|

Klasik Tekne Tutkunu M. Cem Gür’ün Anısına…

1957’de Kayda Geçmiş Yirmi Dört Ahşap Tekne Çizimi

Sezar Atmaca

M. Cem Gür ile hiç tanışmadım ama yaptığı tekneler ve yazıları hakkında bilgim vardı. “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras” (Küdenfor, 2020) kitabının ilanını görünce almış, kitabı elden geçirdikten sonra da bir arkadaşımdan Cem’in e-posta adresini isteyip 13 Şubat 2021’de “tebrik ve teşekkür” başlıklı “Yaptığınız  tekneleri gördükçe sizi  hayırla yadetmiş ve  konuyla ilgili yazılarınızın (ki haberleşme dışında pek internet ve mecralarını kullanmadığım için hayli geç de fark ettim) geliştirilerek kitap olmasını istemiş/dilemiş biri olarak…”  diye başlayan bir e-posta göndermiştim.

15 Şubat 2021’de “Kendi adıma, karınca kararınca, ulusal deniz kültürüne bir tuğla koyabildim ise ancak onur duyarım.” diye biten zarif bir cevap almıştım M. Cem Gür’den.

Kitabı satır satır okuduktan sonra alışkanlıktan gözüme çarpan yazım hatalarını ekleyip, “armalarla ilgili çok şey öğrendim, müteşekkirim” “böyle güzel kitaplar ayrıntılı bir dizini ve kaynakçayı hak ediyor” diyerek verdiği bilgiler için tekrar müteşekkir olduğumu belirtip, paylaşmak ve ne düşündüğünü öğrenmek istediğim bazı notlar yazmıştım 7 Mayıs 2021’de. Örneğin kitabın adı ile ilgili şunları yazmıştım: “Eleştiri olarak değil de paylaşmak için yazıyorum: Kitabın adına takıldım… sanki ‘Yok olan’ (Tükenen?) olsa daha iyi olacak gibi geldi. Kaybolmak sanki arayıp da tekrar bulacakmışız anlamını da taşıyor. Çok-kültürlü yapı ortadan kalkıp, değerini bilen/kullanan/üreten, bilgiyi taşıyan/yazan nadir insan kalınca, bir şeyi yerine koymak/anlamlandırmak/canlandırmak  yani tekrar bulmak mümkün değil. Arşivlerden çıkar mı bilmiyorum ama kitabında söz ettiğin tekneleri bize anlatan, tecrübelerini gelecek nesillere ‘miras’ bırakan yazılı kaynaklarımız da pek yok…”

Ayrıca kitabında “saygıyla anmalıyız” dediği denizcilik etnografı Amiral François Edmond Paris’in (1806-1893) 19. yüzyılda yazmış olduğu iki kitabın elimdeki pdf dosyalarını da iki ayrı e-posta ile göndermiştim. Ancak cevap alamayınca bayramda belki bir yerlere gitmiştir diye düşünüyordum ki, 23 Mayıs 2021’de “sahibinden.com” sitesinde “Golant Gaffer sınıfı Klasik Ahşap Yelkenli” başlıklı Cem Gür’ün yaptığı teknelerden birinin satılık ilanında “…geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz usta klasik tekne tasarımcısı M. Cem Gür…” satırlarını okuyunca donup kaldım, inanamadım.

M. Cem Gür (1956-2021)

Onca zaman geçtiği halde hastalığından ve 17 Nisan’daki ölümünden haberim olmamıştı. Sonrasında haberleştiğim arkadaşlarım da haklı olarak “duymuşsundur diye düşündük” dediler. Teknolojinin/haberleşmenin böylesine gelişmediği zamanlarda üzücü haberler ancak aylar sonra alınabilirdi ama uzaklarda olmanın, telefon kullanmamanın, internet mecralarına fazla takılmamanın bedeli de aynı oldu.  

