|

İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek

Sezar Atmaca

Özel Teknelerin Kayıt, Belgelendirme ve Donatımına İlişkin Yönerge’de (2006) yapılan bir değişiklikle ADEK/Amatör Denizci Elkitabı, bir süre her teknede bulunması zorunlu yayınlar arasına katılmıştı. Bu yazıdaki “Zorunlu Kitaplar” bölümünde “Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi  başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.” diye yazıp ADF’ye de bu şartın kabul edilebilir bir şey olmadığını ifade etmiştim. ADF’nin girişimiyle bir süre sonra mevzuat değiştirilerek bu tekel durumuna son verildi.

Yazıda yer alan “Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi” başlıklı bölümündeki eleştiriler nedeniyle Naviga dergisi kurucusu/söz sahibi Turgay Noyan’ın yaptıkları için “Yalanı Haber Yapabilen ‘Gazeteci…’” yazısına da bakın lütfen. (Ekim 2021)


Yelken Dünyası, Şubat 2007

İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek… (Yelken Dünyası, Şubat 2007)

Üç denizcilik dergisinin satış toplamının 15 bini aşması, amatör denizci belgesi veya yelken eğitimi almak isteyenlerin çokluğu gibi birçok göstergeye bakarak son yıllarda denizciliğe olan ilginin, denize açılan, açılmaya niyetlenen  insan ve tekne sayısının giderek arttığını söyleyebiliyoruz. İlginin sadece sayısal bir artış olarak kalmaması nitelikçe bir zenginleşmeyle birlikte mümkündür. On sorudan dördünü yapana ADB/amatör denizci belgesi vermek yerine, sınavları, bilgiyi ölçen, öğrenmeye teşvik eden, herkese eşit uygulanan  bir biçimde yapmak (Amatör Denizcilik Federasyonu’nun -ADF- yapmaya çabaladığı gibi) veya denizcilik/yelken eğitimini eğitim/eğitmen yönünden bir standarda kavuşturmak gibi örnekler, denizcilikte bir nitelik artışına işaret eder.

Giderek zenginleşen bir nitelik artışıyla tanımlayabileceğimiz bir değişim, denizciliği sığ sulardan çıkarıp engin denizlere taşıyabilir. İlginin, denizciliğin gelişmesi, yaygınlaşması, zenginleşmesiyle birlikte yürümesi, bu işi öğrenmeye hevesli insanların sayısını giderek arttıracak, ilginin kalıcı olmasını sağlayacaktır.

Diğer taraftan denizciliğe olan ilgi, birçok alandaki gelişme ve zenginleşmeyle sürekli desteklenmezse (mevzuat, kurumlar -kulüpler, federasyonlar, eğitim veren şirketler…-,  denizcilik kitapları, dergiler, konferanslar… kısacası her türlü yayın, eğitim,  tekne üretimi, barınma olanakları vb…) giderek sönmeye, rotasını hızla, caydırıcılık dahil, kalibresi düşük bir denizciliğe (sevdiğim bir söyleyişle “olayın denizde geçtiği” sulu bir dünyaya) doğru değiştirmeye başlayabilir.

Sadun ve Oda Boro’nun Kısmet’iyle zamanında  doruk noktasına ulaşan denizciliğe ilginin (yeni bir soluğun, toplumsal hevesin…) sönmesinin, bu güzelim sembole, rüzgâra yeni değerler katılamamasının en büyük nedeni yukarıda söz ettiğim ilişkinin olumsuz yönde olmasıdır.

Bu olumsuzluğun günümüzde de sürmemesi için yayıncılık alanında ilgiyi bilgiyle buluşturmayan, zenginleştirmeyen kimi örneklere değinmek istiyorum.

Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi

Denizciliğin gelişmesinin ve yayılmasının önemli araçlarından biri şüphesiz denizcilik dergileridir. Ekim 2006’da kimi örneklerle yazı kalitesi açısından Yelken Dünyası’nı eleştirmiş, yazı seçiminde daha dikkatli ve özenli olmanın dergiyi daha değerli yapacağını belirtmiştim.(“Dergideki Yazı Sayısı mı, Yazı Kalitesi mi?”). 

