|

Moda Sandalı (Athar Beşpınar’la Söyleşi)

Taylan Sağnak


Harun Ülman çizimi Moda sandalı (Deniz, 1 Haziran 1937, sayı: 24)


Athar Beşpınar ve Taylan Sağnak hakkında

Athar Beşpınar www.cobanaboat.com
Taylan Sağnak


Yacht, Ekim 1967

MODA SANDALI

Taylan Sağnak

(…)

… Sevgili okurlarımız, yaptıracağınız teknenin tipini sizlere yazının başında empoze etmeye kalkmak düpedüz peşin fikirlilik olur. Bırakalım bu konuda selahiyetliler konuşsun. Biz onlarla birer mülakat yapmakla yetinelim, yine kararını siz kendiniz verin.

Türkiye’de yacht inşası 35-40 senelik bir maziye sahiptir. Bu hususta en eski inşaiyeci olarak Beşpınar ailesi gösterilebilir. Daha sonra Harun Ülman, Denizcilik Bankası’nın Camialtı tersanesi bu meyanda ileri adımlar atmışlardır. (…)

Yacht, Ekim 1967

Biz (…) eski Yacht’çıların pek iyi hatırladıkları Asaf Beşpınar’ın oğlu Athar ile röportajımıza başlamayı uygun bulduk. Gelincik, Ondin, Sanane ve nihayet Kısmet, Lilli II’nin inşa edildiği Beşpınar tezgâhlarının mümessili bugün için her şeyden evvel denizci yetiştirmenin elzem olduğu fikrinde ve bu haklı iddiasını her sözü ile ispatlamaya çalıştı…

TAYLAN SAĞNAK: Yeni tekne yaptırmağa arzulu bir yacht’çıya ne tavsiye edersiniz?

ATHAR BEŞPINAR: Çok zor ve elastiki bir sual. Bu her şeyden evvel para meselesi, ihtiyaç meselesi. Sonra yaptıracağı tekneyi ne maksatlarla kullanacak. Eğer plajdan plaja dolaşacaksa başka, Tuzla, Üçburunlar Adalar arası yine başka; ve en son Marmara ve adalar denizi hayal ediliyorsa ona göre ebad ve faktörleri hesaba katmak lazım.

TAYLAN SAĞNAK: O kadar da büyüğüne gitmemek lazım, tabii herkesin harcı olmaz. Bizim öğrenmek istediğimiz Üçburunlar ile Adalar Yeşilköy arasında her havada rahat olarak gezebilecek denize dayanır çok da hantal olmayan daha ziyade yelkenli bir tekne, belki motor da yardımcı olabilir. Sonra ucuz olmalı.

ATHAR BEŞPINAR: Desenize tam benim düşündüğüm tipi arıyorsunuz. Gerçi siz mecmua olarak bir müsabaka açıp bir neticeye ulaştınız ve elde ettiğiniz planlar güzel ve tatbik edilebilir ama benim gönlümde yatan biraz daha başka.

TAYLAN SAĞNAK: Nasıl bir şey?

ATHAR BEŞPINAR: Çok meraklanmaya lüzum yok. Bu tipi eski denizciler gayet iyi hatırlar. İsmi Moda Sandalı’dır. Ama bunu bugün gördüğünüz kürekli lüfer sandalları ile karıştırmamak lazım. Boyu 8, azami 10 metre, latin yelkenli, KOLİN-ARCHER tipi bir tekne, yani başı kıçı bir. Aynı tip dünyanın iki yerinde gelişmiş biri Skandinavya’da Viking kayıkları (ki bunlar bütün dünyayı dolaşmıştır) diğer de kadim medeniyet merkezlerinden Mısır’da Nil kayıkları. Kuzeydeki teknelerden Norveç tipi gerek ticaret ve gerekse süratli yacht’ları doğurmuş. Nil kayığından da Akdeniz ve Adalar denizinde  sefer yapan Tırhandil ve pereme gibi yelkene iyi giden denizci süratli tekneler doğmuştur. Herkesin bildiği gibi bu ikincilerin yelkenleri Haliç’te ketenden dikilirmiş. Ve 50 sene evveline kadar bu tip teknelerin Boğazdan voltalar vurarak yükseldiğini görenler çoktur.  Son yelkenci ustası Perşembe Pazarı’nda Yusuf Usta idi.

