|

İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek

Sezar Atmaca

Özel Teknelerin Kayıt, Belgelendirme ve Donatımına İlişkin Yönerge’de (2006) yapılan bir değişiklikle ADEK/Amatör Denizci Elkitabı, bir süre her teknede bulunması zorunlu yayınlar arasına katılmıştı. Bu yazıdaki “Zorunlu Kitaplar” bölümünde “Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi  başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.” diye yazıp ADF’ye de bu şartın kabul edilebilir bir şey olmadığını ifade etmiştim. ADF’nin girişimiyle bir süre sonra mevzuat değiştirilerek bu tekel durumuna son verildi.

Yazıda yer alan “Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi” başlıklı bölümündeki eleştiriler nedeniyle Naviga dergisi kurucusu/söz sahibi Turgay Noyan’ın yaptıkları için “Yalanı Haber Yapabilen ‘Gazeteci…’” yazısına da bakın lütfen. (Ekim 2021)


Yelken Dünyası, Şubat 2007

İlgiyi Bilgiyle Zenginleştirmek… (Yelken Dünyası, Şubat 2007)

Üç denizcilik dergisinin satış toplamının 15 bini aşması, amatör denizci belgesi veya yelken eğitimi almak isteyenlerin çokluğu gibi birçok göstergeye bakarak son yıllarda denizciliğe olan ilginin, denize açılan, açılmaya niyetlenen  insan ve tekne sayısının giderek arttığını söyleyebiliyoruz. İlginin sadece sayısal bir artış olarak kalmaması nitelikçe bir zenginleşmeyle birlikte mümkündür. On sorudan dördünü yapana ADB/amatör denizci belgesi vermek yerine, sınavları, bilgiyi ölçen, öğrenmeye teşvik eden, herkese eşit uygulanan  bir biçimde yapmak (Amatör Denizcilik Federasyonu’nun -ADF- yapmaya çabaladığı gibi) veya denizcilik/yelken eğitimini eğitim/eğitmen yönünden bir standarda kavuşturmak gibi örnekler, denizcilikte bir nitelik artışına işaret eder.

Giderek zenginleşen bir nitelik artışıyla tanımlayabileceğimiz bir değişim, denizciliği sığ sulardan çıkarıp engin denizlere taşıyabilir. İlginin, denizciliğin gelişmesi, yaygınlaşması, zenginleşmesiyle birlikte yürümesi, bu işi öğrenmeye hevesli insanların sayısını giderek arttıracak, ilginin kalıcı olmasını sağlayacaktır.

Diğer taraftan denizciliğe olan ilgi, birçok alandaki gelişme ve zenginleşmeyle sürekli desteklenmezse (mevzuat, kurumlar -kulüpler, federasyonlar, eğitim veren şirketler…-,  denizcilik kitapları, dergiler, konferanslar… kısacası her türlü yayın, eğitim,  tekne üretimi, barınma olanakları vb…) giderek sönmeye, rotasını hızla, caydırıcılık dahil, kalibresi düşük bir denizciliğe (sevdiğim bir söyleyişle “olayın denizde geçtiği” sulu bir dünyaya) doğru değiştirmeye başlayabilir.

Sadun ve Oda Boro’nun Kısmet’iyle zamanında  doruk noktasına ulaşan denizciliğe ilginin (yeni bir soluğun, toplumsal hevesin…) sönmesinin, bu güzelim sembole, rüzgâra yeni değerler katılamamasının en büyük nedeni yukarıda söz ettiğim ilişkinin olumsuz yönde olmasıdır.

Bu olumsuzluğun günümüzde de sürmemesi için yayıncılık alanında ilgiyi bilgiyle buluşturmayan, zenginleştirmeyen kimi örneklere değinmek istiyorum.

Yanlışlarla Dolu Yeni Yıl Takvimi

Denizciliğin gelişmesinin ve yayılmasının önemli araçlarından biri şüphesiz denizcilik dergileridir. Ekim 2006’da kimi örneklerle yazı kalitesi açısından Yelken Dünyası’nı eleştirmiş, yazı seçiminde daha dikkatli ve özenli olmanın dergiyi daha değerli yapacağını belirtmiştim.(“Dergideki Yazı Sayısı mı, Yazı Kalitesi mi?”). 

