Denizcilik Şişerken Problemleri Tartışmak

Yazı, Pekin Olimpiyatları (2008) dolayısıyla spor kültürü, skor kültürü lumbozundan sorular sorup, denizciliğin gelişmekten çok şiştiğini tartışırken, çıkış yolları arıyor.

Hürriyet’te Temuçin Tüzecan “Pekin Olimpiyatları’nın ardından Türkiye Yelken Federasyonu tartışılmalı” (Orsa, Hürriyet 30 Ağustos, 2008) başlıklı bir yazı yayımladı. Yazısında özetle, başarısızlığın spor yönetiminden geldiğini, yelkene ilginin arttığını, alınan teknelerin içinde yelkenli oranının, örneğin Amerika’nın dahi üzerinde olduğunu,  bunun da yelken sporcusu aday havuzunun büyümesi demek olduğunu belirtiyor ve çözüm de öneriyordu: “Yelken Federasyonu’nun bu haliyle lağvedilip, İngiltere’de olduğu gibi deniz üzerinde teknecilikle uğraşan tüm amatörlerin örgütünü oluşturmak.” Bu yapının federasyona sürekli bir gelir kaynağı yaratabileceğini ve bunun da akılcı bir spor eğitim programı oluşturmakta kullanılabileceğini de ekliyordu.

Yazısındaki birçok görüşe uzak durmama, katılmamama rağmen Tüzecan’ın Orsa köşesindeki yazısını denizciliğin, sporun tartışılması ve yaygınlaştırılması açısından önemsedim. Çünkü bu ülkede herhangi bir problemi enine boyuna tartışabilmek oldukça güç.

Yeni çözüm yolları bulabilmek için olayların (başarısızlıkların) sadece sonuçlarına değil bizi bu sonuçlara götüren nedenlere daha fazla kafa yormak gerektiğine inanırım. Ortaya atılan çözüm önerilerini yeterince tartışmazsak sonuç yine beklediğimiz gibi olmayabilir. Dediğim doğrudur, ya da en iyisi budur demek kolaycılığına düşmeden, önerilen modellerin, çözüm yollarının yeterince tartışılması, sindirilebilmesi ve mutlaka gerçekleştirilebilirliğinin verilerle, projelerle ortaya konması gerekir. Yoksa salt kendi açınızdan, bulunduğunuz konumdan olayları yorumlarsanız sorunları görmek de, mutabakat da zorlaşır. Örneğin Türkiye’de futbol, basketbol gibi en çok para harcanan, en büyük orgütlenme ve organizasyonların olduğu spor dallarında olimpiyat kotası alınamadığı düşünüldüğünde, ya da kota alan 36 sporcunun 6’sının yelken sporundan geldiği söylenerek başarıdan da söz etmek mümkün.

Bu yazıda ileri sürdüklerim aslında daha uzun bir yazının girizgahı niteliğinde. Çünkü denizciliğin “şişmesi” denizcilikle ilgili ticaretin denizcilikten hızlı gelişmesiyle de, denizcilikteki bilgi, uzman, fikir, proje… yoksunluğuyla da yakından ilgili. Bunları örnekleriyle yeterince açmak gerek. Örneğin içersinde birkaç denizcilik teriminin geçtiği, denizciliğe ilgiden faydalanarak popüler olmaya çalışan bir romanı “deniz edebiyatı” diye pazarlamak, gazetede-dergide bu kitaba sayfalar ayırmak, fuarlarda imza günü düzenlemek belki çok şeyi “şişirir” ama bu sahtecilik, bu edebi ve entelektüel fukaralık denizciliği geliştirmez. Acaba bu şişkinliğin yeterince farkında mı değiliz, yoksa gerçek sorunlarla uğraşmanın hiçbir medyatik cazibesi mi yok ? diye de düşünmeden edemiyor insan.

Tabii tartışılacak konuşulacak sorun, konu çok ama rotamızı Olimpiyatlar vesilesiyle spor kültürüne çevirelim.

