|

İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek

Sezar Atmaca

Özel Teknelerin Kayıt, Belgelendirme ve Donatımına İlişkin Yönerge’de (2006) yapılan bir değişiklikle ADEK/Amatör Denizci Elkitabı, bir süre her teknede bulunması zorunlu yayınlar arasına katılmıştı. Bu yazıdaki “Zorunlu Kitaplar” bölümünde “Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi  başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.” diye yazıp ADF’ye de bu şartın kabul edilebilir bir şey olmadığını ifade etmiştim. ADF’nin girişimiyle bir süre sonra mevzuat değiştirilerek bu tekel durumuna son verildi.

Yazıda yer alan “Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi” başlıklı bölümündeki eleştiriler nedeniyle Naviga dergisi kurucusu/söz sahibi Turgay Noyan’ın yaptıkları için “Yalanı Haber Yapabilen ‘Gazeteci…’” yazısına da bakın lütfen. (Ekim 2021)


Yelken Dünyası, Şubat 2007

İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek… (Yelken Dünyası, Şubat 2007)

Üç denizcilik dergisinin satış toplamının 15 bini aşması, amatör denizci belgesi veya yelken eğitimi almak isteyenlerin çokluğu gibi birçok göstergeye bakarak son yıllarda denizciliğe olan ilginin, denize açılan, açılmaya niyetlenen  insan ve tekne sayısının giderek arttığını söyleyebiliyoruz. İlginin sadece sayısal bir artış olarak kalmaması nitelikçe bir zenginleşmeyle birlikte mümkündür. On sorudan dördünü yapana ADB/amatör denizci belgesi vermek yerine, sınavları, bilgiyi ölçen, öğrenmeye teşvik eden, herkese eşit uygulanan  bir biçimde yapmak (Amatör Denizcilik Federasyonu’nun -ADF- yapmaya çabaladığı gibi) veya denizcilik/yelken eğitimini eğitim/eğitmen yönünden bir standarda kavuşturmak gibi örnekler, denizcilikte bir nitelik artışına işaret eder.

Giderek zenginleşen bir nitelik artışıyla tanımlayabileceğimiz bir değişim, denizciliği sığ sulardan çıkarıp engin denizlere taşıyabilir. İlginin, denizciliğin gelişmesi, yaygınlaşması, zenginleşmesiyle birlikte yürümesi, bu işi öğrenmeye hevesli insanların sayısını giderek arttıracak, ilginin kalıcı olmasını sağlayacaktır.

Diğer taraftan denizciliğe olan ilgi, birçok alandaki gelişme ve zenginleşmeyle sürekli desteklenmezse (mevzuat, kurumlar -kulüpler, federasyonlar, eğitim veren şirketler…-,  denizcilik kitapları, dergiler, konferanslar… kısacası her türlü yayın, eğitim,  tekne üretimi, barınma olanakları vb…) giderek sönmeye, rotasını hızla, caydırıcılık dahil, kalibresi düşük bir denizciliğe (sevdiğim bir söyleyişle “olayın denizde geçtiği” sulu bir dünyaya) doğru değiştirmeye başlayabilir.

Sadun ve Oda Boro’nun Kısmet’iyle zamanında  doruk noktasına ulaşan denizciliğe ilginin (yeni bir soluğun, toplumsal hevesin…) sönmesinin, bu güzelim sembole, rüzgâra yeni değerler katılamamasının en büyük nedeni yukarıda söz ettiğim ilişkinin olumsuz yönde olmasıdır.

Bu olumsuzluğun günümüzde de sürmemesi için yayıncılık alanında ilgiyi bilgiyle buluşturmayan, zenginleştirmeyen kimi örneklere değinmek istiyorum.

Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi

Denizciliğin gelişmesinin ve yayılmasının önemli araçlarından biri şüphesiz denizcilik dergileridir. Ekim 2006’da kimi örneklerle yazı kalitesi açısından Yelken Dünyası’nı eleştirmiş, yazı seçiminde daha dikkatli ve özenli olmanın dergiyi daha değerli yapacağını belirtmiştim.(“Dergideki Yazı Sayısı mı, Yazı Kalitesi mi?”). 

Geçtiğimiz ay Naviga dergisi yeni yılda  bir masa takvimi verdi, iyi de yaptı ama bilgi açısından özensiz ve yanlışlarla dolu bir takvim verdi okuyucularına. Takvimde Ocak ayındaki gemi resmi “Piri Reis’in, 1528 tarihli Dünya haritası”ndan alınmasına ve bilinen böyle bir alıntılama sistemi olmamasına rağmen resmin sol üst köşesine (diğer 12 resimde olduğu gibi…) İdris Bostan yazılmış. Takvimin kaynağı olan İdris Bostan’ın kitabında (Osmanlı Gemileri, Bilge Yay., 2005) çizimlerin (harita, minyatür…) orijinal kaynakları işin adabına uygun olarak çizimlerin kenarlarında teker teker  belirtilmişken, dergi bunu okuyucularına aktarmaya gerek görmeyerek yazara ve esere en hafif deyişle saygısızlık etmiş. Daha önemlisi 12 tekne resmiyle ilgili “bilgi” yok olmuş. Örneğin takvimdeki Karamürsel çizimi Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden , mavna Katip Çelebi’den (Tuhfetül Kibar…), kadırga Matrakçı’nın Süleymanname’sinden, bir harita el-Hac Ebu’l- Hasan’dan alınmış… ama dergi alıntı yaptığı kaynakta mevcut bu  ve diğer çizimlerle ilgili bilgileri “fazla” bulmuş anlaşılan. Kimi yerde ör. Aralık ayında başlık, resim, metin ilişkisi kopmuş. Teşekkür yazısında alıntı yapılan kitabın yayıncısı, yayın tarihi belirtilmemiş.  Takvimin diğer yüzündeki harita ve  minyatürlerden bazılarının Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden alındığı belirtilmiş. Ancak bu sayfalardaki dikkatsizlik, özensizlik sintineyi doldurup tekne batıracak cinsten. “Venedik Şehri (Piri Reis, Kitab-ı Bahriye)” yazan haritanın Venedik’le uzaktan yakından bir ilgisi yok. Harita, adaları ve Tersane-i Amire’yi gösteriyor. Diğer bir haritada Tersane-i Amire yazmasına rağmen harita küçültüldüğü için tersane haritada yok. “Toulon Limanı’nda Osmanlı Donanması, 1543” diye açıklanan harita Mısır’la ilgili ve Nil’de işleyen gemileri gösteriyor. Yine  “Marsilya Limanı’nda Osmanlı Kadırgaları”  diye açıklama düşülen  bir başka harita da Mısır ve Nil’le ilgili … Okuyuculara verilecek  bir yeni yıl takvimi için daha dikkatli ve özenli olmak gerekmez mi? Dileriz dergi yanlışlarla dolu bu takvimi düzeltip tekrar dağıtarak okurlarına “gerçek” bir “yeni yıl hediyesi” sunar.

