Mesut Baran’ın Ardından…

Bir mirası zenginleştirebilmek

Onca yıl ortada kitap, bilgi edinilecek doğru dürüst kaynak vb. yokken “mütevazı dergisi” Yelken Dünyası ile hayaller denizine doğru yelken açmamızı sağlayan kişidir Mesut Baran.

Mesut Baran yönetimindeki dergi “uzun yıllar” amatör denizciler için sığınılacak bir liman olarak kaldı. Hastalandığında üç ay derginin editörlüğü yapıp, yayına hazırladım ama maalesef 28 Haziran 2008’de veda ettik Mesut abiye. Sonrasında “…kendini Yelken Dünyası yapan ruhu daha da derinleştirmesi/koruması gerektiğini, amatörlüğünden vazgeçmeden daha da uzmanlaşmasını/yetkinleştirmesini…” dilemiştim ama yönetim tercihleri/sorunları nedeniyle 34 yıllık (1984-2018) dergi yayınına ara vermek zorunda kaldı (ya da kapandı). Mesut abinin ardından Yelken Dünyası’na (Ağustos 2008) yazdığım yazı aşağıda. (Ekim 2021)


“Bu Sizin Derginiz”

Mesut Baran’ın mirası Yelken Dünyası dergisinin bir ahlakı ve felsefesi var, bu dergi kimileri gibi “çizdikleri stratejide önüne çıkan herkesi düşman ya da yok edilmesi gereken rakipler” olarak görmüyor.

Sadun ve Oda Boro’nun Kısmet serüveniyle, Mesut ve Ülkü Baran’ın Yelken Dünyası serüveni birçok bakımdan birbirlerine benzer. Sadun ve Oda Boro’nun Kısmet’le yaptıkları yolculuk o zamanın koşulları düşünüldüğünde nasıl her bakımdan meşakkatli ve güçse, 30’lu yaşlarının başındaki Mesut Baran’ın ülkedeki yayıncılık, haberleşmedeki-uluslararası yayınları takip etmedeki güçlük vb. düşünüldüğünde dergi çıkarmaya soyunması, çıkarması da aynı derecede meşakkatli ve güçtür.

Sembol olması, özendirmesi, yol göstermesi açısından Kısmet’in dünya turu neyse Yelken Dünyası’nın katkısı da odur amatör denizciliğimize. Nasıl ki günümüzde dünyayı dolaşan denizcilerimiz yanında Boroları ve Kısmet’i ayrı bir yere koyuyorsak, onları bir kilometre taşı sayıyorsak, Yelken Dünyası’nın da böyle bir yeri vardır dergiciliğimizde, denizciliğimizde. Onca yıl ortada kitap, bilgi edinilecek doğru dürüst kaynak vb. yokken hayaller denizine doğru yelken açmamızı sağlayan dergidir Yelken Dünyası.

Eleştiriler Yol Gösterir

Her türlü eleştiriye tahammüllü, bunların dile getirilmesinden gocunmayan ama yine de çoğu kez kendi çizdiği rotadan şaşmayan bir dergicilik anlayışı vardı Mesut Baran’ın. Her şeyin profesyonelleştiği, piyasanın birçok şeyi etkisi altına aldığı, rakiplerin giderek arttığı bir dünyada hâlâ böyle bir dergiyi yaşatabilmek başlı başına övgüyü hak eder.

Yelken Dünyası gücünü reklamlardan çok öncülüğünden,  edindiği okuyucu kitlesinden, onlarla kurduğu ilişkiden alır. Görsel kültüre değil, yazılı kültüre dayalı bir dergiciliği sürdürmesi de oldukça önemlidir. Her zaman zengin bir konu çeşitliliği vardır yazılarda ve derginin asıl yazarları okurlarıdır. Eleştiriler karşısında her zaman söylediği bir laf vardır Baran’ın: “bu sizin derginiz”. Bu nedenle başyazılarını da Yelken Dünyası imzasıyla yazardı. “Bu dergi sizin”, derken de gelin uğraşın, elinizi taşın altına koyun, dergiyi sahiplenin demeye getirirdi. Dileriz Mesut Baran’dan sonra Ülkü Baran’la da okuyucuların dergiyi sahiplenmeleri artarak sürer.