Spor Kültürü Değil Skor Kültürü

Sadece yelkencilik değil, diğer spor dallarının akibeti de düşünüldüğünde, neden spor kültürü değil de skor (veya madalya/kupa) kültüründen fazla bir şey yaratamadığımızı (ki onu da beceremediğimizi) sporcu yetiştiremememizin, farklı spor dallarında faaliyet gösteremememizin nedenlerini araştırmak, tartışabilmek daha ufuk açıcı olabilir. Şüphesiz amatör denizcilik için birçok spor yönetim modeli önerilebilir. Tüzecan’ın önerdiği İngiltere örneği ya da Olimpiyat sonrası ilgili bakanın da söylediği “yetenekli çocukları belirleyip, disiplinli bir çalışma” ile madalya sayısını arttırmak gibi. Önemli olan karar öncesi bunların avantajlarıyla, zaaflarıyla birlikte tartışılıp, araştırılmasıdır. 1992 Olimpiyatları için ülkemizde uygulanan “yetenekli çocuklarla disiplinli bir çalışmayla madalya” hedefinin neden yetersiz kaldığını; ya da İngiltere’deki örgütlenme gücünün arka planını iyi araştırmak gibi. Örneğin İngiltere’de RYA, 400 gönüllü ve 80 ücretliyle çalışıyor, üyesi 1600 kulüp var, her yıl 100 bin kişiye eğitim veriyor, denizden kendi keyfi için yararlanan 7 milyon kişinin çıkarlarını temsil ediyor, koruyor…

Özerk bir federasyon modeline geçilmekle birlikte (TYF) özerkliğin tabandan gelen, yani “alınan”  değil “verilen” bir özerklik olduğu unutulmamalı. Daha “muktedir bir özerklik” için Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü modelinin zaaflarını ( kendisini, öncesini ve sonrasını / Türk İdman Cemiyetleri İttifakı / TİCİ-1922; Türk Spor Kurumu / TSK-1936; Beden Terbiyesi Genel Direktörlüğü / BTGD-1938), devletin spora bakışını, kulüplerin buradaki işlevini yeterince tartışmak, tartıştırmak, sorgulamak gerekir düşüncesindeyim. Karar mevkiinde olanların bahaneler üreterek durumdan şikâyetçi olmaları değil, mevcut sorunların üstesinden gelecek çareler, çözüm yolları üretmeleri beklenir.

Denizcilik Gelişmiyor Şişiyor

Birçok veriye bakıldığında denizciliğin “gelişmesinden çok şişmesinden” söz etmek bence daha doğru. Gelişme bir orman ortamıysa, şişme ortamın sadece yeşillenmesidir. Orman ortamı için mikro organizmalar, böcekler, sürüngenler, yeraltı ve yerüstü su kaynakları, bitkiler, ağaçlar, toprak vb. birbirini besleyen bir ortam (fauna/flora) söz konusuyken, sadece ağaç dikerek (ör. bir madalya alarak…) bir alanı yeşillendirmek de mümkündür. Denizciliğe olan ilginin sadece sayısal bir artış olarak kalmaması, kalıcı olması yeşillenmeyle değil, orman ortamıyla mümkündür. Ama gidişat sorgulanmaz, yeni açılımlar geliştirilmezse ormanın derinliklerinde/engin denizlerde değil, yeşilliklerde/sığ sularda seyretmemiz kaçınılmaz olur.

Denizcilikte genel kanı sürekli devlet desteği beklemek, devletin gelişmeye engel olduğu hatta külüplere köstek olduğu yönündedir. Ama birçok konuda kulüplerin haline baktığımızda bunun başlıca sorumlusunun devlet olduğunu söylemek zor. Ve bu durum paradan, imkandan çok bu konulardaki “fikri yoksunlukla” da ilgilidir. Kurulduğu günden beri sporun (denizciliğin…) sorunlarına eğilen, dünyadaki gelişmeleri takip eden, proje geliştiren, bu konuda yapılmış eski (ör. Denizcinin Günlüğü 2006’da aktarmıştım: “Yelken Kulüplerinde Komodorluk Müessesesi”, Faruk Birgen, Yacht Ekim 1966) ve yeni eleştirilere kulak asan bir kulüp modeli içe kapanmaz, sığ sularda dolaşmaz.  Örneğin literatür takip eden, sporcularına  sunacağı yeterli ve işleyen bir kütüphanesi olan yelken kulübümüz ne yazık ki yok.