Geçtiğimiz ay Naviga dergisi yeni yılda  bir masa takvimi verdi, iyi de yaptı ama bilgi açısından özensiz ve yanlışlarla dolu bir takvim verdi okuyucularına. Takvimde Ocak ayındaki gemi resmi “Piri Reis’in, 1528 tarihli Dünya haritası”ndan alınmasına ve bilinen böyle bir alıntılama sistemi olmamasına rağmen resmin sol üst köşesine (diğer 12 resimde olduğu gibi…) İdris Bostan yazılmış. Takvimin kaynağı olan İdris Bostan’ın kitabında (Osmanlı Gemileri, Bilge Yay., 2005) çizimlerin (harita, minyatür…) orijinal kaynakları işin adabına uygun olarak çizimlerin kenarlarında teker teker  belirtilmişken, dergi bunu okuyucularına aktarmaya gerek görmeyerek yazara ve esere en hafif deyişle saygısızlık etmiş. Daha önemlisi 12 tekne resmiyle ilgili “bilgi” yok olmuş. Örneğin takvimdeki Karamürsel çizimi Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden , mavna Katip Çelebi’den (Tuhfetül Kibar…), kadırga Matrakçı’nın Süleymanname’sinden, bir harita el-Hac Ebu’l- Hasan’dan alınmış… ama dergi alıntı yaptığı kaynakta mevcut bu  ve diğer çizimlerle ilgili bilgileri “fazla” bulmuş anlaşılan. Kimi yerde ör. Aralık ayında başlık, resim, metin ilişkisi kopmuş. Teşekkür yazısında alıntı yapılan kitabın yayıncısı, yayın tarihi belirtilmemiş.  Takvimin diğer yüzündeki harita ve  minyatürlerden bazılarının Piri Reis’in Kitab-ı Bahriye’sinden alındığı belirtilmiş. Ancak bu sayfalardaki dikkatsizlik, özensizlik sintineyi doldurup tekne batıracak cinsten. “Venedik Şehri (Piri Reis, Kitab-ı Bahriye)” yazan haritanın Venedik’le uzaktan yakından bir ilgisi yok. Harita, adaları ve Tersane-i Amire’yi gösteriyor. Diğer bir haritada Tersane-i Amire yazmasına rağmen harita küçültüldüğü için tersane haritada yok. “Toulon Limanı’nda Osmanlı Donanması, 1543” diye açıklanan harita Mısır’la ilgili ve Nil’de işleyen gemileri gösteriyor. Yine  “Marsilya Limanı’nda Osmanlı Kadırgaları”  diye açıklama düşülen  bir başka harita da Mısır ve Nil’le ilgili … Okuyuculara verilecek  bir yeni yıl takvimi için daha dikkatli ve özenli olmak gerekmez mi? Dileriz dergi yanlışlarla dolu bu takvimi düzeltip tekrar dağıtarak okurlarına “gerçek” bir “yeni yıl hediyesi” sunar.