Geçtiğimiz ay Naviga dergisi yeni yılda  bir masa takvimi verdi, iyi de yaptı ama bilgi açısından özensiz ve yanlışlarla dolu bir takvim verdi okuyucularına. Takvimde Ocak ayındaki gemi resmi “Piri Reis’in, 1528 tarihli Dünya haritası”ndan alınmasına ve bilinen böyle bir alıntılama sistemi olmamasına rağmen resmin sol üst köşesine (diğer 12 resimde olduğu gibi…) İdris Bostan yazılmış. Takvimin kaynağı olan İdris Bostan’ın kitabında (Osmanlı Gemileri, Bilge Yay., 2005) çizimlerin (harita, minyatür…) orijinal kaynakları işin adabına uygun olarak çizimlerin kenarlarında teker teker  belirtilmişken, dergi bunu okuyucularına aktarmaya gerek görmeyerek yazara ve esere en hafif deyişle saygısızlık etmiş. Daha önemlisi 12 tekne resmiyle ilgili “bilgi” yok olmuş. Örneğin takvimdeki Karamürsel çizimi Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden , mavna Katip Çelebi’den (Tuhfetül Kibar…), kadırga Matrakçı’nın Süleymanname’sinden, bir harita el-Hac Ebu’l- Hasan’dan alınmış… ama dergi alıntı yaptığı kaynakta mevcut bu  ve diğer çizimlerle ilgili bilgileri “fazla” bulmuş anlaşılan. Kimi yerde ör. Aralık ayında başlık, resim, metin ilişkisi kopmuş. Teşekkür yazısında alıntı yapılan kitabın yayıncısı, yayın tarihi belirtilmemiş.  Takvimin diğer yüzündeki harita ve  minyatürlerden bazılarının Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden alındığı belirtilmiş. Ancak bu sayfalardaki dikkatsizlik, özensizlik sintineyi doldurup tekne batıracak cinsten. “Venedik Şehri (Piri Reis, Kitab-ı Bahriye)” yazan haritanın Venedik’le uzaktan yakından bir ilgisi yok. Harita, adaları ve Tersane-i Amire’yi gösteriyor. Diğer bir haritada Tersane-i Amire yazmasına rağmen harita küçültüldüğü için tersane haritada yok. “Toulon Limanı’nda Osmanlı Donanması, 1543” diye açıklanan harita Mısır’la ilgili ve Nil’de işleyen gemileri gösteriyor. Yine  “Marsilya Limanı’nda Osmanlı Kadırgaları”  diye açıklama düşülen  bir başka harita da Mısır ve Nil’le ilgili … Okuyuculara verilecek  bir yeni yıl takvimi için daha dikkatli ve özenli olmak gerekmez mi? Dileriz dergi yanlışlarla dolu bu takvimi düzeltip tekrar dağıtarak okurlarına “gerçek” bir “yeni yıl hediyesi” sunar.

