Sadun Boro’dan Bir Mektup Bir Yazı: Örnek Bir Yat Kulübü / Marina Ayrı, Barınak Ayrı

Sadun Boro




Yacht, Nisan 1966

Sadun Boro’dan Mektup

                                                                                                        Cristobol 12/3/1966

Bu sabah, kulüp kâtibi, yollamak lütfunda bulunduğunuz Yacht mecmuasının Mart sayısını getirdi.

Hakkımızda, lâyık olmadığımız halde yazdığınız yazıları, gözlerimiz yaşararak okuduk teveccühünüze çok, çok teşekkür ederiz.

Yacht, Nisan 1966

Seyahatimizin umumi efkarda tahminimizden fazla alaka uyandırması, amatör denizciliğimizin istikbali için bir ümit ışığı oldu. Üç tarafı dünyanın en güzel denizleri ile çevrili olduğu halde, bizim kadar denize sırtını dönmüş bir sahil memleketi daha tasavvur etmek, maalesef imkânsız. Yolculuğumuz boyunca en ufak adalarda dahi denizciliğe verilen ehemmiyeti görüp de kendi halimize ağlamamak mümkün değil. Spordan başka, bu mevzu, her liman için aynı zamanda bir gelir ve turist kaynağı olmuş. (…)

Artık denizciliğin 1 Temmuz’da nutuk çekmekten ve Moda koyunda yarış etmekten ibaret olmadığını bir gün görebilirsek ne mutlu bize…

Size bir deniz kulübü için misal vereyim: Şu önünse bağlı olduğumuz “Panama Canal Yacht Club” ahşap, deniz kenarında mütevazı bir bina. Önünde 6 tane çıkma iskele. İki tanesi misafir yacht’lara, diğerleri azâ teknelerine tahsis edilmiş. Yelken ve motör 30 kadar yerli tekne var, hepsi de “Kısmet”ten küçük. Bu kulübün biri 15 ton, diğeri 70 ton çekebilen iki tane raylı çekeği mevcut! Her iskelede su ve elektrik, hortum ve bir kablo ile tekneye alıyorsunuz. Daima sıcak sulu duşları, sabaha kadar açık Amerikan barı ve her yerden ucuz koca bir lokantası… Azâ aylığı: çekek, su ve elektrik dahil ayda 2 dolar!. Başındaki sekreter de yaşlı bir kadın. Bir tekne sahibi olarak bir kulüpten daha ne kolaylık beklersiniz!

(…)

(Yacht, Nisan 1966)


MBY / Motor Boat& Yachting, Ocak 2008

Sadun Boro Anlatıyor

Marina ayrı, barınak ayrı

Sadun Boro

Söyleye söyleye dilimde tüy bitti. Marina ile barınağı ayırt etmesini öğretemedim kimseye. Türk usulü, her işte olduğu gibi, gösteriş…

Yani her yerde marina olacak. Her yerde marina olmaz. Barınakların olacağı yer vardır, marinanın olacağı yer vardır. Barınak olduğu zaman, oradan yatlar da istifade eder, balıkçılar da… Bunları ayırt etmekten acizler. Yirmi senedir söylerim, saçma sapan yerlere marinalar yapılıyor. Dünyanın parası harcanıyor marinalara. Sonra bomboş yatıyor. Trabzon, Marmara’da Güzelce, Yalova’da marina, Avşa’da, Gazipaşa’da marina… Marina değil barınak lazım buralara… dağ başına marina yapılmaz. Marina yapılacak yerin etrafının bir sanayisi, şehri olması lazım. Bedava desen durmaz kimse. İşte Trabzon, Gazipaşa… Ta Çiller zamanı yapıldı. Bomboş durur. Kimse beş kuruş verip ihaleye girmiyor. Halbuki orada barınak lazım. Bunu anlatamadım. Her şeyde bir gösteriş. Marina olacak, içinde de beş yıldızlı otel olacak. Fiyatlar artıyor tabii. Bugün çık Bodrum’dan Gökova’nın sonuna kadar, kuzey yakasında, bir güney havasında barınacak yer yoktur.

MBY / Motor Boat& Yachting, Ocak 2008

Ne yapacak bu kadar tekne, balıkçı… Bu havalarda bir tane barınacak yer yok. Mesela Datça yarımadası. Palamutbükü vardır. Knidos’ta da duramazsın. Knidos’tan Hisarönü’ne kadar bir tane barınacak yer yoktur. Ondan sonra gider Gazipaşa’da marina yaparlar. Yeni Foça’da marina… Ne gerek var Yeni Foça’da marinaya? Yapacaksan Eski Foça’ya yap marinayı! Ya da mesela Karaburun’da marina yapmaya kalkıyorlar. Yani bir türlü ayırt edemiyorlar.