Bilgi ve Uzmanlıkla Desteklenen Konuların Artması

Denizcilik dergilerimize dışarıdan bakan bir yabancı  yarış, gezi ve tekne tanıtım yazılarının yoğunluğu karşısında ülkemizi dünyanın en yarışçı ülkelerinden biri zannedebilir. Ya da  tekne, sporcu, kulüp sayısında dünyanın önde gelen ülkelerinden olduğumuzu, denizcilerimizin yedi denizlerde cirit attığını düşünebilir. Oysa karşılaştırmalı istatistiklere baktığımızda örneğin birkaç yıl öncesinde Fransa’da 4400 yelken kulübü, 550 000 yelken sporcusu,  32 deniz müzesi varken,  ülkemizde bu sayılar neredeyse bir avuçtur. En zayıf olduğumuz alanlarda bu kadar çok yazı üretmek sağlıklı bir yayıncılık işareti değildir. Oysa dergilerde yazı çeşitliliğinin, bilgi ve uzmanlıkla desteklenen konuların artması, denizciliğimizin zenginleşmesi için önemlidir. Örneğin dergilerimizdeki tekne testleri neredeyse reklamlarla atbaşı gidiyor. Tekne test yazıları belki son zamanlarda biraz değişti, tamamen çeviri değil, kimi zaman  işi bilen insanların kullanımıyla yapılıyor ama yeterli teknik donanım maalesef hâlâ yok. Oysa “sahici” bilgiler verebilmek için gerekli tekne testinin kimi yönleri doğrudan ölçüm aletleriyle ilgili. Örneğin motor gürültüsünün çeşitli süratlerde tekne içinde kaç desibel olduğunu ölçmek gibi. Herhalde işin doğrusu önce okuyuculara tekne testi nedir, hangi araçlarla, nerelere bakılarak, kaç kişiyle yapılır gibi daha ayrıntılı bilgiler aktarmak, kendimize özgü modeller geliştirmek, çizelgeler oluşturmak olmalıdır. Böylece hangi tür yazıların asgari tekne testi standardına uyduğu hakkında konuşabiliriz. (Eminim sayın Şahap Aksoy’un , sevgili Âli San’ın ve daha nicelerinin bu konuda söyleyecek çok sözü vardır…) Belki mazruf da zarf kadar önemsendiği zaman tekne test yazıları reklam dışında da bilgiler sunar hale gelebilir.

Denizcilikteki zenginleşmenin önemli kanallarından birisi de problemleri ortaya koyan, unutulmuş bilgileri hatırlatan, yeni bilgiler sunan, eleştiren, yol gösteren, açık uçlu tartışmaların yapılabilmesidir. Başıma birkaç kez geldiği için biliyorum, dergilerin açık yüreklilikle sayfalarını bu tür yazılara, tartışmalara  açmaları, onları sekteye uğratmamaları denizlerimize, teknelerimize yeni rotalara yol açacak taze rüzgârlar getirir.

İntihal Örnekleri

Denizciliğe yönelik ilgiden bir an önce faydalanmak isteyenler de eksik değil ! Örneğin Macellan’ın Dramı  (Süleyman Yeşilyurt, Kültür-Sanat Yayınları, Ankara 2004) kitabı resmen intihal (aşırma). Kitap Stefan Zweig’ın ilk baskısı 1938’de yapılan Macellan, Dünyanın Çevresini Dolaşan İlk İnsan kitabından (çev. Zehra Yılmazer, Kabalcı Yay., 2002) neredeyse sadece bölümlerin sırası  değiştirilerek paragraf paragraf aşırılmış. Karşılaştırmalı bir örnek vereyim: “Mavi sulara pupa yelken açılıp, Tejo’dan aşağıya doğru bilinmeyen meçhule doğru ilerleyen ilk Portekiz gemileri keşif için yola çıkmışlardı. İkinciler ise yeni bölgelerle henüz barış amaçlı ticaret ilişkileri kurmak peşindeydi.” Macellan’ın Dramı’nın bu ilk satırları Stefan Zweig’ın  kitabının 35. sayfasından aşırılmış: “Tejo’dan aşağıya inip bilinmeyene ilerleyen ilk Portekiz gemileri keşif için yola çıkmışlardı, ikinciler yeni bölgelerle henüz barışçı ticaret ilişkileri kurmak peşindeydi.” Bu tür kitaplar hakkında  okuyucuları uyarmak herkesin görevi ama denizcilikle ilgili kitaplar, kitap eleştirileri dergilerde yeni ürün olarak sunulan bir kol saati (!) ya da gözlük kadar yer bulamıyor ne yazık ki.