Bilgi ve Uzmanlıkla Desteklenen Konuların Artması

Denizcilik dergilerimize dışarıdan bakan bir yabancı  yarış, gezi ve tekne tanıtım yazılarının yoğunluğu karşısında ülkemizi dünyanın en yarışçı ülkelerinden biri zannedebilir. Ya da  tekne, sporcu, kulüp sayısında dünyanın önde gelen ülkelerinden olduğumuzu, denizcilerimizin yedi denizlerde cirit attığını düşünebilir. Oysa karşılaştırmalı istatistiklere baktığımızda örneğin birkaç yıl öncesinde Fransa’da 4400 yelken kulübü, 550 000 yelken sporcusu,  32 deniz müzesi varken,  ülkemizde bu sayılar neredeyse bir avuçtur. En zayıf olduğumuz alanlarda bu kadar çok yazı üretmek sağlıklı bir yayıncılık işareti değildir. Oysa dergilerde yazı çeşitliliğinin, bilgi ve uzmanlıkla desteklenen konuların artması, denizciliğimizin zenginleşmesi için önemlidir. Örneğin dergilerimizdeki tekne testleri neredeyse reklamlarla atbaşı gidiyor. Tekne test yazıları belki son zamanlarda biraz değişti, tamamen çeviri değil, kimi zaman  işi bilen insanların kullanımıyla yapılıyor ama yeterli teknik donanım maalesef hâlâ yok. Oysa “sahici” bilgiler verebilmek için gerekli tekne testinin kimi yönleri doğrudan ölçüm aletleriyle ilgili. Örneğin motor gürültüsünün çeşitli süratlerde tekne içinde kaç desibel olduğunu ölçmek gibi. Herhalde işin doğrusu önce okuyuculara tekne testi nedir, hangi araçlarla, nerelere bakılarak, kaç kişiyle yapılır gibi daha ayrıntılı bilgiler aktarmak, kendimize özgü modeller geliştirmek, çizelgeler oluşturmak olmalıdır. Böylece hangi tür yazıların asgari tekne testi standardına uyduğu hakkında konuşabiliriz. (Eminim sayın Şahap Aksoy’un , sevgili Âli San’ın ve daha nicelerinin bu konuda söyleyecek çok sözü vardır…) Belki mazruf da zarf kadar önemsendiği zaman tekne test yazıları reklam dışında da bilgiler sunar hale gelebilir.

Denizcilikteki zenginleşmenin önemli kanallarından birisi de problemleri ortaya koyan, unutulmuş bilgileri hatırlatan, yeni bilgiler sunan, eleştiren, yol gösteren, açık uçlu tartışmaların yapılabilmesidir. Başıma birkaç kez geldiği için biliyorum, dergilerin açık yüreklilikle sayfalarını bu tür yazılara, tartışmalara  açmaları, onları sekteye uğratmamaları denizlerimize, teknelerimize yeni rotalara yol açacak taze rüzgârlar getirir.

İntihal Örnekleri

Denizciliğe yönelik ilgiden bir an önce faydalanmak isteyenler de eksik değil ! Örneğin Macellan’ın Dramı  (Süleyman Yeşilyurt, Kültür-Sanat Yayınları, Ankara 2004) kitabı resmen intihal (aşırma). Kitap Stefan Zweig’ın ilk baskısı 1938’de yapılan Macellan, Dünyanın Çevresini Dolaşan İlk İnsan kitabından (çev. Zehra Yılmazer, Kabalcı Yay., 2002) neredeyse sadece bölümlerin sırası  değiştirilerek paragraf paragraf aşırılmış. Karşılaştırmalı bir örnek vereyim: “Mavi sulara pupa yelken açılıp, Tejo’dan aşağıya doğru bilinmeyen meçhule doğru ilerleyen ilk Portekiz gemileri keşif için yola çıkmışlardı. İkinciler ise yeni bölgelerle henüz barış amaçlı ticaret ilişkileri kurmak peşindeydi.” Macellan’ın Dramı’nın bu ilk satırları Stefan Zweig’ın  kitabının 35. sayfasından aşırılmış: “Tejo’dan aşağıya inip bilinmeyene ilerleyen ilk Portekiz gemileri keşif için yola çıkmışlardı, ikinciler yeni bölgelerle henüz barışçı ticaret ilişkileri kurmak peşindeydi.” Bu tür kitaplar hakkında  okuyucuları uyarmak herkesin görevi ama denizcilikle ilgili kitaplar, kitap eleştirileri dergilerde yeni ürün olarak sunulan bir kol saati (!) ya da gözlük kadar yer bulamıyor ne yazık ki.