Antrenör, antrenman yeterliliği konusunda hiç de uzak olmayan bir dönemden örnek vereyim. İki senedir üzerinde çalıştığımız laser kitabı yazarlarından milli yelkencilerimiz Orkun Soyer ve Alp Alpagut kitapta 1980’lerin sonuna dek   “yelkencilerin parkurun bir tarafında belirgin bir rüzgar avantajı olmadıkça pupa seyrinde dümdüz en kısa yoldan şamandıraya gitmeyi tercih ettiklerini” (böyle de öğretildiğini) ve “yurtdışına çıkıldığında sınıf ayrılığı olmaksızın hemen hemen her Türk yelkencisinin  pupada geçildiğini” belirtiyorlar. Bu durumun ilk defa sponsorlar desteğiyle o zamana kadar Türkiye’de görülmemiş bir tempoyla 1992 Seul Olimpiyatları’na hazırlanan sporcuların birçok uluslararası yarışa gidip yabancı antrenörlerle çalışmaları ve gözlemleri sonrasında birçok açıdan Türkiye’de yelkende bir devrim olduğunu, en azından pupanın bir dinlenme seyri olmadığının ortaya çıktığını ve  daha ciddi antrenmanlar yapılmaya başlandığını anlatıyor. Monitör ile antrenörün farkı bugün de aşılabilmiş, bu konuda uluslararası standartlara ulaşılabilmiş değil. İlginç bir not: Milli sporcularımızdan Alp Alpagut Pekin Olimpiyatlarına iki ülkenin (Finlandiya ve Malezya) birer laser sporcusunun antrenörü olarak katıldı!!!

Bu seneki bir denizcilik sempozyumunda bir kulüp başkanının “amaca ulaşmada en büyük güç deniz kuvvetleri” dediğini duyunca kulaklarıma inanamamıştım. Gazete köşelerinde, dergilerde “kulüp güzellemesi” yapmak yerine ana kaynak olan kulüplerin neden sorunlarını tartışıp çözüm yolları ara(ya)madılarını, birlikte projeler üretemediklerini, neden hala “gaza” kültürüne takılıp kaldıklarını sorgulamak, olayların sonuçları üzerine yakınmak, spekülasyon yapmak değil, bu sonuçlara götüren rotalar üzerine kafa yormak daha anlamlı ve  geliştirici olabilir.

Tüzecan yazısında Türkiye’de yelkenlilerin oranının arttığını, hatta yelkenli yat / motoryat oranında Amerika’yı bile geçtiğimizi iddia ediyor ki rakamlar bu iddiaları pek doğrulamıyor. Türkiye’deki Özel Tekne Kayıt Belgesi istatistiklerine baktığımızda (ki 20 bine ulaştı…) Fransa (%25 yelkenli), İspanya (%15 yelkenli) gibi örneklerin bile gerisinde kaldığımız söylenebilir.

Denizciliğin gelişmesi, nitelikçe zenginleşmesi için model önermek kolaydır ama “sağır” bir tekneye binmemek için olan-bitenin, önerilerin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesi gerekir. Bu tartışmalardan denizciliği, yelken sporunu geliştirecek çözüm yolları çıkması ve bu gelişmelerin diğer spor dallarını da etkilemesinin ilk şartı bu “tartışmaların olabileceği ortamların yaratılması ve korunmasıdır.”

Bugünlerde sorunların tartışılması, çözüm önerilerinin ortaya konması için önerilen “spor şurası” modelinin, eleştiriye kapalı geçmiş örnek ve uygulamaları dikkate alındığında (ör. bakanın  önünde bakanlık uygulamalarını eleştirmek/eleştirebilmek, can alıcı sorular sormak /cevap alabilmek ne yazık ki mümkün olmuyor…)  zaafları olan zayıf bir model olduğu söylenebilir.

(Yacht, Ekim 2008)