Ağır Kitaplar

Mustafa Pultar hocamızın geçen sayıdaki “Ağır Kitaplar” yazısında anlattığı gerçekten her yönüyle “ağır” kitaplar hiç kuşkusuz o ülkelerdeki denizcilik altyapısının (florasının…) zenginliğini de yansıtıyor. Sayın Pultar’ın yazısında ADEK’i ağır kitap olmaya aday gösterip, Bowditch gibi  ağ sitesinde açık kullanımını önermiş. Öncelikle ADF’nin yayını kitap hakkındaki övgüleri için tüm arkadaşlarım adına teşekkür ederim. Örnek verdiği kitaplardan “Denizciliğin İncili “ kabul edilen Chapman’ın  elimdeki 1943 baskısı 324 sayfa iken, 1999 baskısı (63. baskı) 656 sayfa. Yazıda örnek verilen ve bundan sadece yedi sene sonra basılan  2006 baskısı (65. baskı) ise 928 sayfa. Şüphesiz bu kitabı (kitapları) kıymetli yapan sayfaların sayısal artışı değil, zenginliği/niteliği; konuların ele alınışı, işlenmesi, yetkinliği,  içerdiği bilgiler, görsel malzemeler vb. özellikleri kitabı “ağırlaştırıyor”. Denizcilik konusunda aradığınız herhangi bir bilgiyi rahatlıkla bulabilmek mümkün. Bu kitapların dışında yüzlerce yayın bu kitapların oluşmasını destekleyecek, kaynak olacak bilgilerle dolu, kurumlar, olaylar bu gelişimi destekliyor. “Bilgi” söz konusu olunca aranan konuyla ilgili tartışmalar, konunun farklı yönlerine değinen yazılar, kitaplar bulmak mümkün. Yukarıda da  göstermeye çalıştığım gibi bu konuda hayli yol almamız gerekiyor. Örneğin Mustafa Pultar’ın “Fırtına Takvimi” ile ilgili eleştirilerine (kimi eski kaynaklarda birçok fırtına adı geçse de…) yeterli kaynak bulup hâlâ cevap verebilmiş değilim. Ya da “Denizcinin Günlüğü 2007”de Tekne Adları yazısında birçok kaynakta geçen “1650’de Uzunçarşı kalyonuna verilen ismin gemilere verilen ilk isim olduğunu” yazmıştım. Oysa bu ay elime geçen bir başka kaynakta ilk defa 1522 ve 1565’te Kanuni’nin bindiği iki baştardeye ad verildiği yazıyordu.

Yaşayan Kitaplar

Ağır kitapların ortak noktası yaşayan kitaplar olması, yani yıllarca her baskıda ek ve değiştirmelerle kitabın geliştirilmesi. ADEK ise zorunlu olarak sınav yönetmeliğine uygun hazırlandı. Bu nedenle örneğin yelken seyri yok kitapta. Kimi konular hayli kısa geçilmek zorunda kalındı. Şüphesiz yeni konu ve yazarların katılımıyla kitap “ağırlaştırılabilir”. Veya ADEK’in içindeki kimi bölümler geliştirilip eklenerek yeni bir kitap yapılabilir (benim düşüncem bu yönde). Ama bu gerçekten çok ciddi, emek, zaman, insan ve para isteyen bir iş. Daha da ötesi çok iyi projelendirilmesi gerek. ADEK ağ sitesinde de kısmen  veya tamamen yayımlanabilir. Ama ağ sitesi çok düzenli bir ortam olmadığı için yayımlanan eserler “bütünlüğüne saygı gösterilmeden değiştirilip bozularak kullanılıyor” veya  “kamu malıymış gibi muamele görebiliyor.”

Zorunlu Kitaplar 

Yeri gelmişken Donatım Yönergesi gereğince “özel teknelerde” bulunması zorunlu iki kitaba “zorunluluk” açısından değineyim. Bunlardan biri ADEK. Oysa ADF yayını Amatör Denizci Elkitabı’nın (ADEK) zorunlu olması için hiçbir neden yok. Kişi denizciliği ADEK’ten öğrenebileceği gibi  başka kitaplardan, kaynaklardan da öğrenebilir. Dilerim bu zorunluluk bir an önce kaldırılır.

