“Eski Denizcilik Dergileri Dizini” Serisi Hakkında

Sezar Atmaca

Eski denizcilik dergilerde yer alan yazılar, yayımlandıkları dönemin nabzını tutan, geçmişte olan-biteni anlamak/aktarmak/anlamlandırmak için önemli başvuru kaynaklardır. Diğer yandan dergi dizinleri, ilk defa ele alınıyormuşçasına, hatta beyaz bir sayfaya yazılıyormuşçasına geçmişten bihaber yazılan yazılara, geçmişte ele alınan konuları hatırlatmaya/göstermeye de aracı olur.

“Yazılı kaynaklarımız oldukça sınırlı olduğu için ne yazık ki önceki kuşakların denizcilikle ilgili öykülerini/hikâyelerini, bilgilerini bil(e)miyoruz, araştırmıyoruz dolayısıyla geleceğe aktaramıyoruz.” (…) “Amatör-sportif denizciliğin yeterince araştırılmış/yazılmış bir tarihi yok…. Anı/biyografi kitapları, özellikle eski/yeni denizcilik dergilerinde yer alan konuyu zenginleştirecek makaleler başta olmak üzere bu sporun tarihini zenginleştirecek birçok kaynağın günümüze kazandırılması gerekiyor.” “Dergi Yazıları Dizini (1935-2000)” oluşturulması bu yöndeki çalışmaları besleyecek önemli kaynaklardan biri olabilir.” diye yazmıştım. (Ekim 2020 / Amatör-Sportif Denizcilik İçin Yayın-Yayıncılık Önerileri ).

Amatör-sportif denizcilikle ilgili dergiler ne yazık ki eskiden beri dizin yayımlamıyor. Uzun yıllar önce, 2000’li yılların başında bir denizcilik dergisine yılsonlarında özet de olsa bir dizin hazırlayıp dergi eki veya ayrı bir sayı olarak yayımlanmasını önerdiğimde, dergiler arası rekabet gerekçesiyle “başka dergiler bu bilgilerden faydalanacağı için” dizin yayımlamayı düşünmedikleri cevabını almıştım.

Boğaziçi, Mayıs 1937, sayı 8

Bu yazıyla başlayacak “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” serisinde “amatör-sportif denizciliği merkeze alarak” seçtiğim denizcilik dergilerinin veya denizcilik dergileri hakkında yayımlanmış dizinlerin/yazıların, açık kaynakların aktarılmasına çalışacağım. Dolayısıyla yazı/dizin serisi yayımlanmış tüm denizcilik veya denizcilikle ilgili dergileri kapsamıyor. Yoksa Şirket-i Hayriye’nin yolcu sayısını artırmak için çıkardığı Boğaziçi mecmuası (Ekim 1936-Mart 1938), ya da Denizcilik Bankası’nın dergisi Denizin Sesi (Mayıs 1975- …. ) gibi bir dönem yayımlanmış kurumsal dergiler veya başkaları da var. Türkiye’de yayımlanmış dergilerle ilgili elimdeki bibliyografyalarda denizcilikle ilgili birçok dergi yer almıyor ne yazık ki[1]. Denizcilik dergilerinin tarihini anlatacak, dönemi, yayıncısı (ör. kurum yayınları), ilgi alanı (ör. balıkçılık, yatçılık, profesyonel denizcilik vb.) ve benzeri kriterlere göre sınıflandıracak ayrıntılı biyografilere de ihtiyaç var.

Osmanlı dönemi yayınları[2]

Sahaf mezatında Deniz dergisi lotu

Aşağıda söz edeceğimiz Donanmayla ilgili kaynaklar hariç Osmanlı dönemi yayınları hakkında da kısa bilgi aktarayım. Haftalık Mellah gazetesi (Sayı 1, Mart 1909, sahip ve müdürü Hamid Naci), haftalık Gemici gazetesi (Sayı 1, Ocak 1911, sahibi Hamid Naci, başyazarı Ali Rıza Sihami) gibi gazeteler yanında Osmanlı Kaptan ve Makinistler Cemiyeti’nin yayımladığı 9 sayı çıkan Umman mecmuası (Sayı 1, Aralık 1908, başyazarı Ali Rıza Seyfi) ve 34 sayı çıkan Deniz dergisi (Sayı 1, Şubat 1912) ki ikisinin yönetiminde de Süleyman Nutki vardır. Kapanan Deniz dergisi Nutki’nin oğlu Emrullah Nutku idaresinde 1935’ten sonra da yayınını sürdürür ve 1935-1947 arasında 137 sayı çıkar, 1955’ten sonra tekrar yayımlanır.