Similar Posts

  • Cumhuriyetin 100. Yılında Rakamlarla Sportif Yelkenciliğimiz

    “Sağlıklı”, “işe yarar”, “güvenilir” istatistiki veriler amatör-sportif denizciliğin sorunlarının tespiti/tartışılması ve çözümü için yol gösterici olabilir ancak bu konuda yeterli verinin/araştırmanın/çabanın olmadığını biliyoruz.
    HS/Hareketli Salma sınıfları ile ilgili nadir bir örnek Hakan Ertunk’un yıllardır internette yayımladığı karşılaştırmalı istatistikler/değerlendirmelerdir. “2010, TYF hareketli salma sınıfı yarışları değerlendirmesi” yazısından beri takip ettiğim Ertunk’un verilerine yıllar önce de bir sempozyuma sunduğum bildiride dikkat çekmeye çalışmıştım:
    “TYF bünyesindeki kulüplerin sorunları dile getiren, gidişatı değiştirecek kayda değer bir fikri, iddiası veya projesi duyulmadı ama Marina Dragos Yelken İhtisas Kulübü (M.D.Y.İ.K.) Başkanı Hakan Ertunk’un yıllardır internette yayımladığı hareketli salma sınıfları ile ilgili karşılaştırmalı istatistikler/değerlendirmeler nesillerin spor yap(a)madan nasıl heba edildiğini tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor.” (Amatör Sportif Denizciliğin Sorunları, 2016)
    Hakan Ertunk, uzun bir aradan sonra yazdığı “Cumhuriyetin 100. Yılında Rakamlarla Sportif Yelkenciliğimiz” başlıklı aşağıdaki incelemesinde TYF sitesinde yer alan sporcu ve yarışma verilerini tarayarak 2015-2023 dönemi HS/Hareketli Salma sınıflarının durumunu- gidişatını değerlendiriyor, eleştiriyor, önerilerde bulunuyor. Sörf sınıfları (Techno293, Kite, IQFoil vb.), sabit salma sınıfları (SB20, dragon vb.) ya da yat sınıfları bu yazının kapsamında değil.
    Bu tür incelemelerde, değerlendirmelerde, eleştirilerde, önerilerde görmek isteyene fikir verecek yeterince veri olsa da bunların dikkate alınıp, değerlendirileceğini gösteren bir duyumun/işaretin olmaması ise ayrıca karamsarlık sebebi. Dileriz yazıdaki veriler karşılık bulur, değerlendirilir, tartışılır yeni yılda.

  • “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” Serisi Hakkında

    Eski denizcilik dergilerde yer alan yazılar, yayımlandıkları dönemin nabzını tutan, geçmişte olan-biteni anlamak/aktarmak/anlamlandırmak için önemli başvuru kaynaklardır. Diğer yandan dergi dizinleri, ilk defa ele alınıyormuşçasına, hatta beyaz bir sayfaya yazılıyormuşçasına geçmişten bihaber yazılan yazılara, geçmişte ele alınan konuları hatırlatmaya/göstermeye de aracı olur.

    “Yazılı kaynaklarımız oldukça sınırlı olduğu için ne yazık ki önceki kuşakların denizcilikle ilgili öykülerini/hikâyelerini, bilgilerini bil(e)miyoruz, araştırmıyoruz dolayısıyla geleceğe aktaramıyoruz.” (…) “Amatör-sportif denizciliğin yeterince araştırılmış/yazılmış bir tarihi yok…. Anı/biyografi kitapları, özellikle eski/yeni denizcilik dergilerinde yer alan konuyu zenginleştirecek makaleler başta olmak üzere bu sporun tarihini zenginleştirecek birçok kaynağın günümüze kazandırılması gerekiyor.” “Dergi Yazıları Dizini (1935-2000)” oluşturulması bu yöndeki çalışmaları besleyecek önemli kaynaklardan biri olabilir.” diye daha önce yazmıştım. (Ekim 2020 / Amatör-Sportif Denizcilik İçin Yayın-Yayıncılık Önerileri ).

    Amatör-sportif denizcilikle ilgili dergiler ne yazık ki eskiden beri dizin yayımlamıyor. Uzun yıllar önce, 2000’li yılların başında bir denizcilik dergisine yılsonlarında özet de olsa bir dizin hazırlayıp dergi eki veya ayrı bir sayı olarak yayımlanmasını önerdiğimde, dergiler arası rekabet gerekçesiyle “başka dergiler bu bilgilerden faydalanacağı için” dizin yayımlamayı düşünmedikleri cevabını almıştım.

