Mesut Baran’ın Ardından…

Bir mirası zenginleştirebilmek

Onca yıl ortada kitap, bilgi edinilecek doğru dürüst kaynak vb. yokken “mütevazı dergisi” Yelken Dünyası ile hayaller denizine doğru yelken açmamızı sağlayan kişidir Mesut Baran.

Mesut Baran yönetimindeki dergi “uzun yıllar” amatör denizciler için sığınılacak bir liman olarak kaldı. Hastalandığında üç ay derginin editörlüğü yapıp, yayına hazırladım ama maalesef 28 Haziran 2008’de veda ettik Mesut abiye. Sonrasında “…kendini Yelken Dünyası yapan ruhu daha da derinleştirmesi/koruması gerektiğini, amatörlüğünden vazgeçmeden daha da uzmanlaşmasını/yetkinleştirmesini…” dilemiştim ama yönetim tercihleri/sorunları nedeniyle 34 yıllık (1984-2018) dergi yayınına ara vermek zorunda kaldı (ya da kapandı). Mesut abinin ardından Yelken Dünyası’na (Ağustos 2008) yazdığım yazı aşağıda. (Ekim 2021)


“Bu Sizin Derginiz”

Mesut Baran’ın mirası Yelken Dünyası dergisinin bir ahlakı ve felsefesi var, bu dergi kimileri gibi “çizdikleri stratejide önüne çıkan herkesi düşman ya da yok edilmesi gereken rakipler” olarak görmüyor.

Sadun ve Oda Boro’nun Kısmet serüveniyle, Mesut ve Ülkü Baran’ın Yelken Dünyası serüveni birçok bakımdan birbirlerine benzer. Sadun ve Oda Boro’nun Kısmet’le yaptıkları yolculuk o zamanın koşulları düşünüldüğünde nasıl her bakımdan meşakkatli ve güçse, 30’lu yaşlarının başındaki Mesut Baran’ın ülkedeki yayıncılık, haberleşmedeki-uluslararası yayınları takip etmedeki güçlük vb. düşünüldüğünde dergi çıkarmaya soyunması, çıkarması da aynı derecede meşakkatli ve güçtür.

Sembol olması, özendirmesi, yol göstermesi açısından Kısmet’in dünya turu neyse Yelken Dünyası’nın katkısı da odur amatör denizciliğimize. Nasıl ki günümüzde dünyayı dolaşan denizcilerimiz yanında Boroları ve Kısmet’i ayrı bir yere koyuyorsak, onları bir kilometre taşı sayıyorsak, Yelken Dünyası’nın da böyle bir yeri vardır dergiciliğimizde, denizciliğimizde. Onca yıl ortada kitap, bilgi edinilecek doğru dürüst kaynak vb. yokken hayaller denizine doğru yelken açmamızı sağlayan dergidir Yelken Dünyası.

Eleştiriler Yol Gösterir

Her türlü eleştiriye tahammüllü, bunların dile getirilmesinden gocunmayan ama yine de çoğu kez kendi çizdiği rotadan şaşmayan bir dergicilik anlayışı vardı Mesut Baran’ın. Her şeyin profesyonelleştiği, piyasanın birçok şeyi etkisi altına aldığı, rakiplerin giderek arttığı bir dünyada hâlâ böyle bir dergiyi yaşatabilmek başlı başına övgüyü hak eder.

Yelken Dünyası gücünü reklamlardan çok öncülüğünden,  edindiği okuyucu kitlesinden, onlarla kurduğu ilişkiden alır. Görsel kültüre değil, yazılı kültüre dayalı bir dergiciliği sürdürmesi de oldukça önemlidir. Her zaman zengin bir konu çeşitliliği vardır yazılarda ve derginin asıl yazarları okurlarıdır. Eleştiriler karşısında her zaman söylediği bir laf vardır Baran’ın: “bu sizin derginiz”. Bu nedenle başyazılarını da Yelken Dünyası imzasıyla yazardı. “Bu dergi sizin”, derken de gelin uğraşın, elinizi taşın altına koyun, dergiyi sahiplenin demeye getirirdi. Dileriz Mesut Baran’dan sonra Ülkü Baran’la da okuyucuların dergiyi sahiplenmeleri artarak sürer.