Kendi Özgünlüğünü Koruyarak Gelişmek

Yelken Dünyası’nı hep bir limanda yatan klasik, gözalıcı ahşap bir tekneye benzetirim. Giderek artan rakipleri karşısında (biri amatör denizciliğe uzak olsa da aylık dergi sayısı şimdilik beş ama İtalya’dan adapte altıncısı da yolda galiba…) açık denizlere yol alması, yeni mecralara kapı açması, denizciliğin sorunlarını gündeme taşıyıp söz alması için daha fazla donanıma ihtiyacı olduğunu düşünürüm. Dergicilikteki gelişimde “etkili” olmasını beklerim. Ama rakiplerine benzemesi gerektiğini hiç düşünmem, istemem. Tersine kendi özgünlüğünü, kendini Yelken Dünyası yapan ruhu daha da derinleştirmesi, koruması gerektiğini, amatörlüğünden vazgeçmeden daha da uzmanlaşması,  yetkinleştirmesi, daha eleştirel olması, yazılı kültür geleneğini koruması gerektiğini düşünürüm. Okuyucu eleştirilerinin dikkate alınmasını, birbirinin tekrarı yazılardan, konulardan kaçınılmasını, üçüncü tekil şahıs gibi kendinden söz ederek kendini öven yazıların yayımlanmamasını beklerim. Dergiyle ilgili kimi eleştirilerin örneğin benim Eylül 2006’da yazdığım, ya da Prof. Dr. Mahmut Berkman’ın Mart 2008’de yazdığı “Şüphesiz herkesin yazısı değerlidir. Ancak artık böyle bir dergide Bodrum’dan çıktık, Marmaris’e gittik çok keyif aldık ne eğlendik, ne eğlendik türündeki yazıların okuyucu tarafından beğenilmediğine ve okunmadığına inanıyorum. Böyle bir dergide yayınlanan yazıların yazarına bir övünme sebebi değil, okuyucuya iyi vakit geçirtmesi ve öğretici olması –fayda sağlaması- gerektiğini düşünüyorum.”  türü bir eleştirinin dergide karşılık bulmasını, derginin geleceği açısından önemli bulurum. Şüphesiz bunların soyut olarak doğru olduğunu söylesem de yerine getirmek, sürdürmek için dergi yönetiminin niyeti yanında daha fazla okuyucu desteğine, “ilkelere” daha fazla değer veren bir denizcilik anlayışına ( veya daha sorgulayıcı okuyuculara) da ihtiyaç var.

Yalanı Haber Yapabilmek…

Özellikle okuyucu niteliği ve ilkeler ile neyi vurgulamak istediğimi Mesut Baran’ı da çok üzen bir örnekle açmaya çalışayım. Geçen yıl Yelken Dünyası’nda Naviga dergisinin verdiği yanlışlarla dolu bir takvimi eleştirdiğim için işi şirazesinden çıkaran bu derginin ortağı ve yazarı Sabah gazetesinde isim vermeden benim “tetikçi”, Mesut Baran’ın da “sağa sola saldıran” “tetikçi kullanan” olduğunu söylediği satırlarında Yelken Dünyası’nı da işin içine katarak şunları yazdı: “Dünya, popüler olduğu halde gelişime, değişime ayak uyduramadığı için silinip gitmiş, pek çok kişi ve kuruluşa sahne olmuş. Çaresini sağa sola saldırmakta bulup, tetikçi kullananlar sadece yaşamakta oldukları süreci hızlandırırlar.” (Yazarın öngörüsüne dikkat!..)

İlkelerin etkili olduğu bir faunada okuyucuların, kurumların sıradan bir eleştiriye bile tahammül edemeyen bu anlayışa tepki göstermesi, yalan haber yapan kişinin özür dilemesi (dikkatinizi çekmek isterim ki bir haberin yalan çıkması başka, bir yalanın haber yapılması başka bir şeydir…) yanlış bir yeniyıl takvimi veren derginin okuyucuları için en azından bir doğru yanlış cetveli vermesi, vermiyorsa okuyucuların da bunu talep etmesi beklenir.