Eline ulaşmayan e-postamı “Yeni kitaplar yapman, yazmaya/aydınlatmaya devam etmen dileğiyle, hoşça ve sağlıcakla kal…” diye bitirsem de benim için hayli gecikmiş ve yarıda kalmış, trajik bir tanışma/yazışma/ayrılma oldu ne yazık ki… Tek tesellim kitabı hakkındaki düşüncelerimi kendisine iletebilmiş olmam. Sevgili M. Cem Gür, çok değerli bir kitap ve yaptığı güzel/klasik tekneler, klasik teknelerle ilgili yazılar bırakarak ayrıldı aramızdan. Ruhuna selam olsun…

Küdenfor Yayınları 2020

Kürekten Yelkene Kaybolan Miras

M. Cem Gür’ün kitabının etkileyici bir tarafı da ülkemizde 2000’li yıllarda güncel/dinamik olan ancak çabuk silikleşen amatör denizcilik (ruhu) için önemli bir kaynak olmasıydı. Amatör denizciliğin araçları/dünyadaki örnekleri, bizdeki gidişatı hakkında değerli ipuçlarıyla doluydu “Kürekten Yelkene Kaybolan Miras”. Kitabın sonuna eklediği ve çevirisini kendisinin yaptığı “Sakin Seyir Manifestosu” (s.195-196) bunca yıldır yaptığı/yapmaya/anlatmaya çalıştığı şeylerin belki de bir özeti, adeta ideal bir amatör denizcilik manifestosu gibiydi. M. Cem Gür’ün “Sakin Seyir Manifestosu” çevirisinin yelken kulüpleri/marinalar/barınaklar vb. yerlerde bir çerçeve içinde görünür bir yerde bulundurulması, böylesi bir denizcilik de var/olabilir diye denize açılanlara hatırlatmanın bir yolu olabilir. Gezgin Korsan/Klasik Tekneler Platformu gibi sitelerde yazdığı makalelerin bir dosyada toplanarak tasnif edilmesi/paylaşıma açılması, kitap olabilecek haldeyse basılması da denizcilik kültürümüze, koyduğu tuğlanın daha görünür/bilinir olmasına, geliştirilmesine katkı sağlayabilir…

Balıkçı teknelerimizi kayda geçiren ünlü tasarımcı: Howard I. Chapelle

M. Cem Gür kitabında hükümetin/Et ve Balık Kurumu’nun talebiyle  FAO (BM Gıda ve Tarım Örgütü) tarafından bölgesel şartlara uygun tekne tasarımları hazırlaması/önermesi için 1957’de Türkiye’ye gönderilen ve ülkemizde on ay kalarak “REPORT TO THE GOVERNMENT OF TURKEY ON FISHING BOATS” (Türkiye Hükümetine Balıkçı Tekneleri Hakkında Rapor) başlıklı balıkçı tekneleri envanteri ve raporu hazırlayan dünya çapında bir tasarımcıdan da söz eder: Howard Irving Chapelle.

FAO raporu, Roma 1957

“Chapelle çalışkan biriymiş. … raporun ekinde, emek verdiği kırka yakın planda, ülkede bulunduğu süre içinde balıkçılıkta kullanılan hemen hemen bütün teknelerin planlarını çizmiş ve belki de 1957’de Karadeniz ve Marmara Türk balıkçı filosu modeller envanterini çıkarmış diyebiliriz.” (…) “…Chapelle’in önerdiği modeller inşa edilmiş mi bilemiyoruz. Raporda kırka yakın plan çalışması var. 10 aylık bir süre için çok ciddi bir emek gerektirmiş. Elimizin altında böylesi kıymetli bir çalışma varken insan doğal olarak akıbetini merak ediyor.” diyerek rapordaki tekne çizimlerinden de üç örnek vermiş Cem Gür.

Tamamı İngilizce olan 105 sayfalık bu raporun ekinde 24 tekneyle ilgili 44 çizim de yer alır.  Balıkçı teknelerinin o yıllardaki durumu/inşası/gelişimi, malzemeleri, usulleri, araçları, tipleri ve karakteristikleri gibi birçok ayrıntılı bilgiyi de içeren bu FAO raporunun tamamı dileriz Türkçeye çevrilir (Report To The Government Of Turkey On Fishing Boats -Türkiye Hükümetine Balıkçı Tekneleri Hakkında Rapor-, Howard Irwing Chapelle, FAO, Roma, 1957).