Diğer zorunlu kitap ise 4922 sayılı “Denizde Can ve Mal Koruma Hakkındaki Kanun”un  8. maddesi gereğince Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü.  İlgili madde“Her Türk gemisinde ‘Denizde Çatışmayı Önleme Tüzüğü’nden bir tane bulunur. Gemilere parasız dağıtılacak olan bu tüzük, geminin esas belgelerinden sayılır” şeklindedir. Bildiğim kadarıyla da kanun aynen yürürlüktedir. Her teknede bulunmasının zorunlu olan bu kitabın parasız dağıtılması kanun hükmündeyken 31,5 YTL bedelle satılması nasıl bir yasal uygulamadır bilinmez. Üstelik kitabın yıllardır kullanım kolaylığı sağlayacak renk, şekil, dizin eklenmesi vb. gibi hiçbir iyileştirmeye gidilmeden  tekrar tekrar basılması, konunun hiçbir eleştiriyle karşılaşmaması düşündürücüdür. Ayrıca parayla satılabilmesi için kanun hükmünün değiştirilmesi gerekir.

Sonuç Yerine

Bu sene Denizcinin Günlüğü’nde de yazmıştım. “BM İnsani Raporu’na göre Türkiye okuma alışkanlığında 173 ülke arasında 86. sırada yer alıyor. En iyimser  rakamlarla her 100 kişiden sadece dördü-beşi kitap okuyor. Bağımsız Eğitimciler Sendikası’nın araştırmasına göre de  “Türk gençliği okumamasına rağmen her konuyu biliyormuş gibi davranıyor” ve “bilgisi olmasa da her konuda fikri var.” Ortada bir bilgi kırıntısı olmazsa tartışmaları, yazıları hangi bilgiyle sürdüreceğiz?  Denizcilikle ilgili konuları sadece malzeme olarak değil, sorun olarak da görürsek, vereceğimiz her bilgi, denizin daha fazla tanınmasına, denizciliğin sindirilmesine, gelişmesine yarayacaktır.

(Yelken Dünyası, Şubat 2007)

Similar Posts

  • |

    Eski Denizcilik Dergileri Dizini IV: Denizatı Dergisi Bibliyografyasından Seçmeler (1986-1994)

    Denizatı dergisi hakkında / Sezar Atmaca

    Denizle ilişkisi iş-meslek ilişkisi olan profesyonel denizcilerin dergilerinden biri olan Denizatı dergisi günümüzde dijital olarak yayımlanıyor. Derginin ilk sayısı hakkında bir kayıt bulamadım ancak derginin son sayısında yer alan bilgiye göre “Denizatı dergisinin geçmişi İTÜ Denizcilik Fakültesi (eski YDO) Mezunları Derneği’nin (İTÜ DEFAMED) kuruluş yılı olan 1949’a kadar uzanıyor.”

    Ağustos 1949’da “Yüksek Denizcilik Okulu Mezunları Cemiyeti” adıyla kurulan derneğin yayın organı olarak yayınını uzun yıllar sürdüren derginin son iki sayısı ise dijital olarak yayımlanmış (Bahar 2023, sayı 1 / Kış 2024 sayı 2)*.

    Denizatı dergisinin 9 yıllık dönemini (1986-1994) kapsayan bibliyografya derginin Ocak 1995 sayısının eki olarak verilmiş. Konulara ve yazar adlarına göre yapılmış iki bölümden oluşan bibliyografyayı M. Şeref Baba, Esra Biçen, Işıl Güler hazırlamış.

    İlgilenebileceğimiz, kulak kabartabileceğimiz konular veya içeriğini bilmesek de ilginç başlıkları seçmeye çalıştım ama dizerken gözümden kaçan yazılar da olabilir. Bibliyografyada yazıların yer aldığı dergilerin sayfa numaraları varsa da dergi sayılarını belirtmekle yetindim, konu başlıklarına göre yapılan sıralamayı esas aldım. 

    Bu bibliyografyayı paylaştığı için Murat Koraltürk’e teşekkürlerimizle.