Haftalık resimli İdman dergisi (Sayı 1, Mayıs 1913, sahibi Cem’i Halit, sorumlu müdürü Mehmet Sa’di) ve onun devamı olarak on beş günde bir çıkan Spor Âlemi (Sayı 1, Kasım 1919-1929 arasında 300’ü aşkın sayı çıkan derginin sahibi Çelebizade Said Tevfik, başyazarı Burhaneddin Bey) dergileri yanında o yıllarda “spor gazetesi” olarak çıkan haftalık yayınlar da (ör. Futbol ve Gol ...) var. (Eski harfli spor dergileri için bkz. dipnot [3])

İlk spor dergilerimizden biri olan İdman dergisinin 35 sayısını (Mayıs 1913- Temmuz 1914) inceleyen Yrd. Doç Dr. Hakan Aydın’ın yaptığı araştırmada[4] derginin “o günlerde var olan tüm spor dallarına ilişkin haber ve yorumlara sayfalarında geniş yer ayırdığını” ve deniz yarışlarına da yer verdiğini belirtiyor. “Osmanlı Spor Federasyonu Nasıl Olmalı?/Selim Sırrı Tarcan gibi sporla ilgili ilk düşüncelerin/tartışmaların kaleme alındığı İdman dergisi bu açıdan da çok önemli bir kaynak. Dolayısıyla gerek İdman dergisi gerekse I. Dünya Savaşı’yla yayını kesintiye uğradıktan sonra 8 Kasım 1919’dan itibaren çıkan Spor Âlemi dergisi sayfalarında hem spor tarihi hem de amatör-sportif denizcilikle ilgili dönem haberleri/bilgileri ulaşılmayı bekliyor demektir.

Denizcilik dergisi tanımı…

Tabii amatör-sportif denizcilik açısından bakıldığında “denizcilik dergisi” tanımı da sorunlu, çünkü amatör-profesyonel denizci ayrımının netleşmediği yıllarda özellikle 1960 öncesi dergilerde amatör-sportif denizcilikle ilgili haberler/konular hayli sınırlıdır ki alanın gelişimi dikkate alındığında bu da doğal. Örneğin Liman Mecmuası (Sayı 1, Mayıs 1927), Deniz dergisi (Sayı 1, Temmuz 1935), Gemi Mecmuası (Sayı 1, Nisan 1955) gibi dergiler mesleki veya deniz ticareti ile ilgili iken, Av ve Deniz (Sayı 1, Eylül 1945), Av ve Deniz Sporları (Sayı 1, Eylül 1948) dergilerinde kara avcılığı ve balıkçılıkla ilgili yazılar/haberler daha çok yer kaplar.

Yacht (Sayı 1, Temmuz 1964) ve Yelken Dünyası (Sayı 1, Mayıs 1984) dergileri çıkana kadar amatör-sportif denizcilikle ilgili haberler/konular sınırlıdır. Ancak bu sınırlı yazılarda bile çok değerli bilgilere ulaşmak mümkün. Örneğin Gemi Mecmuası, gemi inşaatı, deniz ticareti, liman, deniz sporları dergisinin Nisan 1955’te yayımlanan ilk sayısında Kemal Kafadar imzalı “Türkiye Sularında Çalışan Hafif Tekneler: Takalar”; Ağustos 1955’teki 5. sayısında Deniz Sporları başlığı altında Temmuz ve Ağustos 1955’te yapılan yarışlarla ilgili bilgiler,  örneğin 16 Temmuz’da Bebek-Beykoz arası (git-gel) yapılan pirat, şarpi ve dragon yarışları sonuçları yer alıyor. Ya da Eski Türkçe basılmış Liman Mecmuası’nın Ağustos 1927’deki 4. sayısında “Deniz Sporlarından: Yelkencilik” başlıklı yazı İngilizlerin yelkenciliğe katkılarından da söz ediyor.

