Osmanlı Spor Tarihine Bir Katkı: Moda ve Beykoz Deniz Yarışları (1913)

Ayşe Zamacı


Sunuş: Osmanlı’da amatör-sportif denizciliğin izleri: Deniz Yarışları / Sezar Atmaca

Siteyi takip edenler bilir ama bilmeyenler için tekrar edeyim: “amatör-sportif denizciliğin yeterince araştırılmış, yazılmış bir tarihi yok bu nedenle denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan” yazılara da yer vermeye çalışıyoruz.

Osmanlının son dönemi ile cumhuriyetin ilk yıllarına ilişkin yayınları, arşiv kaynaklarını tarayarak hazırlanmış “kaynak değeri” olan akademik araştırmalar amatör-sportif denizcilik tarihi için yeni/önemli bilgiler sunabiliyor.

Osmanlıdan gelenin, kalanın, kaybolanın, yok olanın izlerini Bengi Su Ertürkmen Aksoy ve Neşe Gurallar’ın “İstanbul Gemicilik Şenlikleri…” yazısından sonra 1913’te 33 gün arayla Moda Koyu ve Beykoz sahilinde düzenlenen deniz yarışlarını anlatan Ayşe Zamacı’nın “Osmanlı Spor Tarihine Bir Katkı: Moda ve Beykoz Deniz Yarışları (1913)” (Tarih ve Günce, Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Dergisi Sayı: 9, 2021 / Yaz, s. 159-188) başlıklı yazısıyla sürüyoruz.

Balkan savaşlarından yeni ve yenik çıkılmış bir dönemin atmosferini ve sorunlarını özetleyip, dönemin önde gelen siyasi şahıslarının himayesinde moral verici kentsel bir sosyal etkinlik olarak düzenlenen Moda ve Beykoz yarışlarını arşiv belgelerine, süreli ve basılı yayınlara dayanarak aktarıyor Ayşe Zamacı.

Hamidiye ve yabancı savaş gemilerinin yer aldığı bir ortamda Moda ve bir süre sonra Beykoz’da yapılan yarışlar… Gelirin, yarışı düzenleyen sosyal yardım cemiyetlerine bırakılması, biletli seyirci uygulaması ve seyirci için ek vapur seferlerinin konulması… Tamamı yapılamasa da her türlü kik, kayık, kancabaş, filika, sandal, futa, kotra ve motorun dâhil olduğu (ayrıca yağlı direk, yüzme, halat çekme vb. müsabakalar) Moda’da 29, Beykoz’da 24 kategoride yapılan yarışlar… Düzenleyici/katılımcı profili, kayık yarışlarının geçmişi, yarış programları, tekne tipleri,  izleyiciler, kulüpler, İdman Mecmuası’nda yer alan Moda yarışı organizasyonu/yönetimi ile ilgili dozu yüksek eleştiriler, İngiliz yat kulübünden (Khalkedon Racing Club) ödünç aldıkları teknelerle yarışan öğrenciler, yarışlarla ilgili 10 fotoğraf…

Arşiv belgelerinde, Tanin, Tasvir-i Efkâr, İdman Mecmuası gibi zamanın gazete ve dergilerinde yer alan bilgilerin/fotoğrafların günümüze aktarılmasını sağlayan değerli çalışması ve yayımlanma izni için Ayşe Zamacı’ya teşekkürlerimizle…

Bağlantılı yazı bkz: Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin ; 19. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul Gemicilik Şenlikleri…


Benzer Gönderiler

  • |

    Yazı Sayısı mı Kalitesi mi?

    Mesut Baran yönetimindeki Yelken Dünyası amatör denizciliğimizin amatör yüzünün yüzakıydı uzun yıllar. Dergiye yönelik eleştirileri bile çekincesiz basar, gocunmaz, yazıyı kabul ederken de “burası sizin derginiz, yerinde eleştiriler bize yol gösterir” derdi. Onun yönetimindeki dergi bizler için de sığınılacak bir limandı ancak sayıların giderek daha fazla birbirine benzemeye, tekrara düşmeye başladığını düşününce Eylül 2006 sayısına bu yazıyı yazmıştım.

    Yelken Dünyası’nın Ağustos sayısını okuduğumda aklıma “Acaba Yelken Dünyası gönderilen her yazıyı olduğu gibi basmakta mıdır?” sorusu geldi. Gelen her yazıyı istisnasız basmanın belki yazı çeşidi (nicelik) yönünden dergiye epey bir katkısı olsa da yazıların öncelikle nitelik yönünden katkısını da düşünmek gerekmez mi? Dergiyi daha değerli yapacak olan nitelik değil midir? Gelen yazıların dilbilgisi, derdini anlatabilme, yeni bilgiler-yeni bakış açıları sunma, konuya hakimiyet, yeterlik, gelişmelerden-mevcut ve yeni yazılı eserlerden haberdar olma, gelişmeleri aktarma, tekrara düşmeme, vb. kriterlerle değerlendirilmesi daha doğru olmaz mı? Bu açıdan bakıldığında kimi yazıların eksikliklerini, zaaflarını gidermesi için iade edilmesi, kimi yazılara okuyucuyu bilgilendirmek için kısa notlar düşülmesi gerekmez mi?

