|

İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek

Sezar Atmaca

Özel Teknelerin Kayıt, Belgelendirme ve Donatımına İlişkin Yönerge’de (2006) yapılan bir değişiklikle ADEK/Amatör Denizci Elkitabı, bir süre her teknede bulunması zorunlu yayınlar arasına katılmıştı. Bu yazıdaki “Zorunlu Kitaplar” bölümünde “Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi  başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.” diye yazıp ADF’ye de bu şartın kabul edilebilir bir şey olmadığını ifade etmiştim. ADF’nin girişimiyle bir süre sonra mevzuat değiştirilerek bu tekel durumuna son verildi.

Yazıda yer alan “Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi” başlıklı bölümündeki eleştiriler nedeniyle Naviga dergisi kurucusu/söz sahibi Turgay Noyan’ın yaptıkları için “Yalanı Haber Yapabilen ‘Gazeteci…’” yazısına da bakın lütfen. (Ekim 2021)


Yelken Dünyası, Şubat 2007

İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek… (Yelken Dünyası, Şubat 2007)

Üç denizcilik dergisinin satış toplamının 15 bini aşması, amatör denizci belgesi veya yelken eğitimi almak isteyenlerin çokluğu gibi birçok göstergeye bakarak son yıllarda denizciliğe olan ilginin, denize açılan, açılmaya niyetlenen  insan ve tekne sayısının giderek arttığını söyleyebiliyoruz. İlginin sadece sayısal bir artış olarak kalmaması nitelikçe bir zenginleşmeyle birlikte mümkündür. On sorudan dördünü yapana ADB/amatör denizci belgesi vermek yerine, sınavları, bilgiyi ölçen, öğrenmeye teşvik eden, herkese eşit uygulanan  bir biçimde yapmak (Amatör Denizcilik Federasyonu’nun -ADF- yapmaya çabaladığı gibi) veya denizcilik/yelken eğitimini eğitim/eğitmen yönünden bir standarda kavuşturmak gibi örnekler, denizcilikte bir nitelik artışına işaret eder.

Giderek zenginleşen bir nitelik artışıyla tanımlayabileceğimiz bir değişim, denizciliği sığ sulardan çıkarıp engin denizlere taşıyabilir. İlginin, denizciliğin gelişmesi, yaygınlaşması, zenginleşmesiyle birlikte yürümesi, bu işi öğrenmeye hevesli insanların sayısını giderek arttıracak, ilginin kalıcı olmasını sağlayacaktır.

Diğer taraftan denizciliğe olan ilgi, birçok alandaki gelişme ve zenginleşmeyle sürekli desteklenmezse (mevzuat, kurumlar -kulüpler, federasyonlar, eğitim veren şirketler…-,  denizcilik kitapları, dergiler, konferanslar… kısacası her türlü yayın, eğitim,  tekne üretimi, barınma olanakları vb…) giderek sönmeye, rotasını hızla, caydırıcılık dahil, kalibresi düşük bir denizciliğe (sevdiğim bir söyleyişle “olayın denizde geçtiği” sulu bir dünyaya) doğru değiştirmeye başlayabilir.

Sadun ve Oda Boro’nun Kısmet’iyle zamanında  doruk noktasına ulaşan denizciliğe ilginin (yeni bir soluğun, toplumsal hevesin…) sönmesinin, bu güzelim sembole, rüzgâra yeni değerler katılamamasının en büyük nedeni yukarıda söz ettiğim ilişkinin olumsuz yönde olmasıdır.

Bu olumsuzluğun günümüzde de sürmemesi için yayıncılık alanında ilgiyi bilgiyle buluşturmayan, zenginleştirmeyen kimi örneklere değinmek istiyorum.

Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi

Denizciliğin gelişmesinin ve yayılmasının önemli araçlarından biri şüphesiz denizcilik dergileridir. Ekim 2006’da kimi örneklerle yazı kalitesi açısından Yelken Dünyası’nı eleştirmiş, yazı seçiminde daha dikkatli ve özenli olmanın dergiyi daha değerli yapacağını belirtmiştim.(“Dergideki Yazı Sayısı mı, Yazı Kalitesi mi?”). 