Kitap olarak yayımlanmış dergi dizinleri

Osmanlı döneminden beri yayımlanan donanmayla ilgili dergilerde denizcilik tarihi ve bahriye kültürü dışında bizi ilgilendiren hayli az yazı/konu var. Bu dergilerin kitap olarak yayımlanmış dizinlerinden, 1987 öncesi yayımlanmış makalelerin başlığını/hangi sayıda yayımlandığını öğrenmek mümkün. Önce dergilerin, sonra da bunlarla ilgili bazı yayınların listesi aşağıda:

Risale-i Mevkute-i Bahriyye, sayı 1, 1914.

Dergiler: •Donanma Cemiyeti yayını: Donanma (1910-1913) ve Donanma Mecmuası (1914-1919). •Donanma yayını: Ceride-i Bahriye (1889-1914); Mecmua-i Fünun-u Bahriye (1889-1914); Donanma Emirnamesi (1914-1928); Risale-i Mevkute-i Bahriyye (1914-1928); Deniz Mecmuası (1928-1948); Donanma Dergisi (1948-1967) ( ve Ocak 1968’den beri yayımı süren Deniz Kuvvetleri Dergisi). •Donanma Vakfı yayını: Derya dergisi (1967-1987).

Dergi Dizinleri:Donanma Dergisi Makale Listesi (Risale-i Mevkute-i Bahriyye, Deniz Mecmuası, Donanma dergisi) Donanma Dergisi Eki, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı,1964. •Makaleler Dizini – Deniz Mecmuası, Donanma Dergisi, Deniz Kuvvetleri Dergisi, Hüseyin Yıldırım, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, 1994.•Türk Donanma Cemiyeti Türk Deniz Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı ve Derya Dergisi Dizini, Dr. Hüseyin Yıldırım -Öğ Yzb., Dz. K.K.lığı Basımevi, 1997.

Dijital olarak arşivine ulaşılabilen dergiler…

Sayı 1, Nisan 1955

Gemi Mecmuası (Nisan 1955- ….): TMMOB Gemi Mühendisleri Odası tarafından “Gemi ve Deniz Teknolojisi” dergisi adıyla günümüzde de yayınını sürdüren Gemi Mecmuası dergisinin Nisan 1955’ten beri yayımlanan sayılarına/arşivine TMMOB Gemi Mühendisleri Odası (gmo.org.tr) adresinden ulaşmak mümkün. Dileriz GMO bu değerli hizmetine ekleyeceği bir dizinle yazıları/konuları/kişileri kolayca aranıp bulunacak hale de getirir.

Cilt 1, sayı 16, Nisan 1953

Balık ve Balıkçılık (Mayıs 1952-Nisan 1976): İlk kez 1952’de Hidrobiyoloji Enstitüsü tarafından, 1954’ten sonra ise Et ve Balık Kurumu tarafından 1976 yılına kadar yayımlanmaya devam eden “Balık ve Balıkçılık” dergisinin tüm sayılarına Et ve Süt Kurumu sitesinden ulaşmak mümkün: Balık ve Balıkçılık Dergisi – Tarihçe ve Arşiv – Et ve Süt Kurumu (esk.gov.tr) Dergi arşivinde balıkçılık geçmişimiz yanında az sayıda bizi ilgilendirebilecek ör. Türk balıkçı tekneleriyle ilgili yazılar da var: 1956, cilt 4, sayı 12 / cilt 5 sayı 1 ve 8, 1957 ve diğerleri.

Yayımlanacak dergi dizinleri

Bu seride yayımlanacak dizinler eksiksiz değil, daha çok söz konusu dergilerin içeriğinden “haberdar” etmeyi amaçlayan özet bilgiler ve künye bilgileriyle sınırlı. Daha fazlasını vermek isterdim ama dergilerin oluşumunu/gelişimini (sahipliği, yazı işleri, ele alınan konular, yazarların değerlendirilmesi vb.) incelemek için daha kapsamlı hatta akademik araştırmalar/çalışmalar gerekiyor. Gerçi yayımlayacağımız seride bu türden bir örnek araştırma da var: Liman Mecmuası.