Kendi Özgünlüğünü Koruyarak Gelişmek

Yelken Dünyası’nı hep bir limanda yatan klasik, gözalıcı ahşap bir tekneye benzetirim. Giderek artan rakipleri karşısında (biri amatör denizciliğe uzak olsa da aylık dergi sayısı şimdilik beş ama İtalya’dan adapte altıncısı da yolda galiba…) açık denizlere yol alması, yeni mecralara kapı açması, denizciliğin sorunlarını gündeme taşıyıp söz alması için daha fazla donanıma ihtiyacı olduğunu düşünürüm. Dergicilikteki gelişimde “etkili” olmasını beklerim. Ama rakiplerine benzemesi gerektiğini hiç düşünmem, istemem. Tersine kendi özgünlüğünü, kendini Yelken Dünyası yapan ruhu daha da derinleştirmesi, koruması gerektiğini, amatörlüğünden vazgeçmeden daha da uzmanlaşması,  yetkinleştirmesi, daha eleştirel olması, yazılı kültür geleneğini koruması gerektiğini düşünürüm. Okuyucu eleştirilerinin dikkate alınmasını, birbirinin tekrarı yazılardan, konulardan kaçınılmasını, üçüncü tekil şahıs gibi kendinden söz ederek kendini öven yazıların yayımlanmamasını beklerim. Dergiyle ilgili kimi eleştirilerin örneğin benim Eylül 2006’da yazdığım, ya da Prof. Dr. Mahmut Berkman’ın Mart 2008’de yazdığı “Şüphesiz herkesin yazısı değerlidir. Ancak artık böyle bir dergide Bodrum’dan çıktık, Marmaris’e gittik çok keyif aldık ne eğlendik, ne eğlendik türündeki yazıların okuyucu tarafından beğenilmediğine ve okunmadığına inanıyorum. Böyle bir dergide yayınlanan yazıların yazarına bir övünme sebebi değil, okuyucuya iyi vakit geçirtmesi ve öğretici olması –fayda sağlaması- gerektiğini düşünüyorum.”  türü bir eleştirinin dergide karşılık bulmasını, derginin geleceği açısından önemli bulurum. Şüphesiz bunların soyut olarak doğru olduğunu söylesem de yerine getirmek, sürdürmek için dergi yönetiminin niyeti yanında daha fazla okuyucu desteğine, “ilkelere” daha fazla değer veren bir denizcilik anlayışına ( veya daha sorgulayıcı okuyuculara) da ihtiyaç var.

Yalanı Haber Yapabilmek…

Özellikle okuyucu niteliği ve ilkeler ile neyi vurgulamak istediğimi Mesut Baran’ı da çok üzen bir örnekle açmaya çalışayım. Geçen yıl Yelken Dünyası’nda Naviga dergisinin verdiği yanlışlarla dolu bir takvimi eleştirdiğim için işi şirazesinden çıkaran bu derginin ortağı ve yazarı Sabah gazetesinde isim vermeden benim “tetikçi”, Mesut Baran’ın da “sağa sola saldıran” “tetikçi kullanan” olduğunu söylediği satırlarında Yelken Dünyası’nı da işin içine katarak şunları yazdı: “Dünya, popüler olduğu halde gelişime, değişime ayak uyduramadığı için silinip gitmiş, pek çok kişi ve kuruluşa sahne olmuş. Çaresini sağa sola saldırmakta bulup, tetikçi kullananlar sadece yaşamakta oldukları süreci hızlandırırlar.” (Yazarın öngörüsüne dikkat!..)

İlkelerin etkili olduğu bir faunada okuyucuların, kurumların sıradan bir eleştiriye bile tahammül edemeyen bu anlayışa tepki göstermesi, yalan haber yapan kişinin özür dilemesi (dikkatinizi çekmek isterim ki bir haberin yalan çıkması başka, bir yalanın haber yapılması başka bir şeydir…) yanlış bir yeniyıl takvimi veren derginin okuyucuları için en azından bir doğru yanlış cetveli vermesi, vermiyorsa okuyucuların da bunu talep etmesi beklenir.

Mesut Baran’ın bu karalamalar karşısındaki tepkisi tahammül ve hoşgörüsünün görünenden çok daha fazla olduğunu düşündürtmüştü bana; çok üzülmüştü, uyku uyuyamadığını söylemesine rağmen bu konuda söylediği tek kelime “terbiyesizlik” oldu.