İşte Moda sandalı bu tiplerin ıslah edilmiş olanı yani bugünkü anlayışımızla Türkiye’nin ilk Yacht’larıdır. Bunları İstanbul’da ikamet eden ecnebiler inşa ettirirler ve kendi aralarında yarışırlardı. Bu hikâye İngiltere’de Yacht sporu başladıktan sonradır. Oradan buraya Yacht getirmek veya burada o tip tekne inşası o zamanlar imkânsız olduğu için pratik düşünen ecnebiler süratli olan Moda sandalını seçmişlerdir. Latin yelken bugünün aerodinamik şartlarına en iyi intibak eden bir tiptir.  (Finn yelkeni gibi direği bükülür ve rüzgârın şok tesirlerini abzorbe eder.) Neyse teoriye fazla kaçmayalım, denize dayanıklı ve süratli tekneler imiş. Türkler ne yazık ki bu teknelere ve bu tarz spora rağbet etmediler. Bugün bile çoğunlukla denize ayağımızı dahi sokmaktan korkarız. Moda sandalı ecnebiler arasında doğup yine hemen hemen onlar arasında öldü. Türklerden pek bir iki kişinin de aynı teknelere merak sardığı kaydedilir. 1920-1925 seneleri arasında bunlardan birkaç tanesine Moda Koyu’nda rastlamak kabil idi. Herhalde 1928 Lodosu bir haylisini temizlemiş olacak. Ayrıca bu tipin ustaları beyninde de dejenere olmasında veya kaybolmasında bazı amiller olmuştur. Mesela motorun keşfi ile tekneler ufaldı. Yarım ayna kıç derken bugünkü acayip sandallar ortaya çıktı. Bir diğer sebep de Avrupa’dan bir kısım Yacht ithal edilmesi ile bizim ananevi Moda sandalları gözden düştü. Mesela Abbas Halim Paşa’nın Rüya’sı (Dream), Jo Fredi’nin balta baş skuneri (uskunası) bizler için değişik tiplerdi. Harplerde geçen durgunluk devirleri (1914-1925), Atatürk’ün ölümünden sonraki duraklama (1939-45). En son olarak da Denizciliğin yerini yarışçılığın almasıdır. Yarışçılarımız Moda Koyundan dışarı çıkmaz oldular, halbuki sandal daha ziyade apazına ve yarım laçkasına süratli bir tekne olmasına rağmen şarpi, pirat veya dragon plaj yakınında seri manevra yapmaya, fiyakalı dönüşlerle oradakilerin nazarı dikkatini celbetmeğe daha elverişlidir. Bizim denizci Moda sandalı salma omurgalılara nazaran ağır kaldı.

TAYLAN SAĞNAK: Beşpınar Ailesi sandalı idame ettirmek için herhangi bir gayret sarfetti mi?

ATHAR BEŞPINAR: Bu hususta ne kadar faydalı olabildiğimizi tam olarak kestiremiyeceğim. Yalnız ilk olarak 1929 senesinde kendim için bir yelkenli Moda sandalı yaptırdım. O senelerde koyda 8 ilâ 12 metre boyunda 3-5 mürettebatlı birkaç Moda sandalı vardı. Yani örnekler tamamen ölmemişti. Benimkisi bu kadar büyük olmayıp tek kişi ile abranabilecek bir ebatta idi. Yani boy altı metre, genişlik 1,35, fiyat:28 TL.sı yani bir metreküp budaksız çam ağacı fiyatı. Bugün için de oran devam etmektedir. Normal bir sandal 1000 lira, bir metreküp iyi ağaç da yine 1000 liradır.

