|

İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek

Sezar Atmaca

Özel Teknelerin Kayıt, Belgelendirme ve Donatımına İlişkin Yönerge’de (2006) yapılan bir değişiklikle ADEK/Amatör Denizci Elkitabı, bir süre her teknede bulunması zorunlu yayınlar arasına katılmıştı. Bu yazıdaki “Zorunlu Kitaplar” bölümünde “Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi  başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.” diye yazıp ADF’ye de bu şartın kabul edilebilir bir şey olmadığını ifade etmiştim. ADF’nin girişimiyle bir süre sonra mevzuat değiştirilerek bu tekel durumuna son verildi.

Yazıda yer alan “Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi” başlıklı bölümündeki eleştiriler nedeniyle Naviga dergisi kurucusu/söz sahibi Turgay Noyan’ın yaptıkları için “Yalanı Haber Yapabilen ‘Gazeteci…’” yazısına da bakın lütfen. (Ekim 2021)


Yelken Dünyası, Şubat 2007

İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek… (Yelken Dünyası, Şubat 2007)

Üç denizcilik dergisinin satış toplamının 15 bini aşması, amatör denizci belgesi veya yelken eğitimi almak isteyenlerin çokluğu gibi birçok göstergeye bakarak son yıllarda denizciliğe olan ilginin, denize açılan, açılmaya niyetlenen  insan ve tekne sayısının giderek arttığını söyleyebiliyoruz. İlginin sadece sayısal bir artış olarak kalmaması nitelikçe bir zenginleşmeyle birlikte mümkündür. On sorudan dördünü yapana ADB/amatör denizci belgesi vermek yerine, sınavları, bilgiyi ölçen, öğrenmeye teşvik eden, herkese eşit uygulanan  bir biçimde yapmak (Amatör Denizcilik Federasyonu’nun -ADF- yapmaya çabaladığı gibi) veya denizcilik/yelken eğitimini eğitim/eğitmen yönünden bir standarda kavuşturmak gibi örnekler, denizcilikte bir nitelik artışına işaret eder.

Giderek zenginleşen bir nitelik artışıyla tanımlayabileceğimiz bir değişim, denizciliği sığ sulardan çıkarıp engin denizlere taşıyabilir. İlginin, denizciliğin gelişmesi, yaygınlaşması, zenginleşmesiyle birlikte yürümesi, bu işi öğrenmeye hevesli insanların sayısını giderek arttıracak, ilginin kalıcı olmasını sağlayacaktır.

Diğer taraftan denizciliğe olan ilgi, birçok alandaki gelişme ve zenginleşmeyle sürekli desteklenmezse (mevzuat, kurumlar -kulüpler, federasyonlar, eğitim veren şirketler…-,  denizcilik kitapları, dergiler, konferanslar… kısacası her türlü yayın, eğitim,  tekne üretimi, barınma olanakları vb…) giderek sönmeye, rotasını hızla, caydırıcılık dahil, kalibresi düşük bir denizciliğe (sevdiğim bir söyleyişle “olayın denizde geçtiği” sulu bir dünyaya) doğru değiştirmeye başlayabilir.

Sadun ve Oda Boro’nun Kısmet’iyle zamanında  doruk noktasına ulaşan denizciliğe ilginin (yeni bir soluğun, toplumsal hevesin…) sönmesinin, bu güzelim sembole, rüzgâra yeni değerler katılamamasının en büyük nedeni yukarıda söz ettiğim ilişkinin olumsuz yönde olmasıdır.

Bu olumsuzluğun günümüzde de sürmemesi için yayıncılık alanında ilgiyi bilgiyle buluşturmayan, zenginleştirmeyen kimi örneklere değinmek istiyorum.

Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi

Denizciliğin gelişmesinin ve yayılmasının önemli araçlarından biri şüphesiz denizcilik dergileridir. Ekim 2006’da kimi örneklerle yazı kalitesi açısından Yelken Dünyası’nı eleştirmiş, yazı seçiminde daha dikkatli ve özenli olmanın dergiyi daha değerli yapacağını belirtmiştim.(“Dergideki Yazı Sayısı mı, Yazı Kalitesi mi?”). 