    Bu yazıyla başlayacak “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” serisinde “amatör-sportif denizciliği merkeze alarak” seçtiğim denizcilik dergilerinin veya denizcilik dergileri hakkında yayımlanmış dizinlerin/yazıların, açık kaynakların aktarılmasına çalışacağım. Dolayısıyla yazı/dizin serisi yayımlanmış tüm denizcilik veya denizcilikle ilgili dergileri kapsamıyor. Yoksa Şirket-i Hayriye’nin yolcu sayısını artırmak için çıkardığı Boğaziçi mecmuası (Ekim 1936-Mart 1938), ya da Denizcilik Bankası’nın dergisi Denizin Sesi (Mayıs 1975- …. ) gibi bir dönem yayımlanmış kurumsal dergiler veya başkaları da var. Türkiye’de yayımlanmış dergilerle ilgili az sayıdaki bibliyografyalarda denizcilikle ilgili birçok dergi yer almıyor ne yazık ki. Denizcilik dergilerinin tarihini anlatacak, dönemi, yayıncısı (ör. kurum yayınları), ilgi alanı (ör. balıkçılık, yatçılık, profesyonel denizcilik vb.) ve benzeri kriterlere göre sınıflandıracak ayrıntılı biyografilere de ihtiyaç var.
    Halen yayımlanan denizcilik dergilerinin de kendi dizinlerini (hatta yazar ve konulara göre ayrıntılı dizinlerini) yayımlayarak deryada yer almasını dileyelim.

  • Amatör Sportif Denizciliğin Sorunları

    Marmara Üniversitesi VIII. Türk Deniz Ticareti Sempozyumu’na sunulan bu bildiri amatör/sportif denizcilikle ilgili yeni rotalar çizip, yol göstermek için değil, ülkemizdeki “deniz-tekne-insan” ilişkisini farklı bir çerçeveye oturtabilecek doğru düzgün bir “harita oluşturabilmek” amacıyla kaleme alınmıştır. Çünkü rota çizebilmek için, “navigasyon bilgisi” yanında öncelikle güncel ve doğru bir “harita” gerekir.
    Denizle olan ilişkimiz daha çok bakmak/izlemek, yolculuk keyfi üzerine kurulmuş, oldukça duygusal ve dolaylı bir ilişkidir. “Üç tarafımız denizle çevrili ama denize sırtımızı dönmüşüz” diye başlayan eleştiriler denize olan tutkuyu anlamaktan/anlatmaktan uzaktır. Çünkü bu algı “denizle ilgili” (denizel) olanla, “denizcilikle ilgili” (denizsel) olanın farkını yok sayar. Oysa yeterince ilgimiz/ilişkimiz olmayan deniz değil, denizcilik, yani“deniz-tekne-insan ilişkisi”dir. Yazı bunun nedenlerini/niçinlerini de gösterebilen bir harita oluşturabilme amacındadır. Günümüzde denize açılmanın, denizle yaşamanın sevildiği, “deniz-tekne-insan” ilişkisinin geliştiği ülkeler genellikle tarihinden gelen, denizaşırı gelişmiş bir deniz ticareti sayesinde “denizden yararlanma” oranı yüksek ülkelerdir. …
    Amatör/sportif denizci, herhangi bir maddi kazanç amacı taşımaksızın, sevgisi, hevesi, merakı, eğlencesi, sporu, hobisi için “denizi kullanan” kimsedir. Günümüzde “deniz-tekne-insan” ilişkisinin, bu çerçevede geliştiği, denizciliğin “yalın (saf) ve bireysel kaynağı”nın amatör-sportif denizcilik olduğu, hatta doğru dürüst bir amatör/sportif denizcilik olmadan profesyonel denizciliğin de yeterince beslenemeyeceği/gelişemeyeceği söylenebilir.
    Dünyada amatör/sportif denizciliğin geliştiği ülkeler, profesyonel denizci/amatör denizci, gemiadamı/amatör denizci… gibi ayrımların netleştiği/yerli yerine oturduğu ve bu sayede kurum, mevzuat, dil, yayın, temsilci, vb. olarak amatörlüğün özerkleştiği ve bağımsızlaştığı ülkelerdir.
    Ülkemizdeki duruma bakıldığında “denizde çalışan/denizi kullanan” ayrımının belirginleşmediği, özellikle bahriye ve ticaret denizciliğinin “iş-meslek” temelli denizcilik algısının kendi mesleki faaliyet alanları dışında da “denizcilik bizden sorulur” anlayışıyla hegemonyasını sürdürdüğü görülür. Bu zihniyetin beslenmesinde amatör/sportif denizciliğin de yeterli katkısı var şüphesiz.

  • 1 Temmuz Amatör Denizcilerin Bayramı mı?