Geçtiğimiz ay Naviga dergisi yeni yılda  bir masa takvimi verdi, iyi de yaptı ama bilgi açısından özensiz ve yanlışlarla dolu bir takvim verdi okuyucularına. Takvimde Ocak ayındaki gemi resmi “Piri Reis’in, 1528 tarihli Dünya haritası”ndan alınmasına ve bilinen böyle bir alıntılama sistemi olmamasına rağmen resmin sol üst köşesine (diğer 12 resimde olduğu gibi…) İdris Bostan yazılmış. Takvimin kaynağı olan İdris Bostan’ın kitabında (Osmanlı Gemileri, Bilge Yay., 2005) çizimlerin (harita, minyatür…) orijinal kaynakları işin adabına uygun olarak çizimlerin kenarlarında teker teker  belirtilmişken, dergi bunu okuyucularına aktarmaya gerek görmeyerek yazara ve esere en hafif deyişle saygısızlık etmiş. Daha önemlisi 12 tekne resmiyle ilgili “bilgi” yok olmuş. Örneğin takvimdeki Karamürsel çizimi Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden , mavna Katip Çelebi’den (Tuhfetül Kibar…), kadırga Matrakçı’nın Süleymanname’sinden, bir harita el-Hac Ebu’l- Hasan’dan alınmış… ama dergi alıntı yaptığı kaynakta mevcut bu  ve diğer çizimlerle ilgili bilgileri “fazla” bulmuş anlaşılan. Kimi yerde ör. Aralık ayında başlık, resim, metin ilişkisi kopmuş. Teşekkür yazısında alıntı yapılan kitabın yayıncısı, yayın tarihi belirtilmemiş.  Takvimin diğer yüzündeki harita ve  minyatürlerden bazılarının Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden alındığı belirtilmiş. Ancak bu sayfalardaki dikkatsizlik, özensizlik sintineyi doldurup tekne batıracak cinsten. “Venedik Şehri (Piri Reis, Kitab-ı Bahriye)” yazan haritanın Venedik’le uzaktan yakından bir ilgisi yok. Harita, adaları ve Tersane-i Amire’yi gösteriyor. Diğer bir haritada Tersane-i Amire yazmasına rağmen harita küçültüldüğü için tersane haritada yok. “Toulon Limanı’nda Osmanlı Donanması, 1543” diye açıklanan harita Mısır’la ilgili ve Nil’de işleyen gemileri gösteriyor. Yine  “Marsilya Limanı’nda Osmanlı Kadırgaları”  diye açıklama düşülen  bir başka harita da Mısır ve Nil’le ilgili … Okuyuculara verilecek  bir yeni yıl takvimi için daha dikkatli ve özenli olmak gerekmez mi? Dileriz dergi yanlışlarla dolu bu takvimi düzeltip tekrar dağıtarak okurlarına “gerçek” bir “yeni yıl hediyesi” sunar.

Bilgi ve Uzmanlıkla Desteklenen Konuların Artması

Denizcilik dergilerimize dışarıdan bakan bir yabancı  yarış, gezi ve tekne tanıtım yazılarının yoğunluğu karşısında ülkemizi dünyanın en yarışçı ülkelerinden biri zannedebilir. Ya da  tekne, sporcu, kulüp sayısında dünyanın önde gelen ülkelerinden olduğumuzu, denizcilerimizin yedi denizlerde cirit attığını düşünebilir. Oysa karşılaştırmalı istatistiklere baktığımızda örneğin birkaç yıl öncesinde Fransa’da 4400 yelken kulübü, 550 000 yelken sporcusu,  32 deniz müzesi varken,  ülkemizde bu sayılar neredeyse bir avuçtur. En zayıf olduğumuz alanlarda bu kadar çok yazı üretmek sağlıklı bir yayıncılık işareti değildir. Oysa dergilerde yazı çeşitliliğinin, bilgi ve uzmanlıkla desteklenen konuların artması, denizciliğimizin zenginleşmesi için önemlidir. Örneğin dergilerimizdeki tekne testleri neredeyse reklamlarla atbaşı gidiyor. Tekne test yazıları belki son zamanlarda biraz değişti, tamamen çeviri değil, kimi zaman  işi bilen insanların kullanımıyla yapılıyor ama yeterli teknik donanım maalesef hâlâ yok. Oysa “sahici” bilgiler verebilmek için gerekli tekne testinin kimi yönleri doğrudan ölçüm aletleriyle ilgili. Örneğin motor gürültüsünün çeşitli süratlerde tekne içinde kaç desibel olduğunu ölçmek gibi. Herhalde işin doğrusu önce okuyuculara tekne testi nedir, hangi araçlarla, nerelere bakılarak, kaç kişiyle yapılır gibi daha ayrıntılı bilgiler aktarmak, kendimize özgü modeller geliştirmek, çizelgeler oluşturmak olmalıdır. Böylece hangi tür yazıların asgari tekne testi standardına uyduğu hakkında konuşabiliriz. (Eminim sayın Şahap Aksoy’un , sevgili Âli San’ın ve daha nicelerinin bu konuda söyleyecek çok sözü vardır…) Belki mazruf da zarf kadar önemsendiği zaman tekne test yazıları reklam dışında da bilgiler sunar hale gelebilir.