  • İçinde Tuzla ve Tersane Kelimeleri Geçmeyen Yazılar

    Yazı tersane bölgelerindeki kazaların/iş koşullarının neden en ufak bir şekilde denizcilik/yatçılık dergilerinde yer almadığını sorguluyor (2008). Giderek artan teknelerin muhteşemliği veya üreticilerin “başarısı” ile dolu haberlere rağmen bu konudaki “sessizlik”  günümüzde de sürüyor.

    İster özel tekne üretsin, ister gemi buradaki durumun vehametini kamuoyuna ulaştırmak, bu konuda hazırlanmış raporları okuyuculara duyurmak, mümkünse “tarafların” görüşlerini aktarmak, gösterime giren belgeselin haberini vermek, yani “insan hayatı” konusunda denizcilik dergilerinden hassasiyet beklemek nafile midir? Çalışma ekonomisi uzmanı 110 öğretim üyesi “Tuzla’daki ölümlere seyirci olmak istemiyoruz. Biz katkıya hazırız.” (Radikal 15.06) derken dergilerin de katkıda bulunacakları bir “seviye” yok mudur?

    En iyi ihtimalle söylersek bu konudaki empati yokluğunu, temassızlığı, kaygısızlığı, soğukluğu, seyirci kalmayı neye bağlayabiliriz? Olan-bitene ilişkin hiçbir insani endişe ve sorumluluk taşımayan, sadece tüketime kıymet veren  bir duruş mudur bu?

    Denizcilikle, teknelerle ilgili onca haber içinde (malzeme, teknoloji, üretim) bunca tekneyi yapan emeğin, insan hayatının  malzeme, alet-edevat,  ekipman,  yarış… kadar değeri yok mudur? Denizcilik Bayramı (1 Temmuz) kutlamalarında denizcilikteki gelişmelerden söz ederken bunları da hatırlayan (yazılar) çıkar mı?

  • |

    Amatör Denizci Elkitabı’nın Hikâyesi

    ADEK / Amatör Denizci Elkitabı’nın ilk baskısı 2005 yılında yayımlandı ama 18 yıldır basılı ya da sosyal medyadan kimse merak edip de kitabın hikâyesini sormadı, ta ki Setur Marinaları’nın telefon uygulamasında yer alan Highlights’tan Kayhan Yavuz sorana kadar. ADEK’le ilgili sorulara verdiğim cevapların Highlights* yorumlarıyla yayımlanan metni aşağıda.

    Konusunda amatör denizciler tarafından yazılmış/hazırlanmış bir ilk kitap olduğu için ADEK / Amatör Denizci Elkitabı’nın hikâyesini içeren bu yazışmayı “Yeni Bir Amatör Sportif Denizcilik Anlayışı İçin” dosyasına bir ilk yazı olarak eklemekte tereddüt etmedim. İşin emektarı ben olsam da kollektif bir çalışmayı/çabayı göstermesi açısından da güzel/özenilesi bir hikâyedir ADEK/Amatör Denizci Elkitabı’nın hikâyesi.

    *(Setur Marinaları telefon uygulaması Highlights’a erişim için uygulamayı appstore veya Google Play’den –ücretsiz- indirip telefonda açmak gerekiyor. )

  • |

    Fırtına Nerede?

    Hangi deniz, hangi rüzgâr, hangi “haber” buluşturur bizi?

    Denizdeki her olay denizi, denizciliği tanımak, tanıtmak için bir fırsattır ama bunun gerçekleşmesi konuya yaklaşıma ve eklenecek bilgilere bağlıdır.

    2006’da yaşanmış bir kaza dolayısıyla haberlerin ele alınışını, bilginin kaybolmasını, magazinleştirilmesini ve gittikçe kaybolan amatör ruhu ele alan bir değerlendirme…

    Birçok göstergeye bakarak ülkemizde denizciliğe olan ilginin, denize açılan insan ve tekne sayısının giderek arttığı söylenebilirse de genel olarak bu artışın denizcilik kültürünü incelttiğini, ona yeni “değerler” kattığını söylemek oldukça zor.