    “Amatör denizciliğin gelişiminin önemli göstergelerinden biri her alanda –kurum, mevzuat, dil, yayın, temsilciler, kişiler vb.- gemiadamlarıyla olan farkı ifade edebilecek hale gelebilmektir. Teknenin tanımından, arama kurtarmaya dek amatörlerle ilgili akla gelebilecek her türlü mevzuattaki tanımın gemi adamları/ticaret gemiciliği üzerinden yapılması şüphesiz tesadüf değil. Gemiadamlarının gölgesinden kurtulup onlarla eşit bir konuma gelebilmek, eşit statüde konuşabilmek için çaba yine amatör denizcilere düşüyor. Ama farkın yaratılabilmesi onlardan uzak durmak, onlara ilişkin her şeyi reddetmek demek değil. Tam tersi onları tanımak (örneğin askeri cenahı biliriz de 1848’de Sakız’da denizcilik eğitimi veren sivil Mehmet Çelebi’yi duymamışızdır…) anlamak ve kendimizi, derdimizi anlatabilmek önemli.Olanları sindirerek, sorgulayarak, dirsek temasında bu farkı yaratmak, yaratabilmek gerek. Amatör denizciliğe ilişkin derdimizi anlatacak projeler geliştirmek, kurallar, kurumlar oluşturmak bu farkın yaratılması ve kendimiz olabilmek için zorunlu da.”

  • |

    Eski Denizcilik Dergileri Dizini I: Liman Mecmuası (Mayıs 1927-Kasım 1927)

    Eski denizcilik dergileri dizini ile ilgili “Eski Denizcilik Dergileri Dizini Serisi Hakkında” yazısında bilgi vermiştik. Bu serideki ilk dergi 1 Temmuz 1926’da yürürlüğe giren “Kabotaj Kanunu” ile karasularımızda egemenlik ve bağımsızlığın ilanından sonra Eski Türkçe yedi sayı olarak yayımlanan Liman Mecmuası. (Liman Mecmuası’nın çıkış amacını anlatan yazı için bkz. EK-1)
    Cumhuriyetin ilk yıllarındaki amatör-sportif denizciliği de ilgilendiren kimi makalelerin/haberlerin de yer aldığı Liman Mecmuası’nı bizlere tanıtan bu yazı (ki EK-2 ve EK-3, Atatürk’ün uzun yıllardan sonra İstanbul’a ilk gelişinin/karşılanışının sıcaklığını aktaran yazılar…) Murat Koraltürk çevirisi ve imzasıyla  Müteferrika, Kitabiyet dergisi Kış 2006-2, 30. sayısında yayımlandı.  Prof. Dr. Murat Koraltürk’e verdiği yayın izni ve gönderdiği görseller için teşekkür ediyoruz. S.A.

  • |

    Denize Su Taşımak

    Naviga dergisinde üç ay boyunca (Mayıs, Haziran, Temmuz 2005) yayımlanan Yücel Köyağasıoğlu’nun, “Tekne Tipleri” yazı dizisinde verilen kimi bilgilerin, referans olarak gösterilen kaynaklarla dahi uyuşmaz ve özellikle eski kaynaklarla dahi çelişirken, kesin hüküm içeren bir dil kullanmanın sakıncalarını gözler önüne sererek daha açık uçlu tartışmalara zemin oluşturmak amacı ve düşüncesiyle yazılmıştı “Denize Su Taşımak”. “Yoruma açık, tartışmaya açık, yanlış bildiğimiz ya da kullandığımız konuları ve terimleri ortaya döküp, sağırlar diyaloğuna çevirmeden tartışabilirsek, denizcilik kültürünün zenginleşmesine bir nebze de olsa katkımız olur umarım.” dileğiyle de bitirmiştim yazıyı. Gerek Köyağasıoğlu’nun soru/sorunlara değinmeyen, cevap bile sayılamayacak yazısı gerekse cevabımı ötelemeye çalışan derginin olumsuz tavrı nedeniyle tartışmayı sürdürmedim.
    (Not: Görsellerini ilettiğim fotoğrafların altyazıları Naviga dergisinde yanlış basılmıştır. Ekim 2005 sayısında yer alan Naviga’daki yazının ilk sayfasındaki çizim gulet değil, “velena yelkenli sefine”, üçüncü sayfadaki ise gulettir.)