Bilgi ve Uzmanlıkla Desteklenen Konuların Artması

Denizcilik dergilerimize dışarıdan bakan bir yabancı  yarış, gezi ve tekne tanıtım yazılarının yoğunluğu karşısında ülkemizi dünyanın en yarışçı ülkelerinden biri zannedebilir. Ya da  tekne, sporcu, kulüp sayısında dünyanın önde gelen ülkelerinden olduğumuzu, denizcilerimizin yedi denizlerde cirit attığını düşünebilir. Oysa karşılaştırmalı istatistiklere baktığımızda örneğin birkaç yıl öncesinde Fransa’da 4400 yelken kulübü, 550 000 yelken sporcusu,  32 deniz müzesi varken,  ülkemizde bu sayılar neredeyse bir avuçtur. En zayıf olduğumuz alanlarda bu kadar çok yazı üretmek sağlıklı bir yayıncılık işareti değildir. Oysa dergilerde yazı çeşitliliğinin, bilgi ve uzmanlıkla desteklenen konuların artması, denizciliğimizin zenginleşmesi için önemlidir. Örneğin dergilerimizdeki tekne testleri neredeyse reklamlarla atbaşı gidiyor. Tekne test yazıları belki son zamanlarda biraz değişti, tamamen çeviri değil, kimi zaman  işi bilen insanların kullanımıyla yapılıyor ama yeterli teknik donanım maalesef hâlâ yok. Oysa “sahici” bilgiler verebilmek için gerekli tekne testinin kimi yönleri doğrudan ölçüm aletleriyle ilgili. Örneğin motor gürültüsünün çeşitli süratlerde tekne içinde kaç desibel olduğunu ölçmek gibi. Herhalde işin doğrusu önce okuyuculara tekne testi nedir, hangi araçlarla, nerelere bakılarak, kaç kişiyle yapılır gibi daha ayrıntılı bilgiler aktarmak, kendimize özgü modeller geliştirmek, çizelgeler oluşturmak olmalıdır. Böylece hangi tür yazıların asgari tekne testi standardına uyduğu hakkında konuşabiliriz. (Eminim sayın Şahap Aksoy’un , sevgili Âli San’ın ve daha nicelerinin bu konuda söyleyecek çok sözü vardır…) Belki mazruf da zarf kadar önemsendiği zaman tekne test yazıları reklam dışında da bilgiler sunar hale gelebilir.

Denizcilikteki zenginleşmenin önemli kanallarından birisi de problemleri ortaya koyan, unutulmuş bilgileri hatırlatan, yeni bilgiler sunan, eleştiren, yol gösteren, açık uçlu tartışmaların yapılabilmesidir. Başıma birkaç kez geldiği için biliyorum, dergilerin açık yüreklilikle sayfalarını bu tür yazılara, tartışmalara  açmaları, onları sekteye uğratmamaları denizlerimize, teknelerimize yeni rotalara yol açacak taze rüzgârlar getirir.

İntihal Örnekleri

Denizciliğe yönelik ilgiden bir an önce faydalanmak isteyenler de eksik değil ! Örneğin Macellan’ın Dramı  (Süleyman Yeşilyurt, Kültür-Sanat Yayınları, Ankara 2004) kitabı resmen intihal (aşırma). Kitap Stefan Zweig’ın ilk baskısı 1938’de yapılan Macellan, Dünyanın Çevresini Dolaşan İlk İnsan kitabından (çev. Zehra Yılmazer, Kabalcı Yay., 2002) neredeyse sadece bölümlerin sırası  değiştirilerek paragraf paragraf aşırılmış. Karşılaştırmalı bir örnek vereyim: “Mavi sulara pupa yelken açılıp, Tejo’dan aşağıya doğru bilinmeyen meçhule doğru ilerleyen ilk Portekiz gemileri keşif için yola çıkmışlardı. İkinciler ise yeni bölgelerle henüz barış amaçlı ticaret ilişkileri kurmak peşindeydi.” Macellan’ın Dramı’nın bu ilk satırları Stefan Zweig’ın  kitabının 35. sayfasından aşırılmış: “Tejo’dan aşağıya inip bilinmeyene ilerleyen ilk Portekiz gemileri keşif için yola çıkmışlardı, ikinciler yeni bölgelerle henüz barışçı ticaret ilişkileri kurmak peşindeydi.” Bu tür kitaplar hakkında  okuyucuları uyarmak herkesin görevi ama denizcilikle ilgili kitaplar, kitap eleştirileri dergilerde yeni ürün olarak sunulan bir kol saati (!) ya da gözlük kadar yer bulamıyor ne yazık ki.