    Denizciliğin daha dar alanlardan çıkıp giderek yaygınlaşmasından söz edeceksek canlı, ufku açık, her bindiği teknenin şarkısını söylemeyen kendi değerleri ve kimliği billurlaşmış amatör ruhlu bir denizcilik kültürü için mevcut veya oluşmaya başlayan kimi değerleri sorgulamamız, bu alandaki olumlu mirasa sahip çıkmamız gerekir. Çok sayıda parametreden (tekne, eğitim, kurum, yayın -kitap, dergi, gazete-, sporcu, yarış, sponsor vb.) farklı örnekler vermek mümkün ama çok daha sıradan birkaç örnekle konuya gireyim.

    Tekne sayısı arttıkça usturmaçalarını üzüm salkımı gibi sarkıtarak seyreden tekne sayısının artması; liman içinde VHF telsizlerinin 1 watt değil de 25 watt çıkış gücünde kullanılarak herkesin rahatsız edilmesi sıradan bilgilerin bile “içselleştirilemediğini” gösteren örnekler. Bir değerin oluşabilmesi, kalıcılaşması için sadece bilgiye sahip olmak yetmiyor, o bilginin “içselleştirilmesi” de gerekiyor. Doğaldır ki bu alandaki gelişmeler denizdeki yağmurla, fırtınayla gelip yerleşmiyor, ülkenin kültüründeki olumlu ve olumsuz (zaafları, eksiklikleri…) yönleri, gelişmeleri bünyesinde taşıyor, yansıtıyor. Ayrıca denizcilik adına yapılan her şey iyidir gibi ilkesiz, ölçüsüz bir anlayışın yaygınlığı da bunu pekiştiriyor. Örneğin “Türkiye Yelken Açtı” başlığıyla gazetemiz (Milliyet Pazar, 4 Haziran) 2 tam sayfa haber yapıyor ama muhabir yaptığı röportajların yönlendirmesiyle (!) amatör denizci belgesiyle “şilep” kullanılabileceğini yazıyor.

    Denizcilik alanındaki gelişmeleri, tartışmaları her açıdan değerlendirmek, eleştirmek, denizciliğin ufkunu açacak yerel ve evrensel kuralların, değerlerin, referansların belirginleştirilmesini, sindirilmesini sağladığı gibi amatör bir ruhu kaybetmeden filizlenmekte olan denizcilik dilinin, kimliğinin ve sonucunda kültürünün sınırlarını çizebilir.

  • Dünden Bugüne Atlantik Şiiri

    “Dünden Bugüne Atlantik Şiiri” başlıklı e-posta amatör/sportif denizciliğin gündeme gelmeyen-tartışıl(a)mayan önemli sorunlarından birisi olan “sponsor/pazarlama/reklam/gizli reklam/haber/bilgi” ilişkisine dikkat çekmek için, “Medyatik Cazibe” başlıklı ikinci e-posta ise ilk yazı hakkındaki bir eleştiriye cevap olarak yazılmıştı.

    Yazılanlar kişilerle veya seyirle değil bir “meseleyle” ilgili. Bir seyri medyatik cazibesi olan bir olay/reklam haline getirebilmek için yapılanlardan ör. haberdeki bilginin kayboluşundan, gerçeklerin göz ardı edilmesinden söz ediyorum. Yoksa her türlü riski ve zorluğu barındıran 2700 millik bir açık deniz seyri şüphesiz ki kolay değildir. 16 yaşındaki genç denizcimizi bu girişimi ve başarısı için kutlamak gerekir.

    ARC rallisi (Atlantic Rally for Crusiers) başka ralliler de düzenleyen World Cruising Club’ın Atlantik geçişini özendirmek ve popüler hale getirmek için yıllardır sürdürdüğü bir organizasyondur. Organizasyonun istediği koşulları yerine getiren ve katılım bedelini ödeyen her tekne veya şahıs bu ralliye katılabilir. Örneğin 2010’da katılan 233 teknenin 19’u yarış/IRC Racing sınıfında yarışmaktadır. Ülkemizde de bu yolla Atlantik’i geçen birçok tekne ve kişi var. Ayrıntılı bilgi için www.worldcruising.com bakılabilir.