Her Yönüyle Ahşap Tekne Yapımı Elkitabı, 1941

Chapelle’le yapılmış bir söyleşi, hazırladığı raporla ilgili özet çeviriler, yazarın kısa biyografisi o yıllarda Et ve Balık Kurumu tarafından yayımlanan Balık ve Balıkçılık dergisinin 1956 ve 1957’deki çeşitli sayılarında da yer alır (erişime açık bu yazıların dökümü yazı sonunda). Chapelle söyleşisinde incelediği “Sandal ve küçük teknelerin yapı bakımından hiçbir kusurları olmadığını” belirtir ve “bu işleri başaran kimselerin zekâlarını takdir” eder. Balık ve Balıkçılık dergisinin Aralık 1956 sayısında yayımlanan bu söyleşide “Türkiye’deki vazifem esnasında altı yeni tip gemi plânı hazırladım. Bunlardan ikisi, inşa edilmek üzere, tetkik edilmektedir.” dese de önerilerinin akıbeti ile ilgili bir bilgiye ulaşamadım ne yazık ki.

Klasik tekne tutkunu M. Cem Gür’ün anısına raporda yer alan tekne çizimlerini, rapora ulaşmamı sağlayan TÜDAV başkanı Prof. Bayram Öztürk’e teşekkürlerimle ekte yayımlıyorum.

Raporda tekne tipleri ve karakteristikleri

Yirmi dört tekneyle ilgili toplam kırk dört çizimde, bazı teknelerin isimleri (Atılay), tekne tipleri (6 temel tekne tipi), tam boy (length overall), su hattı boyu (length LWL), su çekimi (draft), genişlik (beam), deplasman (displacement), teknenin tasarımcısı, inşaiyecisi, inşa edildiği yer, sahibi gibi birçok bilgi de yer alıyor. Daha düzgün taramak isterdim ama çizimlerdeki çerçeve, netlik vb. sorunlar için kusura bakmayın.

M. Cem Gür’ün “Kaybolan Miras” diye adlandırdığı teknelerden de örnekler içeren bu çizimler yok olmuş ya da nadir örnekleri kalmış bir mirası da gözler önüne seriyor.

Aşağıda yer alan çizimlerin listesi şöyle:

• 1a. ATILAY (15.90 m.) • 1b. ATILAY (ofset tablosu) • 2. Gırgır (15.10 m.) • 3. Gırgır (14.15 m.) • 4a.Balıkçı (15 m.) • 4b. Balıkçı (ofset tablosu) • 4c. Balıkçı (inşası) • 5. Modifiye taka (12.27 m.) • 6a. Taka (11.86 m.) •6b. Taka (inşası) •7. İskenderun trawler (18.20 m.) •8. İzmir trawler (16.80 m.) •9. İstanbul balıkçı (7.05 m.) •10. Kayık (7.60 m.) •11. İstanbul balıkçı kayığı (13.30 m.) •12. İstanbul sandal (6.00 m.) •13a. Karadeniz taka tipi yelkenli sandal  (5.62 m.) •13b. Karadeniz taka tipi yelkenli sandal yelken planı •14. Yelkenli ve kürekli sandal (5.68 m.) •15. Çektirme (9.12 m.) •16a.Balıkçı, geliştirilmiş model (14.67 m.) •16b. Balıkçı (ofset tablosu) •16c. Balıkçı (inşası) •17a. Balıkçı, geliştirilmiş model (14.56 m.) •17b. Balıkçı (ofset tablosu) •18a. Taka, geliştirilmiş model (13 m.) •18b. Taka (ofset tablosu) •19a. Taka, geliştirilmiş balık taşıma ( 12.08 m.) •19b. Taka (ofset tablosu) •20a. Trawler, -önerilen- 150-200 beygir (18.48 m.) •20b. Trawler (ofset tablosu) •20c. Trawler (inşası) •20d/e. Bölümleri •21a. Trawler –önerilen kombinasyon, orta ağırlık, 205 beygir– (17.50 m.) •21b. Trawler (ofset tablosu) •21c. Trawler (inşası) •22a. Trawler –önerilen kombinasyon, hafif ağırlık, 150 beygir (17.14 m) •22b. Trawler (ofset tablosu) •23a. Taka- geliştirilmiş- ( 7.72 m.) •23b. Taka (ofset tablosu) •24. Karadeniz balıkçıları için önerilen kürekli tekne (7.50 m.) •25. Bazı tekne inşa araçları / 26. Taka kıç varyasyonları •27. Tipik kavitasyon plakası / 28. Önerilen yapım detayları