Ağır Kitaplar

Mustafa Pultar hocamızın geçen sayıdaki “Ağır Kitaplar” yazısında anlattığı gerçekten her yönüyle “ağır” kitaplar hiç kuşkusuz o ülkelerdeki denizcilik altyapısının (florasının…) zenginliğini de yansıtıyor. Sayın Pultar’ın yazısında ADEK’i ağır kitap olmaya aday gösterip, Bowditch gibi  ağ sitesinde açık kullanımını önermiş. Öncelikle ADF’nin yayını kitap hakkındaki övgüleri için tüm arkadaşlarım adına teşekkür ederim. Örnek verdiği kitaplardan “Denizciliğin İncili “ kabul edilen Chapman’ın  elimdeki 1943 baskısı 324 sayfa iken, 1999 baskısı (63. baskı) 656 sayfa. Yazıda örnek verilen ve bundan sadece yedi sene sonra basılan  2006 baskısı (65. baskı) ise 928 sayfa. Şüphesiz bu kitabı (kitapları) kıymetli yapan sayfaların sayısal artışı değil, zenginliği/niteliği; konuların ele alınışı, işlenmesi, yetkinliği,  içerdiği bilgiler, görsel malzemeler vb. özellikleri kitabı “ağırlaştırıyor”. Denizcilik konusunda aradığınız herhangi bir bilgiyi rahatlıkla bulabilmek mümkün. Bu kitapların dışında yüzlerce yayın bu kitapların oluşmasını destekleyecek, kaynak olacak bilgilerle dolu, kurumlar, olaylar bu gelişimi destekliyor. “Bilgi” söz konusu olunca aranan konuyla ilgili tartışmalar, konunun farklı yönlerine değinen yazılar, kitaplar bulmak mümkün. Yukarıda da  göstermeye çalıştığım gibi bu konuda hayli yol almamız gerekiyor. Örneğin Mustafa Pultar’ın “Fırtına Takvimi” ile ilgili eleştirilerine (kimi eski kaynaklarda birçok fırtına adı geçse de…) yeterli kaynak bulup hâlâ cevap verebilmiş değilim. Ya da “Denizcinin Günlüğü 2007”de Tekne Adları yazısında birçok kaynakta geçen “1650’de Uzunçarşı kalyonuna verilen ismin gemilere verilen ilk isim olduğunu” yazmıştım. Oysa bu ay elime geçen bir başka kaynakta ilk defa 1522 ve 1565’te Kanuni’nin bindiği iki baştardeye ad verildiği yazıyordu.

Yaşayan Kitaplar

Ağır kitapların ortak noktası yaşayan kitaplar olması, yani yıllarca her baskıda ek ve değiştirmelerle kitabın geliştirilmesi. ADEK ise zorunlu olarak sınav yönetmeliğine uygun hazırlandı. Bu nedenle örneğin yelken seyri yok kitapta. Kimi konular hayli kısa geçilmek zorunda kalındı. Şüphesiz yeni konu ve yazarların katılımıyla kitap “ağırlaştırılabilir”. Veya ADEK’in içindeki kimi bölümler geliştirilip eklenerek yeni bir kitap yapılabilir (benim düşüncem bu yönde). Ama bu gerçekten çok ciddi, emek, zaman, insan ve para isteyen bir iş. Daha da ötesi çok iyi projelendirilmesi gerek. ADEK ağ sitesinde de kısmen  veya tamamen yayımlanabilir. Ama ağ sitesi çok düzenli bir ortam olmadığı için yayımlanan eserler “bütünlüğüne saygı gösterilmeden değiştirilip bozularak kullanılıyor” veya  “kamu malıymış gibi muamele görebiliyor.”

Zorunlu Kitaplar 

Yeri gelmişken Donatım Yönergesi gereğince “özel teknelerde” bulunması zorunlu iki kitaba “zorunluluk” açısından değineyim. Bunlardan biri ADEK. Oysa ADF yayını Amatör Denizci Elkitabı’nın (ADEK) zorunlu olması için hiçbir neden yok. Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi  başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.