Ağır Kitaplar

Mustafa Pultar hocamızın geçen sayıdaki “Ağır Kitaplar” yazısında anlattığı gerçekten her yönüyle “ağır” kitaplar hiç kuşkusuz o ülkelerdeki denizcilik altyapısının (florasının…) zenginliğini de yansıtıyor. Sayın Pultar’ın yazısında ADEK’i ağır kitap olmaya aday gösterip, Bowditch gibi  ağ sitesinde açık kullanımını önermiş. Öncelikle ADF’nin yayını kitap hakkındaki övgüleri için tüm arkadaşlarım adına teşekkür ederim. Örnek verdiği kitaplardan “Denizciliğin İncili “ kabul edilen Chapman’ın  elimdeki 1943 baskısı 324 sayfa iken, 1999 baskısı (63. baskı) 656 sayfa. Yazıda örnek verilen ve bundan sadece yedi sene sonra basılan  2006 baskısı (65. baskı) ise 928 sayfa. Şüphesiz bu kitabı (kitapları) kıymetli yapan sayfaların sayısal artışı değil, zenginliği/niteliği; konuların ele alınışı, işlenmesi, yetkinliği,  içerdiği bilgiler, görsel malzemeler vb. özellikleri kitabı “ağırlaştırıyor”. Denizcilik konusunda aradığınız herhangi bir bilgiyi rahatlıkla bulabilmek mümkün. Bu kitapların dışında yüzlerce yayın bu kitapların oluşmasını destekleyecek, kaynak olacak bilgilerle dolu, kurumlar, olaylar bu gelişimi destekliyor. “Bilgi” söz konusu olunca aranan konuyla ilgili tartışmalar, konunun farklı yönlerine değinen yazılar, kitaplar bulmak mümkün. Yukarıda da  göstermeye çalıştığım gibi bu konuda hayli yol almamız gerekiyor. Örneğin Mustafa Pultar’ın “Fırtına Takvimi” ile ilgili eleştirilerine (kimi eski kaynaklarda birçok fırtına adı geçse de…) yeterli kaynak bulup hâlâ cevap verebilmiş değilim. Ya da “Denizcinin Günlüğü 2007”de Tekne Adları yazısında birçok kaynakta geçen “1650’de Uzunçarşı kalyonuna verilen ismin gemilere verilen ilk isim olduğunu” yazmıştım. Oysa bu ay elime geçen bir başka kaynakta ilk defa 1522 ve 1565’te Kanuni’nin bindiği iki baştardeye ad verildiği yazıyordu.

Yaşayan Kitaplar

Ağır kitapların ortak noktası yaşayan kitaplar olması, yani yıllarca her baskıda ek ve değiştirmelerle kitabın geliştirilmesi. ADEK ise zorunlu olarak sınav yönetmeliğine uygun hazırlandı. Bu nedenle örneğin yelken seyri yok kitapta. Kimi konular hayli kısa geçilmek zorunda kalındı. Şüphesiz yeni konu ve yazarların katılımıyla kitap “ağırlaştırılabilir”. Veya ADEK’in içindeki kimi bölümler geliştirilip eklenerek yeni bir kitap yapılabilir (benim düşüncem bu yönde). Ama bu gerçekten çok ciddi, emek, zaman, insan ve para isteyen bir iş. Daha da ötesi çok iyi projelendirilmesi gerek. ADEK ağ sitesinde de kısmen  veya tamamen yayımlanabilir. Ama ağ sitesi çok düzenli bir ortam olmadığı için yayımlanan eserler “bütünlüğüne saygı gösterilmeden değiştirilip bozularak kullanılıyor” veya  “kamu malıymış gibi muamele görebiliyor.”

Zorunlu Kitaplar 

Yeri gelmişken Donatım Yönergesi gereğince “özel teknelerde” bulunması zorunlu iki kitaba “zorunluluk” açısından değineyim. Bunlardan biri ADEK. Oysa ADF yayını Amatör Denizci Elkitabı’nın (ADEK) zorunlu olması için hiçbir neden yok. Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi  başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.