Geçtiğimiz ay Naviga dergisi yeni yılda  bir masa takvimi verdi, iyi de yaptı ama bilgi açısından özensiz ve yanlışlarla dolu bir takvim verdi okuyucularına. Takvimde Ocak ayındaki gemi resmi “Piri Reis’in, 1528 tarihli Dünya haritası”ndan alınmasına ve bilinen böyle bir alıntılama sistemi olmamasına rağmen resmin sol üst köşesine (diğer 12 resimde olduğu gibi…) İdris Bostan yazılmış. Takvimin kaynağı olan İdris Bostan’ın kitabında (Osmanlı Gemileri, Bilge Yay., 2005) çizimlerin (harita, minyatür…) orijinal kaynakları işin adabına uygun olarak çizimlerin kenarlarında teker teker  belirtilmişken, dergi bunu okuyucularına aktarmaya gerek görmeyerek yazara ve esere en hafif deyişle saygısızlık etmiş. Daha önemlisi 12 tekne resmiyle ilgili “bilgi” yok olmuş. Örneğin takvimdeki Karamürsel çizimi Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden , mavna Katip Çelebi’den (Tuhfetül Kibar…), kadırga Matrakçı’nın Süleymanname’sinden, bir harita el-Hac Ebu’l- Hasan’dan alınmış… ama dergi alıntı yaptığı kaynakta mevcut bu  ve diğer çizimlerle ilgili bilgileri “fazla” bulmuş anlaşılan. Kimi yerde ör. Aralık ayında başlık, resim, metin ilişkisi kopmuş. Teşekkür yazısında alıntı yapılan kitabın yayıncısı, yayın tarihi belirtilmemiş.  Takvimin diğer yüzündeki harita ve  minyatürlerden bazılarının Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden alındığı belirtilmiş. Ancak bu sayfalardaki dikkatsizlik, özensizlik sintineyi doldurup tekne batıracak cinsten. “Venedik Şehri (Piri Reis, Kitab-ı Bahriye)” yazan haritanın Venedik’le uzaktan yakından bir ilgisi yok. Harita, adaları ve Tersane-i Amire’yi gösteriyor. Diğer bir haritada Tersane-i Amire yazmasına rağmen harita küçültüldüğü için tersane haritada yok. “Toulon Limanı’nda Osmanlı Donanması, 1543” diye açıklanan harita Mısır’la ilgili ve Nil’de işleyen gemileri gösteriyor. Yine  “Marsilya Limanı’nda Osmanlı Kadırgaları”  diye açıklama düşülen  bir başka harita da Mısır ve Nil’le ilgili … Okuyuculara verilecek  bir yeni yıl takvimi için daha dikkatli ve özenli olmak gerekmez mi? Dileriz dergi yanlışlarla dolu bu takvimi düzeltip tekrar dağıtarak okurlarına “gerçek” bir “yeni yıl hediyesi” sunar.

Bilgi ve Uzmanlıkla Desteklenen Konuların Artması

Denizcilik dergilerimize dışarıdan bakan bir yabancı  yarış, gezi ve tekne tanıtım yazılarının yoğunluğu karşısında ülkemizi dünyanın en yarışçı ülkelerinden biri zannedebilir. Ya da  tekne, sporcu, kulüp sayısında dünyanın önde gelen ülkelerinden olduğumuzu, denizcilerimizin yedi denizlerde cirit attığını düşünebilir. Oysa karşılaştırmalı istatistiklere baktığımızda örneğin birkaç yıl öncesinde Fransa’da 4400 yelken kulübü, 550 000 yelken sporcusu,  32 deniz müzesi varken,  ülkemizde bu sayılar neredeyse bir avuçtur. En zayıf olduğumuz alanlarda bu kadar çok yazı üretmek sağlıklı bir yayıncılık işareti değildir. Oysa dergilerde yazı çeşitliliğinin, bilgi ve uzmanlıkla desteklenen konuların artması, denizciliğimizin zenginleşmesi için önemlidir. Örneğin dergilerimizdeki tekne testleri neredeyse reklamlarla atbaşı gidiyor. Tekne test yazıları belki son zamanlarda biraz değişti, tamamen çeviri değil, kimi zaman  işi bilen insanların kullanımıyla yapılıyor ama yeterli teknik donanım maalesef hâlâ yok. Oysa “sahici” bilgiler verebilmek için gerekli tekne testinin kimi yönleri doğrudan ölçüm aletleriyle ilgili. Örneğin motor gürültüsünün çeşitli süratlerde tekne içinde kaç desibel olduğunu ölçmek gibi. Herhalde işin doğrusu önce okuyuculara tekne testi nedir, hangi araçlarla, nerelere bakılarak, kaç kişiyle yapılır gibi daha ayrıntılı bilgiler aktarmak, kendimize özgü modeller geliştirmek, çizelgeler oluşturmak olmalıdır. Böylece hangi tür yazıların asgari tekne testi standardına uyduğu hakkında konuşabiliriz. (Eminim sayın Şahap Aksoy’un , sevgili Âli San’ın ve daha nicelerinin bu konuda söyleyecek çok sözü vardır…) Belki mazruf da zarf kadar önemsendiği zaman tekne test yazıları reklam dışında da bilgiler sunar hale gelebilir.