Liman Mecmuası Sayı 5,
Kapak: Ticaret Vekili Rahmi (Köken)

Eski Türkçe yedi sayı olarak yayımlanmış Liman Mecmuası hakkında Murat Koraltürk’ün yazdığı yazı dergi hakkında doyurucu bilgi veriyor. Liman Mecmuası dizininin çevirisini de içeren bu yazı daha önce Müteferrika, Kitabiyet dergisi Kış 2006-2, 30. sayısında yayımlandı.  Prof. Dr. Murat Koraltürk’ün izni ve gönderdiği kapak görselleri sayesinde bu dizini üç ekiyle birlikte tekrar yayımlıyorum. Bu dizinde Cumhuriyetin ilk yıllarındaki durumumuz hakkında bilgi verebilecek konu başlıkları da var; örneğin: “yelkencilik, deniz kazası haberleri, İstanbul’da ne kadar motor ve sandal var, kayıkçıların imtihanı sorunu, Şirketi Hayriye vapuru apartmana çarptı, Moda Deniz yarışları”… Tabii ilgili yazıların içerikleri hakkında bilgi sahibi olabilmemiz için yazıların günümüze kazandırılması gerekiyor.

Liman Mecmuası ile başlayacağımız bu seriyi şimdilik Av ve Deniz (1945-1948, 18 sayı), Av ve Deniz Sporları (1948-1959, 30 sayı), Yacht (1964-1981, 152+2 sayı) ve mümkün olursa Yelken Dünyası (1984-2018, 406 sayı, -2000 yılına kadar olan sayıları-) dergilerine veya ulaşabildiğim farklı kaynaklarla sürdürmeye çalışacağım. Yayımlanacak dizinler, kendimizi “tanımak ve bilmek” için dizinlere dikkat çekmeye çalışan basit bir fener sayılabilir, çünkü Liman Mecmuası hariç dizinler ayrıntılı değil (ör. yazar ve konulara göre makale dizini yok). Kimi zaman “içindekiler” sayfasının görseli, kimi zaman sadece amatör-sportif denizcilikle ilgili başlıklarla sınırlı olarak özet bilgiler halinde dizinleri aktarmaya çalışacağım.

Başta da belirttiğim gibi dizin serisi yayımlanmış tüm denizcilik dergilerini kapsamıyor, 1960 sonrasında ise sadece amatör-sportif denizciliğe yönelik yayını sona ermiş bazı dergileri içeriyor. Yayımı sona ermiş ör. Marine Aktüel, Yachting World Türkiye, Türkiye Yacht gibi dergiler de var, dilerim onların dizinlerini de yayımlayan çıkar.

Yine amatör-sportif denizcilikle ilgili bir bilgi olarak aktarayım, bayrağı Yacht dergisine devrettiği söylenen 25 sayı çıkmış İzmir merkezli Yelken gazetesi (1957-1965) de var ama sahaflarda herhangi bir sayısına ulaşamadım.

Halen yayımlanan denizcilik dergilerinin de kendi dizinlerini (hatta yazar ve konulara göre ayrıntılı dizinlerini) yayımlayarak deryada yer almasını dileyelim.


[1] Birkaç başvuru kaynağı: Türkiye’de Gazeteler ve Dergiler Sözlüğü, 1831-1993, M. Orhan Bayrak, Küll Yay. 1994. Türkiye’de Dergiler Ansiklopediler 1849-1984, Haz. Deniz İnsel, Gelişim Yay. 1984.Kültür Bakanlığı Süreli Yayınlar (Dergiler) Toplu Bibliyografyası (1933 – 2000), Mehmet Toprak 2002.” kitabında sadece bakanlığın süreli yayınları hakkında bilgi var.

[2] Eski Harfli Türkçe Süreli Yayınlar Toplu Kataloğu (Milli Kütüphane Yayınları, 1963) taranarak ulaşılan yayınlar.

[3]Kayıtlara geçmiş yaklaşık 20 spor dergisi var. Tüm dergilerin tam koleksiyonu olmadan yapılan çalışmalar nedeniyle kaynaklarda farklı bilgiler var. Eski harfli spor dergileri hakkında bilgilendirici iki çalışma: “Osmanlıca Spor Sürelilerinin Tespiti, Arşiv Araştırması” (2022) Ömer Alanka, Ülhak Çimen, Fatih Değirmenci Asiye Ata, Kesit Akademi Dergisi, 2022 / 8 (32), s. 311-327 (yazıya dergipark.org.tr’den ulaşılabilir).Osmanlıdan Cumhuriyete Spor Dergileri” Onur Yıldız (https://www.academia.edu/67261789/Onur_Y%C4%B1ld%C4%B1z_Osmanl%C4%B1dan_Cumhuriyete_Spor_Dergileri?email_work_card=title)

[4] Hakan Aydın (2009) “İdman (1913-1914): İlk Kapsamlı Spor Dergisi Üzerine Bir İncelemeErciyes Üniversitesi İletişim Fakültesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı: 27 / 2009/2, s.153-169 (yazıya dergipark.org.tr’den ulaşılabilir).