Denizcilikteki zenginleşmenin önemli kanallarından birisi de problemleri ortaya koyan, unutulmuş bilgileri hatırlatan, yeni bilgiler sunan, eleştiren, yol gösteren, açık uçlu tartışmaların yapılabilmesidir. Başıma birkaç kez geldiği için biliyorum, dergilerin açık yüreklilikle sayfalarını bu tür yazılara, tartışmalara  açmaları, onları sekteye uğratmamaları denizlerimize, teknelerimize yeni rotalara yol açacak taze rüzgârlar getirir.

İntihal Örnekleri

Denizciliğe yönelik ilgiden bir an önce faydalanmak isteyenler de eksik değil ! Örneğin Macellan’ın Dramı  (Süleyman Yeşilyurt, Kültür-Sanat Yayınları, Ankara 2004) kitabı resmen intihal (aşırma). Kitap Stefan Zweig’ın ilk baskısı 1938’de yapılan Macellan, Dünyanın Çevresini Dolaşan İlk İnsan kitabından (çev. Zehra Yılmazer, Kabalcı Yay., 2002) neredeyse sadece bölümlerin sırası  değiştirilerek paragraf paragraf aşırılmış. Karşılaştırmalı bir örnek vereyim: “Mavi sulara pupa yelken açılıp, Tejo’dan aşağıya doğru bilinmeyen meçhule doğru ilerleyen ilk Portekiz gemileri keşif için yola çıkmışlardı. İkinciler ise yeni bölgelerle henüz barış amaçlı ticaret ilişkileri kurmak peşindeydi.” Macellan’ın Dramı’nın bu ilk satırları Stefan Zweig’ın  kitabının 35. sayfasından aşırılmış: “Tejo’dan aşağıya inip bilinmeyene ilerleyen ilk Portekiz gemileri keşif için yola çıkmışlardı, ikinciler yeni bölgelerle henüz barışçı ticaret ilişkileri kurmak peşindeydi.” Bu tür kitaplar hakkında  okuyucuları uyarmak herkesin görevi ama denizcilikle ilgili kitaplar, kitap eleştirileri dergilerde yeni ürün olarak sunulan bir kol saati (!) ya da gözlük kadar yer bulamıyor ne yazık ki.

Ağır Kitaplar

Mustafa Pultar hocamızın geçen sayıdaki “Ağır Kitaplar” yazısında anlattığı gerçekten her yönüyle “ağır” kitaplar hiç kuşkusuz o ülkelerdeki denizcilik altyapısının (florasının…) zenginliğini de yansıtıyor. Sayın Pultar’ın yazısında ADEK’i ağır kitap olmaya aday gösterip, Bowditch gibi  ağ sitesinde açık kullanımını önermiş. Öncelikle ADF’nin yayını kitap hakkındaki övgüleri için tüm arkadaşlarım adına teşekkür ederim. Örnek verdiği kitaplardan “Denizciliğin İncili “ kabul edilen Chapman’ın  elimdeki 1943 baskısı 324 sayfa iken, 1999 baskısı (63. baskı) 656 sayfa. Yazıda örnek verilen ve bundan sadece yedi sene sonra basılan  2006 baskısı (65. baskı) ise 928 sayfa. Şüphesiz bu kitabı (kitapları) kıymetli yapan sayfaların sayısal artışı değil, zenginliği/niteliği; konuların ele alınışı, işlenmesi, yetkinliği,  içerdiği bilgiler, görsel malzemeler vb. özellikleri kitabı “ağırlaştırıyor”. Denizcilik konusunda aradığınız herhangi bir bilgiyi rahatlıkla bulabilmek mümkün. Bu kitapların dışında yüzlerce yayın bu kitapların oluşmasını destekleyecek, kaynak olacak bilgilerle dolu, kurumlar, olaylar bu gelişimi destekliyor. “Bilgi” söz konusu olunca aranan konuyla ilgili tartışmalar, konunun farklı yönlerine değinen yazılar, kitaplar bulmak mümkün. Yukarıda da  göstermeye çalıştığım gibi bu konuda hayli yol almamız gerekiyor. Örneğin Mustafa Pultar’ın “Fırtına Takvimi” ile ilgili eleştirilerine (kimi eski kaynaklarda birçok fırtına adı geçse de…) yeterli kaynak bulup hâlâ cevap verebilmiş değilim. Ya da “Denizcinin Günlüğü 2007”de Tekne Adları yazısında birçok kaynakta geçen “1650’de Uzunçarşı kalyonuna verilen ismin gemilere verilen ilk isim olduğunu” yazmıştım. Oysa bu ay elime geçen bir başka kaynakta ilk defa 1522 ve 1565’te Kanuni’nin bindiği iki baştardeye ad verildiği yazıyordu.