Denizcilikteki zenginleşmenin önemli kanallarından birisi de problemleri ortaya koyan, unutulmuş bilgileri hatırlatan, yeni bilgiler sunan, eleştiren, yol gösteren, açık uçlu tartışmaların yapılabilmesidir. Başıma birkaç kez geldiği için biliyorum, dergilerin açık yüreklilikle sayfalarını bu tür yazılara, tartışmalara  açmaları, onları sekteye uğratmamaları denizlerimize, teknelerimize yeni rotalara yol açacak taze rüzgârlar getirir.

İntihal Örnekleri

Denizciliğe yönelik ilgiden bir an önce faydalanmak isteyenler de eksik değil ! Örneğin Macellan’ın Dramı  (Süleyman Yeşilyurt, Kültür-Sanat Yayınları, Ankara 2004) kitabı resmen intihal (aşırma). Kitap Stefan Zweig’ın ilk baskısı 1938’de yapılan Macellan, Dünyanın Çevresini Dolaşan İlk İnsan kitabından (çev. Zehra Yılmazer, Kabalcı Yay., 2002) neredeyse sadece bölümlerin sırası  değiştirilerek paragraf paragraf aşırılmış. Karşılaştırmalı bir örnek vereyim: “Mavi sulara pupa yelken açılıp, Tejo’dan aşağıya doğru bilinmeyen meçhule doğru ilerleyen ilk Portekiz gemileri keşif için yola çıkmışlardı. İkinciler ise yeni bölgelerle henüz barış amaçlı ticaret ilişkileri kurmak peşindeydi.” Macellan’ın Dramı’nın bu ilk satırları Stefan Zweig’ın  kitabının 35. sayfasından aşırılmış: “Tejo’dan aşağıya inip bilinmeyene ilerleyen ilk Portekiz gemileri keşif için yola çıkmışlardı, ikinciler yeni bölgelerle henüz barışçı ticaret ilişkileri kurmak peşindeydi.” Bu tür kitaplar hakkında  okuyucuları uyarmak herkesin görevi ama denizcilikle ilgili kitaplar, kitap eleştirileri dergilerde yeni ürün olarak sunulan bir kol saati (!) ya da gözlük kadar yer bulamıyor ne yazık ki.