Yukarıdaki beklentilerimin hiçbiri olmadı, sadece yazar aynı gazetede bir hafta sonra tepkiler karşısında iki sütunda yapmayı becerdiği 22 yanlışı küçültmeye uğraşarak “iş şirazesinden çıktı” diye yazdı, ama ne benden ne de Yelken Dünyası’ndan ve Mesut Baran’dan özür diledi (bir yazıyla özür dileyene kadar da bu konunun takipçisiyim…). Dergi bahanelere sığınarak okuyucularından özür diledi ama, bir doğru yanlış cetveli vermedi (gelişim ve değişim böyle bir şey mi acaba? ), derginin benden başka hiçbir okuyucusu bunu talep etmedi, hiçbir okuyucusu bu yanlışlar nelerdir diye sormadı (kimse o takvimi masasında kullanmadı mı? ya da dergiler alınıyor ama okunmuyor mu?).

Ekseriyetin Sessizliği Acıtıyor…

Bu karalamalara tek anlamlı tepki Yacht Türkiye (Mart 2007) dergisinde “Ne yazık, sadece ben yazıyorum…” başlığıyla Çetin Gusnek’ten geldi. ( O da artık dergide yazmıyor…) Aslında yazının başlığı yanında alt başlığı da durumu özetliyordu:  “Hakkaniyet adına kayıpların çetelesini tutmak giderek imkansızlaşıyor, liste öyle kabarık ki… Tabii listenin uzunluğuna ağlaşmak bir tarafa insanın içini esas, ekseriyetin sessizliği acıtıyor.” 

Mesut Baran’ın duruşundaki tevazu, dürüstlük ve sabırı, yaptığı işin güçlüğünü daha iyi anlamak için bu güzel yazıdaki “Kifayetsizler” başlıklı bölümü yazarına teşekkürle sizlere de aktarmak istiyorum:

Denizler, ne acı, kimseyi terbiye etmiyor artık.

(… )

Elbette ki elindeki aracı silah, kelimeleri kurşun sayar bu iklimin vücut verdiği zihniyet ve elbette ki 500 bin satan gazetelere 5000 bile satmayan mecmualardaki fikirleri saldırı kabul ve bahane ederek, aynı denizleri paylaştığını iddia ettiği refikine acımasızca vurur. Hem de ipe sapa gelmez iddialarına, bahis hakkında en ufak bir fikri olmayan yüzbinlerce kişiyi şahit tutmanın, hakkaniyet prensibiyle en ufak alakası olmadığını göz ardı ederek… Halbuki herkes, esas derdin kendi kabahatini örtbas etmek olduğunu bal gibi bilir.

Elbette ki üzerinde sakil duran küçük dağları ben yarattım kıyafetine bürünmekte beis görmez bu iklimden beslenen riyakar ve daha düne kadar en büyük destekçisi olduğunu ayan beyan ilan ettiği bir organizasyondaki rolünü, insanların gözünün içine baka baka inkar eder. Halbuki herkes, riyakarın ani çark sebebinin, maddi menfaatlerini koruma kaygısı olduğunu bilir.

Ve fakat bu çok acayip ve son kertede pervasız tiyatroda benim en fazla canımı acıtan nedir, biliyor musunuz?

Bu trajikomedisi kendini aşan oyunu, belki de mazide o güzelim meydanları tıklım tıkış, yüce bir cemiyetin mensubu olmanın coşkusuyla dolduranların gıkını bile çıkartmadan seyretmesidir: Ne acı…

Sığınılacak Bir Liman

Mesut Baran’ın mirası Yelken Dünyası’nın bir ahlakı ve felsefesi var, bu dergi kimileri gibi “çizdikleri stratejide önüne çıkan herkesi düşman ya da yok edilmesi gereken rakipler” olarak görmüyor, onları da bu faunanın vazgeçilmez kaynakları arasında sayıyor.

Gönüllü katkı ve muhabirlikle yürüyen sistemini yıllardır sürdürebilen Yelken Dünyası’nın bu tablosunu artan okuyucu katkısıyla geliştirerek, derinleştirerek sürdürmesini diliyorum. Bu konuda  dergi yönetimi kadar, okuyuculara, denizcilere önemli roller düşüyor. Mesut Baran’ın mirasına  sahip çıkılıp, zenginleştirilerek büyütülmesi en büyük dileğim.  Unutmayın burası tüm denizciler için yeri geldiğinde sığınılacak bir liman…

Dilerim hep de öyle kalır. Yedi deniz mekanın olsun Mesut Abi.

Kaynakça:

* Sezar Atmaca, Dergideki Yazı Sayısı mı Yazı Kalitesi mi? Yelken Dünyası, Ekim 2006.

* Mahmut Berkman, Bir Atlantik Geçişi, Yelken Dünyası, Mart 2008.