Mesut Baran’ın bu karalamalar karşısındaki tepkisi tahammül ve hoşgörüsünün görünenden çok daha fazla olduğunu düşündürtmüştü bana; çok üzülmüştü, uyku uyuyamadığını söylemesine rağmen bu konuda söylediği tek kelime “terbiyesizlik” oldu.

Yukarıdaki beklentilerimin hiçbiri olmadı, sadece yazar aynı gazetede bir hafta sonra tepkiler karşısında iki sütunda yapmayı becerdiği 22 yanlışı küçültmeye uğraşarak “iş şirazesinden çıktı” diye yazdı, ama ne benden ne de Yelken Dünyası’ndan ve Mesut Baran’dan özür diledi (bir yazıyla özür dileyene kadar da bu konunun takipçisiyim…). Dergi bahanelere sığınarak okuyucularından özür diledi ama, bir doğru yanlış cetveli vermedi (gelişim ve değişim böyle bir şey mi acaba? ), derginin benden başka hiçbir okuyucusu bunu talep etmedi, hiçbir okuyucusu bu yanlışlar nelerdir diye sormadı (kimse o takvimi masasında kullanmadı mı? ya da dergiler alınıyor ama okunmuyor mu?).

Ekseriyetin Sessizliği Acıtıyor…

Bu karalamalara tek anlamlı tepki Yacht Türkiye (Mart 2007) dergisinde “Ne yazık, sadece ben yazıyorum…” başlığıyla Çetin Gusnek’ten geldi. ( O da artık dergide yazmıyor…) Aslında yazının başlığı yanında alt başlığı da durumu özetliyordu:  “Hakkaniyet adına kayıpların çetelesini tutmak giderek imkansızlaşıyor, liste öyle kabarık ki… Tabii listenin uzunluğuna ağlaşmak bir tarafa insanın içini esas, ekseriyetin sessizliği acıtıyor.” 

Mesut Baran’ın duruşundaki tevazu, dürüstlük ve sabırı, yaptığı işin güçlüğünü daha iyi anlamak için bu güzel yazıdaki “Kifayetsizler” başlıklı bölümü yazarına teşekkürle sizlere de aktarmak istiyorum:

Denizler, ne acı, kimseyi terbiye etmiyor artık.

(… )

Elbette ki elindeki aracı silah, kelimeleri kurşun sayar bu iklimin vücut verdiği zihniyet ve elbette ki 500 bin satan gazetelere 5000 bile satmayan mecmualardaki fikirleri saldırı kabul ve bahane ederek, aynı denizleri paylaştığını iddia ettiği refikine acımasızca vurur. Hem de ipe sapa gelmez iddialarına, bahis hakkında en ufak bir fikri olmayan yüzbinlerce kişiyi şahit tutmanın, hakkaniyet prensibiyle en ufak alakası olmadığını göz ardı ederek… Halbuki herkes, esas derdin kendi kabahatini örtbas etmek olduğunu bal gibi bilir.

Elbette ki üzerinde sakil duran küçük dağları ben yarattım kıyafetine bürünmekte beis görmez bu iklimden beslenen riyakar ve daha düne kadar en büyük destekçisi olduğunu ayan beyan ilan ettiği bir organizasyondaki rolünü, insanların gözünün içine baka baka inkar eder. Halbuki herkes, riyakarın ani çark sebebinin, maddi menfaatlerini koruma kaygısı olduğunu bilir.

Ve fakat bu çok acayip ve son kertede pervasız tiyatroda benim en fazla canımı acıtan nedir, biliyor musunuz?

