorunları kendisine ilettim. Ayrıca derginin denizcilikle ilgili kısımlarında gördüğüm eksiklikleri/yanlışları yazdım.

    Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin 8. sayısının (Ocak 2018) denizcilikle ilgili kısımlarını inceledim. “Olay denizde geçiyor” ama çok çapariz var. Geçen sene Şubat’taki Boat Show’da aldığım ilk sayısında da denizcilikle ilgili yazılarda epey hata ve kaynak göstermeme durumu vardı, “ilk sayıdır olur” demiştim ama sonraki sayıları görmedim. Derginin hazırlanmasında kullanılacak eserlerden/kaynaklardan nasıl faydalanılabileceğinin bilinmesi gerekir. Kullanılan/faydalanılan kaynakları belirtme kimsenin ihtiyarına/keyfine kalmış bir konu değildir. Kanunun (5846) gereğini bir tarafa bıraktık öncelikle emeğe saygı gösterilmesi esastır, faydalanılan kaynaklar yağmalanacak kamu malı değildir. Faydalanılan kaynakların belirtilmesi etik olduğu kadar hazırlayanın ne tür kaynaklardan faydalandığını (ör. kaynak değeri var mı?) gösterdiği için de önemlidir. Üzülerek görüyorum ki böyle bir hassasiyet sekizinci sayıda da oluşmamış…