Diğer zorunlu kitap ise 4922 sayılı “Denizde Can ve Mal Koruma Hakkındaki Kanun”un  8. maddesi gereğince Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü.  İlgili madde“Her Türk gemisinde ‘Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’nden bir tane bulunur. Gemilere parasız dağıtılacak olan bu tüzük, geminin esas belgelerinden sayılır” şeklindedir. Bildiğim kadarıyla da kanun aynen yürürlüktedir. Her teknede bulunmasının zorunlu olan bu kitabın parasız dağıtılması kanun hükmündeyken 31,5 YTL bedelle satılması nasıl bir yasal uygulamadır bilinmez. Üstelik kitabın yıllardır kullanım kolaylığı sağlayacak renk, şekil, dizin eklenmesi vb. gibi hiçbir iyileştirmeye gidilmeden  tekrar tekrar basılması, konunun hiçbir eleştiriyle karşılaşmaması düşündürücüdür. Ayrıca parayla satılabilmesi için kanun hükmünün değiştirilmesi gerekir.

Sonuç Yerine

Bu sene Denizcinin Günlüğü’nde de yazmıştım. “BM İnsani Raporu’na göre Türkiye okuma alışkanlığında 173 ülke arasında 86. sırada yer alıyor. En iyimser  rakamlarla her 100 kişiden sadece dördü-beşi kitap okuyor. Bağımsız Eğitimciler Sendikası’nın araştırmasına göre de  “Türk gençliği okumamasına rağmen her konuyu biliyormuş gibi davranıyor” ve “bilgisi olmasa da her konuda fikri var.” Ortada bir bilgi kırıntısı olmazsa tartışmaları, yazıları hangi bilgiyle sürdüreceğiz?  Denizcilikle ilgili konuları sadece malzeme olarak değil, sorun olarak da görürsek, vereceğimiz her bilgi, denizin daha fazla tanınmasına, denizciliğin sindirilmesine, gelişmesine yarayacaktır.

(Yelken Dünyası, Şubat 2007)

Similar Posts

  • |

    16. Yüzyıldan Günümüze Yeşilova (Sömbeki) Körfezi Kıyılarında Yer Adlarının Değişimi ve Tarihi Yerler

    “Her harita bir hikâye anlatır” denir. Biz de yıllardır ikâmet ettiğimiz Söğüt’te, sularında dolaştığımız, gün batımlarına-doğumlarına eşlik ettiğimiz Yeşilova (Sömbeki) Körfezi kıyılarındaki yerlerin eski-yeni adlarının peşinde, hikâyenin içine dümen tutalım istedik.

    Yeşilova Körfezi’nin Osmanlı döneminden beri adı Sömbeki Körfezi’dir. Körfez adını, 1522’den 1912’ye kadar Osmanlı hakimiyetindeki, Cezair-i Bahri Sefid vilayetine bağlı, merkezi Simi (Symi) olan Sömbeki Adası’ndan alır ki adı eski kaynaklarda Sönbeki-Zömbeki olarak da geçer.

    Sömbeki Körfezi adı 1980’lerde Yeşilova Körfezi olarak değiştirildi. İmroz Adası’nın 1970’de Gökçeada olması ya da 1980’lere kadar kullanılan Sömbeki Körfezi’nin Yeşilova Körfezi olarak değiştirilmesi gibi Pîrî Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden, yani 16. yüzyıldan beri kullanılan kimi yer adlarının neden değiştirildiğini anlamak zor. Değerli tarihçimiz, Şeyh-ûl Müverrihin (tarihçilerin şeyhi) Halil İnalcık Osmanlıdan gelen Türkçe kökenli yer adlarını kasdederek “yer adlarının değiştirilmesi tarihe ihanettir” der.

    Sömbeki’nin anlamı: Sömbeki Adası eskiden beri süngerciliği/dalgıçlığı ve tekne yapımcılığı ile ünlüdür. Sömbeki adının kökenini, ada menşeli olduğu ileri sürülen ve sünger avcılığında kullanılan sömbeki denilen tekne tipine ya da bir Selçuklu komutanına bağlayan metinler/sözlükler varsa da birinci el kaynaklar bu iddiaları desteklemez.