Bu trajikomedisi kendini aşan oyunu, belki de mazide o güzelim meydanları tıklım tıkış, yüce bir cemiyetin mensubu olmanın coşkusuyla dolduranların gıkını bile çıkartmadan seyretmesidir: Ne acı…

Sığınılacak Bir Liman

Mesut Baran’ın mirası Yelken Dünyası’nın bir ahlakı ve felsefesi var, bu dergi kimileri gibi “çizdikleri stratejide önüne çıkan herkesi düşman ya da yok edilmesi gereken rakipler” olarak görmüyor, onları da bu faunanın vazgeçilmez kaynakları arasında sayıyor.

Gönüllü katkı ve muhabirlikle yürüyen sistemini yıllardır sürdürebilen Yelken Dünyası’nın bu tablosunu artan okuyucu katkısıyla geliştirerek, derinleştirerek sürdürmesini diliyorum. Bu konuda  dergi yönetimi kadar, okuyuculara, denizcilere önemli roller düşüyor. Mesut Baran’ın mirasına  sahip çıkılıp, zenginleştirilerek büyütülmesi en büyük dileğim.  Unutmayın burası tüm denizciler için yeri geldiğinde sığınılacak bir liman…

Dilerim hep de öyle kalır. Yedi deniz mekanın olsun Mesut Abi.

Kaynakça:

* Sezar Atmaca, Dergideki Yazı Sayısı mı Yazı Kalitesi mi? Yelken Dünyası, Ekim 2006.

* Mahmut Berkman, Bir Atlantik Geçişi, Yelken Dünyası, Mart 2008.

* Sezar Atmaca, İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek, Yelken Dünyası, Şubat 2007.

* Çetin Gusnek, Ne Yazık, Sadece Ben Yazıyorum…, Yacht Türkiye, Mart 2007.

(Yelken Dünyası, Ağustos 2008)

Similar Posts

  • |

    Yalanı Haber Yapabilen “Gazeteci”:Turgay Noyan

    2007’de olmuş bu olayı neden yıllar sonra hatırlatma ve ek bir yazı yazma (Ekim 2021) gereği duydun denebilir. Yıllarca burada anlatılanlarla ilgili özür dilenmesini bekledim, karşı taraf gibi “bir şey yokmuşçasına” davranmadım ya da “akıntıya bırakmadım”, yeri geldi olayı/yapılanları/talebi tekrar hatırlattım. Tartışma/eleştiri kültürü açısından bakıldığında da sembolik bir olaydır burada anlatılanlar/yapılanlar. Benzerlerine karşı sessiz kalınmasın dileğiyle, yapılanlar derli-toplu kayda geçsin, unutulmasın istedim. Başta denizcilik bürokrasisi, sonra TYF olmak üzere eleştirilere karşı yapılan karalamalardan da biliyorum ki bu tür tavır ve davranışlar asıl cesareti sessizlikten, yeterince tepki gösterilmemesinden alıyor…

    Amatör-sportif denizcilik sekenesinden biri olarak şu sorunun cevabını hâlâ bilmiyorum ne yazık ki: “Bir tartışma, eleştiri kültürü yerleştirebilecek miyiz, yoksa her türlü yolu kullanarak karalamak, yok etmek, yalan söylemek, yalanı haber yapmak geçerli mi olacak?”

    Ekteki yazıların sırası şöyle:

    1) Yalanı Haber Yapabilen “Gazeteci…”, Ekim 2021.
    2) Oya Yazı Yaz. Bak Bu Kalem. dsti@yahoogroups.com ve Yelken Dünyası, Mart 2007.
    3) ADF’nin 17.02.2007 tarihli cevabi yazısının görseli.
    4) ADF Açıklaması: Turgay Noyan Yazısına Düzeltme ve Cevap Hakkımızı Kullandık, www.adf.org.tr, Şubat 2007.
    5) Sabah Gazetesi Okur Temsilcisine… (8 Şubat 2007)
    6) Turgay Noyan’ın Sabah‘taki yazıları:
    a) Denizcinin Günlüğü’ndeki yanlışlar, T. Noyan, Sabah, 4 Şubat 2007.
    b) ADF’yi yıpratmak istemem, T. Noyan, Sabah 18 Şubat 2007.

  • Denizcilikte 100 “Az Bilinen” Konu

    Deniz Kuvvetleri Dergisi’nin, Mart, Temmuz ve Kasım 2005 sayılarında “100 Bilinmeyen Konu” başlığı ile üç ek verdi.

    Yelken Dünyası dergisinin Mart 2006 sayısında “Denizcilikte 100 ‘Az Bilinen’ Konu” başlığıyla yazdığım yazıda eklerde yer alan konuları değerlendirip kimi konuların gözden geçirilip, güncellendikten sonra kitap haline getirilmesini önermiştim. Ancak bu eleştirilere/önerilere rağmen anlamlı bir değişiklik/düzelti yapılmadan 10 yıl sonra söz konusu üç ek birleştirilip kitap haline getirildi ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından “Bahriyede 100 Bilinmeyen” (Dz.K.K. 2016) adıyla yayımlandı. Yelken Dünyası’nda yer alan aşağıdaki yazı bu kitabın eleştirisi olarak da okunabilir.

  • Eski Denizcilik Dergileri Dizini III: Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları (Eylül 1948-Nisan 1954?)

    “Memleketimizde Amatör Yelkenciliğin İlk Günlerine Ait Hatıralar”
    Sezar Atmaca
    Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları (Eylül 1948-Nisan 1954?) ya da kısa adıyla Av ve Deniz Sporları dergisi aralıklarla 30 sayı yayımlanır. Derginin beş sayısına henüz ulaşamadım (sayı 25, 27, 28, 29, 30).
    İlk sayısında yer alan “Sayın Okuyucularımıza” başlıklı başyazıya göre dergi Nisan 1948’de son sayısı çıkan “Av ve Deniz” (Eylül 1945-Nisan 1948) dergisinin devamıdır. Derginin sahibi ve yazıişleri müdürü Av ve Deniz’i hazırlayan Turhan Tamerler’dir. Tamerler, anlaşmazlık nedeniyle yayımına son verdiği Av ve Deniz dergisinin yerine artık Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları dergisini çıkaracağını, Av ve Deniz abonelerine, abonelikleri bitinceye kadar yeni dergiyi göndereceklerini belirtir.
    1 Eylül 1948 tarihli ilk sayı künyesine göre dergi “av, deniz, balıkçılık, binicilik, dağcılık, otomobil, tayyarecilik sporlarından ve turizmden bahseder spor gazetesidir.” Av ve Deniz dergisinin “bahçe ziraati ve amatör fotoğrafçılık” konuları yeni dergide yer almasa da bu dergideki yazılar da çoğunlukla avcılıkla ilgilidir. Elimizdeki sayılardan sadece ikisinin kapağı denizle ilgilidir. Dergi idarehanesi Nuruosmaniye Caddesi No: 57, Cağaloğlu adresindedir.
    Turhan Tamerler başyazısında derginin 15 günde bir çıkacağını belirtir ancak ilk sayılarda gayret edilse de devamında mümkün olmaz, dergi belirsiz aralıklarla çıkar. Tamerler dağıtım sorunlarından söz ederek abonelikle destek olunmasını ister. “Acı bir hakikat olarak” bunun son tecrübesi olduğunu belirterek okuyucuları uyarır : “Benden başka bir fedainin daha çıkacağını tahmin etmiyorum.”
    “Eski Denizcilik Dergileri Dizini Serisi Hakkında” yazısında da belirttiğim gibi bu dizin de “eksiksiz” bir dizin değil, amatör-sportif denizciliği ilgilendiren konularla sınırlı, bazı balıkçılıkla ilgili yazılara da yer verdim ve parantez içinde bazı açıklamalar ekledim. Bütün yazı başlıklarının görülebilmesi için “İçindekiler” sayfası olan sayıların görselini eklesek de onuncu sayıdan itibaren içindekiler kaldırılıp sadece kapakta genel konu başlıkları sıralanarak basılmış dergi.
    Av ve Deniz Sporları dergisinin sayfalarında birkaç sayı yer alan Sinan Everest’in Kader teknesiyle Filipinler’e doğru yelken açmaya çabalamasıyla ilgili hikâyeyi, tarafların görüşleriyle birlikte daha önce yayımlamıştım.
    Ali Rıza Seyfi’nin Av ve Deniz dergisinde başlayan “Memleketimizde Amatör Yelkencilik Nasıl Başladı?” (sayı 14, Mayıs 1947),  “Memleketimizde Amatör Yelkenciliğin İlk Günlerine Ait Hatıralar” (Sayı 18, Nisan 1948) başlıklı yazı serisi Av ve Deniz Sporları dergisinin ilk sayısından itibaren de devam eder. Dönemin amatörlük algısını/anlayışını yansıtması açısından önemli ve ilginç olan bu dizinin derginin ilk sayısında yer alan yazısının görselini sona ekledim. Amatör-sportif denizcilik tarihi için anlamlı olabilecek bu yazılardan arada eksik sayılar var, sayıları tamamlamak veya eksik yazılara ulaşmak mümkün olursa bu ilginç yazıları topluca yayımlamaya çalışacağım.