Diğer zorunlu kitap ise 4922 sayılı “Denizde Can ve Mal Koruma Hakkındaki Kanun”un  8. maddesi gereğince Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü.  İlgili madde“Her Türk gemisinde ‘Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’nden bir tane bulunur. Gemilere parasız dağıtılacak olan bu tüzük, geminin esas belgelerinden sayılır” şeklindedir. Bildiğim kadarıyla da kanun aynen yürürlüktedir. Her teknede bulunmasının zorunlu olan bu kitabın parasız dağıtılması kanun hükmündeyken 31,5 YTL bedelle satılması nasıl bir yasal uygulamadır bilinmez. Üstelik kitabın yıllardır kullanım kolaylığı sağlayacak renk, şekil, dizin eklenmesi vb. gibi hiçbir iyileştirmeye gidilmeden  tekrar tekrar basılması, konunun hiçbir eleştiriyle karşılaşmaması düşündürücüdür. Ayrıca parayla satılabilmesi için kanun hükmünün değiştirilmesi gerekir.

Sonuç Yerine

Bu sene Denizcinin Günlüğü’nde de yazmıştım. “BM İnsani Raporu’na göre Türkiye okuma alışkanlığında 173 ülke arasında 86. sırada yer alıyor. En iyimser  rakamlarla her 100 kişiden sadece dördü-beşi kitap okuyor. Bağımsız Eğitimciler Sendikası’nın araştırmasına göre de  “Türk gençliği okumamasına rağmen her konuyu biliyormuş gibi davranıyor” ve “bilgisi olmasa da her konuda fikri var.” Ortada bir bilgi kırıntısı olmazsa tartışmaları, yazıları hangi bilgiyle sürdüreceğiz?  Denizcilikle ilgili konuları sadece malzeme olarak değil, sorun olarak da görürsek, vereceğimiz her bilgi, denizin daha fazla tanınmasına, denizciliğin sindirilmesine, gelişmesine yarayacaktır.

(Yelken Dünyası, Şubat 2007)

Similar Posts

  • Deniz Kültürü ve Amatör-Sportif Denizcilik

    “Deniz Kültürü ve Amatör-Sportif Denizcilik” başlıklı yazı, “İskeleye Yanaşan Denizler, Gemiler, Denizciler (derleyenler Orhan Berent, Murat Koraltürk, İletişim Yayınları 2013) kitabında yer almıştı.
    Son iki yılda deniz kültürü, görgüsü, örf adeti, nezaketi ile ilgili, ancak kavramları/tanımları/konuları/kaynakları/önerileri daha çok yazarlarının “işi-mesleği”(askeri ve ticari bahriye) temelinde ele alınmış, profesyonel denizcilerin bakışını göstermesi açısından önemsediğim iki kitap yayımlanınca İletişim Yayınları’ndan izin alarak bu makaleyi de yayımlamak istedim.
    Fazlaca araştırmadan-sorgulamadan, bol alıntıyla yazılmış, bir kitabın kısa/hızlı değerlendirilmesi için gereken dizin, kaynakça gibi verilerden yoksun bu iki kitabın değerlendirilmesi ayrı bir konu ki “Yeni Bir Amatör Sportif Denizcilik Anlayışı İçin” dosyası yazılarında yeri geldikçe değineceğim.

  • Deniz Seyahati (1944-1945)

    Sunuş : “…kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum” / Sezar Atmaca

    Daha önce (Kasım 2022’de) yayımladığımız Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-46) yazısının sunuşunda  bu sahafiye belgeden de söz etmiştik:

    “Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.”

    Sevgili arkadaşımız Murat Koraltürk’e bu sahafiye belgeyi bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz.