    Şebek ya da Osmanlıcasıyla Sönbeki; (sünbeki/sümbeki/sumbaki) adıyla da bilinen yelken ve kürekle yürütülen, üç direğinde Latin yelkeni bulunan Berberi korsanların kullandığı hayli hızlı ve zarif bir teknedir. Lingua Franca bu tekne ile Sömbeki Adası arasında kurulan ilişkinin kronolojik olarak sorunlu olduğunu belirtir. Bir başka değerli kaynak da bu bilgiyi destekler ve teknelerin mucidinin 16. yüzyılda Berberi sahillerinde dolanan ünlü Osmanlı korsanı Uluc Ali olduğunu ileri sürer.
    ….

  • Denizcilikte 100 “Az Bilinen” Konu

    Deniz Kuvvetleri Dergisi’nin, Mart, Temmuz ve Kasım 2005 sayılarında “100 Bilinmeyen Konu” başlığı ile üç ek verdi.

    Yelken Dünyası dergisinin Mart 2006 sayısında “Denizcilikte 100 ‘Az Bilinen’ Konu” başlığıyla yazdığım yazıda eklerde yer alan konuları değerlendirip kimi konuların gözden geçirilip, güncellendikten sonra kitap haline getirilmesini önermiştim. Ancak bu eleştirilere/önerilere rağmen anlamlı bir değişiklik/düzelti yapılmadan 10 yıl sonra söz konusu üç ek birleştirilip kitap haline getirildi ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından “Bahriyede 100 Bilinmeyen” (Dz.K.K. 2016) adıyla yayımlandı. Yelken Dünyası’nda yer alan aşağıdaki yazı bu kitabın eleştirisi olarak da okunabilir.

  • |

    Denizcilik Terimlerinden Argoya Geçen Söz Varlığı

    “Denizci argosu, denizcilik dili gibi ağırlıkla denizcilikle uğraşanların kullandığı, kendine özgü sözcük, deyim ve deyişlerden oluşan özel bir dildir. Hulki Aktunç, Büyük Argo Sözlüğü’nde denizcilik argosunun bir ‘alan argosu’ olduğunu belirtir ve alan argosunu özetle ‘yaşama ortam ve biçimleri birbirine yakın kişilerce yaratılıp benimsenmiş sözcükler, deyimler bütünü; bu sözcükler bütününe dayalı konuşma biçimi’ olarak tanımlar ve ekler: ‘Kimi alan argoları, azınlık dillerine ve çevre dillerine özel bir yakınlık gösterir: Örneğin denizci argosu ile İtalyancanın, Lingua Franca’nın ilişkileri gibi… Alan argoları, özel ilişki içinde bulundukları dillerden alınan sözcük ve deyimleri genel argoya taşır.’”
    Denizcilikte ve özellikle deniz ticaretinde yaşanan ekonomik-teknolojik gelişmeler nedeniyle çektirme, kabasorta veya randa armalı brik, brigantin gibi yelkenli teknelerin bu dilin taşıyıcısı denizcilerle birlikte giderek denizlerden çekilmesi, daha çok bu tekneler zamanında kullanılan denizci argosunun kitap sayfalarında kalmasına yol açmıştır.

    Dr. Öğretim Üyesi Zahide Parlar’ın yirmi sekiz sayfalık araştırma makalesi denizcilik terimlerinde argonun izini süren ve bu konuda bizlere derli-toplu bir değerlendirme sunan değerli bir çalışma. Misalli Büyük Türkçe Sözlük ile Büyük Argo Sözlüğü’nü (Hulki Aktunç) denizcilik terimleri bakımından tarayan yazar, “Giriş” yazısında makalesinin amacını şöyle özetlemiş: “…argoda kullanılan denizcilik terimlerini derlemek ve denizcilik terimlerinin argoya nasıl yansıdığının ve argoda nasıl bir kavram alanına sahip olduğunu” tesbit etmek.
    Bu değerli makalenin denizciningunlugu.org’da yayımlanmasına izin verdikleri için sayın Dr. Öğr. Üyesi Zahide Parlar ve AVRASYA Uluslararası Araştırmalar Dergisi’ne teşekkürlerimizle…