1a. ATILAY (15.90 m.)
1b. ATILAY (ofset tablosu)
2. Gırgır (15.10 m.)
3. Gırgır (14.15 m.)
4a. Balıkçı (15 m.)
4b. Balıkçı (ofset tablosu)
4c. Balıkçı (inşası)
5. Modifiye taka (12.27 m.)
6a. Taka (11.86 m.)
6b. Taka (inşası)
7. İskenderun trawler (18.20 m.)
8. İzmir trawler (16.80 m.)
9. İstanbul balıkçı (7.05 m.)
10. Kayık (7.60 m.)
11. İstanbul balıkçı kayığı (13.30 m.)
12. İstanbul sandal (6.00 m.)
13a. Karadeniz taka tipi yelkenli sandal  (5.62 m.)
13b. Karadeniz taka tipi yelkenli sandal yelken planı
14. Yelkenli ve kürekli sandal (5.68 m.)
15. Çektirme (9.12 m.)
16a.Balıkçı, geliştirilmiş model (14.67 m.)
16b. Balıkçı (ofset tablosu)
16c. Balıkçı (inşası)
17a. Balıkçı, geliştirilmiş model (14.56 m.)
17b. Balıkçı (ofset tablosu)
18a. Taka, geliştirilmiş model (13 m.)
18b. Taka (ofset tablosu)
19a. Taka, geliştirilmiş balık taşıma ( 12.08 m.)
19b. Taka (ofset tablosu)
20a. Trawler, -önerilen- 150-200 beygir (18.48 m.)
20b. Trawler (ofset tablosu)
20c. Trawler (inşası)
20d. Önerilen 18 m. trawler bölümleri
20e. Önerilen 18 m. trawler bölümleri
21a. Trawler –önerilen kombinasyon, orta ağırlık, 205 beygir- (17.50 m.)
21b. Trawler (ofset tablosu)
21c. Trawler (inşası)
22a. Trawler –önerilen kombinasyon, hafif ağırlık, 150 beygir (17.14 m)
22b. Trawler (ofset tablosu)
23a. Taka- geliştirilmiş- ( 7.72 m.)
23b. Taka (ofset tablosu)
24. Karadeniz balıkçıları için önerilen kürekli tekne (7.50 m.)
25. Bazı tekne inşa araçları / 26. Taka kıç varyasyonları
27. Tipik kavitasyon plakası / 28. Önerilen yapım detayları

Report To The Government Of Turkey On Fishing Boats (Türkiye Hükümetine Balıkçı Tekneleri Hakkında Rapor), Howard I. Chapelle, FAO, Roma, 1957.


Balık ve Balıkçılık dergisinde yer alan Howard I. Chapelle‘le ilgili yazılar/çeviriler:

*Yarının Balıkçılık Gemileri Üzerinde Çalışmalar (Chapelle ile söyleşi) / Aralık 1956. Balik_ve_Balikcilik_Dergisi_Cilt_4_Sayi_12_EBK_Yil_1956_.pdf (esk.gov.tr),

*Türk Balıkçı Tekneleri (çeviri) / Ocak 1957. Balik_ve_Balikcilik_Dergisi_Cilt_5_Sayi_1_EBK_Yil_1957_.pdf (esk.gov.tr)