Ağır Kitaplar

Mustafa Pultar hocamızın geçen sayıdaki “Ağır Kitaplar” yazısında anlattığı gerçekten her yönüyle “ağır” kitaplar hiç kuşkusuz o ülkelerdeki denizcilik altyapısının (florasının…) zenginliğini de yansıtıyor. Sayın Pultar’ın yazısında ADEK’i ağır kitap olmaya aday gösterip, Bowditch gibi  ağ sitesinde açık kullanımını önermiş. Öncelikle ADF’nin yayını kitap hakkındaki övgüleri için tüm arkadaşlarım adına teşekkür ederim. Örnek verdiği kitaplardan “Denizciliğin İncili “ kabul edilen Chapman’ın  elimdeki 1943 baskısı 324 sayfa iken, 1999 baskısı (63. baskı) 656 sayfa. Yazıda örnek verilen ve bundan sadece yedi sene sonra basılan  2006 baskısı (65. baskı) ise 928 sayfa. Şüphesiz bu kitabı (kitapları) kıymetli yapan sayfaların sayısal artışı değil, zenginliği/niteliği; konuların ele alınışı, işlenmesi, yetkinliği,  içerdiği bilgiler, görsel malzemeler vb. özellikleri kitabı “ağırlaştırıyor”. Denizcilik konusunda aradığınız herhangi bir bilgiyi rahatlıkla bulabilmek mümkün. Bu kitapların dışında yüzlerce yayın bu kitapların oluşmasını destekleyecek, kaynak olacak bilgilerle dolu, kurumlar, olaylar bu gelişimi destekliyor. “Bilgi” söz konusu olunca aranan konuyla ilgili tartışmalar, konunun farklı yönlerine değinen yazılar, kitaplar bulmak mümkün. Yukarıda da  göstermeye çalıştığım gibi bu konuda hayli yol almamız gerekiyor. Örneğin Mustafa Pultar’ın “Fırtına Takvimi” ile ilgili eleştirilerine (kimi eski kaynaklarda birçok fırtına adı geçse de…) yeterli kaynak bulup hâlâ cevap verebilmiş değilim. Ya da “Denizcinin Günlüğü 2007”de Tekne Adları yazısında birçok kaynakta geçen “1650’de Uzunçarşı kalyonuna verilen ismin gemilere verilen ilk isim olduğunu” yazmıştım. Oysa bu ay elime geçen bir başka kaynakta ilk defa 1522 ve 1565’te Kanuni’nin bindiği iki baştardeye ad verildiği yazıyordu.

Yaşayan Kitaplar

Ağır kitapların ortak noktası yaşayan kitaplar olması, yani yıllarca her baskıda ek ve değiştirmelerle kitabın geliştirilmesi. ADEK ise zorunlu olarak sınav yönetmeliğine uygun hazırlandı. Bu nedenle örneğin yelken seyri yok kitapta. Kimi konular hayli kısa geçilmek zorunda kalındı. Şüphesiz yeni konu ve yazarların katılımıyla kitap “ağırlaştırılabilir”. Veya ADEK’in içindeki kimi bölümler geliştirilip eklenerek yeni bir kitap yapılabilir (benim düşüncem bu yönde). Ama bu gerçekten çok ciddi, emek, zaman, insan ve para isteyen bir iş. Daha da ötesi çok iyi projelendirilmesi gerek. ADEK ağ sitesinde de kısmen  veya tamamen yayımlanabilir. Ama ağ sitesi çok düzenli bir ortam olmadığı için yayımlanan eserler “bütünlüğüne saygı gösterilmeden değiştirilip bozularak kullanılıyor” veya  “kamu malıymış gibi muamele görebiliyor.”

Zorunlu Kitaplar 

Yeri gelmişken Donatım Yönergesi gereğince “özel teknelerde” bulunması zorunlu iki kitaba “zorunluluk” açısından değineyim. Bunlardan biri ADEK. Oysa ADF yayını Amatör Denizci Elkitabı’nın (ADEK) zorunlu olması için hiçbir neden yok. Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi  başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.

Diğer zorunlu kitap ise 4922 sayılı “Denizde Can ve Mal Koruma Hakkındaki Kanun”un  8. maddesi gereğince Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü.  İlgili madde“Her Türk gemisinde ‘Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’nden bir tane bulunur. Gemilere parasız dağıtılacak olan bu tüzük, geminin esas belgelerinden sayılır” şeklindedir. Bildiğim kadarıyla da kanun aynen yürürlüktedir. Her teknede bulunmasının zorunlu olan bu kitabın parasız dağıtılması kanun hükmündeyken 31,5 YTL bedelle satılması nasıl bir yasal uygulamadır bilinmez. Üstelik kitabın yıllardır kullanım kolaylığı sağlayacak renk, şekil, dizin eklenmesi vb. gibi hiçbir iyileştirmeye gidilmeden  tekrar tekrar basılması, konunun hiçbir eleştiriyle karşılaşmaması düşündürücüdür. Ayrıca parayla satılabilmesi için kanun hükmünün değiştirilmesi gerekir.

Sonuç Yerine

Bu sene Denizcinin Günlüğü’nde de yazmıştım. “BM İnsani Raporu’na göre Türkiye okuma alışkanlığında 173 ülke arasında 86. sırada yer alıyor. En iyimser  rakamlarla her 100 kişiden sadece dördü-beşi kitap okuyor. Bağımsız Eğitimciler Sendikası’nın araştırmasına göre de  “Türk gençliği okumamasına rağmen her konuyu biliyormuş gibi davranıyor” ve “bilgisi olmasa da her konuda fikri var.” Ortada bir bilgi kırıntısı olmazsa tartışmaları, yazıları hangi bilgiyle sürdüreceğiz?  Denizcilikle ilgili konuları sadece malzeme olarak değil, sorun olarak da görürsek, vereceğimiz her bilgi, denizin daha fazla tanınmasına, denizciliğin sindirilmesine, gelişmesine yarayacaktır.