Yaşayan Kitaplar

Ağır kitapların ortak noktası yaşayan kitaplar olması, yani yıllarca her baskıda ek ve değiştirmelerle kitabın geliştirilmesi. ADEK ise zorunlu olarak sınav yönetmeliğine uygun hazırlandı. Bu nedenle örneğin yelken seyri yok kitapta. Kimi konular hayli kısa geçilmek zorunda kalındı. Şüphesiz yeni konu ve yazarların katılımıyla kitap “ağırlaştırılabilir”. Veya ADEK’in içindeki kimi bölümler geliştirilip eklenerek yeni bir kitap yapılabilir (benim düşüncem bu yönde). Ama bu gerçekten çok ciddi, emek, zaman, insan ve para isteyen bir iş. Daha da ötesi çok iyi projelendirilmesi gerek. ADEK ağ sitesinde de kısmen  veya tamamen yayımlanabilir. Ama ağ sitesi çok düzenli bir ortam olmadığı için yayımlanan eserler “bütünlüğüne saygı gösterilmeden değiştirilip bozularak kullanılıyor” veya  “kamu malıymış gibi muamele görebiliyor.”

Zorunlu Kitaplar 

Yeri gelmişken Donatım Yönergesi gereğince “özel teknelerde” bulunması zorunlu iki kitaba “zorunluluk” açısından değineyim. Bunlardan biri ADEK. Oysa ADF yayını Amatör Denizci Elkitabı’nın (ADEK) zorunlu olması için hiçbir neden yok. Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi  başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.

Diğer zorunlu kitap ise 4922 sayılı “Denizde Can ve Mal Koruma Hakkındaki Kanun”un  8. maddesi gereğince Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü.  İlgili madde“Her Türk gemisinde ‘Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’nden bir tane bulunur. Gemilere parasız dağıtılacak olan bu tüzük, geminin esas belgelerinden sayılır” şeklindedir. Bildiğim kadarıyla da kanun aynen yürürlüktedir. Her teknede bulunmasının zorunlu olan bu kitabın parasız dağıtılması kanun hükmündeyken 31,5 YTL bedelle satılması nasıl bir yasal uygulamadır bilinmez. Üstelik kitabın yıllardır kullanım kolaylığı sağlayacak renk, şekil, dizin eklenmesi vb. gibi hiçbir iyileştirmeye gidilmeden  tekrar tekrar basılması, konunun hiçbir eleştiriyle karşılaşmaması düşündürücüdür. Ayrıca parayla satılabilmesi için kanun hükmünün değiştirilmesi gerekir.

Sonuç Yerine

Bu sene Denizcinin Günlüğü’nde de yazmıştım. “BM İnsani Raporu’na göre Türkiye okuma alışkanlığında 173 ülke arasında 86. sırada yer alıyor. En iyimser  rakamlarla her 100 kişiden sadece dördü-beşi kitap okuyor. Bağımsız Eğitimciler Sendikası’nın araştırmasına göre de  “Türk gençliği okumamasına rağmen her konuyu biliyormuş gibi davranıyor” ve “bilgisi olmasa da her konuda fikri var.” Ortada bir bilgi kırıntısı olmazsa tartışmaları, yazıları hangi bilgiyle sürdüreceğiz?  Denizcilikle ilgili konuları sadece malzeme olarak değil, sorun olarak da görürsek, vereceğimiz her bilgi, denizin daha fazla tanınmasına, denizciliğin sindirilmesine, gelişmesine yarayacaktır.