  • |

    Klasik Tekne Tutkunu M. Cem Gür’ün Anısına…

    Klasik tekne tutkunu M. Cem Gür, çok değerli bir kitap ve yaptığı güzel/klasik tekneler, klasik teknelerle ilgili yazılar bırakarak 17 Nisan 2021’de ayrıldı aramızdan. M. Cem Gür ile hiç tanışmadım ama yaptığı tekneler ve yazıları hakkında bilgim vardı. “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras” kitabının ilanını görünce almış, kitabı elden geçirdikten sonra da bir arkadaşımdan Cem’in e-posta adresini isteyip 13 Şubat 2021’de “tebrik ve teşekkür” başlıklı “Yaptığınız tekneleri gördükçe sizi hayırla yadetmiş ve konuyla ilgili yazılarınızın (ki haberleşme dışında pek internet ve mecralarını kullanmadığım için hayli geç de fark ettim) geliştirilerek kitap olmasını istemiş/dilemiş biri olarak…” diye başlayan bir e-posta göndermiştim.
    15 Şubat 2021’de “Kendi adıma, karınca kararınca, ulusal deniz kültürüne bir tuğla koyabildim ise ancak onur duyarım.” diye biten zarif bir cevap almıştım M. Cem Gür’den.
    Hastalığından ve ölümünden geç haberdar oldum, benim için hayli gecikmiş ve yarıda kalmış, trajik bir tanışma/yazışma/ayrılma oldu ne yazık ki… Tek tesellim kitabı hakkındaki düşüncelerimi kendisine iletebilmiş olmam.
    M. Cem Gür’ün “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras” kitabının etkileyici bir tarafı da ülkemizde 2000’li yıllarda güncel/dinamik olan ancak çabuk silikleşen amatör denizcilik (ruhu) için önemli bir kaynak olmasıydı. Amatör denizciliğin araçları/dünyadaki örnekleri, bizdeki gidişatı hakkında değerli ipuçlarıyla doluydu “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras”. Kitabın sonuna eklediği ve çevirisini kendisinin yaptığı “Sakin Seyir Manifestosu” bunca yıldır yaptığı/yapmaya/anlatmaya çalıştığı şeylerin belki de bir özeti, adeta ideal bir amatör denizcilik manifestosu gibiydi. Dilerim denizcilik sitelerinde yer alan diğer yazıları bir araya getirilerek tasnif edilir/paylaşıma açılır, kitap olabilecek haldeyse yayımlanması sağlanır.
    M. Cem Gür kitabında hükümetin/Et ve Balık Kurumu’nun talebiyle FAO (BM Gıda ve Tarım Örgütü) tarafından bölgesel şartlara uygun tekne tasarımları hazırlaması/önermesi için 1957’de Türkiye’ye gönderilen ve ülkemizde on ay kalarak “Report To The Government Of Turkey On Fishing Boats” (Türkiye Hükümetine Balıkçı Tekneleri Hakkında Rapor) başlıklı balıkçı tekneleri envanteri ve raporu hazırlayan dünya çapında bir tasarımcıdan da söz eder: Howard Irving Chapelle.
    Henüz Türkçeye çevrilmemiş olan 105 sayfalık bu raporun ekinde yer alan 24 tekneyle ilgili 44 çizimi klasik tekne tutkunu M. Cem Gür’ün anısına ekte yayımlıyorum.
    M. Cem Gür’ün “Kaybolan Miras” diye adlandırdığı teknelerden de örnekler içeren bu çizimler yok olmuş ya da nadir örnekleri kalmış bir mirası da gözler önüne seriyor.