Bağlantılı yazı, bkz. : Yeni Bir Amatör/Sportif Denizcilik Anlayışı İçin

* Osmanlı son dönemi denizciliği hakkında bkz.: 19. Yüzyılın İkinci Yarısında İstanbul Gemicilik Şenlikleri: Büyükada (Prinkipo) Regattaları ve Adanın Dönüşümü / Bengi Su Ertürkmen Aksoy ve Neşe Gurallar (Sunuş: Osmanlıda Gelenin, Kalanın, Kaybolanın, Yok Olanın İzleri…/ Sezar Atmaca) (Yazarların izniyle, Haziran 2023)

Similar Posts

  • Eski Denizcilik Dergileri Dizini II: Av ve Deniz (Eylül 1945-Nisan 1948)

    “Memleketimizde Amatör Yelkencilik Nasıl Başladı?”

     Sezar Atmaca

    “Eski Denizcilik Dergileri Dizini” Serisi Hakkında” yazısında söz ettiğimiz dergilerden biri olan Av ve Deniz dergisi (Eylül 1945-Nisan 1948) 18 sayı yayımlanır, ancak dört sayısına henüz ulaşamadım (sayı: 7, 15, 16, 17). 30 Eylül 1945 tarihli ilk sayı künyesine göre dergi “av, deniz, balıkçılık, binicilik, dağcılık, otomobil, tayyarecilik sporlarından, turizm, bahçe ziraati ve amatör fotoğrafçılıktan” söz edecektir.
    İlk sayıda Önsöz’de Turhan Tamerler derginin çıkış hikâyesini anlatır. (…)
    Dergi yazıları ağırlıkla derginin adı gibi avcılık (kara avcılığı ve balıkçılık) ve denizcilikle ilgilidir ki bu durum kapak görsellerine de yansır: yayımladığımız sayılardan üçünün kapağı denizcilikle, kalanı avcılıkla ilgilidir.
    Kara avcılığının da denizcilik/yelkencilik gibi bir spor sayılması, avcılıkla/denizciliğin birlikte anılması o yıllar için sıradan bir durumdur. Çünkü dönem … özellikle kara avcılığının başlıca amatör spor kabul edildiği, en kolay ve ekonomik ulaşım yolunun denizyolu olduğu, avcıların sulak alanlarda avlanmak veya av sahalarına ulaşmak için tekne kullandığı yıllardır. Dolayısıyla avcılık (özellikle kara avcılığı) amatör denizciler arasında da popülerdir. Sembol isimlerden biri, (…) “Çulluk Sait” lakaplı, İYK/İstanbul Yelken Kulübü’nün kurucularından ve 1957-60 arasında TYF/Türkiye Yelken Federasyonu başkanlığını yapmış olan Sait Selâhattin Cihanoğlu’dur.

    “…Yatçılık bir zevk ve sefa alemi değildir. Yachting ada ile Moda arasında pupa yelken, güvertede sırt üstü yatmak ve dostlarla sohbet etmek manasına gelmez.”, (Sayı 1, Eylül 1945), ya da“… Marmara Adası’na kadar gidip gelmek 140/150 milin içindedir. Av ve Deniz mecmuası böyle bir yarış açtı. Kimse rağbet etmedi.”(Sayı 11, Ekim 1946), diyen Fikret Bayraktaroğlu’nun eleştirileri gibi o yılların denizciliği hakkında fikir verecek birçok yazı dergide yer alır. Örneğin Sadun Boro’nun Bir Hayalin Peşinde (Ege Yayınları, 2004) kitabında tanıttığı ve “onun yardımı ile ben de yazı ve yayın hayatına … başlamış oldum” dediği Bahriyeli Ali Rıza Seyfi’nin (Dayıbey) amatör denizciliğe, amatör yelkenciliğe ait hatıralarını aktardığı “Memleketimizde Amatör Yelkencilik Nasıl Başladı?” (Sayı 14, Mayıs 1947) başlıklı yazı serisinin ilk yazısı da bunlardan biridir. Amatör-sportif denizcilik tarihinden söz eden ilk yazılardan biri olan bu önemli makaleyi de tarayarak dizinin sonuna ekledim.
    Av ve Deniz dergisinin içindekiler görselini ve altına da bizi ilgilendireceğini düşündüğüm makalelerin dizinini verip, bazı makalelerin yanına parantez içinde kısa açıklamalar ekledim.

  • |

    Yazı Sayısı mı Kalitesi mi?

    Mesut Baran yönetimindeki Yelken Dünyası amatör denizciliğimizin amatör yüzünün yüzakıydı uzun yıllar. Dergiye yönelik eleştirileri bile çekincesiz basar, gocunmaz, yazıyı kabul ederken de “burası sizin derginiz, yerinde eleştiriler bize yol gösterir” derdi. Onun yönetimindeki dergi bizler için de sığınılacak bir limandı ancak sayıların giderek daha fazla birbirine benzemeye, tekrara düşmeye başladığını düşününce Eylül 2006 sayısına bu yazıyı yazmıştım.

    Yelken Dünyası’nın Ağustos sayısını okuduğumda aklıma “Acaba Yelken Dünyası gönderilen her yazıyı olduğu gibi basmakta mıdır?” sorusu geldi. Gelen her yazıyı istisnasız basmanın belki yazı çeşidi (nicelik) yönünden dergiye epey bir katkısı olsa da yazıların öncelikle nitelik yönünden katkısını da düşünmek gerekmez mi? Dergiyi daha değerli yapacak olan nitelik değil midir? Gelen yazıların dilbilgisi, derdini anlatabilme, yeni bilgiler-yeni bakış açıları sunma, konuya hakimiyet, yeterlik, gelişmelerden-mevcut ve yeni yazılı eserlerden haberdar olma, gelişmeleri aktarma, tekrara düşmeme, vb. kriterlerle değerlendirilmesi daha doğru olmaz mı? Bu açıdan bakıldığında kimi yazıların eksikliklerini, zaaflarını gidermesi için iade edilmesi, kimi yazılara okuyucuyu bilgilendirmek için kısa notlar düşülmesi gerekmez mi?

  • İçinde Tuzla ve Tersane Kelimeleri Geçmeyen Yazılar

    Yazı tersane bölgelerindeki kazaların/iş koşullarının neden en ufak bir şekilde denizcilik/yatçılık dergilerinde yer almadığını sorguluyor (2008). Giderek artan teknelerin muhteşemliği veya üreticilerin “başarısı” ile dolu haberlere rağmen bu konudaki “sessizlik”  günümüzde de sürüyor.

    İster özel tekne üretsin, ister gemi buradaki durumun vehametini kamuoyuna ulaştırmak, bu konuda hazırlanmış raporları okuyuculara duyurmak, mümkünse “tarafların” görüşlerini aktarmak, gösterime giren belgeselin haberini vermek, yani “insan hayatı” konusunda denizcilik dergilerinden hassasiyet beklemek nafile midir? Çalışma ekonomisi uzmanı 110 öğretim üyesi “Tuzla’daki ölümlere seyirci olmak istemiyoruz. Biz katkıya hazırız.” (Radikal 15.06) derken dergilerin de katkıda bulunacakları bir “seviye” yok mudur?

    En iyi ihtimalle söylersek bu konudaki empati yokluğunu, temassızlığı, kaygısızlığı, soğukluğu, seyirci kalmayı neye bağlayabiliriz? Olan-bitene ilişkin hiçbir insani endişe ve sorumluluk taşımayan, sadece tüketime kıymet veren  bir duruş mudur bu?

    Denizcilikle, teknelerle ilgili onca haber içinde (malzeme, teknoloji, üretim) bunca tekneyi yapan emeğin, insan hayatının  malzeme, alet-edevat,  ekipman,  yarış… kadar değeri yok mudur? Denizcilik Bayramı (1 Temmuz) kutlamalarında denizcilikteki gelişmelerden söz ederken bunları da hatırlayan (yazılar) çıkar mı?