    Kapakla birlikte 8 suluboya renkli çizimin yer aldığı bu ödevi, Silifke’de lise son sınıf öğrencisi olan, 18 yaşındaki Kâmil Doğruöz hazırlamış. Kalın karton kapaklı, 21×14.5 santim ebadında, tel halkalı, sayfa aralarına pelur kâğıt sayfa eklenmiş, her sayfasında bir tekne çizimi olan özenli bir ödev Deniz Seyahati (1944-45). Samsun’da Deniz Faaliyeti’nde olduğu gibi bu metinde de epey imla/yazım hataları varsa da ödevin güzelliğine gölge düşürmediği gibi o dönem bunlara çok önem verilmediğini de gösteriyor. Resim altındaki açıklamalar metinle karıştığı için, yeşil çizgiyle resim altyazısı ile metni ayırdım.

    Kâmil Doğruöz’ün ailesinin yaşadığı Gilindire o dönemde  yerlilerin Kelindir dediği Gülnar kazasının merkezi. İlçeye adını veren Gülnar, şimdiki adı Aydıncık olan Gilindire/Kelenderis kasabası.

    Bayram tatilinde ailesini görmek için Silifke’den Gilindire’ye gelen Kâmil Doğruöz, dönüşte kızkardeşini de yanına alarak Akbaba motoru ile Taşucu’na oradan da arabayla Silifke’ye gitmek üzere 1 Aralık 1944’te (bir kanunievvel) “deniz seyahati”ne başlar. Yelken açan teknenin sereni kırılır, tamir edilir, hava sertleşince tekrar kırılır, motor çalışmaz, fırtınayla baş edilmeye çalışılır. Akbaba, Tekin ve Aygır tekneleri aynı yolun yolcusudur. Uğranılan, sığınılan limanlar, koylar, arızalanan/yedeklenen tekne, yelken tamiri, makine tamiri, balık avı, kıçtan kara, gece yelken seyri… Bir hafta süren, yaklaşık 35-40 millik maceralı bir deniz yolculuğunu anlatan kısa bir ödev metni “Deniz Seyahati”.

    Seyirde karşılaşılan sorunlarla uğraşılırken kız kardeşine cesaret vermeye çalışan Kâmil Doğruöz selametle karaya ulaşınca doğal olarak kışın yapılan bu seyre ihtiyatla yaklaşmış:

    “ Bu seyahatimde heyecanlı dakikalar ve tehlikeler atlatmakla cesaretimin artması ile beraber kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum.”

    Deniz Seyahati’nin, rotasını bölgenin SHOD haritasının ilgili parçasında göstermeye çalıştım:

  • Yakınımızdaki Uzak Denizler

    Tersane-i Amire’nin yerine  “Bu tarihi mekânda –bütün denizci dünya devletlerinde olduğu gibi- bir Tersane ve Deniz Müzesinin kurulması” önerisinin karşılık bulması üzerine bir değerlendirme yazısıydı “Yakınımızdaki Uzak Denizler” (Radikal 2, 5 Temmuz 2009).

    Belediye Başkanı’nın “Haliç Tersanesi’nin deniz müzesi olacağını İstanbullulara müjdelemesi”… rüzgârın drise ettiğinin bir göstergesi sayılabilir mi? diye ihtiyatla/iyi niyetle değerlendirmişim gelişmeleri ama sonra rüzgâr bambaşka bir yöne drise etti: Rantsal dönüşüm…

    Haliç Tersaneleri (Tersane-i Amire)  -ki aslında Camialtı, Taşkızak ve Haliç Tersanesi olarak üç tersanedir- geçtiğimiz yıl 565. yaşını kutladı. Ancak Camialtı ve Taşkızak Tersaneleri 2013 yılında açılan bir ihale ile Haliçport Projesi (Şubat 2019’dan sonra Tersane İstanbul Projesi…) ile elden gitti. İki büyük kızak ve üç kuru havuzun yer aldığı Haliç Tersanesi’nde ise halen İBB/ Şehir Hatları’nın gemi bakım ve onarım faaliyetleri sürüyor.