*Türk Balıkçı Teknelerinin Uygun Makine Güçleri (çeviri) / Nisan 1957. Balik_ve_Balikcilik_Dergisi_Cilt_5_Sayi_4_EBK_Yil_1957_.pdf (esk.gov.tr),

*Türk Balıkçı Tekneleri (çeviri) / Ağustos 1957. Balik_ve_Balikcilik_Dergisi_Cilt_5_Sayi_8_EBK_Yil_1957_.pdf (esk.gov.tr)


Bağlantılı yazı bkz : Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin

Similar Posts

  • |

    Sadun ve Oda Boro’nun Anısına…

    Kısmet iki yıl on ay süren dünya seyahatinin sonuna gelmiş, karasularımıza yaklaşmaktadır. Kısmet’in 15 Haziran 1968’de İstanbul’da olacağı neredeyse bir ay öncesinden açıklanır. Çünkü o güne dek seyahate mali yönden hiçbir katkısı olmayan devlet erkânı kendini göstermiş, işi “resmiyete” dökerek hazırladıkları karşılama törenlerinin programına göre seyir yapılmasını istemiştir.
    Sonraki günlerde Sadun Boro’nun “… artık hareket serbestliğimiz elimizden alınmış oldu.” dediği bu program uygulanır. Aslında çok farklı derecelerde de olsa kamuoyunun ilgi gösterdiği bazı bireysel ya da kolektif başarıların resmî makamlarca “araçsallaştırılması” evrensel bir olaydır.

    Sadun Boro “her ânı ömrümüz boyunca hiçbir zaman hatıralarımızdan silinmeyecek bambaşka bir hayal âleminde yaşadık” dediği son on günün hikâyesini Pupa Yelken’de ayrıntılarıyla anlatır.
    Boroların “hareket serbestliği” ellerinden alınmamış olsaydı karşılama törenleri/ziyaretler resmikabul/resmigeçit havasında değil de daha şenlikli mi olurdu ya da kamarada kapalı kalan Miço kutlamalara katılabilir miydi bilinmez ama zaten tahmin edilemeyen bir kalabalık neticesi askeri-mülki erkânın başrolde olduğu “ne protokol kalmıştı, ne de program…”

    Sadun Boro, “Pupa Yelken’i kaleme almamın esas gayesi gençlerimize, dünyanın en güzel kıyılarına sahip olan yurdumuzun insanlarına denizi sevdirmek, onlara engin ufuklara yelken açmayı özendirmek, teşvik etmekti.” der.
    Bu nedenle, herhangi bir şan-şöhret arayışı olmadan, tutku, açık deniz tutkusu, kendine güven ve özgürlük arayışı peşinde bir hayale yelken açan bu insanların Pupa Yelken’de yansıttığı ruhu/havayı hatırlatıp günümüze taşıyacak tarzda kitaptan alıntılarla hazırlanmış metinlerin ve onlarla ilgili değerli makalelerin MEB müfredatına/okullara sokulması için çaba gösterilmelidir.

    Yazıya serpiştirdiğim İstanbul’daki törenlerden kareler içeren 16×28 cm. ebadındaki siyah-beyaz on dört fotoğrafı 4 Şubat 2018’de İstanbul Müzayede’nin müzayedesinden satın almıştım.
    Fotoğrafları, 15 Haziran 1968’in bir yıldönümünde, 15 Haziran 2024’te, Sadun ve Oda Boro’nun anısına, bu serüveni kalbinde hisseden, takip eden, bu karşılamaya yakın ya da şahit olabilmek için o çoşkulu kalabalığa katılanlar adına paylaşmak istedim.

  • 19. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul Gemicilik Şenlikleri: Büyükada (Prinkipo) Regattaları…

    Amatör-sportif denizciliğin yeterince araştırılmış, yazılmış bir tarihinin olmadığını vurgulayarak “Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…” dosyasında: “ denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan; yazılara öncelikle yer verileceğini” belirtmiştik. Bengi Su Ertürkmen Aksoy ve Neşe Gurallar’ın 19. yüzyılın ikinci yarısında İstanbul’daki deniz sporları günlerini/şenliklerini anlatan çalışması bu açıdan dönemine ilişkin zengin bir tablo sunuyor.