* Sezar Atmaca, İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek, Yelken Dünyası, Şubat 2007.

* Çetin Gusnek, Ne Yazık, Sadece Ben Yazıyorum…, Yacht Türkiye, Mart 2007.

(Yelken Dünyası, Ağustos 2008)

Similar Posts

  • “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” Serisi Hakkında

    Eski denizcilik dergilerde yer alan yazılar, yayımlandıkları dönemin nabzını tutan, geçmişte olan-biteni anlamak/aktarmak/anlamlandırmak için önemli başvuru kaynaklardır. Diğer yandan dergi dizinleri, ilk defa ele alınıyormuşçasına, hatta beyaz bir sayfaya yazılıyormuşçasına geçmişten bihaber yazılan yazılara, geçmişte ele alınan konuları hatırlatmaya/göstermeye de aracı olur.

    “Yazılı kaynaklarımız oldukça sınırlı olduğu için ne yazık ki önceki kuşakların denizcilikle ilgili öykülerini/hikâyelerini, bilgilerini bil(e)miyoruz, araştırmıyoruz dolayısıyla geleceğe aktaramıyoruz.” (…) “Amatör-sportif denizciliğin yeterince araştırılmış/yazılmış bir tarihi yok…. Anı/biyografi kitapları, özellikle eski/yeni denizcilik dergilerinde yer alan konuyu zenginleştirecek makaleler başta olmak üzere bu sporun tarihini zenginleştirecek birçok kaynağın günümüze kazandırılması gerekiyor.” “Dergi Yazıları Dizini (1935-2000)” oluşturulması bu yöndeki çalışmaları besleyecek önemli kaynaklardan biri olabilir.” diye daha önce yazmıştım. (Ekim 2020 / Amatör-Sportif Denizcilik İçin Yayın-Yayıncılık Önerileri ).

    Amatör-sportif denizcilikle ilgili dergiler ne yazık ki eskiden beri dizin yayımlamıyor. Uzun yıllar önce, 2000’li yılların başında bir denizcilik dergisine yılsonlarında özet de olsa bir dizin hazırlayıp dergi eki veya ayrı bir sayı olarak yayımlanmasını önerdiğimde, dergiler arası rekabet gerekçesiyle “başka dergiler bu bilgilerden faydalanacağı için” dizin yayımlamayı düşünmedikleri cevabını almıştım.

    Bu yazıyla başlayacak “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” serisinde “amatör-sportif denizciliği merkeze alarak” seçtiğim denizcilik dergilerinin veya denizcilik dergileri hakkında yayımlanmış dizinlerin/yazıların, açık kaynakların aktarılmasına çalışacağım. Dolayısıyla yazı/dizin serisi yayımlanmış tüm denizcilik veya denizcilikle ilgili dergileri kapsamıyor. Yoksa Şirket-i Hayriye’nin yolcu sayısını artırmak için çıkardığı Boğaziçi mecmuası (Ekim 1936-Mart 1938), ya da Denizcilik Bankası’nın dergisi Denizin Sesi (Mayıs 1975- …. ) gibi bir dönem yayımlanmış kurumsal dergiler veya başkaları da var. Türkiye’de yayımlanmış dergilerle ilgili az sayıdaki bibliyografyalarda denizcilikle ilgili birçok dergi yer almıyor ne yazık ki. Denizcilik dergilerinin tarihini anlatacak, dönemi, yayıncısı (ör. kurum yayınları), ilgi alanı (ör. balıkçılık, yatçılık, profesyonel denizcilik vb.) ve benzeri kriterlere göre sınıflandıracak ayrıntılı biyografilere de ihtiyaç var.
    Halen yayımlanan denizcilik dergilerinin de kendi dizinlerini (hatta yazar ve konulara göre ayrıntılı dizinlerini) yayımlayarak deryada yer almasını dileyelim.

  • |

    Yazı Sayısı mı Kalitesi mi?

    Mesut Baran yönetimindeki Yelken Dünyası amatör denizciliğimizin amatör yüzünün yüzakıydı uzun yıllar. Dergiye yönelik eleştirileri bile çekincesiz basar, gocunmaz, yazıyı kabul ederken de “burası sizin derginiz, yerinde eleştiriler bize yol gösterir” derdi. Onun yönetimindeki dergi bizler için de sığınılacak bir limandı ancak sayıların giderek daha fazla birbirine benzemeye, tekrara düşmeye başladığını düşününce Eylül 2006 sayısına bu yazıyı yazmıştım.