(Yelken Dünyası, Şubat 2007)

Benzer Gönderiler

  • Denizcilikte 100 “Az Bilinen” Konu

    Deniz Kuvvetleri Dergisi’nin, Mart, Temmuz ve Kasım 2005 sayılarında “100 Bilinmeyen Konu” başlığı ile üç ek verdi.

    Yelken Dünyası dergisinin Mart 2006 sayısında “Denizcilikte 100 ‘Az Bilinen’ Konu” başlığıyla yazdığım yazıda eklerde yer alan konuları değerlendirip kimi konuların gözden geçirilip, güncellendikten sonra kitap haline getirilmesini önermiştim. Ancak bu eleştirilere/önerilere rağmen anlamlı bir değişiklik/düzelti yapılmadan 10 yıl sonra söz konusu üç ek birleştirilip kitap haline getirildi ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından “Bahriyede 100 Bilinmeyen” (Dz.K.K. 2016) adıyla yayımlandı. Yelken Dünyası’nda yer alan aşağıdaki yazı bu kitabın eleştirisi olarak da okunabilir.

  • Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-1946)

    Sunuş: Bir Sahafiye Belge / Sezar Atmaca
    “Samsunda Deniz Faaliyeti” İstanbul’da Sahaflarda bulduğum, 1945-46 eğitim yılında hazırlanmış her sayfası öğrenciler tarafından resmedilmiş bir öğrenci ödevi. Ödev,  15 yaşındaki Samsun Lisesi öğrencisi Hasan Altınörs imzalı ama girişteki “…resimler öğretmenimiz Hasan Kavruk’un teşviki ve gayretleriyle bizim çalışmalarımızın mahsülleri” açıklamasına bakılırsa çizimlerde birden çok öğrencinin katkısı var.*

    Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.

  • Kartal Römorkörünün Bitmeyen Hikâyesi ve Cevap Bekleyen Sorular

    Konunun ayrıntıları yazıda ama tanıtım için hikâyenin ilk bölümünü “Kartal’ı Kurtarma Platformu” başkanı Cem Gürdeniz’in kaleminden özetleyelim:
    “… 2016 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün, İstanbul’un işgal edildiği 13 Kasım 1918 tarihinde, güvertesinde: ‘Geldikleri Gibi Giderler!’ diyerek Kurtuluş Savaşı’nın ilk işaretini verdiği Hollanda yapımı 108 yaşındaki Kartal istimbotu tesadüfen gemi Kurtarmacı Arif Ertik ve gazeteci Gökhan Karakaş tarafından bulundu. -Cem Gürdeniz’in- başkanlığında ve kaptan Levent Akson’un teknik yönetimi altında oluşan gönüllü bir grup sayesinde restorasyona geçildi ve 13 Kasım 2018 tarihinde anıt gemi yapılmak üzere Deniz Kuvvetleri’ne teslim edildi.”

    Kartal’ın o yıldan (2018’den) beri D.K.K. Pendik Tersanesi’nde bekletildiği biliniyor. Deniz Kuvvetleri envanterine kaydolduğu söylenen teknenin neden sergilenmediği ya da Beşiktaş’ta yapılacağı ileri sürülen “… İBB tarafından yapılacak anıt alanı projesinin” neden gerçekleşmediği hakkında bugüne dek (Haziran 2024) herhangi bir “resmi” açıklama yapılmadı.

    “Kartal’ı Kurtarma Platformu” üyelerinden Kaptan Adil Tuğcu’dan aktarılan bilgilere göre deniz tarihi araştırmacısı Osman Öndeş’in iddialarının Kartal’ın “makus talihinde ciddi bir payı” vardır.
    Osman Öndeş “Kartal İsimli Römorkör Nasıl Kahraman Yapıldı?” başlıklı yazısında Kartal’la ilgili bilgilerin doğru olmadığı, ayrıca Atatürk’ün işgal kuvvetlerinin değil, “Askeri Sevkiyat’ın” bir teknesine bindiği, Kartal’la kurulmak istenen Atatürk bağlantısının uydurma, yapılanların da “skandal” olduğunu ileri sürer.
    Adil Tuğcu, Öndeş’in Cumhurbaşkanı, DKK ve İBB Başkanlığına da ilettiği bu iddialarının doğru olmadığını, Öndeş’in yanlış yere baktığını, Kartal römorkörünün Bureau Veritas 1914 Year Book kayıtlarında yer aldığını söyler (belgesi henüz açıklanmadı) ve ekler: “Öndeş böyle bir hataya nasıl düştü bilmiyoruz.” Ancak Tuğcu, Öndeş’in, Atatürk’ün Kartal’la değil, yaveri Cevat Abbas’ın anılarında yazdığı gibi Askeri Sevkiyat’ın bir teknesine binerek Haydarpaşa’dan karşıya geçtiği iddiasına cevap vermez.

    Kaynak olarak açıklanan, ancak yakın tarihte yazılan ve konuya ilişkin bilinen alıntılarla sınırlı kitapların da “kaynak değeri” hayli sorunlu/tartışmalı. “Kaynak değeri” olabilecek başka kitap, makale, belge var mıdır araştırılması gerekir.

    Bu polemiğin sonlandırılması adına römorkörü envanterine aldığı belirtilen Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın, bu süreci baştan beri yürüten Kartal’ı Kurtarma Platformu (Kartal İstimbotu Platformu) ilgililerinin, ya da sergilemeye yanaşmayan Belediyelerin yaklaşık altı senedir akıbetini bekleyen Kartal römorkörü hakkında kamuoyuna ve bu girişime kumbarasıyla/emekli maaşıyla destek veren onca insana resmi bir açıklama borcu ve sorumluluğu var.

  • Denizcilik Terimlerinden Argoya Geçen Söz Varlığı

    “Denizci argosu, denizcilik dili gibi ağırlıkla denizcilikle uğraşanların kullandığı, kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerden oluşan özel bir dildir. Hulki Aktunç, Büyük Argo Sözlüğü’nde denizcilik argosunun bir ‘alan argosu’ olduğunu belirtir ve alan argosunu özetle ‘yaşama ortam ve biçimleri birbirine yakın kişilerce yaratılıp benimsenmiş sözcükler, deyimler bütünü; bu sözcükler bütününe dayalı konuşma biçimi’ olarak tanımlar ve ekler: ‘Kimi alan argoları, azınlık dillerine ve çevre dillerine özel bir yakınlık gösterir: Örneğin denizci argosu ile İtalyancanın, Lingua Franca’nın ilişkileri gibi… Alan argoları, özel ilişki içinde bulundukları dillerden alınan sözcük ve deyimleri genel argoya taşır.’”
    Denizcilikte ve özellikle deniz ticaretinde yaşanan ekonomik-teknolojik gelişmeler nedeniyle çektirme, kabasorta veya randa armalı brik, brigantin gibi yelkenli teknelerin bu dilin taşıyıcısı denizcilerle birlikte giderek denizlerden çekilmesi, daha çok bu tekneler zamanında kullanılan denizci argosunun kitap sayfalarında kalmasına yol açmıştır.

    Dr. Öğretim Üyesi Zahide Parlar’ın yirmi sekiz sayfalık araştırma makalesi denizcilik terimlerinde argonun izini süren ve bu konuda bizlere derli-toplu bir değerlendirme sunan değerli bir çalışma. Misalli Büyük Türkçe Sözlük ile Büyük Argo Sözlüğü’nü (Hulki Aktunç) denizcilik terimleri bakımından tarayan yazar, “Giriş” yazısında makalesinin amacını şöyle özetlemiş: “…argoda kullanılan denizcilik terimlerini derlemek ve denizcilik terimlerinin argoya nasıl yansıdığının ve argoda nasıl bir kavram alanına sahip olduğunu” tesbit etmek.
    Bu değerli makalenin denizciningunlugu.org’da yayımlanmasına izin verdikleri için sayın Dr. Öğr. Üyesi Zahide Parlar ve AVRASYA Uluslararası Araştırmalar Dergisi’ne teşekkürlerimizle…

  • |

    Yazı Sayısı mı Kalitesi mi?