(Yelken Dünyası, Şubat 2007)

Similar Posts

  • |

    Derneğin Zaafları

    DSTİ (Denizciler Sivil Toplum İnsiyatifi) 2000’li yılların başında tartışmalarıyla/yaptıklarıyla amatör denizciliğe taze rüzgârlar getirmiş, birçok denizcinin birbirini tanımasına/kaynaşmasına neden olmuş bir platformdu. Esintisi fazla uzun sürmese de hoş anılar bıraktı. DSTİ’nin yapısını/işleyişini ve o günlerde çokça dile getirilen dernek olma fikrini/tartışmalarını değerlendiren aşağıdaki yazı 8 Ocak 2003’te DSTİ sitesinde (dsti@yahoogroups.com ) yayımlanmıştı.

    ***

    DSTİ kendiliğinden oluşmuş iktidar olma arayışına sıkışmayan ama müdahil/müdahaleci yapısıyla AD/Amatör Denizcilik sorunlarına yeni bir soluk getirme potansiyeli taşıyor. Çoğunluk açısından ağırlıkla yazışma edimi üzerine kurulu bir etkinlik işlevi görse de kurulan ve işleyen grupları (ör. iletişim grubu) ile bunun ötesinde bir işleyisi de var. DSTİ’nin daha da canlanmasını amatör denizcilikle ilgili, söz alıp girişimde bulunup, insiyatif geliştirmesini umarken derneğin ortaya çıkmasının bu gidişatı zaafa uğratacağını düşünüyorum.

    DSTİ’nin ufkunu açacak olan kendi “içsel dinamiği”dir. DSTİ’nin öncü ve taban olacağı, yönlendireceği büyüklü küçüklü pek çok projenin yavaş yavaş da olsa şekillenmesine çalışılmalı. Örneğin imkânlar dahilinde bir organizasyon olsa da gezi/site/hukuki ve diğer girişimler, taslaklar/amatör tekne yapımı… gibi birçok faaliyetin sahicileştirilmesi, daha da geliştirilmesi için çaba gösterilmeli. Bu süreçte en önemli şey insanların birbirini tanıması ve katılımın artmasıdır. Örneğin kimin hangi işi yapabileceği, hangisine katılabileceği, kimin sözünde durduğu, ne kadar gönüllü olduğu… fikirler, güçler, imkânlar … olumlu olumsuz birçok tavır/davranış/katkı/gelişme… bu sürecin benzersiz kazanımlarıdır. Bu kazanımların yaratacağı içsel dinamizm amatör denizciliğin sorunlarını paylaşmayı tartışmayı, çözmeyi göğüslemeyi… de sağlar. Sürecin bu yönde zenginleşmesi umulurken “dernek kurma” yönündeki “müdahale” bu gidişatı sekteye uğratabilir.

  • Denizcilik Şişerken Problemleri Tartışmak

    Yazı, Pekin Olimpiyatları (2008) dolayısıyla spor kültürü, skor kültürü lumbozundan sorular sorup, denizciliğin gelişmekten çok şiştiğini tartışırken, çıkış yolları arıyor.

    Hürriyet’te Temuçin Tüzecan “Pekin Olimpiyatları’nın ardından Türkiye Yelken Federasyonu tartışılmalı” (Orsa, Hürriyet 30 Ağustos, 2008) başlıklı bir yazı yayımladı. Yazısında özetle, başarısızlığın spor yönetiminden geldiğini, yelkene ilginin arttığını, alınan teknelerin içinde yelkenli oranının, örneğin Amerika’nın dahi üzerinde olduğunu, bunun da yelken sporcusu aday havuzunun büyümesi demek olduğunu belirtiyor ve çözüm de öneriyordu: “Yelken Federasyonu’nun bu haliyle lağvedilip, İngiltere’de olduğu gibi deniz üzerinde teknecilikle uğraşan tüm amatörlerin örgütünü oluşturmak.” Bu yapının federasyona sürekli bir gelir kaynağı yaratabileceğini ve bunun da akılcı bir spor eğitim programı oluşturmakta kullanılabileceğini de ekliyordu.