  • |

    Deniz Seyahati (1944-1945)

    Sunuş : “…kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum” / Sezar Atmaca

    Daha önce (Kasım 2022’de) yayımladığımız Samsun’da Deniz Faaliyeti (1945-46) yazısının sunuşunda  bu sahafiye belgeden de söz etmiştik:

    “Yöresindeki iktisadi/ticari konuları ele alan 1940’lı yıllarda hazırlanmış benzer ödev örneklerine de rastladım. Örneğin Güney illerimizden Mersin’deki (Gilindire, bugünkü Aydıncık) bir kış yolculuğunu anlatan Deniz Seyahati (1944-45) başlıklı ödev de bir arkadaşımın arşivinde yer alıyor. Samsun-Mersin gibi birbirine çok uzak iki ilimizin okullarında benzer ödevlerin hazırlanması 1940’larda bu tür ödevlerin MEB talimatları çerçevesinde yapıldığını düşündürüyor. Eğer öyleyse benzer birçok ödev günyüzüne çıkabilmek için araştırılmayı/bulunmayı bekliyor demektir.”

    Sevgili arkadaşımız Murat Koraltürk’e bu sahafiye belgeyi bizimle paylaştığı için teşekkür ederiz.

    Kapakla birlikte 8 suluboya renkli çizimin yer aldığı bu ödevi, Silifke’de lise son sınıf öğrencisi olan, 18 yaşındaki Kâmil Doğruöz hazırlamış. Kalın karton kapaklı, 21×14.5 santim ebadında, tel halkalı, sayfa aralarına pelur kâğıt sayfa eklenmiş, her sayfasında bir tekne çizimi olan özenli bir ödev Deniz Seyahati (1944-45). Samsun’da Deniz Faaliyeti’nde olduğu gibi bu metinde de epey imla/yazım hataları varsa da ödevin güzelliğine gölge düşürmediği gibi o dönem bunlara çok önem verilmediğini de gösteriyor. Resim altındaki açıklamalar metinle karıştığı için, yeşil çizgiyle resim altyazısı ile metni ayırdım.

    Kâmil Doğruöz’ün ailesinin yaşadığı Gilindire o dönemde  yerlilerin Kelindir dediği Gülnar kazasının merkezi. İlçeye adını veren Gülnar, şimdiki adı Aydıncık olan Gilindire/Kelenderis kasabası.

    Bayram tatilinde ailesini görmek için Silifke’den Gilindire’ye gelen Kâmil Doğruöz, dönüşte kızkardeşini de yanına alarak Akbaba motoru ile Taşucu’na oradan da arabayla Silifke’ye gitmek üzere 1 Aralık 1944’te (bir kanunievvel) “deniz seyahati”ne başlar. Yelken açan teknenin sereni kırılır, tamir edilir, hava sertleşince tekrar kırılır, motor çalışmaz, fırtınayla baş edilmeye çalışılır. Akbaba, Tekin ve Aygır tekneleri aynı yolun yolcusudur. Uğranılan, sığınılan limanlar, koylar, arızalanan/yedeklenen tekne, yelken tamiri, makine tamiri, balık avı, kıçtan kara, gece yelken seyri… Bir hafta süren, yaklaşık 35-40 millik maceralı bir deniz yolculuğunu anlatan kısa bir ödev metni “Deniz Seyahati”.

    Seyirde karşılaşılan sorunlarla uğraşılırken kız kardeşine cesaret vermeye çalışan Kâmil Doğruöz selametle karaya ulaşınca doğal olarak kışın yapılan bu seyre ihtiyatla yaklaşmış:

    “ Bu seyahatimde heyecanlı dakikalar ve tehlikeler atlatmakla cesaretimin artması ile beraber kışın deniz yolculuğunun kötülüğünü de anlamış oldum.”

    Deniz Seyahati’nin, rotasını bölgenin SHOD haritasının ilgili parçasında göstermeye çalıştım:

  • |

    Fırtına Nerede?

    Hangi deniz, hangi rüzgâr, hangi “haber” buluşturur bizi?

    Denizdeki her olay denizi, denizciliği tanımak, tanıtmak için bir fırsattır ama bunun gerçekleşmesi konuya yaklaşıma ve eklenecek bilgilere bağlıdır.

    2006’da yaşanmış bir kaza dolayısıyla haberlerin ele alınışını, bilginin kaybolmasını, magazinleştirilmesini ve gittikçe kaybolan amatör ruhu ele alan bir değerlendirme…

    Birçok göstergeye bakarak ülkemizde denizciliğe olan ilginin, denize açılan insan ve tekne sayısının giderek arttığı söylenebilirse de genel olarak bu artışın denizcilik kültürünü incelttiğini, ona yeni “değerler” kattığını söylemek oldukça zor.

    Denizciliğin daha dar alanlardan çıkıp giderek yaygınlaşmasından söz edeceksek canlı, ufku açık, her bindiği teknenin şarkısını söylemeyen kendi değerleri ve kimliği billurlaşmış amatör ruhlu bir denizcilik kültürü için mevcut veya oluşmaya başlayan kimi değerleri sorgulamamız, bu alandaki olumlu mirasa sahip çıkmamız gerekir. Çok sayıda parametreden (tekne, eğitim, kurum, yayın -kitap, dergi, gazete-, sporcu, yarış, sponsor vb.) farklı örnekler vermek mümkün ama çok daha sıradan birkaç örnekle konuya gireyim.

    Tekne sayısı arttıkça usturmaçalarını üzüm salkımı gibi sarkıtarak seyreden tekne sayısının artması; liman içinde VHF telsizlerinin 1 watt değil de 25 watt çıkış gücünde kullanılarak herkesin rahatsız edilmesi sıradan bilgilerin bile “içselleştirilemediğini” gösteren örnekler. Bir değerin oluşabilmesi, kalıcılaşması için sadece bilgiye sahip olmak yetmiyor, o bilginin “içselleştirilmesi” de gerekiyor. Doğaldır ki bu alandaki gelişmeler denizdeki yağmurla, fırtınayla gelip yerleşmiyor, ülkenin kültüründeki olumlu ve olumsuz (zaafları, eksiklikleri…) yönleri, gelişmeleri bünyesinde taşıyor, yansıtıyor. Ayrıca denizcilik adına yapılan her şey iyidir gibi ilkesiz, ölçüsüz bir anlayışın yaygınlığı da bunu pekiştiriyor. Örneğin “Türkiye Yelken Açtı” başlığıyla gazetemiz (Milliyet Pazar, 4 Haziran) 2 tam sayfa haber yapıyor ama muhabir yaptığı röportajların yönlendirmesiyle (!) amatör denizci belgesiyle “şilep” kullanılabileceğini yazıyor.

    Denizcilik alanındaki gelişmeleri, tartışmaları her açıdan değerlendirmek, eleştirmek, denizciliğin ufkunu açacak yerel ve evrensel kuralların, değerlerin, referansların belirginleştirilmesini, sindirilmesini sağladığı gibi amatör bir ruhu kaybetmeden filizlenmekte olan denizcilik dilinin, kimliğinin ve sonucunda kültürünün sınırlarını çizebilir.

  • |

    Denize Su Taşımak

    Naviga dergisinde üç ay boyunca (Mayıs, Haziran, Temmuz 2005) yayımlanan Yücel Köyağasıoğlu’nun, “Tekne Tipleri” yazı dizisinde verilen kimi bilgilerin, referans olarak gösterilen kaynaklarla dahi uyuşmaz ve özellikle eski kaynaklarla dahi çelişirken, kesin hüküm içeren bir dil kullanmanın sakıncalarını gözler önüne sererek daha açık uçlu tartışmalara zemin oluşturmak amacı ve düşüncesiyle yazılmıştı “Denize Su Taşımak”. “Yoruma açık, tartışmaya açık, yanlış bildiğimiz ya da kullandığımız konuları ve terimleri ortaya döküp, sağırlar diyaloğuna çevirmeden tartışabilirsek, denizcilik kültürünün zenginleşmesine bir nebze de olsa katkımız olur umarım.” dileğiyle de bitirmiştim yazıyı. Gerek Köyağasıoğlu’nun soru/sorunlara değinmeyen, cevap bile sayılamayacak yazısı gerekse cevabımı ötelemeye çalışan derginin olumsuz tavrı nedeniyle tartışmayı sürdürmedim.
    (Not: Görsellerini ilettiğim fotoğrafların altyazıları Naviga dergisinde yanlış basılmıştır. Ekim 2005 sayısında yer alan Naviga’daki yazının ilk sayfasındaki çizim gulet değil, “velena yelkenli sefine”, üçüncü sayfadaki ise gulettir.)