TAYLAN SAĞNAK: Bu sandalı gerek plan ve gerek konstrüksiyon bakımından etkilediniz mi?

ATHAR BEŞPINAR: Hayır, tamamen inisiyatifi ustaya bıraktım. Derede Halim Usta babadan görme kalıplar ve ölçülerle sandalı inşa etti. Yine o günlerdeki bir müşahedemi zikretmeden geçemeyeceğim. Karamürselli Ziya Kaptan 1930 senesinin yazında 10 metre boyunda hakiki bir Moda sandalı yaptırdı ve her hafta bu sandala binip karısı ve çocukları ile yelkenle Karamürsel’den Moda Koyu’na gelir ve dönerlerdi. Bu sportmen ailenin kızları sonra yüzücü olup muvaffakiyet kazanmışlardı. 1936-1937 senelerinde (İpar Yacht’ının geldiği günlerde) babam ikinci Moda sandalını inşa ettirdi. O zamanlar gerek Camialtı’nda gerek İstanbul’da motor tekneleri inşaası bizim ailenin inhisarında idi. Bunlara rağmen babam bu ikinci teknede sadece bodoslama ve omurga sistemini tadil etmekle yetindi. Yine endazeyi ustaya bıraktı. Tradisyon ile tekniğin meczedilmesi harika bir sonuç verdi. 7,30 boy, 1,70 eninde, altında 220 kg. kurşun bulunan 12 ilâ 18 metrekarelik bu sandal (latin ve sürme pena, flok) fevkalade idi. Ufak Yachtları ve Şemsi Kaptan Fehmi Usta’ya dört tane daha bu tipten sandal yaptırdılar. Fakat hiç biri bizimki gibi düşmedi.

İzmir’de Giraud’ya ait “Sana Ne” isimli sandal

TAYLAN SAĞNAK: O da ne demek?

ATHAR BEŞPINAR: Burada çok mühim bir noktaya parmak bastınız. O zamanlar yapılan tekneler bir plan ile tesbit edilmediklerinden ananevi hatların çerçevesinde fakat birbirinden değişik şeylerdi. Öyle ki bir usta aynı boy ve ende iki tekne yapsa aralarında fark olurdu. Halen Bodrum, Ayvansaray aynı kaidelere tabidir. Bu yüzden halk arasında “ya düşmezse” diye bir endişe yaygındır. Bu endişe yeni tekne yaptırmaktan ziyade eskilerin el değiştirmesine sebep olmuştur. Hatta ALOHA (LİLLİ II) yaptıktan sonra onu pek beğenen Tuksavul Bey aynısını yaptırmak istedi fakat ya düşmezse diye endişelenip mevcudu satın aldı. Halbuki bugün sularımızda bir Aloha bir de LİLLİ II olacaktı. Neyse mevzumuza dönelim bu sandalı 1936’da İzmirli Edmond Giro (Giraud)1500 TL.sına oğlu için satın aldı. Aynı senede havuzlarda 150 adet şarpi yapıldı ve dağıtıldı.

TAYLAN SAĞNAK: Bu şarpilerin sizce Yacht’çılığa faydası oldu mu?

ATHAR BEŞPINAR: Bilmem ama sandalı öldürdüler ve yacht’çılığı Moda Koyu’na inhisar ettirdiler. Bugün bunlardan ve 1952 senesinde yapılıp dağıtılan piratlardan daha sonra Yelken Federasyonu’nun ithal edip dağıttığı F.D.lerden (Flying Dutchman) kaç tanesi sağlam ve kullanılır vaziyette? Bugün yeniden dingi yapılıp dağıtılacağı hararetle konuşuluyor. Bu tekneler nerede muhafaza edilecek ve kaç sene dayanacak? Benim gördüğüm kadarı, 1952’de dağıtılan pirat ve dragonlardan sadece dragonlar günümüze kadar sağlam kalmış, piratlar ise tesis noksanlığından kısa bir zamanda parçalanıp gitmiştir. Yine de eğer bu hususta yatırım yapılacaksa evvela kayıkhane, mendirek, çekek yerleri, kışlama hangarları inşa edildikten sonra jünyorlar için Moda sandalı, belki dragon ve mektep teknesi. Yoksa ithal malı F.D., çabuk deforme olan ve büyük cirosu olan, üç beş gün sonra bir yeri kırılınca tamir olunamayan, çürümeye terkedilen ve yarış makinesi olmaktan ileri gidemeyip, haftada sadece iki saat denize indirilen teknelerden katiyetle vazgeçilmelidir.

TAYLAN SAĞNAK: Mevzuu yeniden toparlarsak sizce denizci yetiştirmek için rahat bir tekne nasıl olmalıdır?

ATHAR BEŞPINAR: Bilmem anlaşılmadıysa bir daha söyleyeyim. Basit, ucuz, rahat, denizci, yerli malzeme ile inşa edilebilir. Ve her ustanın yapabileceği MODA SANDALI…

(Yacht, Ekim 1967, Moda Sandalı, Taylan Sağnak)


Deniz, sayı 24, 1 Haziran 1937

DENİZ SPORLARI

Harun Ülman

(…)

Harp sonrası “Birçok profesyoneller amatörlerle birlikte kürek ve yelken yarışlarına iştirak ederlerdi. İstanbul’da o vakitler büyük kotralar adeta sayılı ve çoğu ecnebilerin elinde idi.” (…)Bu büyüklerden maada çok muhtelif tipte birkaç küçük kotra daha mevcuttu. Bu tekneler arasında bir “Moda sandalı” tipi, oldukça rağbet görmüş ve birçok meraklılar tarafından yaptırılmıştır.

Harun Ülman çizimi Moda sandalı
Deniz, 1 Haziran 1937, sayı: 24

Moda sandalları 7-8,5 m. Boyda, 1,80-2,40 m. genişlikte başı kıçı bir olup çektikleri su 0,60 metreyi geçmemekte idi. Arma sürme çubuk pane (şimdiki markoni denilen yelkencilerin şeklinde) bir veya   iki floktan ibaretti. Teknelerin içerisinde 1-2 ton safra bulundurulurdu. Ekseriyetle yalnız bir başörtüsü güvertesi vardı. Tekne yattığı vakit içerisine su girmemesi ve kısmen çırpıntıdan da muhafaza edilebilmesi için yanlara krokide kesik hat ile gösterildiği veçhile 30 cm kadar genişlikte muşamba gerilir ve bu suretle teknenin bordası yükseltilmiş olurdu. Bu tekneler o vakit daha iyisi olmadığı için mahzurlarına rağmen amatör ve profesyoneller tarafından kullanılıyor ve ideal tekne addediliyordu. Bu kanaat bazı eski sporcularda o kadar kökleşmiştir ki, el’an “Ah nerede o güzel Moda sandalları” derler. Halbuki iyi bir yelken teknesinin zevkini alan bir sporcu bir daha Moda sandalını aramaz ve bu sebeptendir ki Moda sandalları ortadan kayboldu ve yerini diğer birçok küçük ve büyük modern teknelere bıraktı.

Son senelerde bir iki tane daha Moda sandalı yapıldı ise de onlar şekil ve evsaf itibariyle eskilerine bile yaklaşacak vaziyette olmayıp şimdiki seri ve yüksek manevra kabiliyetli tekneler arasında az çok gülünç vaziyete düşüyorlar.”