    Yazısındaki birçok görüşe uzak durmama, katılmamama rağmen Tüzecan’ın Orsa köşesindeki yazısını denizciliğin, sporun tartışılması ve yaygınlaştırılması açısından önemsedim. Çünkü bu ülkede herhangi bir problemi enine boyuna tartışabilmek oldukça güç.

  • Denizcilikte 100 “Az Bilinen” Konu

    Deniz Kuvvetleri Dergisi’nin, Mart, Temmuz ve Kasım 2005 sayılarında “100 Bilinmeyen Konu” başlığı ile üç ek verdi.

    Yelken Dünyası dergisinin Mart 2006 sayısında “Denizcilikte 100 ‘Az Bilinen’ Konu” başlığıyla yazdığım yazıda eklerde yer alan konuları değerlendirip kimi konuların gözden geçirilip, güncellendikten sonra kitap haline getirilmesini önermiştim. Ancak bu eleştirilere/önerilere rağmen anlamlı bir değişiklik/düzelti yapılmadan 10 yıl sonra söz konusu üç ek birleştirilip kitap haline getirildi ve Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından “Bahriyede 100 Bilinmeyen” (Dz.K.K. 2016) adıyla yayımlandı. Yelken Dünyası’nda yer alan aşağıdaki yazı bu kitabın eleştirisi olarak da okunabilir.

  • |

    Amatör-Sportif Denizcilik İçin Yayın-Yayıncılık Önerileri

    Kitap denizine açılmak

    Amatör-sportif denizcilik literatürüne, 20 yılı aşkın bir sürede, emek verdiğim/katkıda bulunduğum sayısı 50’ye ulaşan kitapların ve uğraşının deneyimiyle denize açılarak yazılan ekteki yazı, yayın/yayıncılık için neler yapılabilirin rotası hakkında bir harita çizmeye çalışırken, güzergâhtaki kayalıklara, sığlıklara, yosun tutmuş/kekamoz bağlamış ilerlemeye engel nedenlere de değiniyor, eleştiriyor, önerilerde bulunuyor. Kitaplara/denize ilgi duyan herkesle paylaşmanız dileğiyle, deniziniz ve rüzgârınız özlediğiniz gibi olsun.

  • |

    Sadun ve Oda Boro’nun Anısına…

    Kısmet iki yıl on ay süren dünya seyahatinin sonuna gelmiş, karasularımıza yaklaşmaktadır. Kısmet’in 15 Haziran 1968’de İstanbul’da olacağı neredeyse bir ay öncesinden açıklanır. Çünkü o güne dek seyahate mali yönden hiçbir katkısı olmayan devlet erkânı kendini göstermiş, işi “resmiyete” dökerek hazırladıkları karşılama törenlerinin programına göre seyir yapılmasını istemiştir.
    Sonraki günlerde Sadun Boro’nun “… artık hareket serbestliğimiz elimizden alınmış oldu.” dediği bu program uygulanır. Aslında çok farklı derecelerde de olsa kamuoyunun ilgi gösterdiği bazı bireysel ya da kolektif başarıların resmî makamlarca “araçsallaştırılması” evrensel bir olaydır.

    Sadun Boro “her ânı ömrümüz boyunca hiçbir zaman hatıralarımızdan silinmeyecek bambaşka bir hayal âleminde yaşadık” dediği son on günün hikâyesini Pupa Yelken’de ayrıntılarıyla anlatır.
    Boroların “hareket serbestliği” ellerinden alınmamış olsaydı karşılama törenleri/ziyaretler resmikabul/resmigeçit havasında değil de daha şenlikli mi olurdu ya da kamarada kapalı kalan Miço kutlamalara katılabilir miydi bilinmez ama zaten tahmin edilemeyen bir kalabalık neticesi askeri-mülki erkânın başrolde olduğu “ne protokol kalmıştı, ne de program…”

    Sadun Boro, “Pupa Yelken’i kaleme almamın esas gayesi gençlerimize, dünyanın en güzel kıyılarına sahip olan yurdumuzun insanlarına denizi sevdirmek, onlara engin ufuklara yelken açmayı özendirmek, teşvik etmekti.” der.
    Bu nedenle, herhangi bir şan-şöhret arayışı olmadan, tutku, açık deniz tutkusu, kendine güven ve özgürlük arayışı peşinde bir hayale yelken açan bu insanların Pupa Yelken’de yansıttığı ruhu/havayı hatırlatıp günümüze taşıyacak tarzda kitaptan alıntılarla hazırlanmış metinlerin ve onlarla ilgili değerli makalelerin MEB müfredatına/okullara sokulması için çaba gösterilmelidir.