    Yelken Dünyası’nın Ağustos sayısını okuduğumda aklıma “Acaba Yelken Dünyası gönderilen her yazıyı olduğu gibi basmakta mıdır?” sorusu geldi. Gelen her yazıyı istisnasız basmanın belki yazı çeşidi (nicelik) yönünden dergiye epey bir katkısı olsa da yazıların öncelikle nitelik yönünden katkısını da düşünmek gerekmez mi? Dergiyi daha değerli yapacak olan nitelik değil midir? Gelen yazıların dilbilgisi, derdini anlatabilme, yeni bilgiler-yeni bakış açıları sunma, konuya hakimiyet, yeterlik, gelişmelerden-mevcut ve yeni yazılı eserlerden haberdar olma, gelişmeleri aktarma, tekrara düşmeme, vb. kriterlerle değerlendirilmesi daha doğru olmaz mı? Bu açıdan bakıldığında kimi yazıların eksikliklerini, zaaflarını gidermesi için iade edilmesi, kimi yazılara okuyucuyu bilgilendirmek için kısa notlar düşülmesi gerekmez mi?

  • Sarıyer Belediyesi Yeşil Martı Dergisi

    Denizcinin Günlüğü (ADF Yayınları, 2006-2010) serisini kaynak olarak kullanma izni isteyen bir arkadaşım Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin Ocak 2018 sayısının pdf dosyasını gönderip, değerlendirmemi istemişti. Ancak dergide Denizcinin Günlüğü’nden çok alıntı olmasına rağmen bunun gerektiği gibi belirtilmediğini gördüm, yol açabileceği sorunları kendisine ilettim. Ayrıca derginin denizcilikle ilgili kısımlarında gördüğüm eksiklikleri/yanlışları yazdım.

    Sarıyer Belediyesi’nin Yeşil Martı dergisinin 8. sayısının (Ocak 2018) denizcilikle ilgili kısımlarını inceledim. “Olay denizde geçiyor” ama çok çapariz var. Geçen sene Şubat’taki Boat Show’da aldığım ilk sayısında da denizcilikle ilgili yazılarda epey hata ve kaynak göstermeme durumu vardı, “ilk sayıdır olur” demiştim ama sonraki sayıları görmedim. Derginin hazırlanmasında kullanılacak eserlerden/kaynaklardan nasıl faydalanılabileceğinin bilinmesi gerekir. Kullanılan/faydalanılan kaynakları belirtme kimsenin ihtiyarına/keyfine kalmış bir konu değildir. Kanunun (5846) gereğini bir tarafa bıraktık öncelikle emeğe saygı gösterilmesi esastır, faydalanılan kaynaklar yağmalanacak kamu malı değildir. Faydalanılan kaynakların belirtilmesi etik olduğu kadar hazırlayanın ne tür kaynaklardan faydalandığını (ör. kaynak değeri var mı?) gösterdiği için de önemlidir. Üzülerek görüyorum ki böyle bir hassasiyet sekizinci sayıda da oluşmamış…

  • |

    İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek

    Özel Teknelerin Kayıt, Belgelendirme ve Donatımına İlişkin Yönerge’de (2006) yapılan bir değişiklikle ADEK/Amatör Denizci Elkitabı, bir süre her teknede bulunması zorunlu yayınlar arasına katılmıştı. Bu yazıdaki “Zorunlu Kitaplar” bölümünde “Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.” diye yazıp ADF’ye de bu şartın kabul edilebilir bir şey olmadığını ifade etmiştim. ADF’nin girişimiyle bir süre sonra mevzuat değiştirilerek bu tekel durumuna son verildi.

    Yazıda yer alan “Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi” başlıklı bölümündeki eleştiriler nedeniyle Naviga dergisi kurucusu/söz sahibi Turgay Noyan’ın yaptıkları için “Yalanı Haber Yapabilen ‘Gazeteci…’” yazısına da bakın lütfen.

    Üç denizcilik dergisinin satış toplamının 15 bini aşması, amatör denizci belgesi veya yelken eğitimi almak isteyenlerin çokluğu gibi birçok göstergeye bakarak son yıllarda denizciliğe olan ilginin, denize açılan, açılmaya niyetlenen insan ve tekne sayısının giderek arttığını söyleyebiliyoruz. İlginin sadece sayısal bir artış olarak kalmaması nitelikçe bir zenginleşmeyle birlikte mümkündür. On sorudan dördünü yapana ADB/amatör denizci belgesi vermek yerine, sınavları, bilgiyi ölçen, öğrenmeye teşvik eden, herkese eşit uygulanan bir biçimde yapmak (Amatör Denizcilik Federasyonu’nun -ADF- yapmaya çabaladığı gibi) veya denizcilik/yelken eğitimini eğitim/eğitmen yönünden bir standarda kavuşturmak gibi örnekler, denizcilikte bir nitelik artışına işaret eder.