  • |

    Fırtına Nerede?

    Hangi deniz, hangi rüzgâr, hangi “haber” buluşturur bizi?

    Denizdeki her olay denizi, denizciliği tanımak, tanıtmak için bir fırsattır ama bunun gerçekleşmesi konuya yaklaşıma ve eklenecek bilgilere bağlıdır.

    2006’da yaşanmış bir kaza dolayısıyla haberlerin ele alınışını, bilginin kaybolmasını, magazinleştirilmesini ve gittikçe kaybolan amatör ruhu ele alan bir değerlendirme…

    Birçok göstergeye bakarak ülkemizde denizciliğe olan ilginin, denize açılan insan ve tekne sayısının giderek arttığı söylenebilirse de genel olarak bu artışın denizcilik kültürünü incelttiğini, ona yeni “değerler” kattığını söylemek oldukça zor.

    Denizciliğin daha dar alanlardan çıkıp giderek yaygınlaşmasından söz edeceksek canlı, ufku açık, her bindiği teknenin şarkısını söylemeyen kendi değerleri ve kimliği billurlaşmış amatör ruhlu bir denizcilik kültürü için mevcut veya oluşmaya başlayan kimi değerleri sorgulamamız, bu alandaki olumlu mirasa sahip çıkmamız gerekir. Çok sayıda parametreden (tekne, eğitim, kurum, yayın -kitap, dergi, gazete-, sporcu, yarış, sponsor vb.) farklı örnekler vermek mümkün ama çok daha sıradan birkaç örnekle konuya gireyim.

    Tekne sayısı arttıkça usturmaçalarını üzüm salkımı gibi sarkıtarak seyreden tekne sayısının artması; liman içinde VHF telsizlerinin 1 watt değil de 25 watt çıkış gücünde kullanılarak herkesin rahatsız edilmesi sıradan bilgilerin bile “içselleştirilemediğini” gösteren örnekler. Bir değerin oluşabilmesi, kalıcılaşması için sadece bilgiye sahip olmak yetmiyor, o bilginin “içselleştirilmesi” de gerekiyor. Doğaldır ki bu alandaki gelişmeler denizdeki yağmurla, fırtınayla gelip yerleşmiyor, ülkenin kültüründeki olumlu ve olumsuz (zaafları, eksiklikleri…) yönleri, gelişmeleri bünyesinde taşıyor, yansıtıyor. Ayrıca denizcilik adına yapılan her şey iyidir gibi ilkesiz, ölçüsüz bir anlayışın yaygınlığı da bunu pekiştiriyor. Örneğin “Türkiye Yelken Açtı” başlığıyla gazetemiz (Milliyet Pazar, 4 Haziran) 2 tam sayfa haber yapıyor ama muhabir yaptığı röportajların yönlendirmesiyle (!) amatör denizci belgesiyle “şilep” kullanılabileceğini yazıyor.