    Yazıya serpiştirdiğim İstanbul’daki törenlerden kareler içeren 16×28 cm. ebadındaki siyah-beyaz on dört fotoğrafı 4 Şubat 2018’de İstanbul Müzayede’nin müzayedesinden satın almıştım.
    Fotoğrafları, 15 Haziran 1968’in bir yıldönümünde, 15 Haziran 2024’te, Sadun ve Oda Boro’nun anısına, bu serüveni kalbinde hisseden, takip eden, bu karşılamaya yakın ya da şahit olabilmek için o çoşkulu kalabalığa katılanlar adına paylaşmak istedim.

  • |

    İskenderiye Limanı’na Kırlangıçtan Bakmak

    Sosyoloji ve kamu yönetimi alanındaki akademi serüvenini sona erdirdikten sonra coğrafya, doğabilim ve yolculuk yazınına yönelen Ömer Bozkurt hocayı denizciler daha çok bu alandaki yazına katkılarıyla ve “gezginlik yer küreyi, doğayı sevmektir” diyen yönüyle tanırlar/bilirler.

    Şileple, yük/posta/araştırma gemileriyle, kabasorta armalı yelkenliyle yaptığı en ücra köşelere dek uzanan yolculukları hakkındaki yazıları/kitapları/çevirileri, çektiği fotoğraflar Türkçedeki en özgün örneklerdendir.

    Bozkurt, konforun, rahatın değil, gerçek bir deniz/denizci ortamında yapılan gemi yolculuklarının peşindedir. Gemiyle yolculuğun tarihsel gelişimini/değişimini anlattığı “Gemiyle Yolculuk” yazısında şileple yolculuğun farkını vurgular:  “… deniz yolculuğu artık çoğunlukla deniz eğlence gezisine dönüşmüştür. Deniz gezisi için değil de, bir yerden bir yere gitmek ve bunu mümkün olduğunca gerçek bir deniz ve denizci ortamında yapmak için günümüzde tek yol şileple yolculuk gibi görünüyor.”

    Enis Batur, Ömer Bozkurt’un Kutup Toprağı Svalbard’ayaptığı yolculuğu anlattığı Soğuk Kıyıları kitabını “konforlu gezmen izlenimleri peşindeki okuru en hafifinden dürtükleyecek içeriği ve üslubuyla” Türkçedeki en özgün örneklerden biri olarak değerlendirir: “Alışveriş haritasına, tumturaklı yemek mönülerine, çılgınca(!) eğlenme ritüellerine yer tanımayan bir keşif gözlem seyir defteri.”

    Yolculuk yaptığı gemilerdeki hayatı komuta merkezinden, köprüden izleyerek, mürettebatın günlük yaşamından, profesyonel denizcilerin dünyasından değerli kesitler aktarır, en ücra köşelerde çektiği fotoğrafları sunar bize. Çevirilerine adeta kitabı zenginleştiren kapsamlı ve mükemmel sunuşlar yazar.

    Ömer Bozkurt hocanın denizcilikle ilgili yazdığı ve çevirdiği kitapları yazı sonuna ekledim ama diğer kitapları, kitap incelemeleri, yolculuk yazıları, klasik müzik tutkusu, fotoğrafları, fotoğraf sergileri -ki kitaplarındaki/makalelerindeki fotoğrafları kendisi çeker- akademik kariyeri hakkında bilgi edinmek isteyenler yazarın kişisel sitesini (www.omerbozkurt.com) ziyaret edebilir.

    Yaklaşık 10 yıl önce, 2016’da gemiyle yaptığı bir Doğu Akdeniz yolculuğundan tadımlık bir bölüm. Katkısı için değerli dostumuz Ömer Bozkurt hocaya teşekkürlerimizle.