Türkiye’de anlayış şu: marina illâ ki lüks olacak. Çok lükse ihtiyaç yok halbuki. Bak bu kadar insan denize çıkamıyor bu yüzden. Birçok korunaklı yer olsun yeter.

Bodrum’da güney havası sıkıştırdı mı, hiçbir yerde kalamazsın. Denizciliği sırf yat olarak düşünmemek lazım. Balıkçılar da var. Denizci olarak bakmak lazım olaya. İşte senelerdir ben bu konularla uğraştım. Fakat bunları yazmaya utanıyorum inanın. Marinalar pahalı. Tabii pahalı olur. Otuz-kırk kişi çalışınca tabii maliyetler de artıyor. Beş yıldızlı otele de ihtiyaç var, pansiyona da… Turizmde nasıl her keseye göre oteller ve pansiyonlar var ise denizcilikte de aynı şey yapılmalı.

Bu konuyla ilgili seneler evvel yaşadığım bir olayı anlatayım: Portekiz’e geldik. En meşhur marinasındayız. İnanır mısınız duş yapacak yer bulamadık. Orada özel bir kulüpte duş yapmıştık. Yani önemli olan barınmak. Onlar olayı çözmüş. Şimdi belediyeler çok meraklı her yerde marina yapmaya. İçinde otel de olacak illâ ki… Yani dediğim gibi, hep bir gösteriş. Uzun lafın özü: “Daha ayağımız ıslanmadı yani!” yetkili kişilere hep söyledim. Nerede ne yapılacak ben size yardımcı olayım. Karşılıksız… benim herhangi bir maddi beklentim yok. Yazık oluyor. Ona üzülüyorum.

(MBY / Motor Boat& Yachting, Ocak 2008)


Bağlantılı yazı, bkz. : Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin

Similar Posts

  • MAT Yatının Atlantik Gezisi

    Yılın her zamanında seyirde görebileceğiniz Teoman (Arsay) abimizin teknesi MAT’ın Karadeniz’den Kızıldeniz’e, oradan Atlantik’e “kayıtlı” yaklaşık 200 bin mil seyri, seyirler boyunca biriktirdiği onlarca anısı, denizciliğe ilişkin sayısız bilgisi/deneyimi var.

    MAT’ın uzun seyirlerinden biri olan, 16 Eylül 2002’de başlayan Atlantik gezisi Yelken Dünyası dergisinde “MAT Yatının Atlantik Seferi” üst başlığıyla bölümler halinde yayımlanmıştı (2002-2003). Dokuz ay süren 12 892 millik Atlantik gezisinin fotoğraflar, çizimler ve metin elden geçirilerek tek bölüm haline getirilen seyri “MAT Yatının Atlantik Gezisi” başlığıyla toplu halde ilk kez okuruyla buluşuyor. Teoman abinin seyir notlarına/gözlemlerine toplumsal gidişatımız/geçmişimiz ve amatör denizcilik üzerine düşünceleri de eşlik ediyor. Keyifli okumalar…

  • |

    Gökova Rehberi Hakkında

    Sevgili Deniz Boro’yla Vira Demir hakkında konuşurken, Naviga dergisinin Vira Demir’den alıntılarla hazırladığı ve dergi eki olarak verdiği (2017) Gökova Rehberi’ne bakıp değerlendirme sözü vermiştim, yazı onun e-postası (21 Ağustos 2017).

    (…)

    Naviga dergisi eki olarak verilen Gökova Rehberi‘ne genel olarak baktım ve kabaca gördüklerimi/önerilerimi şöyle sıralayabilirim:

    ●Sadun abinin kullanımları/yazdıkları zorunluluk olmadıkça, keyfi olarak değiştirilmemeli. Örneğin Açıklamalar bölümünde (s.7) Vira Demir’de “çapa” olan terim “çıpa” diye değiştirilmiş ki yanlış hatırlamıyorsam Sadun abi diğer kitaplarında da çapa diye kullandı.

    Yine aynı sayfada yer alan “Fenerlerin son durumu ve koordinatları, yeni konan ve değiştirilen fenerler ‘Askeri Deniz Yasak Sahalar’ ve ‘Dalışa Yasak Sahalar’ SHOD tarafından kontrol edilmiştir.” ifadesi hatalı/sakıncalı bir ifade ve Vira Demir’deki cümleyle ilgisi yok. Özel bir kitaba SHOD böyle bir hizmet vermez/veremez ve böyle bir sorumluluk almaz/alamaz. Bu kitabı yazanlara/hazırlayanlara düşer ki Vira Demir’deki cümle de bunu (hangi kaynakların esas alındığını) anlatır.

    ….

  • |

    Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…

    “Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…” üst başlığıyla yer alacak dosyadaki yazılarda, baskın denizcilik algısını, anlayışını sorgulayacak, kimi eski dergi/gazete sayfalarında kalmış, kimi yakın tarihli, kimi yeni yazılmış ya da yazılacak:
    ● amatör/sportif denizciliğin ne olduğunu gösteren, hatırlatan, vurgulayan, açıklayan…
    ● olan-biteni amatör/sportif denizciliğin süzgecinden geçiren,
    ● amatör/sportif denizciliğin sorunları ve değişen/gelişen yüzü kadar nelerin kaybolduğunu da dert edinen…
    ● kültürü pozitif anlamda kullanan, “kültürsüzlük”ten değil, denizcilik kültürünün canlı olmayışından söz eden, bunun nedenlerini araştıran,
    ● denizcilik, yani deniz/tekne/insan ilişkisinin amatör/sportif yönünün izlerini denizcilik mirasında, denizci varoluş tarzında araştırıp, suüstüne çıkarmaya çalışan, geçmişimizin çok kültürlü, renkli karakterini veri alan, hikâyelerini anlatan;
    yazılara öncelikle yer verilecek.
    Şimdilik eski kaynaklardan aktarmayı düşündüğüm yazılmış veya taslakları hazır yeni yazıların başlıklarını/konularını kabaca şöyle sıralayabilirim (alfabetik):

  • Yelkencilik Geri Gidiyor

    Sunuş / Sezar Atmaca

    Her türlü manevranın yelkenle yapıldığı, Boğaz’a yelkenle çıkılan zamanlar… Yelkende becerilerin sergilendiği, motorsuz yelkencilik günleri. Denizcilik terimleri de duruma uygun: Örneğin  “Yardımcı motorlu yelkenli tekne (auxiliary sailboat)” asıl yürütücü gücü yelken olan, manevra ve güç durumlarda motor kullanan yelkenli tekne anlamına geliyor, kısaca “yardımcı motor (yardımcı makina)” da deniyor yelkenden gayrısına. Ayrıca o yıllarda motor değil, “motör” deniyor. Bugün hatırlayan pek yok.

    Harun Ülman, Yurtta ve Dünyada Av ve Deniz Sporları dergisinde yayımlanan (15 Eylül 1948, sayı: 2) “Yelkencilik Geri Gidiyor” başlıklı kısa yazısında “kotraların şerefi kalmadı” derken, motor kullanımının artışıyla birlikte 1940’lı yıllardan itibaren nelerin değiştiğini, nelerin kaybolduğunu anlatıyor. Günümüzde marina gibi kalabalık yerlerde seyir güvenliği açısından yelkenle manevra uygun değil ama kapıda (marina girişinde) teknesini “sadece yelkenle durduran” da pek kalmadı.
    Sadun Boro da bir yazısında “Eskiden motor pek olmadığı için, gemiciler de, hakiki bir denizci, yelkenci olarak yetişirdi. Şimdi bastın mı marşa, dayan git!… Kim uğraşacak yelkenlerle!…” diyerek değişen bu duruma işaret ediyor.

  • |

    Moda Sandalı (Athar Beşpınar’la Söyleşi)

    Sunuş / Kullanımı Kolay Denizci Tekne Arayışları / Sezar Atmaca
    Denizciliği gelişmiş ülkelerin tekne parkları denize açılmayı kolaylaştıran, heveslendiren, “başlangıç tekneleri” de diyebileceğimiz “kürekli veya yelkenli”, özgün, yaygın dingi modelleri ya da küçük tekne tipleriyle doludur. Bu ülkelerde, barınma/örgütlenme/üretim gibi temel konulardaki gelişmişlik, zamanın bilgi ve teknolojisine uygun yeni tekne tiplerinin tasarımının ve üretiminin yanında, eski/klasik teknelerin korunması, yaşatılması/replikalarının yapılması için gösterilen çabalarla da beslenir.

    Ülkemize bakacak olursak; küçük, ucuz “kürekli veya yelkenli” tekne tiplerinin varlığı/üretimi/barınma olanakları amatör-sportif denizciliğin gelişmesini/yaygınlaşmasını besleyecek başlıca koşullardan biriyken bu konuda çağdaş standartların çok gerisinde kaldığımızı, bazı örneklerini artık denizlerimizde değil Koç Müzesi, Deniz Müzesi gibi müzelerde görebildiğimiz kürekli veya yelkenli eski/klasik tekne tiplerinin de artık kaybolduğunu ya da nadir hale geldiğini görüyoruz.