    Mesut Baran yönetimindeki Yelken Dünyası amatör denizciliğimizin amatör yüzünün yüzakıydı uzun yıllar. Dergiye yönelik eleştirileri bile çekincesiz basar, gocunmaz, yazıyı kabul ederken de “burası sizin derginiz, yerinde eleştiriler bize yol gösterir” derdi. Onun yönetimindeki dergi bizler için de sığınılacak bir limandı ancak sayıların giderek daha fazla birbirine benzemeye, tekrara düşmeye başladığını düşününce Eylül 2006 sayısına bu yazıyı yazmıştım.

    Yelken Dünyası’nın Ağustos sayısını okuduğumda aklıma “Acaba Yelken Dünyası gönderilen her yazıyı olduğu gibi basmakta mıdır?” sorusu geldi. Gelen her yazıyı istisnasız basmanın belki yazı çeşidi (nicelik) yönünden dergiye epey bir katkısı olsa da yazıların öncelikle nitelik yönünden katkısını da düşünmek gerekmez mi? Dergiyi daha değerli yapacak olan nitelik değil midir? Gelen yazıların dilbilgisi, derdini anlatabilme, yeni bilgiler-yeni bakış açıları sunma, konuya hakimiyet, yeterlik, gelişmelerden-mevcut ve yeni yazılı eserlerden haberdar olma, gelişmeleri aktarma, tekrara düşmeme, vb. kriterlerle değerlendirilmesi daha doğru olmaz mı? Bu açıdan bakıldığında kimi yazıların eksikliklerini, zaaflarını gidermesi için iade edilmesi, kimi yazılara okuyucuyu bilgilendirmek için kısa notlar düşülmesi gerekmez mi?

  • 16. Yüzyıldan Günümüze Yeşilova (Sömbeki) Körfezi Kıyılarında Yer Adlarının Değişimi ve Tarihi Yerler

    “Her harita bir hikâye anlatır” denir. Biz de yıllardır ikâmet ettiğimiz Söğüt’te, sularında dolaştığımız, gün batımlarına-doğumlarına eşlik ettiğimiz Yeşilova (Sömbeki) Körfezi kıyılarındaki yerlerin eski-yeni adlarının peşinde, hikâyenin içine dümen tutalım istedik.

    Yeşilova Körfezi’nin Osmanlı döneminden beri adı Sömbeki Körfezi’dir. Körfez adını, 1522’den 1912’ye kadar Osmanlı hakimiyetindeki, Cezair-i Bahri Sefid vilayetine bağlı, merkezi Simi (Symi) olan Sömbeki Adası’ndan alır ki adı eski kaynaklarda Sönbeki-Zömbeki olarak da geçer.

    Sömbeki Körfezi adı 1980’lerde Yeşilova Körfezi olarak değiştirildi. İmroz Adası’nın 1970’de Gökçeada olması ya da 1980’lere kadar kullanılan Sömbeki Körfezi’nin Yeşilova Körfezi olarak değiştirilmesi gibi Pîrî Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden, yani 16. yüzyıldan beri kullanılan kimi yer adlarının neden değiştirildiğini anlamak zor. Değerli tarihçimiz, Şeyh-ûl Müverrihin (tarihçilerin şeyhi) Halil İnalcık Osmanlıdan gelen Türkçe kökenli yer adlarını kasdederek “yer adlarının değiştirilmesi tarihe ihanettir” der.

    Sömbeki’nin anlamı: Sömbeki Adası eskiden beri süngerciliği/dalgıçlığı ve tekne yapımcılığı ile ünlüdür. Sömbeki adının kökenini, ada menşeli olduğu ileri sürülen ve sünger avcılığında kullanılan sömbeki denilen tekne tipine ya da bir Selçuklu komutanına bağlayan metinler/sözlükler varsa da birinci el kaynaklar bu iddiaları desteklemez.

    Şebek ya da Osmanlıcasıyla Sönbeki; (sünbeki/sümbeki/sumbaki) adıyla da bilinen yelken ve kürekle yürütülen, üç direğinde Latin yelkeni bulunan Berberi korsanların kullandığı hayli hızlı ve zarif bir teknedir. Lingua Franca bu tekne ile Sömbeki Adası arasında kurulan ilişkinin kronolojik olarak sorunlu olduğunu belirtir. Bir başka değerli kaynak da bu bilgiyi destekler ve teknelerin mucidinin 16. yüzyılda Berberi sahillerinde dolanan ünlü Osmanlı korsanı Uluc Ali olduğunu ileri sürer.
    ….