    Ülkemiz yelken tarihi anlatılarında  ya da deniz kültürü ile ilgili kitaplarda bilinçli/bilinçsiz pek değinilmeyen Osmanlı dönemi ya da ulusallığa sıkışmış anlatılar dönemin denizci varoluş tarzlarını/sosyal etkinliklerini, kozmopolit yapısını pek yansıtmaz. Dönemin süreli yayınları ve anı kitapları taranarak hazırlanan bu çalışma 1859’dan itibaren kentsel bir etkinlik olarak gelenekselleşen regattalarla ilgili hazırlanmış bir ilk yayın olması açısından da değerli bir çalışma.

    Yayın izni verdikleri için sayın Bengi Su Ertürkmen Aksoy-Neşe Gurallar ve ODTÜ Mimarlık Fakültesi Dergisi’ne teşekkürlerimizle…

  • Amat’ta Denizcilik Dili

    İhsan Oktay Anar son romanında (Amat, İletişim Yayınları İstanbul 2005), 1670’te İstanbul’dan demir alarak denize açılan gizemli kalyon Amat’ın fantastik hikayesini büyülü ve oturaklı bir dille anlatıyor. Romanın büyülü ve oturaklı dilinde denizcilik terimleri önemli bir yer tutuyor. Okuyucu denizcilikle ilgili bilmediği birçok kelimeyle, terimle karşılaşsa da, kitap akıcılığından, sürükleyiciliğinden bir şey kaybetmiyor. Aksine kalyondaki efsanevi insanlar ve hikâyeler denizcilik diliyle süsleniyor, derinleşiyor. Denizcilikle ilgili bu kadar çok bilinmeyen kelime, terim, deyim kullanmasına rağmen bunları sanki hepimizin bildiği şeylermiş gibi anlatabilmesi de romanın başarısı. Kimi kelimelerin karşılıklarını satır aralarında bulabiliyorsunuz. Örneğin “gemici dilinde tavlon denen alt güverte” veya “ariva komutuyla marineller ve diğer denizciler çarmıklardan direklere tırmandılar”, gibi açıklamalarla gemici dilinin bağı çözülüyor. Denizcilik dilini, kültürünü yadırgatmadan, eğreti durmadan metne böylesine yedirebilmesi Amat’ı çok başarılı bir denizcilik romanı yapıyor.

  • |

    Fırtına Nerede?

    Hangi deniz, hangi rüzgâr, hangi “haber” buluşturur bizi?

    Denizdeki her olay denizi, denizciliği tanımak, tanıtmak için bir fırsattır ama bunun gerçekleşmesi konuya yaklaşıma ve eklenecek bilgilere bağlıdır.

    2006’da yaşanmış bir kaza dolayısıyla haberlerin ele alınışını, bilginin kaybolmasını, magazinleştirilmesini ve gittikçe kaybolan amatör ruhu ele alan bir değerlendirme…

    Birçok göstergeye bakarak ülkemizde denizciliğe olan ilginin, denize açılan insan ve tekne sayısının giderek arttığı söylenebilirse de genel olarak bu artışın denizcilik kültürünü incelttiğini, ona yeni “değerler” kattığını söylemek oldukça zor.

    Denizciliğin daha dar alanlardan çıkıp giderek yaygınlaşmasından söz edeceksek canlı, ufku açık, her bindiği teknenin şarkısını söylemeyen kendi değerleri ve kimliği billurlaşmış amatör ruhlu bir denizcilik kültürü için mevcut veya oluşmaya başlayan kimi değerleri sorgulamamız, bu alandaki olumlu mirasa sahip çıkmamız gerekir. Çok sayıda parametreden (tekne, eğitim, kurum, yayın -kitap, dergi, gazete-, sporcu, yarış, sponsor vb.) farklı örnekler vermek mümkün ama çok daha sıradan birkaç örnekle konuya gireyim.