  • |

    Yalanı Haber Yapabilen “Gazeteci”:Turgay Noyan

    2007’de olmuş bu olayı neden yıllar sonra hatırlatma ve ek bir yazı yazma (Ekim 2021) gereği duydun denebilir. Yıllarca burada anlatılanlarla ilgili özür dilenmesini bekledim, karşı taraf gibi “bir şey yokmuşçasına” davranmadım ya da “akıntıya bırakmadım”, yeri geldi olayı/yapılanları/talebi tekrar hatırlattım. Tartışma/eleştiri kültürü açısından bakıldığında da sembolik bir olaydır burada anlatılanlar/yapılanlar. Benzerlerine karşı sessiz kalınmasın dileğiyle, yapılanlar derli-toplu kayda geçsin, unutulmasın istedim. Başta denizcilik bürokrasisi, sonra TYF olmak üzere eleştirilere karşı yapılan karalamalardan da biliyorum ki bu tür tavır ve davranışlar asıl cesareti sessizlikten, yeterince tepki gösterilmemesinden alıyor…

    Amatör-sportif denizcilik sekenesinden biri olarak şu sorunun cevabını hâlâ bilmiyorum ne yazık ki: “Bir tartışma, eleştiri kültürü yerleştirebilecek miyiz, yoksa her türlü yolu kullanarak karalamak, yok etmek, yalan söylemek, yalanı haber yapmak geçerli mi olacak?”

    Ekteki yazıların sırası şöyle:

    1) Yalanı Haber Yapabilen “Gazeteci…”, Ekim 2021.
    2) Oya Yazı Yaz. Bak Bu Kalem. dsti@yahoogroups.com ve Yelken Dünyası, Mart 2007.
    3) ADF’nin 17.02.2007 tarihli cevabi yazısının görseli.
    4) ADF Açıklaması: Turgay Noyan Yazısına Düzeltme ve Cevap Hakkımızı Kullandık, www.adf.org.tr, Şubat 2007.
    5) Sabah Gazetesi Okur Temsilcisine… (8 Şubat 2007)
    6) Turgay Noyan’ın Sabah‘taki yazıları:
    a) Denizcinin Günlüğü’ndeki yanlışlar, T. Noyan, Sabah, 4 Şubat 2007.
    b) ADF’yi yıpratmak istemem, T. Noyan, Sabah 18 Şubat 2007.

  • |

    Amatör Denizci Elkitabı’nın Hikâyesi

    ADEK / Amatör Denizci Elkitabı’nın ilk baskısı 2005 yılında yayımlandı ama 18 yıldır basılı ya da sosyal medyadan kimse merak edip de kitabın hikâyesini sormadı, ta ki Setur Marinaları’nın telefon uygulamasında yer alan Highlights’tan Kayhan Yavuz sorana kadar. ADEK’le ilgili sorulara verdiğim cevapların Highlights* yorumlarıyla yayımlanan metni aşağıda.

    Konusunda amatör denizciler tarafından yazılmış/hazırlanmış bir ilk kitap olduğu için ADEK / Amatör Denizci Elkitabı’nın hikâyesini içeren bu yazışmayı “Yeni Bir Amatör Sportif Denizcilik Anlayışı İçin” dosyasına bir ilk yazı olarak eklemekte tereddüt etmedim. İşin emektarı ben olsam da kollektif bir çalışmayı/çabayı göstermesi açısından da güzel/özenilesi bir hikâyedir ADEK/Amatör Denizci Elkitabı’nın hikâyesi.

    *(Setur Marinaları telefon uygulaması Highlights’a erişim için uygulamayı appstore veya Google Play’den –ücretsiz- indirip telefonda açmak gerekiyor. )

  • |

    Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…

    “Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…” üst başlığıyla yer alacak dosyadaki yazılarda, baskın denizcilik algısını, anlayışını sorgulayacak, kimi eski dergi/gazete sayfalarında kalmış, kimi yakın tarihli, kimi yeni yazılmış ya da yazılacak:
    ● amatör/sportif denizciliğin ne olduğunu gösteren, hatırlatan, vurgulayan, açıklayan…
    ● olan-biteni amatör/sportif denizciliğin süzgecinden geçiren,
    ● amatör/sportif denizciliğin sorunları ve değişen/gelişen yüzü kadar nelerin kaybolduğunu da dert edinen…
    ● kültürü pozitif anlamda kullanan, “kültürsüzlük”ten değil, denizcilik kültürünün canlı olmayışından söz eden, bunun nedenlerini araştıran,
    ● denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan;
    yazılara öncelikle yer verilecek.
    Şimdilik eski kaynaklardan aktarmayı düşündüğüm yazılmış veya taslakları hazır yeni yazıların başlıklarını/konularını kabaca şöyle sıralayabilirim (alfabetik):