(Deniz, sayı 24, 1 Haziran 1937, Deniz Sporları, Harun Ülman)

EKLEME (EYLÜL 2024): Memleketimizde Amatör Yelkencilik Nasıl Başladı?, Ali Rıza Seyfi, AV VE DENİZ → Mayıs 1947, Sayı 14:

“…o zamanki (1900’lerin başı, S.A.) Moda sandallarından ve Moda iskelesinden şöylece bahsedeyim: O sıralarda Moda iskelesinde hiç Türk sandalcı veya yelkenci yoktu. Bütün kürek ve yelken sandalları da Rumların elinde idi. ‘Moda sandalı’ sözü bir tip yelkenli sandala ad olmuştu. Bunlar başı kıçı bir 20, 22 veya 24 kademlik güvertesiz teknelerdi. Müşteri olan için bundan büyükleri yapılmazdı ve 20 yahut 22 kademlik olanların yelkenleri ekseriyetle latin ise de teknenin derinliği fazla ve kontura omurgalı idi. İçerisine münasip miktarda safra konuluyordu. Bunların büyücekleri mesela 22 veya 24 kademlikler pena yelken, bir flok ve bir trinketine flok taşırlardı, şu kadar ki: O zaman markoni donanımı olmadığı için kısa ana direğin üstündeki çubuk sürmekte ve yelken sarılırken yahut camadan tutarken ekseriye çubukta mayna edilmekte idi.

Bu yelkenli Moda sandallarının tipini ve ebadını takip edilerek sonraki yıllarda birçok ve daha büyücek sandallar yapılmış ve birtakımlarına göğerte de konulmuştur.”

Bağlantılı yazı, bkz: “Yeni Bir Amatör-Sportif Denizcilik Anlayışı İçin…”

Similar Posts

  • Amatör Denizcilerin Açık Denizlerdeki Uzun Yolculukları Üzerine

    Teoman Arsay

    Derin sulardaki her uzun yolculuk, önce bir psikolojik olaydır. Kişi kendisini yepyeni bir ortamda tanıyacaktır. Bu nedenle de yolculuğa, özellikle teknik açıdan, iyi hazırlanmış olmak esastır.

    Bir yelkenli teknenin markası, yapı malzemesi, boyu posu o kadar da önemli değildir, önemli olan zayıf noktalarının önceden iyi bilinir olmasıdır. Örneğin dümeni destekli (skeg var mı?) midir değil midir (pala dümen mi)? Arması, çarmıhları ve yelkenleri planlanan yolculuğa uygun mudur? Denizciler arasında söylendiği gibi Akdeniz armalı mıdır yoksa bodur armalı mıdır, kısacası arması göreceli yüksek midir, alçak mıdır? Bilmek gerekir ki örneğin bir okyanus geçişinde veya sert rüzgârlı bölgelerde aranan arma, daima biraz alçak olur.

  • Kader’in Kadersizliği Devam Edecek mi?

    Yelkenli teknesiyle Filipinler’e gitmek üzere coşkulu bir kalabalık tarafından yaklaşık 70 yıl önce, 21 Ekim 1951’de İstanbul/Dolmabahçe’den uğurlanan, ancak “liman müruriyesi (geçiş müsadesi) ile sağlık patentesi” işlemlerini yerine getirmediği gerekçesiyle İzmir Liman İdaresi’nce seferden alıkonan Sinan Everest’in hikâyesini ve mücadelesini ilk kez iki usta denizci Teoman Arsay ve Necati Zincirkıran’ın kaleminden Yelken Dünyası Aralık 2005 sayısında okumuştum.[1]

    Denizciliğimizin gelişiminden/yapısal sorunlarından ilginç kesitler sunan, “Denizcilik tarihimizde ilk defa girişilen bir teşebbüs olması ve yarıda kalmak bahtsızlığına uğraması…” ile bilinen bu ilginç hikâyeyi “Denizcinin Günlüğü, 2006”da da özetleyerek aktarmıştım.[2]

    Beden Terbiyesi’nin sponsorluğunda Harun Ülman’a yaptırılan tekneye bir başka kamu otoritesinin izin vermemesini garip bulsam da nedenleri hakkında o günlerde başkaca bir kaynak bulamamıştım.

    Denizcilikle ilgili eski dergileri/kaynakları tararken Sinan Everest’in, tekneyi yapan Harun Ülman’ın ve konuya ilişkin tartışmalara taraf olmuş kimi denizcilerin kaleminden çıkmış bu olayla ilgili ayrıntılara ulaşınca hikâyeyi yeniden ele almaya karar verdim.

  • İstanbul Limanında Yacht’ların Seyri,

    Sunuş / Boğaz Akıntısında Yelken Seyri / Sezar Atmaca

    Motorlu tekne sayısının az olduğu, rüzgâr ve yelkenle yol alınan, yelkenli teknelerin Boğaz’da voltalar vurarak yükselmeye (tırmanmaya) çalıştığı, ters akıntılarla boğuştuğu yıllar…

    1930’lu-40’lı yıllarda Bebek-Beykoz, Moda-Beykoz git-gel yelken yarışları var. Hatta Yeşilköy’den yarışa katılacak tekneler birbirine eklenip römorköre yedeklenerek Bebek’e start mahalline ulaştırılıyor. Yatlar, Sarayburnu-Fındıklı hattının batısı hariç yelken seyri yapabiliyor. Ancak yat sayısı da, yarışan tekne sayısı da, sınıfı da hayli yetersiz. Örneğin 29 Ekim1945’te Moda-Beykoz-Moda arasında yapılan Barbaros Kupası yarışına sadece üç büyük tekne katılıyor : Yıldız, Esen ve Rüya. 10 Temmuz 1948’de yapılan Bebek-Beykoz-Bebek yarışına o zamanlar tek yarış sınıfı olan 11 şarpi katılıyor. 11 Temmuz 1950’de mevsimin ilk yelken yarışı olan Boğaziçi Kupası da aynı rotada yine şarpiler arasında yapılıyor…

    Boğaz’da daha sık/çok yelken yapabilen eski denizciler bu seyre yatkın olsa da Boğaziçi yarışları/seyri ilk katılımcılar için zordur, özellikle akıntıların dilinden anlayan bir dümenci varsa seyirde çok çapariz yaşanmaz, hayli zorlanılsa da yarış/seyir selametle bitirilir. Gerçi boğazdaki yapılaşmanın (gökdelenler ya da blok halindeki binalar vb.) artık bölgesel rüzgârları, dolayısıyla yarışçıları etkilediği de biliniyor. Kıyıdan balık avlayanların oltalarından-kurşunlarından sakınılarak sürdürülen kıyıyla iç içe, göz göze keyifli bir yarıştır Boğaziçi yarışları.

    Günümüzde Boğaz’da yelken seyri yasak, yarışlar belirli günlerde boğaz trafiği kapatılarak yapılabiliyor. Sadece yarışlarda değil belirli günlerde de Boğaz’ın yelken seyrine açılmasını, bu amaçla daha çok kullanılmasını dileyelim.

  • | |

    TYF/ Türkiye Yelken Federasyonu’nun ADB Uygulama Eğitimi Programı: RECAP ve DEBRIEF

    UAB/ Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ve TYF/Türkiye Yelken Federasyonu arasında gerçekleştirilen protokolün ardından “Yelken Kulüplerinde” uygulamalı eğitimler başladı. Buna göre, bakanlık bünyesindeki 10 saatlik teorik çevrimiçi eğitimlere, Yelken Kulüpleri eliyle denizde verilecek dört saatlik uygulamalı yüz yüze eğitim eklendi. Bu iki eğitimi başarıyla geçenler yine bakanlık bünyesinde çevrim-içi (online) yapılan ADB/Amatör Denizci Belgesi sınavlarına girebilecekler.

    Üç aşamalı yeni sınav düzenini değerlendiren ilk yazıda UAB/TYF protokolü ve uygulamanın esasları belli olduğunda daha doğru değerlendirmeler yapılabilir demiştim ama açıklamalar/uygulamalar, soruları ve endişe duyulacak konuları arttırdı.

    TYF’nin ADB/Amatör Denizci Belgesi Uygulama Eğitimi programı için kestirmeden bir “recap ve debrief” (özet ve değerlendirme) yapalım. Modüllerden oluşan bu program belli ki İngilizce bir kaynaktan kes-yapıştır usulüyle hazırlanmış. Bunun izlerini, başlıkları yayımlanan üç sayfalık eğitim modülünün dilinde görmek mümkün:

    LAUNCH, SPORTS BOAT, HULL ÇEŞİTLERİ, RIB (RIF INFLATABLE BOAT), COOLING WATER INLET, KILL CORD, DRIFT, MAN OVER BOARD, RECAP VE DEBRIEF gibi kullanımlar yanında (RIF de RIGID olacak herhalde) “TORNİSTON”, “ÇAPALAMA” gibi bir “eğitim” programında olmaması gereken hatalar da var.

  • |

    Spor Politikası, ADF, TYF, Kulüpler, Gruplar ve Reis Evi

    Amatör-sportif denizciliğin omurgasını oluşturan kulüpler/dernekler ve yer aldıkları ADF ve TYF gibi federasyonlarla ilgili sorunların yayın/toplantı/bildiri vb. yollarla nadiren gündeme gelmesi, yeterince tartışılmaması açıklanması zor bir durumdur.

    Güncel yakıcı sorunlarla (ör. marina fiyatları, barınma sorunu, deniz kirliliği/yapılaşma, mavi kart …) ilgili çabalar, harcanan emekler çoğunlukla karşılığını bulamayıp yetersiz kalsa da sorunlardan haberdar olunması, sorunlara vakıf olunması açısından bu tür girişimler çok kıymetlidir. Denizcilik kültürünün omurgası, denizcilik faaliyeti yürütülürken, bu faaliyet için mücadele edilip, gelişmesi için uğraşılırken oluşur.
    Şüphesiz “içe dönük faaliyetler” olarak tanımlayabileceğimiz, karşılaşılan gündelik sorunların iyileştirilmesi/çözümü için çaba göstermek, çizelge faaliyetlerini sürdürmek, etkinlikler düzenlemek, seyir-gezi organizasyonları ve benzeri çabalar asla küçümsenemez. Ancak amatör-sportif denizciliği ileriye taşıyacak/geliştirecek olan “dışa dönük faaliyetler” diyebileceğimiz yani devlet vesayetinin etkisini azaltacak, sivil toplumu geliştirecek projeler ve temel/yapısal değişikliklerdir. Temel/yapısal değişiklikleri mevzuat değişiklikleri (ör. kanunla verilmiş yetkilerle kendi alanını düzenleyebilme, gelir kaynaklarını oluşturabilme…),  farklı yönetim/kulüp modelleri, amatör yönü besleyecek tekne tipleri, barınma olanakları ve benzeri değişiklikler/arayışlar olarak sıralayabiliriz.

    Olumlu değişimlere yol açacak, ileriye taşıyacak, geliştirecek fikri katkıların/projelerin/yapıların tepeden inme değil ancak aşağıdan beslenen, şeffaf, geniş katılımlı bir denizci insiyatifi, ivmesi/dip dalgasıyla olabileceği söylenebilir. Aşağıdan gelen, beslenen bir ivme de, yaratacağı tartışma ortamıyla, projeleriyle, alanı temsil gücü olan; ilgili politikaların, mevzuatın oluş(turul)masında bahşedilmeyi değil, söz sahibi olmayı, hak aramayı hedefleyen “örgütlenmelerle” oluşturulabilir.

    Son yıllarda federasyonları oluşturan kulüplerden, derneklerden, temel/yapısal sorunları dile getiren, eleştiren, gidişatı değiştirecek kayda değer bir fikir, iddia veya proje duyulmadığı gibi alana yönelik çağdışı uygulamalar camiada ve basın organlarında (gazete, dergi vb.) kapsayıcı bir eleştiriyle karşılaşmıyor, ilgili haberler/yorumlar eleştiri değil de söylenme/yakınma ya da “Sayın bakanım lütfen bu konuya el atın, bir çözüm bulun”  türü “medet umma/beklenti” düzeyini aşamıyor.

  • |

    Bir Milyon Amatör Denizci Projesi’nin Dünü ve Bugünü…

    UAB/Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın “1 Milyon Amatör Denizci Projesi” fantezisinin usülsüzlüklerini/yanlışlarını ele alan biri Bakanlığa da gönderilmiş dört yazı yazmıştım.
    Yazılarda özetle “yeni yönetmelikteki çelişkiler/yanlışlar; yeni ADB belgesindeki Türkçe ve İngilizce imla hataları/yazım yanlışları, çelişkiler; eğitim dökümanının intihali ve yalapşap hali; Sınav Yönetmeliği’ne aykırı, mevzuatı/kuralları yok sayan sınav uygulamaları; ADB bedelinin sınav öncesinde alınmasının hukuksuzluğu…” ve benzerleri yanında “süreci hızlandırmak için de olsa” sınav ücretinin kaldırılması, ADES gibi “abes” bir uygulamanın ihtiyari hale getirilmesi, sağlık raporu kolaylığı gibi olumlu değişikliklere de değinilmişti.
    Beş sene önce “hiç eğitim almadan ehliyet alma döneminin -ADES’le- sona ereceğini” ve “teknede pratik eğitim verileceğini” iddia eden bakanlık “1 Milyon Amatör Denizci Projesi” ile 180 derecelik bir dönüş yaparak bu iddiasından vazgeçti. Bu U dönüşünün “nedenleri hakkında” ilgililer bir açıklama yap(a)madı. Bakanlık bir şey olmamışçasına ADB eğitim ve sınavlarının liman başkanlıklarınca ADED/Amatör Denizci Eğitim Dökümanı’na göre yapılacak kısa bir eğitim ve basit bir sınav sonrası verilmeye başlandığını ilan etti.
    Aslında Bakanlık “1 milyon amatör denizci sayısına erişmek” hedefini 2013’te yapılan 11. UDH Şurası’nda açıklamış ve Ocak 2014’te ADES projesi ile yola koyulmuştu. Ancak 2019-23 Stratejik Planı’nda gerekçe belirtilmeden “ADES sisteminin kolaylaştırılmasının” “ihtiyaç” olduğu açıklandı. Sonrasında ADES yerine ADED/Amatör Denizci Eğitim Dökümanı ile 1 Milyon Amatör Denizci projesine geçildi.
    UAB mevcut sınav mevzuatıyla (ADES+ADB Sınavı) “1 milyon” hedefine ulaşamayacağını anlayınca mevzuatı yok sayarak/çiğneyerek (hukuktaki karşılığını yazmıyorum…) ilan ettiği rakama ulaşmak için her yolu denedi, uygulamalar yıllar öncesinde kaldığını zannettiğimiz “kadük sınav zihniyetini” bile aratır oldu. Amatör denizcilik camiası olan biteni pek yadırgamadı, kaygılanmadı hatta bu projeyi olumlayan yazılar bile çıktı.
    Bakanlık yapılan eleştirilere/uyarılara aldırmadı, … ADB/Amatör Denizci Belgesi dağıtım hızında dünya rekoru kırıldı, verilen ADB belgelerindeki imla hatalarına ve kelime yanlışlarına bile dokunulmadı, hiçbir amatör denizci de “belgemde yazım yanlışları var, düzeltilsin” diye müracaatta bulunmadı. … ADF’nin çabalarıyla “gemiadamları mevzuatından” çıkarılarak profesyonel denizci (“seaman” “seafarer”) olmaktan kurtulan amatör denizciler yeni belgelerinin İngilizcesinde yine gemiadamı (seaman) oldular.