    Giderek zenginleşen bir nitelik artışıyla tanımlayabileceğimiz bir değişim, denizciliği sığ sulardan çıkarıp engin denizlere taşıyabilir. İlginin, denizciliğin gelişmesi, yaygınlaşması, zenginleşmesiyle birlikte yürümesi, bu işi öğrenmeye hevesli insanların sayısını giderek arttıracak, ilginin kalıcı olmasını sağlayacaktır.

  • |

    Eski Denizcilik Dergileri Dizini IV: Denizatı Dergisi Bibliyografyasından Seçmeler (1986-1994)

    Denizatı dergisi hakkında / Sezar Atmaca

    Denizle ilişkisi iş-meslek ilişkisi olan profesyonel denizcilerin dergilerinden biri olan Denizatı dergisi günümüzde dijital olarak yayımlanıyor. Derginin ilk sayısı hakkında bir kayıt bulamadım ancak derginin son sayısında yer alan bilgiye göre “Denizatı dergisinin geçmişi İTÜ Denizcilik Fakültesi (eski YDO) Mezunları Derneği’nin (İTÜ DEFAMED) kuruluş yılı olan 1949’a kadar uzanıyor.”

    Ağustos 1949’da “Yüksek Denizcilik Okulu Mezunları Cemiyeti” adıyla kurulan derneğin yayın organı olarak yayınını uzun yıllar sürdüren derginin son iki sayısı ise dijital olarak yayımlanmış (Bahar 2023, sayı 1 / Kış 2024 sayı 2)*.

    Denizatı dergisinin 9 yıllık dönemini (1986-1994) kapsayan bibliyografya derginin Ocak 1995 sayısının eki olarak verilmiş. Konulara ve yazar adlarına göre yapılmış iki bölümden oluşan bibliyografyayı M. Şeref Baba, Esra Biçen, Işıl Güler hazırlamış.

    İlgilenebileceğimiz, kulak kabartabileceğimiz konular veya içeriğini bilmesek de ilginç başlıkları seçmeye çalıştım ama dizerken gözümden kaçan yazılar da olabilir. Bibliyografyada yazıların yer aldığı dergilerin sayfa numaraları varsa da dergi sayılarını belirtmekle yetindim, konu başlıklarına göre yapılan sıralamayı esas aldım. 

    Bu bibliyografyayı paylaştığı için Murat Koraltürk’e teşekkürlerimizle.

  • Denizcilik Şişerken Problemleri Tartışmak

    Yazı, Pekin Olimpiyatları (2008) dolayısıyla spor kültürü, skor kültürü lumbozundan sorular sorup, denizciliğin gelişmekten çok şiştiğini tartışırken, çıkış yolları arıyor.

    Hürriyet’te Temuçin Tüzecan “Pekin Olimpiyatları’nın ardından Türkiye Yelken Federasyonu tartışılmalı” (Orsa, Hürriyet 30 Ağustos, 2008) başlıklı bir yazı yayımladı. Yazısında özetle, başarısızlığın spor yönetiminden geldiğini, yelkene ilginin arttığını, alınan teknelerin içinde yelkenli oranının, örneğin Amerika’nın dahi üzerinde olduğunu, bunun da yelken sporcusu aday havuzunun büyümesi demek olduğunu belirtiyor ve çözüm de öneriyordu: “Yelken Federasyonu’nun bu haliyle lağvedilip, İngiltere’de olduğu gibi deniz üzerinde teknecilikle uğraşan tüm amatörlerin örgütünü oluşturmak.” Bu yapının federasyona sürekli bir gelir kaynağı yaratabileceğini ve bunun da akılcı bir spor eğitim programı oluşturmakta kullanılabileceğini de ekliyordu.

    Yazısındaki birçok görüşe uzak durmama, katılmamama rağmen Tüzecan’ın Orsa köşesindeki yazısını denizciliğin, sporun tartışılması ve yaygınlaştırılması açısından önemsedim. Çünkü bu ülkede herhangi bir problemi enine boyuna tartışabilmek oldukça güç.