  • |

    HIZIR (BARBAROS) HAYREDDİN PAŞA’NIN VAKFİYENAMESİ VE VASİYETNAMESİ

    Yıllar önce bir sahaf mezatından edindiğim “Hızır (Barbaros) Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’ni yayına hazırlamak için epey uğraşmış ama süreç uzayınca bir kenara koymuştum. Karantina günlerinde yeniden ele almak mümkün oldu. (…) Epeyce dipnot var, umarım yayında sorun olmaz. Metnin başlıkları şöyle:

    (I). BİR SAHAFİYE BELGESİNİN HİKÂYESİ

    (II). VAKFİYENAME VE ÇAPARİZLER/DÜĞÜMLER

    (III). VAKFİYENAME’DEKİ GELİR KAYNAKLARI VE HARCAMA KALEMLERİ

    (IV). SAHAFİYE BELGESİ: ÇEVRİYAZI HIZIR HAYREDDİN PAŞA’NIN VAKFİYENAMESİ

    Metin, Barbaros Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’nin Osmanlıca harflerden Latince harflere tam metin olarak çevirisini, yani çevriyazısını (transkripsiyonu) da içeriyor. Dolayısıyla çevriyazı da olsa Barbaros Hayreddin Paşa’nın Vakfiyenamesi’nin “tamamının” ilk (+dijital) yayını. Şüphesiz araştırarak/sorarak bilgi edinmeye çalışsam da (sorularıma verdikleri cevaplar için İdris Bostan hocama ve Murat Koraltürk’e teşekkür ederim) yazıda çıkabilecek hataların/netameli bilgilerin sorumluluğu bana aittir. Dilerim tarihe, Barbaros Hayreddin Paşa’ya meraklı olanların işine yarar.

  • Deniz Seyahati (1944-1945)

    Sunuş : “…kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum” / Sezar Atmaca

    Daha önce (Kasım 2022’de) yayımladığımız Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-46) yazısının sunuşunda  bu sahafiye belgeden de söz etmiştik:

    “Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.”

    Sevgili arkadaşımız Murat Koraltürk’e bu sahafiye belgeyi bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz.

    Kapakla birlikte 8 suluboya renkli çizimin yer aldığı bu ödevi, Silifke’de lise son sınıf öğrencisi olan, 18 yaşındaki Kâmil Doğruöz hazırlamış. Kalın karton kapaklı, 21×14.5 santim ebadında, tel halkalı, sayfa aralarına pelur kâğıt sayfa eklenmiş, her sayfasında bir tekne çizimi olan özenli bir ödev Deniz Seyahati (1944-45). Samsun’da Deniz Faaliyeti’nde olduğu gibi bu metinde de epey imla/yazım hataları varsa da ödevin güzelliğine gölge düşürmediği gibi o dönem bunlara çok önem verilmediğini de gösteriyor. Resim altındaki açıklamalar metinle karıştığı için, yeşil çizgiyle resim altyazısı ile metni ayırdım.

    Kâmil Doğruöz’ün ailesinin yaşadığı Gilindire o dönemde  yerlilerin Kelindir dediği Gülnar kazasının merkezi. İlçeye adını veren Gülnar, şimdiki adı Aydıncık olan Gilindire/Kelenderis kasabası.

    Bayram tatilinde ailesini görmek için Silifke’den Gilindire’ye gelen Kâmil Doğruöz, dönüşte kızkardeşini de yanına alarak Akbaba motoru ile Taşucu’na oradan da arabayla Silifke’ye gitmek üzere 1 Aralık 1944’te (bir kanunievvel) “deniz seyahati”ne başlar. Yelken açan teknenin sereni kırılır, tamir edilir, hava sertleşince tekrar kırılır, motor çalışmaz, fırtınayla baş edilmeye çalışılır. Akbaba, Tekin ve Aygır tekneleri aynı yolun yolcusudur. Uğranılan, sığınılan limanlar, koylar, arızalanan/yedeklenen tekne, yelken tamiri, makine tamiri, balık avı, kıçtan kara, gece yelken seyri… Bir hafta süren, yaklaşık 35-40 millik maceralı bir deniz yolculuğunu anlatan kısa bir ödev metni “Deniz Seyahati”.

    Seyirde karşılaşılan sorunlarla uğraşılırken kız kardeşine cesaret vermeye çalışan Kâmil Doğruöz selametle karaya ulaşınca doğal olarak kışın yapılan bu seyre ihtiyatla yaklaşmış:

    “ Bu seyahatimde heyecanlı dakikalar ve tehlikeler atlatmakla cesaretimin artması ile beraber kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum.”

    Deniz Seyahati’nin, rotasını bölgenin SHOD haritasının ilgili parçasında göstermeye çalıştım: