Mustafa Pultar Hoca İçin…
Sezar Atmaca

Mustafa Pultar hocanın vefatını Kanada’dan e-posta gönderen Motor Boat & Yachting dergisi yazarı arkadaşım Yılmaz Bayazıtoğlu’ndan öğrendim. Ona da Çeşme’de yaşayan Mustafa hocanın bir komşusu haber vermiş. Dünya böyle artık haber sınır tanımıyor, bazen uzaktan daha çabuk öğrenebiliyorsunuz. Mustafa hoca için siteye bir anma yazısı yazacaktım ama Yılmaz’ın vesilesi ve Motor Boat &Yachting dergisi yayın yönetmeni Selcen Tanınmış Işıldar’ın önerisiyle Yılmaz’ın ve benim yazım “İki Farklı Hafızadan Bir Portre: Mustafa Pultar” başlığıyla derginin Ekim sayısında (sayı 227) yayımlandı (görseli yazı sonunda).
Mustafa Pultar Hoca İçin…
4 Eylül’de vefat eden Mustafa Pultar’ın Yelken Dünyası’ndaki yazılarını 2000’li yılların başında ilgiyle takip eder, hatta dosyalardım. Denizcilik kültürü/dili hakkında yoğun emek, bilgi, ayrıntı, yorum içeren, denizdeki/kıyılardaki bozulmayı/çürümeyi de anlatan yazılarını ve konuşmalarını yıllarca sürdürdü Mustafa Pultar hocamız…
Amatör denizciler için hayli bilgilendirici ve açıklayıcı olduğu için iki yazısından yaptığım alıntıları ADEK/Amatör Denizci Elkitabı’nda (2005) “çerçeve yazı” olarak kullanmıştım. Dünyadaki “ağır” örnekleriyle karşılaştırarak “tüy siklet” saydığı ADEK hakkındaki “ilk değerlendirme” yazısını onun kaleminden okumuştum (Yelken Dünyası, Ocak 2007, Ağır Kitaplar). Bu yazıda önerdiği “denizciliğin gelişmesi ve yaygınlaşması… için kitabın, ADF sitesinde yayımlanarak açık kullanımı sağlanmalıdır” dileğini ise uygun ortam ve koşulların oluşması ile ancak bu yıl kendi sitemde (1 Temmuz 2026) gerçekleştirebildim ve ilk tebriği de “bu işin öncüsü sizsiniz” diye haber verdiğim Mustafa Pultar hocamızdan aldım.

Mustafa Pultar hocamızla sık olmasa da uzun yıllara yayılan ilişkimizin esası 2005’te başlayan yazışmalara, kitap-dijital kaynak paylaşımlarına, uzun telefon görüşmelerine, posta yoluyla gönderilere dayanır, yüzyüze görüşmemiz azdır. Denizin Dili Denizin Yazısı (ADF Yay. 2010) kitabının editörlüğü sürecinde tanışma, bir kez ADF başkanı Teoman abinin (Arsay) teknesi MAT’ta üçlü, uzun bir sohbet yemeği buluşmamız, birkaç kez de Kabataş/Setüstü’ndeki evini (evinin olduğu binada kendisi gibi akademisyen olan eşi Gönül hanımın kitaplarının da yer aldığı kitaplarla dolu bir kütüphane dairesini) ziyaret etmişliğim vardır. İki kitabı için de tanıtım yazısı yazmıştım Radikal Kitap ekine.
Çıkan kitapları/kaynakları paylaşır, bazen de fotokopilerini çektirebilmek için kitap değiş-tokuşu yapardık. Örneğin Gemicilik Fenni, İsmail Hakkı (1874), Yarış Taktikleri (Tâbiyeleri), Manfred Curry, Türkiye Denizcilik Federasyonu (1935) gibi kitaplara onun kütüphanesi sayesinde ulaşabilmiştim. Kaptan Henry Paasch’ın kitapları (From Keel to Mast-truck, 1885 / Illustrated Marine Encyclopedia, 1997), eski yazı bilmediğim için adına bakarak bir müzayededen alıp içeriğini hocaya sorduğum Aksaraylı Mehmed Paşa’nın Rehnüma’yı Sefain (1883) ise paylaştığım kitaplardan bazılarıydı.
“Deniz Kuvvetleri bu kitapları niye basmıyor” diye bir yazı yazmaya niyetlendiğimde (… hâlâ yazacağım) Hocanın da görüşlerini alırken, Süleyman Nutki’nin Istılahât-ı Bahriyye (1905) sözlüğünün İstanbul Deniz Müzesi uzmanlarından Nurcan Bal tarafından çevrilmiş bir kopyasını vermiş ve hangi gerekçeyle basıl(a)madığını da anlatmıştı.

İskeleye Yanaşan… Denizler, Gemiler, Denizciler (Der. Orhan Berent-Murat Koraltürk, İletişim Yay. 2013) kitabına sözlükler hakkında yazmasını önermiştim ki kitapta (“Deniz Kültürü” bölümünde) ikimizin de birer yazısı yayımlanmıştı. Keza İdris Bostan hocanın davetiyle birlikte Nisan 2014’te iki gün süren bir atölye çalışmasına (Osmanlı Denizcilik Tarihini Yazmak) katılmıştık, tabii ki Mustafa hoca konuşmacıydı.
Onca yazışmamızda/haberleşmemizde Hocanın övgü dolu ve destekleyici satırları her zaman moral verdi. Temmuz 2014’te ADF Yayınları editörlüğünü bıraktığımı denizciler grubuna yazınca ilk arayan ve nedenini merak eden o olmuştu.
Ekim 2020’de yayımladığım “Kitap Denizine Açılmak” yazısı için “Müthiş bir doküman. Eline sağlık. … Her zaman söylediğim gibi bir ansiklopedi de yazmaya girişmenin kapısını açmışsın.” diye yazmış sonraki konuşmalarımızda da bunun ancak ortak bir çabayla/emekle yapılabileceği sonucuna varmıştık.
Dille ilgili bulamadığım/bilemediğim/tartışmalı kimi terimleri Hocaya sorar fikrini alırdım. Eksik son beş maddesini Ocak 2011’de Mustafa Hocanın tamamladığı bir anonim sözlükle ilgili hayli yazışmış, ancak çeşitli nedenlerle o dönemde sözlüğü yayımlayamamıştık. 2024’te Sözlüğü yayımlamaya karar verip sözlüğün hikâyesini anlatan yazıyı onay için Hocaya da gönderince “Ben bu işi tümüyle unutmuştum. İyi ki sen peşini bırakmamışsın… Pdf halini bana da gönderebilirsen, eski günleri hatırlarım.” demişti. Şubat 2025’te “isimsiz denizcilerin/gemiadamlarının anısına Anonim Denizcilik Sözlüğü”, adıyla serbest erişime açıp, basıl
ı bir nüshasını gönderince de “uzun ve yoğun çabanın bu şık sonucunun basılmadan kalmasının yazık olacağını” yazmıştı.
Mustafa Pultar gibi üretken, değerli deniz yazarlarının eserlerini/çevirilerini yayımlama derdi hep vardı, son yıllarda bu daha da arttı maalesef. Yayıncıya teslim ettiği Denizlük basım için üç yıl beklemiş ve 2022’de yayımlanabilmişti ama her kitabı bu kadar şanslı değildi. Under the Sea Wind, Rachel Carson (1941) kitabının “daha çok yeni bir derleme ve işleme niteliğinde olan” “Denizyelinin Altında” başlıklı kendi çevirisini, bastıramadığı gibi telif hakları nedeniyle serbest kullanıma da açamamıştı.
2010’da basılan Denizin Dili Denizin Yazısı’nın baskısı 2018’de bitmiş, yayıncı ADF 2020’de basacağını söyleyince Hocayla kitabı elden geçirmiştik ama “satışı yavaş gider ve pandemi” gerekçesiyle basılmadı onca yıldır. Başka bir yayıncıya önerip önce olumlu cevap alsak da basımı mümkün olmadı bu değerli kitabın.
“Denizlük’ü tumba edip bir ” ‘İngilizce-Türkçe Denizlük’ hazırlama işine giriştim.” diye yazmıştı Ocak 2023’te, Eylül 2024’te ise “… İngilizce-Türkçe sözlüğü … yapmaktan vazgeçtim. Hem başa çıkmak çok uzun ve yorucu, hem de aynı bilginin başka biçimde tekrarı olacak. … zaten Denizlük’te … İngilizce de arama yapılabiliyor.” diye bu projeden vazgeçtiğini belirtmişti. Ancak eşi Gönül hanımın söylediğine göre 2026 baharında işin angarya kısmını yapay zekâya yaptırınca projeyi yeniden ele almış ve üzerinde çalışmaktaymış.
Kültür/dil üzerine yazdıklarının bir kısmı Denizin Dili Denizin Yazısı ile kitaplaştı ise de yayımlanmamış yazılarını da “bir bütünlük sağlayabilirse” kitap haline getirmek istediğini hem söylemiş hem de sitesinde yazmıştı. Derginin gidişatına üzülüp sinirlenmesi nedeniyle onca yıldır yazdığı Yelken Dünyası‘ndaki yazılarına son vermişti. Sonrasında seyrek de olsa Yeni Deniz Mecmuası’nda yazmaya başlamış, hatta efsanevi bir kahramanın peşine düştüğü bir yazısı da derginin Haziran 2026 sayısında çıkmıştı: Uçan Hollandalı, Mustafa Pultar, Yeni Deniz Mecmuası. René de Kerchove’un International Maritime Dictionnary‘si hakkındaki Baron’un Sözlüğü: IMD başlıklı en son yazısı da yine aynı derginin Eylül 2026 sayısında yayımlanmış.
Mustafa Pultar hocanın “Titizliğin bir damlası bile yok” dediği, Adalar Denizi Kılavuzu’nun ikinci baskısının Adalar Deniz Kılavuzu adıyla basılması ya da Kamus-ı Bahri baskısında bazı resim altı bilgilerinin yanlış yazılması gibi editör şikâyetlerine son yazısına iliştirilen tanıtım bilgilerini de ekleyebiliriz. Yeni Deniz Mecmuası Haziran 2026 sayısında şöyle tanıtmış Mustafa Pultar hocayı (sayfa 65): “… Son yıllarda denizcilik üzerine yazılar kaleme almaktadır. Türkçe olarak kapsamlı bir denizcilik sözlüğü hazırlamaktadır.”
“Avara kasnak devam!”
Sitelerimiz (pultar.org/denizcinin gunlugu.org) üzerine konuşurken camiadaki sessizliğe/ıssızlığa/ilgisizliğe üzülürdük; onun “avara kasnak devam!” değerlendirmesi gidişat (sitelerin, kitapların tanınır/bilinir/kullanılır olması) ile ilgili bir ironiydi.
“Sadun ve Oda Boro’nun Anısına” başlıklı yazımda (Haziran 2024), Mustafa hocanın “Gökova’nın Mecnunu” yazısını referans verince “Çok güzel bir yazı olmuş, eline sağlık. Bunu mutlaka yaygın dağıtımı olan bir basılı yayında da yayımlamak gerekir, herhalde düşünmüşündür. Borolar hakkında o kadar çok, güzel yazı dururken, benim yazıma referans vermene çok mütehassıs oldum. Hem de internet sitemin hâlâ kullanılmasına sevindim doğrusu.” diye yazmıştı.
Son yazışmamız 5 Temmuz 2026’da Mustafa hocanın sitesinin/kitaplarının linkini sitemdeki “Erişime Açık Kaynaklar”a ekleyebilmek için izin talebimdi ki memnuniyetini ve övgülerini iletmişti.
Akademik Yönü
Üniversiteyle ilgili bir kitabın teknik hazırlıkları ve basılması için yardımcı olmuştum ama ilişkimiz hep deniz üzerine geliştiği için Hocanın Orta Doğu Teknik ve Bilkent üniversitelerindeki akademik hayatı (yöneticiliği, mimarlık eğitimine katkıları) hakkında bildiklerim sitesindeki bilgilerle (Cv-Akademik Şeyler) sınırlıydı. Ölümü sonrası ODTÜ’lü öğrencisinin yazdıklarını bir arkadaşım göndermişti (kaynağı öğrenemedim), yazılanlar Hocanın akademik hayatının da denizcilikten farklı olmadığını özetliyordu: “Çok yaratıcı bir eğitimci, etkileyici fiziksel görünüşünün ardında yumuşak bir kalp saklayan, mizah duygusu güçlü bir insandı Mustafa Pultar hocam. Denize ve akademiye duyduğu derin sevgi ve şaka yaparken parıldayan gözleri hâlâ aklımda. Bir tanesi: tahtaya yazdığı bir denklemin yanıtını sormuştu bize: What is the answer? Hepimiz sessiz kalmıştık. O da ‘The answer, my friend, is blowin’ in the wind, the answer is blowin’ in the wind’i mırıldanarak bizi bırakıp gitmişti… sabır diliyorum sevenlerine…”
Mustafa Pultar Hocanın ya da Çilingoz’un Portuçu
“… yelken, sporların ecesidir.” “… gece seyri… mutlaka keyfine varılması gerekli bir seyirdir” diyen Mustafa Pultar hoca çocukluğunda izcilikten edindiği pratik bilgilerin (yön bulma, yıldızlar, rüzgarlar, halatlar vb.) denizcilikte çok işine yaradığını yazmıştı. 1960’ta satın aldığı Harun Ülman yapımı piratla, sonrasında 1972’de Ankara’da apartman garajında yaptığı ve Çilingoz adını verdiği 4 metrelik dingiyle denize açılmış, 1991 sonrası edindiği iki yelkenli yatına da Çilingoz adını vermişti. Yelken Dünyası’nda yıllarca “Çilingoz’un Portuçundan” başlığıyla yazılar yazmıştı. Son yıllarda ise teknesini çocuklarına devretmiş, Ocak ayında yayımlanan Özel Teknelerin Donatımı mevzuatındaki değişiklikler için de “Tekne sahibi olmak neyinize? Oturun evinizde paşa paşa diyorlar” diye yazmıştı.
Amatör denizcilerin denizcilik kültürü/dili ile ilişkilerinin/kütüphanelerinin zenginleşmesinde büyük katkısı vardır Mustafa hocanın eserlerinin. Kitapları/sözlükleri alanında temel başvuru kaynakları haline geldi.
Şair Agehi’nin 1560’ta yazdığı “gemici kasidesinden”, Barkınay’a, Nutki’ye uzanan Cumhuriyet öncesi kaynakları tanıtması, çeviriyazısını yaparak günümüze ulaştırdığı eski kaynakları (Adalar Denizi Kılavuzu, Kamus-ı Bahri), bir şablona göre derlenmiş değil, yıllarca emek verilerek vukufiyetle yazılmış deniz kültürü/dili üzerine yazıları ve Denizin Dili Denizin Yazısı kitabı, yıllardır teknesinde kullandığı dijital seyir kılavuzu SeaClear II’yi Türkçeye çevirip sitesinde kullanıma açması, akademik bir disiplinle yazdığı/emek verdiği sözlükleri (Yıldız Adları Sözlüğü, Deniz Balıkları Sözlüğü) ve son kitabı Türkçedeki en kapsamlı denizcilik sözlüğü olan Büyük Deniz Sözlüğü DENİZLÜK, tanıttığı kitaplar, denizciler, yazarlar, Mustafa Pultar hocanın portuçuna sığdırmaya çalışıp, denizcilere miras bıraktığı eserlerdendir. (Bkz. www.pultar.org)
Yazılarını sık sık ironi, nükte ve latîfelerle de süslerdi. Örneğin birçok yayında yer alan (editörlüğünü yaptığım bir sözlüğe ekledim diye beni de “meşhur fırtına takvimi saçmalığı da kaçak yolcu olarak araya sıkışıvermiş” diye eleştiren) denizcilerin yıllardır kullanageldiği ve her kullandığımda Mustafa hocanın uyarıları aklıma gelen Fırtına Takvimi’ni enine-boyuna sorgulayıp, haklı olarak eleştirip, zaaflarına da değinirken “ ‘ben yine de fırtına takvimine güveniyorum’ derseniz, siz en iyisi önce bir yatıra gidip çaput bağlayın sonra da mahallenin falcısına şöyle güzel bir kurşun döktürün.” diye yazmıştı.
Acaba dünyada, denizin altı (balıkları), üstü (yıldızları) ve yüzeyi (dili-kültürü-teknesi, tarihi…) üzerine, adeta akademik çalışma disipliniyle araştırıp kaleme aldığı eserler veren başka bir denizci var mıdır?
Yazdıklarım hayli kişisel oldu ama ayrılıkları yazmak zordur, hele sevdiğin, değer verdiğin biriyse acaba bir şey eksik mi kaldı duygusu kemirir insanı.
Mustafa Pultar hocamız gözlerini deryaya/lebideryâya, bu dünyanın maviliklerine, yıldızlarına, balıklarına kapadı ama onu ve bize kattıklarını unutmayacağız.