  • 19. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul Gemicilik Şenlikleri: Büyükada (Prinkipo) Regattaları…

    Amatör-sportif denizciliğin yeterince araştırılmış, yazılmış bir tarihinin olmadığını vurgulayarak “Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…” dosyasında: “ denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan; yazılara öncelikle yer verileceğini” belirtmiştik. Bengi Su Ertürkmen Aksoy ve Neşe Gurallar’ın 19. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’daki deniz sporları günlerini/şenliklerini anlatan çalışması bu açıdan dönemine ilişkin zengin bir tablo sunuyor.

    Ülkemiz yelken tarihi anlatılarında  ya da deniz kültürü ile ilgili kitaplarda bilinçli/bilinçsiz pek değinilmeyen Osmanlı dönemi ya da ulusallığa sıkışmış anlatılar dönemin denizci varoluş tarzlarını/sosyal etkinliklerini, kozmopolit yapısını pek yansıtmaz. Dönemin süreli yayınları ve anı kitapları taranarak hazırlanan bu çalışma 1859’dan itibaren kentsel bir etkinlik olarak gelenekselleşen regattalarla ilgili hazırlanmış bir ilk yayın olması açısından da değerli bir çalışma.

    Yayın izni verdikleri için sayın Bengi Su Ertürkmen Aksoy-Neşe Gurallar ve ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi’ne teşekkürlerimizle…

  • |

    Derneğin Zaafları

    DSTİ (Denizciler Sivil Toplum İnsiyatifi) 2000’li yılların başında tartışmalarıyla/yaptıklarıyla amatör denizciliğe taze rüzgârlar getirmiş, birçok denizcinin birbirini tanımasına/kaynaşmasına neden olmuş bir platformdu. Esintisi fazla uzun sürmese de hoş anılar bıraktı. DSTİ’nin yapısını/işleyişini ve o günlerde çokça dile getirilen dernek olma fikrini/tartışmalarını değerlendiren aşağıdaki yazı 8 Ocak 2003’te DSTİ sitesinde (dsti@yahoogroups.com ) yayımlanmıştı.

    ***

    DSTİ kendiliğinden oluşmuş iktidar olma arayışına sıkışmayan ama müdahil/müdahaleci yapısıyla AD/Amatör Denizcilik sorunlarına yeni bir soluk getirme potansiyeli taşıyor. Çoğunluk açısından ağırlıkla yazışma edimi üzerine kurulu bir etkinlik işlevi görse de kurulan ve işleyen grupları (ör. iletişim grubu) ile bunun ötesinde bir işleyisi de var. DSTİ’nin daha da canlanmasını amatör denizcilikle ilgili, söz alıp girişimde bulunup, insiyatif geliştirmesini umarken derneğin ortaya çıkmasının bu gidişatı zaafa uğratacağını düşünüyorum.

    DSTİ’nin ufkunu açacak olan kendi “içsel dinamiği”dir. DSTİ’nin öncü ve taban olacağı, yönlendireceği büyüklü küçüklü pek çok projenin yavaş yavaş da olsa şekillenmesine çalışılmalı. Örneğin imkânlar dahilinde bir organizasyon olsa da gezi/site/hukuki ve diğer girişimler, taslaklar/amatör tekne yapımı… gibi birçok faaliyetin sahicileştirilmesi, daha da geliştirilmesi için çaba gösterilmeli. Bu süreçte en önemli şey insanların birbirini tanıması ve katılımın artmasıdır. Örneğin kimin hangi işi yapabileceği, hangisine katılabileceği, kimin sözünde durduğu, ne kadar gönüllü olduğu… fikirler, güçler, imkânlar … olumlu olumsuz birçok tavır/davranış/katkı/gelişme… bu sürecin benzersiz kazanımlarıdır. Bu kazanımların yaratacağı içsel dinamizm amatör denizciliğin sorunlarını paylaşmayı tartışmayı, çözmeyi göğüslemeyi… de sağlar. Sürecin bu yönde zenginleşmesi umulurken “dernek kurma” yönündeki “müdahale” bu gidişatı sekteye uğratabilir.