    Haliç Tersanesi’nin kamu yararı yaklaşımıyla korunabileceğine inanan “Haliç Dayanışması” rantsal dönüşüme karşı mücadele ediyor. Haliç Dayanışması’na katkı ve Haliç Tersaneleri’nde yaşananlar hakkında bilgi için aşağıdaki linklerden faydalanılabilir:

    Web: http://www.halicdayanismasi.org/

    Blog: https://halicdayanismasi.blogspot.com/

    Email: halicdayanismasi@gmail.com

  • Edebiyat Okyanusunda Tartışma Kazaları

    Motor Boat& Yachting/ MBY dergisinin Ağustos 2008 sayısında Ali Adabeyi imzalı, denizcilik kitaplarını eleştiren bir yazı yayımlandı. Bunca yıldır denizcilik kitaplarıyla uğraşan ve yazıda adı geçen bazı kitapların editörü olarak Adabeyi’nin yazısındaki fikirlere katılmadığımı belirten bir yazı yazdım. Yayımlanıp yayımlanmayacağı öğrenmek için Motor Boat& Yachting dergisi editörüne gönderdim, kısaltıp, başlık atarsam yayımlayabileceklerini belirttiler. Kısaltıp, başlık koyarak gönderdim.

    Ancak derginin Eylül sayısında yazımın yer almadığını gördüm. Kimi dergilerin maalesef açık yüreklilikle sayfalarını bu tür yazılara, tartışmalara açmak yerine kendilerini kapsayan eleştirileri yayımlamamak veya vaktinde yayımlamamak için türlü yollara başvurduklarını örneklerle biliyordum. Daha sonra yazıişleri müdüründen özür dileyen ve geniş bir açıklama yapacağını bildiren bir e-posta alsam da bir açıklama gelmedi. Ama yayımlayacaklarını belirttikleri yazıyı MBY okuyucularına “okutmamak” için ne gibi gerekçeleri vardı, belki bir gün açıklayan bir “sorumlu” çıkar. Yazıyı daha da kısaltıp başka bir mecrada yayımlanacak hale getirip “Edebiyat Okyanusunda Tartışma Kazaları” başlığıyla Yelken Dünyası’nda yayımlatmak istedim ama orası bizim için sığınılacak bir liman olmaktan çıkmıştı. Yıllar geçse de yazı dergilerin tavrıyla, yayıncı olarak bizim sorunlarımızla/projelerimizle, kitaplarla ilgili olduğu için yayımlansın istedim.

  • |

    Sintineyi Temiz Tutmak…

    Radikal Kitap ekinde (15.06.2007) kitap incelemesi başlığı altında AMYC yayını Denizde Günah’la ilgili Cem Erciyes imzalı bir eleştiri çıktı. Ancak yazı alışılmadık bir biçimde kitap eleştirisinden çok “yayınevi” eleştirisi gibiydi. Üstelik Erciyes, kitap ekinin sorumlu yayın koordinatörüydü. AMYC yayınları olarak başka hesaplara malzeme edildiğimizin farkındaydık: “Özel bir amaç ve kasıt olunca yayın eleştiri kriterleri, nesnellik de ayaklar altına alınıyor Cem Erciyes’in yazısında.” Yine de yazıyı çevirtip yazar Klaus Hympendahl’a da iletmiştik. Radikal Kitap’tan bir cevap/tepki gelmeyince yazarın hayretle “bu işler orada böyle mi dönüyor…?” diye biten cevabını da iletemedik. Evet bu işler burada böyle dönüyor ne yazık ki…

    Önce Radikal Kitap eki yetkililerine -Tuğrul Eryılmaz, İsmet Berkan, Cem Erciyes- gönderdiğimiz “Sintineyi Temiz Tutmak…” başlıklı yazı, sonra da Cem Erciyes’in kitabın yazarına “bu işler orada böyle mi dönüyor…?” dedirttiren yazısı ekte.