    Yayımlanan “Bağlama Kütüğü” istatistikleri değersiz verilerden ibaret olduğu için kütüğe kayıtlı teknelerin boyları, yelkenli tekne sayısı, motor gücü ya da 50 ya da 100 yaşında kaç tekne var gibi ayrıntıları bilemiyoruz.

    Bir de restore etme/edebilme sorunumuz var. Geleneksel tekne üretim usullerinin ve ustalığının kaybolmaya yüz tutması nedeniyle tekne sahipleri açısından var olanları klasik halleriyle (arma/donanım…) yaşatmak, geleceğe aktarmak zorlaşıyor. Tekne ustalarının yerini sıradan marangozlar alıyor. Kimi kurumların restore etmek yerine onarma/yenileştirme adı altında tekneleri ve tarihi deforme ettiğini üzülerek görüyoruz…

  • “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” Serisi Hakkında

    Eski denizcilik dergilerde yer alan yazılar, yayımlandıkları dönemin nabzını tutan, geçmişte olan-biteni anlamak/aktarmak/anlamlandırmak için önemli başvuru kaynaklardır. Diğer yandan dergi dizinleri, ilk defa ele alınıyormuşçasına, hatta beyaz bir sayfaya yazılıyormuşçasına geçmişten bihaber yazılan yazılara, geçmişte ele alınan konuları hatırlatmaya/göstermeye de aracı olur.

    “Yazılı kaynaklarımız oldukça sınırlı olduğu için ne yazık ki önceki kuşakların denizcilikle ilgili öykülerini/hikâyelerini, bilgilerini bil(e)miyoruz, araştırmıyoruz dolayısıyla geleceğe aktaramıyoruz.” (…) “Amatör-sportif denizciliğin yeterince araştırılmış/yazılmış bir tarihi yok…. Anı/biyografi kitapları, özellikle eski/yeni denizcilik dergilerinde yer alan konuyu zenginleştirecek makaleler başta olmak üzere bu sporun tarihini zenginleştirecek birçok kaynağın günümüze kazandırılması gerekiyor.” “Dergi Yazıları Dizini (1935-2000)” oluşturulması bu yöndeki çalışmaları besleyecek önemli kaynaklardan biri olabilir.” diye daha önce yazmıştım. (Ekim 2020 / Amatör-Sportif Denizcilik İçin Yayın-Yayıncılık Önerileri ).

    Amatör-sportif denizcilikle ilgili dergiler ne yazık ki eskiden beri dizin yayımlamıyor. Uzun yıllar önce, 2000’li yılların başında bir denizcilik dergisine yılsonlarında özet de olsa bir dizin hazırlayıp dergi eki veya ayrı bir sayı olarak yayımlanmasını önerdiğimde, dergiler arası rekabet gerekçesiyle “başka dergiler bu bilgilerden faydalanacağı için” dizin yayımlamayı düşünmedikleri cevabını almıştım.

    Bu yazıyla başlayacak “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” serisinde “amatör-sportif denizciliği merkeze alarak” seçtiğim denizcilik dergilerinin veya denizcilik dergileri hakkında yayımlanmış dizinlerin/yazıların, açık kaynakların aktarılmasına çalışacağım. Dolayısıyla yazı/dizin serisi yayımlanmış tüm denizcilik veya denizcilikle ilgili dergileri kapsamıyor. Yoksa Şirket-i Hayriye’nin yolcu sayısını artırmak için çıkardığı Boğaziçi mecmuası (Ekim 1936-Mart 1938), ya da Denizcilik Bankası’nın dergisi Denizin Sesi (Mayıs 1975- …. ) gibi bir dönem yayımlanmış kurumsal dergiler veya başkaları da var. Türkiye’de yayımlanmış dergilerle ilgili az sayıdaki bibliyografyalarda denizcilikle ilgili birçok dergi yer almıyor ne yazık ki. Denizcilik dergilerinin tarihini anlatacak, dönemi, yayıncısı (ör. kurum yayınları), ilgi alanı (ör. balıkçılık, yatçılık, profesyonel denizcilik vb.) ve benzeri kriterlere göre sınıflandıracak ayrıntılı biyografilere de ihtiyaç var.
    Halen yayımlanan denizcilik dergilerinin de kendi dizinlerini (hatta yazar ve konulara göre ayrıntılı dizinlerini) yayımlayarak deryada yer almasını dileyelim.