    Denizcilik alanındaki gelişmeleri, tartışmaları her açıdan değerlendirmek, eleştirmek, denizciliğin ufkunu açacak yerel ve evrensel kuralların, değerlerin, referansların belirginleştirilmesini, sindirilmesini sağladığı gibi amatör bir ruhu kaybetmeden filizlenmekte olan denizcilik dilinin, kimliğinin ve sonucunda kültürünün sınırlarını çizebilir.

  • Sarıyer Belediyesi Yeşil Martı Dergisi

    Denizcinin Günlüğü (ADF Yayınları, 2006-2010) serisini kaynak olarak kullanma izni isteyen bir arkadaşım Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin Ocak 2018 sayısının pdf dosyasını gönderip, değerlendirmemi istemişti. Ancak dergide Denizcinin Günlüğü’nden çok alıntı olmasına rağmen bunun gerektiği gibi belirtilmediğini gördüm, yol açabileceği sorunları kendisine ilettim. Ayrıca derginin denizcilikle ilgili kısımlarında gördüğüm eksiklikleri/yanlışları yazdım.

    Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin 8. sayısının (Ocak 2018) denizcilikle ilgili kısımlarını inceledim. “Olay denizde geçiyor” ama çok çapariz var. Geçen sene Şubat’taki Boat Show’da aldığım ilk sayısında da denizcilikle ilgili yazılarda epey hata ve kaynak göstermeme durumu vardı, “ilk sayıdır olur” demiştim ama sonraki sayıları görmedim. Derginin hazırlanmasında kullanılacak eserlerden/kaynaklardan nasıl faydalanılabileceğinin bilinmesi gerekir. Kullanılan/faydalanılan kaynakları belirtme kimsenin ihtiyarına/keyfine kalmış bir konu değildir. Kanunun (5846) gereğini bir tarafa bıraktık öncelikle emeğe saygı gösterilmesi esastır, faydalanılan kaynaklar yağmalanacak kamu malı değildir. Faydalanılan kaynakların belirtilmesi etik olduğu kadar hazırlayanın ne tür kaynaklardan faydalandığını (ör. kaynak değeri var mı?) gösterdiği için de önemlidir. Üzülerek görüyorum ki böyle bir hassasiyet sekizinci sayıda da oluşmamış…

  • İçinde Tuzla ve Tersane Kelimeleri Geçmeyen Yazılar

    Yazı tersane bölgelerindeki kazaların/iş koşullarının neden en ufak bir şekilde denizcilik/yatçılık dergilerinde yer almadığını sorguluyor (2008). Giderek artan teknelerin muhteşemliği veya üreticilerin “başarısı” ile dolu haberlere rağmen bu konudaki “sessizlik”  günümüzde de sürüyor.

    İster özel tekne üretsin, ister gemi buradaki durumun vehametini kamuoyuna ulaştırmak, bu konuda hazırlanmış raporları okuyuculara duyurmak, mümkünse “tarafların” görüşlerini aktarmak, gösterime giren belgeselin haberini vermek, yani “insan hayatı” konusunda denizcilik dergilerinden hassasiyet beklemek nafile midir? Çalışma ekonomisi uzmanı 110 öğretim üyesi “Tuzla’daki ölümlere seyirci olmak istemiyoruz. Biz katkıya hazırız.” (Radikal 15.06) derken dergilerin de katkıda bulunacakları bir “seviye” yok mudur?

    En iyi ihtimalle söylersek bu konudaki empati yokluğunu, temassızlığı, kaygısızlığı, soğukluğu, seyirci kalmayı neye bağlayabiliriz? Olan-bitene ilişkin hiçbir insani endişe ve sorumluluk taşımayan, sadece tüketime kıymet veren  bir duruş mudur bu?

    Denizcilikle, teknelerle ilgili onca haber içinde (malzeme, teknoloji, üretim) bunca tekneyi yapan emeğin, insan hayatının  malzeme, alet-edevat,  ekipman,  yarış… kadar değeri yok mudur? Denizcilik Bayramı (1 Temmuz) kutlamalarında denizcilikteki gelişmelerden söz ederken bunları da hatırlayan (yazılar) çıkar mı?