    Tekne sayısı arttıkça usturmaçalarını üzüm salkımı gibi sarkıtarak seyreden tekne sayısının artması; liman içinde VHF telsizlerinin 1 watt değil de 25 watt çıkış gücünde kullanılarak herkesin rahatsız edilmesi sıradan bilgilerin bile “içselleştirilemediğini” gösteren örnekler. Bir değerin oluşabilmesi, kalıcılaşması için sadece bilgiye sahip olmak yetmiyor, o bilginin “içselleştirilmesi” de gerekiyor. Doğaldır ki bu alandaki gelişmeler denizdeki yağmurla, fırtınayla gelip yerleşmiyor, ülkenin kültüründeki olumlu ve olumsuz (zaafları, eksiklikleri…) yönleri, gelişmeleri bünyesinde taşıyor, yansıtıyor. Ayrıca denizcilik adına yapılan her şey iyidir gibi ilkesiz, ölçüsüz bir anlayışın yaygınlığı da bunu pekiştiriyor. Örneğin “Türkiye Yelken Açtı” başlığıyla gazetemiz (Milliyet Pazar, 4 Haziran) 2 tam sayfa haber yapıyor ama muhabir yaptığı röportajların yönlendirmesiyle (!) amatör denizci belgesiyle “şilep” kullanılabileceğini yazıyor.

    Denizcilik alanındaki gelişmeleri, tartışmaları her açıdan değerlendirmek, eleştirmek, denizciliğin ufkunu açacak yerel ve evrensel kuralların, değerlerin, referansların belirginleştirilmesini, sindirilmesini sağladığı gibi amatör bir ruhu kaybetmeden filizlenmekte olan denizcilik dilinin, kimliğinin ve sonucunda kültürünün sınırlarını çizebilir.

  • Sığ Sularda İki Denizcilik Kitabı

    Denizcilik eğitimi konusunda denizcilik kütüphanemizin eksiği çok. Yayımlanan kitapların var olan kitap sayısını arttırmaktan öte bir anlamının olması, eksiklikleri gidermesi, verdiği bilgilerle denizcilik terminolojisini geliştirmesi, eski yayınlarda görülen hatalı terimleri ve kullanımları elden geçirmesi, düzeltmesi, örnek olması, kısacası denizcilik kütüphanemizi zenginleştirmesi beklenir. Çeviri kitaplarda kitap seçimi, çeviri dili ve terminoloji bilgisi gibi kıstaslar nedeniyle bu konudaki beklentiler daha da büyür. Denizcilik kütüphanemize kazandırılan iki çeviri kitap (Her Yönüyle Yelken Kitabı ve Resimlerle Navigasyon)ne yazık ki söz konusu beklentileri karşılamaktan hayli uzak.

  • |

    Sintineyi Temiz Tutmak…

    Radikal Kitap ekinde (15.06.2007) kitap incelemesi başlığı altında AMYC yayını Denizde Günah’la ilgili Cem Erciyes imzalı bir eleştiri çıktı. Ancak yazı alışılmadık bir biçimde kitap eleştirisinden çok “yayınevi” eleştirisi gibiydi. Üstelik Erciyes, kitap ekinin sorumlu yayın koordinatörüydü. AMYC yayınları olarak başka hesaplara malzeme edildiğimizin farkındaydık: “Özel bir amaç ve kasıt olunca yayın eleştiri kriterleri, nesnellik de ayaklar altına alınıyor Cem Erciyes’in yazısında.” Yine de yazıyı çevirtip yazar Klaus Hympendahl’a da iletmiştik. Radikal Kitap’tan bir cevap/tepki gelmeyince yazarın hayretle “bu işler orada böyle mi dönüyor…?” diye biten cevabını da iletemedik. Evet bu işler burada böyle dönüyor ne yazık ki…

    Önce Radikal Kitap eki yetkililerine -Tuğrul Eryılmaz, İsmet Berkan, Cem Erciyes- gönderdiğimiz “Sintineyi Temiz Tutmak…” başlıklı yazı, sonra da Cem Erciyes’in kitabın yazarına “bu işler orada böyle mi dönüyor…?” dedirttiren yazısı ekte.